Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi E.2023/252 K.2024/733

🏛️ Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi 📁 E. 2023/252 📋 K. 2024/733 📅 22.05.2024

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
35. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/252 - 2024/733
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
35. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/252
KARAR NO : 2024/733
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 07/12/2022
NUMARASI : 2021/664 Esas 2022/861 Karar
DAVACI :
VEKİLİ :
DAVALI :
DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)
KARAR TARİHİ : 22/05/2024
GEREKÇELİ KARAR
YAZILMA TARİHİ : 22/06/2024
Mahalli mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI
Davacı vekili dava dilekçesinde; 02.12.2010 tarihinde davacının yolcu olarak bulunduğu, davalı tarafından ZMMS ile sigortalı araç sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi ile meydana gelen trafik kazasında davacının yaralandığını, davacının tazminat istemiyle Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/535 Esas - 2020/231 Karar sayılı dosyasıyla açtığı davanın karara bağlandığını ve Yargıtay tarafından kararın bozulması neticesinde verilen ikinci kararın onandığını, ilk karardan sonra ve Yargıtay'ın bozma kararına göre verilen kararda davacı lehine hesap edilen tutarın değiştiğini ve bu ek miktarın davalıdan tahsili için icra takibi başlatıldığını, davalının icra takibine itiraz ettiğini, itirazın haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, usulüne uygun tebligat yapılmasına rağmen davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; davanın, trafik kazası nedeniyle bakiye destekten yoksun kalma tazminatının tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali talebine ilişkin olduğu, davacı vekilinin 02.10.2010 tarihinde davacının eşi ...'un sevk ve idaresindeki... plakalı aracın yaptığı tek taraflı trafik kazasında vefat ettiğini, aracın davalı tarafça ZMMS ile sigortalı olduğunu, Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan davanın kabul edildiğini, 2018/535 E. sayılı davada bozmadan sonra yeniden alınan raporda tazminat miktarının fazla çıktığı, ancak önceki karar davacı tarafça temyiz edilmediğinden davalı lehine kazanılmış müktesep hak olduğuna değinilerek hüküm kurulduğunu, bu kararın onanarak kesinleştiğini, bu nedenle bakiye alacağı olduğunu ve bakiye miktar için yapılan icra takibine itiraz edildiğini ileri sürerek eldeki davayı açtığı, Ankara 32. İcra Müdürlüğünün 2020/5147 sayılı takip dosyasında, Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/535 E. sayılı dosyasında bozmadan sonra tespit edilen bakiye 50.915,00 TL asıl alacak ve işlemiş faizi için takip yapıldığı, davalının borca ve faize itiraz ettiğinin görüldüğü, Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/535 E.sayılı dosyasında, ilk kararda davacı yönünden 73.934,99 TL'nin tahsiline karar verildiği, davalının temyizi sonucu PMF Yaşam tablosuna göre hesaplama yapılması gereğiyle hükmün bozulduğu, yeniden yapılan yargılamada miktarın 124.849,35 TL olduğu kabul edilerek, önceki hükmü temyiz edenin davalı olması nedeni ile aleyhe bozma yasağından hükmün davalı lehine müktesep hak olduğunun kabulü ile önceki miktardan hüküm kurulduğu, davacının temyizi sonucu kararın kesinleşmiş olduğunun görüldüğü, Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesindeki hesaplama farkının asıl olarak 2014 ve 2019 verilerindeki artıştan kaynaklandığı, esasında bozma sonrası 2014 verilerine göre hesaplama yapılmasının gerektiği, ancak yapılan hesaplama ve verilen karardaki tespit davacı tarafça temyiz edilmemekle davacı yönünden bu hesaplamanın kazanılmış hak kapsamına girdiği gözetilerek bakiye kısma ilişkin talebin kabulüne, bu kısma yönelik tespitin bilirkişi raporunda kaldığı, tahsiline ilişkin mahkeme kararının olmadığı, davalının ancak takip ile temerrüde düşürüldüğü gerekçesiyle; “Davanın kısmen kabulüne, Ankara 32. İcra Müdürlüğünün 2020/5147 sayılı dosyasında 50.915,00 TL asıl alacağa yönelik itirazın iptaline, takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, işlemiş faiz talebinin reddine, alacak likit ve muayyen olduğundan alacağın %20'si 10.183,00 TL inkar tazminatının davalıdan tahsiline,” karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; kararın usul ve yasaya aykırı olup, davada daha önce verilen karar ile usuli müktesep hak oluştuğunu, mahkemece bu hususun göz ardı edildiğini, buna ilişkin bir değerlendirmede de bulunulmadığını, Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin dosyasındaki kararın davacı tarafından istinaf edilmediğini, müvekkilinin istinafı sonrası verilen bozma kararı sonrasında yeniden hesaplanan miktar yönünden müvekkilinin usuli kazanılmış hakkı olduğunu, bu nedenle davacının alacak talep edemeyeceğini belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Mahkemece verilen kararda kamu düzenine aykırılıklar gözetilerek, HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf edenin sıfatına göre ve istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde;
Dava, trafik kazası neticesinde meydana gelen ölüm sebebiyle destekten yoksun kalma tazminatı istemidir. Davacı, daha önce Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesine açılan davada, destekten yoksun kalma talepli dava açtıklarını ve taleplerinin mahkemece hüküm altına alındığını, ancak kararın davalı tarafından temyiz edilmesi sonrasında kararın davalı lehine bozulduğunu, bozma sonrasında yapılan yargılama da ise zararlarının ilk kararda hesaplanandan fazla çıktığını, söz konusu davada bu miktarın hüküm altına alınmadığını ileri sürerek icra takibi ile bu miktarı icra yolu ile talep etmiş, davalının icra takibine itirazı üzerine de eldeki davayı açmış, yerel mahkemece davacının, daha önce açtığı davada hüküm altına alınan miktarı aşan zararı olduğu bozma kararından sonra mahkemece kabul edilmiş olduğundan bahisle davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından davacının aynı talep çerçevesinde açtığı davada, mahkemece hükmedilen miktarı temyiz etmemesi nedeniyle, müvekkili tarafından yapılan temyiz başvurusu sonrasında kararın müvekkili lehine bozulması nedeniyle, yeniden yapılan hesaplama çerçevesinde tazminat daha fazla hesaplansa dahi usuli kazanılmış hak gereğince yeniden talep edelemeyeceği ileri sürülerek istinaf edilmiştir.
