Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi E.2022/456 K.2024/1391

🏛️ Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi 📁 E. 2022/456 📋 K. 2024/1391 📅 12.12.2024

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2022/456 Esas - 2024/1391 Karar
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/456
KARAR NO : 2024/1391
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : ANKARA13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/10/2021 (Karar), 27/12/2021 (Ek Karar)
NUMARASI : 2021/4 Esas 2021/543 Karar
DAVACILAR :
VEKİLİ
DAVALI
DAVA : Menfi Tespit (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 05/01/2021
KARAR TARİHİ : 12/12/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 12/12/2024
Taraflar arasındaki bankacılık işlemlerinden kaynaklanan menfi tespite ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı taraf vekillerince süresinde ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Ankara 9. İcra Müdürlüğü nezdinde 2019/10261 Esas numarasıyla başlatılan icra takibinde borçlu ...'nin 27.07.2020 tarihinde vefat ettiğini, Hilvan Noterliğinin 02931 yevmiye numaralı, 07.08.2020 tarihli mirasçılık belgesinden anlaşılacağı üzere geriye mirasçıları olarak davacıların kaldığını, muris ...'nin vefatı ile davalı bankanın talebi üzerine takibe davacılar üzerinden devam edildiğini, davacılara 41.188,65 TL borç miktarı içeren muhtıra tebliğ edildiğini, borcun sebebi olarak Kredi Taahhütnamesi/Sözleşmesi, hesap özeti gösterildiğini, muris ...'nin davalı banka nezdinde herhangi bir kredi taahhütnamesi, sözleşmesi bulunmadığını, imzaların murise ait olmadığını, dolayısıyla bir borcu da bulunmadığını iddia ederek borca dayanak genel kredi ve teminat sözleşmesi nedeniyle borçlu olmadıklarının tespiti ile takibin mirasçı davacılar yönünden iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; genel kredi sözleşmesinin müteselsil kefil sıfatıyla borçlu-müteveffa tarafından imzalandığını, borçlu-müteveffanın müteselsil kefaleti kanunun aradığı şartları taşımakta olup borçtan sorumlu olduğunu, Türk Borçlar Kanununun 584. maddesinin 1. fıkrası gereğince borçlu-müteveffa ...'nin eş muvafakati de olduğunu, atılan imza ile borçluya ait diğer imza örnekleri arasında basit bir karşılaştırma yapıldığında dahi gözle görülür bir farklılık bulunmadığını, müteselsil kefil hakkında icra takibine başlanabilmesi için asıl borçluya gönderilen ihtarın sonuçsuz kalmasının yeterli olduğunu, kefalet borcu, kefilin vefat etmesiyle sona ermeyeceğini, mirasçıların kefalet borcundan müteselsilen sorumlu olacağını belirterek davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; Ankara 9. İcra Müdürlüğünün 2019/ 110261 sayılı icra takibine dayanak ıslak imzalı 05.02.2016 tarihli genel kredi sözleşmesindeki imzanın murisin eli ürünü olmadığı, kredi sözleşmesinde asıl borçlunun murisin oğlu olduğu, muris eşinin kefalet yönünden eş sıfatı ile imzasının bulunduğu ve bu imzalara itirazın olmadığı gözetildiğinde murisin imzasının kendisine ait olmamasının hukuki sonuçlarının eldeki davada değerlendirilecek mahiyette olmadığından imzanın murise ait olmaması nedeniyle muris ve mirasçıları yönünden hukuki sorumluluğun bulunmadığı gerekçeleriyle davanın kabulü ile Ankara 9. İcra Müdürlüğü'nün 2019/10261 dosyasında dayanak olan 05.02.2016 tarihli genel kredi sözleşmesinde müteselsil kefil konumunda bulunan ... altındaki imzanın ...'ye ait olmadığı tespit edildiğinden ... mirasçıları yönünden takibin iptaline, 05.02.2016 tarihli genel kredi sözleşmesi kefili ... yönünden mirasçılar yönünden borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmiştir.
