Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi E.2023/1163 K.2025/1463
T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2023/1163 Esas 2025/1463 Karar
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/1163
KARAR NO : 2025/1463
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 27/04/2023
NUMARASI : 2018/58 Esas 2023/286 Karar
DAVA : Tespit
DAVA TARİHİ : 23/01/2018
KARAR TARİHİ : 04/12/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 29/12/2025
Taraflar arasındaki tespit istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın usulden reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacılar vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin davalılardan ... Holding A.Ş'de sahip oldukları hisselerin tamamını İngiltere'de kurulu yabancı bir şirkete devrettiklerini, diğer davalı ... İşletmeleri A.Ş'nin ise ... Holding'in iştiraklerinden olduğunu, ... Grup şirketlerine 26/10/2015 tarihinde kayyım atandığını, atanan kayyımların müvekkillerinin hisselerinin devrini pay defterine işlemekten imtina ettiklerini, kayyım tarafından aralarında müvekkillerinin de bulunduğu ... ailesinin Holding hisselerinin doğrudan sahibi olduklarının iddia edildiğini, şirketlerdeki hisseye bağlı hak ve menfaatlerin halen ... ailesine ait olduğunun tartışmasız olduğunu, ... Grubu şirketlerine kayyım atandıktan sonra kayyımların müvekkillerinin kullandıkları veya kullanımına tahsis edilmiş mülkiyeti davalı şirketlere ait gayrimenkulleri baskı ve tahliye tehdidi ile müvekkillerine kiraladıklarını, kayyım atanmadan önce müvekkillerinin ikamet amaçlı kullandıkları ve mülkiyeti davalı şirketlere ait gayrimenkullerin kira bedellerinin müvekkillerin hissedarı bulundukları şirketler nedindeki alacaklarından mahsup edilmek suretiyle ödendiğini, müvekkilleri aleyhinde yapılan kira alacaklarına ilişkin icra takiplerine yapılan itiraz ve takas defileri üzerine davalıların İcra Mahkemeleri nezdinde itirazın kaldırılması ve tahliye talepli dava ikame ettiklerini belirterek müvekkillerinin davalı şirketler nezdinde şirket pay sahipliğinden kaynaklanan her bir müvekkilinin davacının davalı şirketlerden olan avans kredi, borç, masraf alacağı, dağıtılmamış kar payı alacaklarının ne kadar olduğunun bilirkişi marifeti ile tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıların hisselerini İngiliz şirketine devretmiş bulundukları yönündeki iddiayı kabul etmediklerini, iddia olunan devir işleminin geçersiz olduğuna yönelik tespit davası açıldığını, konunun aynı zamanda Londra mahkemeleri nezdinde de yargısal süreçlere konu edildiğini, devir işleminin ciddi şüpheler barındırdığını, davacıların ileri sürdüğü avans, kredi, borç ve masraf alacağına ilişkin şirket muhasebe kayıtları üzerinde yapılan inceleme ve değerlendirmeler neticesinde bu kalemde herhangi bir alacağa rastlanılmadığını, şirket kayıtlarına göre davacıların anılan kalemler yönünden borçlu olduğunu,
davacılar aleyhine müvekkilleri tarafından açılmış derdest sorumluluk davaları bulunduğunu, bu davaların sonuçlanmasıyla davacıların şirkete olan borçlarının aynı miktarda artacağını, şirket muhasebe kayıtlarında davacıların dağıtılmamış kar payı alacağı bulunmadığını, kar payı dağıtımının genel kurulun devredilemez yetkileri arasında bulunduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, davacıların dava dilekçesinde davalı şirketlerin hisselerinin yurt dışında kurulu bir şirkete devredildiği, davalının iddia ettiği gibi hisse devirlerinin geçersiz olması halinde dahi davacıların davalı şirketlerde pay sahipliğinin bulunduğu, buna bağlı olarak davalı şirketlerden avans, kredi, borç, masraf alacağı ve dağıtılmamış kar payı alacağının bulunduğu iddiası ile alacakların tespitinin talep edildiği, davacıların pay sahipliği iddiasına dayalı alacak taleplerini eda davası olarak açabilme imkanları varken tespit davası açmakta hukuki yararlarının bulunmadığı gerekçesiyle hukuki yarar yokluğu nedeniyle HMK'nun 114/1-h ve 115/2 madde hükmü uyarınca davanın usulden reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının davayı açmakta bir yararının bulunması için bu yararın dava açan hak sahibi ile ilgili olması ve dava açıldığı sırada halen mevcut bulunması, açılacak davanın, ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması, kişinin hakkına ulaşması bakımından mahkeme kararının o an için gerekli olması gerektiğini, müvekkillerinin sürekli olarak aleyhlerine başlatılan kira alacaklarına ilişkin icra takipleri ile karşı karşıya kaldığını, müvekkillerinin yöneticilerin şirketi tanıtmak ve reklamını yapmak amacı ile yaptıkları geçmiş dönem harcamalarına ilişkin faturalardan kaynaklı icra takipleriyle de karşı karşıya kaldıklarını, bu takiplerin davalı şirketler tarafından başlatıldığını, takiplere karşı yaptıkları itirazlar ve öne sürdükleri takas defi sonucunda, davalı şirketlerin icra mahkemeleri nezdinde itirazın kaldırılması ve tahliye talepli dava ikame ettiklerini, bu davalardan birkaçında alınan bilirkişi raporlarında icra mahkemelerinin dar yetkili mahkeme olduğu ve takasa konu alacağı inceleyemeyeceğinin belirtildiğini, icra mahkemelerinin takas def'ini inceleyemediğini, müvekkillerinin davalı şirketlerden olan alacağının hesaplamasını yapamadığını, anılan hukuki durum nedeni ile müvekkillerinin kanuni haklarını elde edemediğini, haklı olarak içinde bulundukları hukuki durumdan kaygı, güvensizlik ve endişe duyduklarını, müvekkilleri aleyhinde ikame edilmiş bulunan itirazın kaldırılması taleplerinin halen derdest olduğunu, müvekkillerle ilgili ikamet ettikleri evden tahliye olma tehdidinin halen devam ettiğini, mahkemece verilecek karar sonucunda, müvekkillerinin sürekli olarak benzer icra takiplerinden veya farklı konularda açılacak alacak davalarından kurtulmuş olacağını, müvekkillerinin hukuki durumlarındaki belirsizlik ve bundan kaynaklı endişelerinin giderilmiş olacağını, müvekkillerinin davalı ... Holding A.Ş.'de sahip oldukları hisselerin tamamını İngiltere'de kurulu yabancı bir şirkete devrettiklerini, diğer davalı ... İşletmeleri A.Ş.'nin de ... Holding A.Ş.'nin iştiraklerinden olup, vaki devir neticesinde müvekkilleri ilgili yabancı şirket üzerinden davalı şirketlerin dolaylı olarak hissedarı olduklarını, ... Grup şirketlerine hukuka aykırı olarak kayyım atandığını, atanan kayyımların müvekkillerinin ... Holding A.Ş.'deki hisselerinin devrini pay defterine işlemekten imtina ettiklerini, müvekkillerinin halen gerçek hukuki durumun aksine şirketin pay defteri kayıtlarında ... Holding A.Ş.'nin hissedarı göründüğünü, şirket hisselerinin tamamının mülkiyeti devredilen şirkete geçtiğini, kayyım tarafından aralarında müvekkillerinin de bulunduğu ... ailesi tarafından yapılan devirlerin geçersiz olduğu, böylelikle halen ... ailesinin Holding hisselerinin doğrudan sahibi olduklarının iddia edildiğini, müvekkillerinin belirttikleri gibi hisselerin devredildiği yabancı şirket üzerinden dolaylı olarak ya da kayyım heyetinin iddia edildiği gibi doğrudan olsun şirketlerdeki hisseye bağlı hak ve menfaatlerin halen ... ailesine ait bulunduğunu, ... Grubu şirketlerine kayyım atandıktan sonra kayyımların müvekkillerinin yıllardır ortak ve/veya yönetim kurulu üyesi sıfatıyla ikamet amaçlı kullandıkları veya kullanımlarına tahsis edilen mülkiyeti davalı şirketlere ait gayrimenkulleri baskı ve tahliye tehdidi ile müvekkillerine kiraladığını, davalılar ile müvekkilleri arasında muhtelif yeni kira sözleşmeleri imzalandığını, şirketlere kayyım atanmadan önce müvekkillerinin ikamet amaçlı kullandıkları ve mülkiyeti davalı şirketlere ait gayrimenkullerin kira bedelleri müvekkillerinin hissedarı bulundukları şirketler nezdindeki alacaklarından mahsup edilmek suretiyle ödendiğini, kayyımların zorlaması ile müvekkillerinsı rızası hilafına daha sonradan yapılan kira sözleşmelerinden doğan kira alacakları müvekkillerinsı kiralayan şirketlerden olan alacaklarından mahsup edilmediğini, müvekkilleri aleyhinde icra takibi başlatıldığını, icra takiplerine yapmış oldukları itirazların akabinde davalılar tarafından müvekkilleri aleyhinde icra mahkemesi nezdinde itirazın kaldırılması ve tahliyeye yönelik davalar açıldığını, bu davaların halen derdest olduğunu, müvekkillerinin mezkur şirketlerden icra takibi tarihi itibariyle sadece temettü bazında en az 104.205.090,22 TL alacaklı olduklarını, bunun yanında müvekkillerinin ilgili şirketlerden temettü alacağı yanında kredi, borç, avans ve masraf alacağı gibi alacaklardan doğan başkaca alacaklarının mevcut olduğunun beyan edildiğini, davalı şirketlerin kira alacağı iddiasına karşı müvekkillerinin şirketten olan alacağı sebebiyle takas talebinde bulunulduğunu, ...'da hem müvekkillerine hem de ... Holding A.