Uyuşmazlık, davacının tazminat talepli açtığı davada mahkemece belirlenen tazminat miktarına itiraz etmemesi durumunda, söz konusu kararın davalının temyizi üzerine temyiz incelemesi sonucunda bozulması ile yeniden yapılan yargılamada tazminatın daha fazla olduğu tespit edilmesi durumunda davacının bozmadan sonra hesaplanan miktarı bakiye zarar olarak talep edip edemeyeceğine ilişkindir. Üzerinde durulması gereken iki husus, "aleyhe bozma yasağı" ve "usuli kazanılmış hak" kavramlarıdır. Hukuk Yargılaması açısından aleyhe bozma yasağından anlaşılması gereken husus taraflardan yalnız birinin ilk derece mahkemesi kararını temyizi halinde, Yargıtay, hükmü temyiz edenin aleyhine olarak bozmaması, bundan başka, taraflardan yalnız birinin temyizi halinde, Yargıtayın (temyiz eden tarafın lehine olarak) verdiği bozma kararına uyan mahalli mahkemece de, artık, temyiz eden tarafın, önceki (bozulan) karara nazaran daha aleyhine olan bir hüküm verememesidir. Bu duruma "aleyhe hüküm verme yasağı" denilmekte olup, bu yasak, usule dair kazanılmış hak kavramı ile de ilgilidir. Usuli kazanılmış hakka gelince; "Bir hukuki uyuşmazlıkta, mahkemenin veya tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakka, usuli kazanılmış hak denmektedir." (KURU; Medeni Usul Hukuku, İstanbul 2015, s. 552) Usuli kazanılmış hak HMK’da açıkça düzenlenmemiş olup, bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukukî alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmakla beraber, istisnai durumlar haricinde Yargıtay bozma kararı sonrasında yeniden verilecek kararda usuli kazanılmış haklar gözetilerek karar verilir. Bu çerçevede, mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Aynı şekilde mahkemece verilen ilk hükmün temyiz edilmemesi halinde, hükmü temyiz etmeyen taraf yönünden karar kesinleşmiş olmakla, artık bu tarafın direnme kararını temyizinde hukuki yararı bulunmamaktadır. Zira hukuki yarar dava şartı olduğu kadar, temyiz istemi için de aranan bir şarttır. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (4.2.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Diğer yandan bir mahkeme kararını temyiz etmeyen tarafın “kararı bu haliyle benimsemiş olduğu” sonucuna ulaşılır. Kararın temyiz edilmeyerek şekli anlamda kesin hükme dönüşmesi karar lehine olan için usuli müktesep hak oluştururken, karar aleyhine olan kimse için de bir katlanma yükümlülüğü meydana getirir. Bu katlanma yükümlülüğünün bir görünümü de yerel mahkemenin direnme suretiyle verdiği karara karşı da temyiz yoluna gidilemeyecek olması, yine mahkemece bir taraf lehine kararın bozulması durumunda, ilk derece mahkemesi tarafından bozma kararına uyularak yeniden yapılan yargılama sonrasında temyiz edilmeyerek "benimsemiş olduğu " karardan daha fazla haklı olduğu anlaşılsa dahi, "aleyhe hüküm verme yasağı" gereğince temyiz eden aleyhine karar verilmemesi, usuli kazanılmış hakkın gereğidir. Usuli kazanılmış hak sadece görülmekte olan dava ile sınırlı olmayıp, davacının aynı sebeplerle ve aynı taraf hakkında yeniden dava açması durumunda da nazara alınır. Dolayısı ile daha önce taraflar arasında görülen davada, kararı benimseyerek temyiz etmeyen taraf, diğer tarafın kararı temyiz etmesi sonrasında haklılığı daha fazla olsa dahi, benimsediği karar ile sonradan belirlenen haklılık durumu arasındaki farka istinaden yeniden dava açamaz.