Mahkemece, 27/12/2021 tarihli ek karar ile davacılar vekilinin kötüniyet tazminatı talebinin İİK'nun 72. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacılar vekilinin 27/12/2021 tarihli ek karara yönelik istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece HMK'nun 305/A.maddesi gereğince hükmün tamamlanmasına ilişkin taleplerinin reddine dair ek kararın hatalı olduğunu, dava konusu takibin dayanağı olan sözleşmedeki kefalet imzasının murise ait olmadığı tespit edildiğinden müvekkilleri lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini bildirerek ilk derece mahkemesinin 27/12/2021 tarihli ek kararının kaldırılmasını istemiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece hükme esas alınan grafoloji raporunun eksik ve yetersiz olduğunu, rapora karşı itirazlarının değerlendirilmediğini, kefaletin müteveffa tarafından imzalanmış olup, kanunun aradığı şartları taşıdığından geçerli olduğunu, bu nedenle davacıların borçtan sorumlu olduklarını, kefillere başvuru şartlarının da oluştuğunu, kefilin vefat etmesi ile kefalet borcunun sona ermeyeceğini, mirasçıların sorumlu olmaya devam edeceğini bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava; icra takibine konu genel kredi sözleşmesindeki imzanın murislerine ait olmadığının ve takipten dolayı borçlu olmadığının tespiti ile takibin iptali talebine ilişkindir.
6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
Genel kredi sözleşmesi, mukayese imza örnekleri, Ankara 9. İcra Müdürlüğünün 2019/10261 esas sayılı icra dosyası, grafoloji raporu ve sair deliller dosya arasında mevcuttur.
Davacı yanca, davalı tarafından Ankara 9. İcra Müdürlüğünün 2019/10261 Esas sayılı dosyasında takibe dayanak yapılan genel kredi ve teminat sözleşmesindeki kefalet imzasının davacıların murisi ...'ye ait olmadığından borçlu olmadıklarını iddia etmekte, davalı yan ise, muris ...'nin kefaletinin yasal koşullara uygun olarak alındığını, muris ... eşinin muvafakatının da bulunduğunu ve eş rızasındaki imzaya yönelik bir itirazın olmadığını, kefaletin geçerli olduğunu savunmaktadır.
Murisin mukayese imzalarına havi belgeler incelenerek grafolog adli tıp uzmanı tarafından düzenlenen 28/09/2021 tarihli bilirkişi raporunda takip konusu borcun dayanağını teşkil eden sözleşmedeki adına atfen atılı imzaların muris ...'nin eli ürünü olmadığının tespit edilmiş olması ve raporun ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli olması karşısında ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden davalı vekilinin istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.
Davacılar vekilinin tashih taleplerinin reddine ilişkin 27/12/2021 tarihli ek karara yönelik istinaf itirazlarının incelenmesine gelince;
HMK 304 maddesinde "(1) Hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. Hüküm tebliğ edilmişse hâkim, tarafları dinlemeden hatayı düzeltemez. Davet üzerine taraflar gelmezse, dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebilir.
(2) Tashih kararı verildiği takdirde, düzeltilen hususlarla ilgili karar, mahkemede bulunan nüshalar ile verilmiş olan suretlerin altına veya bunlara eklenecek ayrı bir kâğıda yazılır, imzalanır ve mühürlenir." hükmüne yer verilmiştir.
HMK 305 maddesinde " (1) Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir.
(2) Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez." düzenlemesine yer verilmiştir.
HMK 305/A maddesinde "(1) Taraflardan her biri, nihaî kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda, ek karar verilmesini isteyebilir. Bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilir." hükmü düzenlenmiştir.
Tavzih ve tamamlama talebi ile usulünü düzenleyen HMK'nın 306.maddesinin başlığı ise "Tavzih Talebi ve Usulü" şeklinde iken 22/07/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanunun 28'nci maddesiyle, 306.maddenin başlığı " Tavzih ve Tamamlama Talebi İle Usulü" şeklinde değiştirilmiş, birinci fıkrasına "Tavzih" ibaresinden sonra gelmek üzere "veya tamamlama" ibaresi ile birinci ve üçüncü fıkralarına "tavzih" ibarelerinden sonra gelmek üzere "veya tamamlama" ibareleri eklenmiştir.