Ş.'ye dağıtılacak karın da tespitinin gerektiğini, davalı şirketlerden olan alacağın bir mahkeme kararı ile tespit olunmadığından, aleyhlerine açılmış davalarda takas defi'ni kullanamadıklarını, müvekkillerinin davalı şirketler nezdinde hisse sahibi olmalarından kaynaklanan mali haklarının ve bu hakların parasal miktarının tespit ve belirlenmesini talep etmek zarureti hasıl olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava; şirket ortaklığından kaynaklanan kar payı alacağı ile şirketten olan avans, kredi, borç ve masraf alacağının tespiti istemine ilişkindir.
6100 Sayılı HMK'nun 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
Davacı yan işbu davada davalı şirketlerden olan kar payı alacakları ile davalı şirketler nezdinde pay sahipliğinden kaynaklanan avans, kredi, borç ve masraf alacağının bilirkişi marifetiyle tespitini talep etmiştir.
Bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığı yahut yokluğu, tespit davası açılabilmesi için yalnız başına yeterli değildir. Bundan başka o hukuki ilişkinin varolup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde, davacının korunmaya değer (meşru) bir hukuki yararının bulunması gerekir.
Bir hukuki ilişkinin hemen tespit edilmesinde hukuki yararın bulunması için davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel bir tehlike ile tehdit edilmiş olması, bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumunun tereddüt içinde bulunması, bu hususun davacıya zarar verebilecek nitelikte olması, yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup, cebri icraya yetki vermeyen (icraya konulamayan) tespit hükmünün bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olması gerekmektedir.
Davacının tespit davası ile istediği hukuki korunma (himaye), diğer dava çeşitlerinden biri ile sağlanabiliyorsa, o zaman davacının tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmayacaktır. Mesela boşanma davası açma hakkı olan bir eşin, ilk önce yalnız boşanma hakkının tespiti için bir tespit davası açmakta hukuki yararı yoktur. Bunun gibi eda davası açması mümkün olan davacının, aynı konuda tespit davası açmakta (kural olarak) hukuki yararı bulunmamaktadır (bkz. Prof. Dr. Baki Kuru/Prof. Dr. Ramazan Arslan/Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 25. Baskı, Ankara 2014, s. 260 - 261).
Somut olayda, davacı tarafından davalı şirketlerden olan kar payı alacakları ile davalı şirketler nezdinde pay sahipliğinden kaynaklanan avans, kredi, borç ve masraf alacağının tespiti istemli tespit davası açılmıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığı yahut yokluğu, tespit davası açılabilmesi için tek başına yeterli olmayıp, o hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacı yanın korunmaya değer bir hukuki yararının bulunması gerekmektedir. Şayet davacının tespit davası ile istediği hukuki koruma diğer dava çeşitlerinden biriyle sağlanabiliyorsa, davacının o konuda tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır. Davacı yan da, işbu davada davalı şirketlerden olan kar payı alacakları ile davalı şirketler nezdinde pay sahipliğinden kaynaklanan avans, kredi, borç ve masraf alacağının tespitini talep etmiş ise de, davacılar tarafından davalı şirketlere karşı anılan alacakların tahsiline dair eda davası açma imkanı bulunmaktadır. Eda davası açılabilecek hallerde ise, tespit davası açmakta davacıların hukuki yararı bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, mahkemece davacıların eda davası açabilecekken tespit davası açmakta hukuki yararının bulunmadığı, HMK'nun 114/1-h maddesi uyarınca hukuki yararın dava şartı olduğu, yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınacağı gözetilerek yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın usulden reddi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Davacılardan alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50 TL harcın davacılardan müteselsilen alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davalılar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 04/12/2025
Başkan - Üye - Üye - Zabıt Katibi -