Somut olayda, davacı eşinin vefatı nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı istemli olarak Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1031 E. Sayılı dosyası ile davalı sigorta şirketine karşı dava açmış, mahkemenin 2015/149 K. sayılı ve 26/03/2015 tarihli kararı ile davacının destek zararı 73.934,99-TL olduğu tespit edilerek, bu miktar üzerinden davanın kabulüne karar verilmiş, kararın davalı sigorta şirketi tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2015/878 E. 2017/10179 Karar sayılı, 07/11/2017 tarihli kararı ile hesaplama yönteminin uygun olmaması nedeniyle kararın bozulmasına karar verilmiş, bozma kararına uyan Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/535-2020/231 K. sayılı kararı ile yeniden yapılan hesaplamada tazminat miktarı 124.849,35 TL olarak hesaplanmış, bozma öncesi miktardan fazla tazminat belirlenmiş ise de davalı lehine usuli müktesip hak meydana geldiğinden yeni tazminat miktarının nazara alınmayacağı hususunu gerekçesinde belirterek, davanın kabulü ile 73.934,99 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiş, söz konusu kararın bu kez davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine de, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/2177 E. 2021/4042 K. Sayılı 01/07/2021 tarihli kararı ile "bozma kapsamı dışında kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenemeyeceği" de belirtilmek suretiyle davacının temyiz itirazlarının reddi ile ilk derece mahkemesi kararının onanmasına karar verilmiş, davacı bu kez daha önce temyiz etmeyerek benimsediği tazminat miktarı ile davalı lehine yapılan bozma sonrasında alınan hesaplanan miktar arasındaki farkı davaya dayanak icra takibi ile talep etmiştir. Yukarıda da açıklandığı üzere davacı verilen ilk kararı benimsemiş olmakla, kararın davalı lehine bozulması sonrasında, zararının "benimsediği karardan fazla olduğunu" ileri sürerek talep edemeyeceği gibi, aradaki farka istinaden icra takibine yahut yeniden dava yoluna gidemeyeceğinden, davalının daha önce açılan davada oluşan usuli kazanılmış hakları gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Bu sebeplerle, davalı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, ilk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılamada eksiklik bulunmamasına, yapılan hata nedeniyle yeniden yargılamaya ihtiyaç duyulmamasına göre kararın HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın esası hakkında yeniden hüküm tesisine, buna göre davacının meydana gelen kaza nedeniyle destek zararı daha önce açılmış olan davada mahkeme tarafından hüküm altına alındığından ve kesinleştiğinden, mahkemece tespit edilen ve hüküm altına alınan zararı aşar zarar olduğundan bahisle yeniden dava açılamayacağından davanın reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
I-Davalı vekilinin istinaf talebinin KABULÜ İLE; Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen 07/12/2022 tarihli, 2021/664 Esas 2022/861 Karar sayılı kararın KALDIRILMASINA,
HMK'nın 353/1-b-2.maddesi uyarınca esas hakkında yeniden karar verilmesine, buna göre;
1-Davanın REDDİNE;
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL harcın, peşin alınan 1.000,82 TL'den mahsubu ile yeniden harç alınmasına yer olmadığına, fazladan alınan 573,22 TL'nin isteği halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-6325 sayılı yasanın 18/A maddesi gereği Adalet Bakanlığı tarafından karşılanan ve yargılama giderinden sayılan Arabuluculuk Ücret Tarifesinde belirtilen iki taraf için iki saatlik ücret tutarı karşılığı olan 1.320,00-TL arabulucu ücretinin davacıdan alınarak, hazineye gelir kaydına,
5-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde (Dairemizce verilen karar tarihi) yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Talep halinde artan avansın yatırana iadesine,
İSTİNAF HARÇ VE YARGILAMA GİDERLERİ YÖNÜNDEN:
II-Davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine,
lll-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yatırılan 492,00 TL İstinaf Başvuru Harcı ve 156,00-TL tebligat ve posta giderleri olmak üzere toplam 648,00 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
lV-HMK'nın 333.maddesi gereğince kullanılmayan istinaf gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
V- İİK'nın 36. maddesi gereğince, Ankara 7. İcra Hukuk Mahkemesinin 2023/97 D.iş - 2023/141 K. sayılı kararına istinaden Ankara 32. İcra Müdürlüğünün (Ankara 1. Genel İcra Dairesi 2023/104318 E.) 2020/5147 E. sayılı dosyasına depo edilen 115.000,00 TL bedelli teminat mektubunun yatıran iadesine,
VI-Kararın tebliği ve harç iadesi işlemlerinin ilk derece Mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK.nın 362/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 22/05/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Katip
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.