Somut olayda, davacı yanca, davalı tarafından başlatılan takibe dayanak teşkil eden genel kredi sözleşmesindeki kefalet imzasının murislerine ait olmadığından takip konusu borç nedeniyle borçlu olmadıklarının tespiti istemiyle eldeki dava açılmış olup, davacılar vekili 12/03/2021 tarihli dilekçe ile davalı bankanın icra takibi başlatmakta haksız ve kötü niyetli olduğunu iddia ederek müvekkilleri lehine alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiş, ilk derece mahkemesince bu talep yönünden olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulmamıştır.
Davacılar vekilince bunun üzerine 21/12/2021 tarihli dilekçe ile kötü niyet tazminat talepleri yönünden HMK'nun 305/A.maddesi gereğince karar verilmesi talep edilmiş, ilk derece mahkemesi 22/12/2021 tarihli ek karar ile kötü niyet tazminatı koşulları bulunmadığından davacılar vekilinin kötü niyet tazminatının reddine karar verilmiş ise de,
İİK'nun 72/5.maddesinde; "(Değişik: 9/11/1988-3494/6 md.) Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz." hükmü düzenlenmiştir.
Muris ...'in dava konusu icra takibine dayanak genel kredi sözleşmesinde müteselsil kefil sıfatıyla imzası bulunmakta ise de, mahkemece alınan 28/09/2021 tarihli bilirkişi raporu ile tespit edildiği üzere söz konusu sözleşmedeki kefalet imzasının muris ...'in eli ürünü olmadığı tespit edilmiş olup, dava konusu kredi sözleşmesinin düzenlenmesi aşamasında bu sözleşmeye müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imza atan kişilerin kimliklerini bilmek (ve denetlemek) sözleşmenin hakim tarafı olan davalı bankanın yükümlülüğünde olduğundan sözleşmede yer alan imzaların kime ait olduğunu bilebilecek durumdadır. Bu nedenle de alacaklı bankanın, sözleşmedeki sahte imzaya dayalı olarak davacılar aleyhinde icra takibine başlaması, takipte haksız ve kötü niyetli olduğunu gösterir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29.01.2014 tarih ve 2013/19-469 Esas 2014/45 Karar sayılı emsal içtihatı).
Hal böyle olunca, davacıların yargılamada karar verilinceye kadar ıslah talebi olmaksızın kötü niyet tazminatı talep edebileceği gözetilerek ilk derece mahkemesince kötü niyet tazminatının kabulüne karar verilmesi gerekirken gerekçeli kararda bu konuda olumlu olumsuz bir karar verilmemesi ve 27/12/2021 tarihli ek karar ile yazılı gerekçe ile kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmadığından ve yukarıda açıklanan Yasa hükümleri kapsamında söz konusu eksikliğin HMK'nun 305/A.maddesi kapsamında tamamlanması mümkün olmakla davacılar vekilinin 27/12/2021 tarihli ek karara yönelik istinaf itirazlarının kabulü gerekmiştir.
Öte yandan, davacı yanca 20/10/2021 tarihli gerekçeli karara karşı ayrıca istinaf itirazları ileri sürülmemiş ise de, HMK'nun 304/2.maddesinde "Tashih kararı verildiği takdirde, düzeltilen hususlarla ilgili karar, mahkemede bulunan nüshalar ile verilmiş olan suretlerin altına veya bunlara eklenecek ayrı bir kâğıda yazılır, imzalanır ve mühürlenir." hükmü düzenlenmiş olup, söz konusu hüküm uyarınca tashih talebi üzerine verilen kararlar gerekçeli kararın eki niteliğinde olmakla ve mahkemece 27/12/2021 tarihli ek karar ile davacıların kötü niyet tazminatı talebinin reddine dair karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmasının aynı zamanda 20/10/2021 tarihli gerekçeli kararda kötü niyet tazminatı talebinin reddi hususunda olumlu olumsuz bir karar verilmemiş olmasına karşı istinaf itirazı niteliğinde olduğu da gözetilerek ilk derece mahkemesinin 20/10/2021 tarihli kararının ve 27/12/2021 tarihli ek kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
Tüm bu nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin 27/12/2021 tarihli ek kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
A)1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Davalıdan alınması gerekli olan 2.813,60 TL harçtan peşin alınan 703,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.109,90 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davalı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
B)1-Davacılar vekilinin ilk derece mahkemesinin 27/12/2021 tarihli ek karara yönelik istinaf başvurusunun KABULÜ ile,
Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27/12/2021 tarihli ve 2021/4 Esas 2021/543 Karar sayılı ek kararının ve 20/10/2021 tarihli gerekçeli kararının HMK'nın 353/(1).b-2 maddesi uyarınca kötü niyet tazminatı yönünden KALDIRILMASINA,
2-Davanın KABULÜ ile;
Davacıların Ankara 9. İcra Müdürlüğü'nün 2019/10261 esas sayılı dosyası ve icra takibine dayanak olan 05.02.2016 tarihli genel kredi sözleşmesi nedeniyle borçlu olmadıklarının tespitine, takibin davacılar yönünden iptaline,
3-İİK'nun 72/5.maddesi gereğince takip konusu 41.188,65 TL alacağın %20'si oranında hesaplanan 8.237,73‬ TL kötü niyet tazminatın davalıdan alınarak davacılara verilmesine,
4-Alınması gereken 59,30 TL harcın peşin alınan 703,40 TL harçtan mahsubu ile fazla kalan 644,10 TL harcın davacıya iadesine,
5-Davacı tarafından yatırılan 59,30 TL başvurma harcının davacı üzerinde bırakılmasına,
6-6325 sayılı yasanın 18/A maddesi gereği Adalet Bakanlığı tarafından karşılanan ve yargılama giderinden sayılan Arabuluculuk Ücret Tarifesinde belirtilen iki taraf için iki saatlik ücret tutarı karşılığı olan 1.320,00-TL arabulucu ücretinin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
7-Davacılar taraf kendisini vekille temsil ettiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesince belirlenen 6.154,52 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine,
8-Davacılar tarafından yapılan toplam 780,60 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
9-Taraflarca yatırılan gider avansından dosyada kalan kısmın karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
B)1-Davacılardan istinaf karar harcı olarak alınan 80,70 TL harcın talep halinde davacılara iadesine,
2-Davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile dosyanın istinafa gönderim giderinin 60,60 TL yargılama gideri olmak üzere toplam 281,30 TL'nin davalıdan alınarak davacılara verilmesine,
3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda uyuşmazlık konusu miktar dikkate alındığında HMK'nın 362. maddesi gereğince kesin olmak üzere, tarafların yokluğunda oy çokluğu ile karar verildi. 12/12/2024
Başkan- Üye - Üye - Zabıt Katibi -
(Karşı Oy)
KARŞI OY
Davacılardan ... ile davalı banka arasında 05/02/2016 tarihli GKS imzalanmış ve kredi kullandırılmıştır. Davacı eş ... de aynı tarihli belge ile kefalete muvafakat etmiştir. Muris de aleyhine başlatılan icra takibine itiraz etmemiştir. Bu anlatılan süreç gözetildiğinde GKS de asıl borçlu olan ve krediden faydalanan ... ile kefalete muvafakat eden davacı ...'nin mirasçı sıfatı ile kendilerine yönelinemeyeceğini ileri sürmeleri hukuken dinlenebilir olsa da haklarında mirasçı sıfatı ile yapılan takibin kötüniyetli olduğu söylenemez. Zira borcun varlığı konusunda krediyi kullanan ve kefalete muvafakat eden kişinin bankanın kötüniyetli olduğunu ileri sürmeleri dinlenemez bir iddia niteliğindedir. Diğer mirasçılar yönünden de özetlenen süreçte yer alan borçlu, kefil ve muvafakat eden eşin hukuki fiilleri ve murisin icra takibine itirazının bulunmaması gözetildiğinde takip sırasında ölen murisin mirasçıları aleyhine takibe devam edilmesinde davalı bankanın kötüniyetli olduğu somut olayın özelliğine göre söylenemeyeceğinden davacıların kötüniyet tazminatı istemlerinin reddi gerektiği kanısında bulunduğumdan sayın çoğunluğun kararına katılamıyorum.12/12/2024
Başkan -