Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi E.2022/560 K.2025/651
T.C.
ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
KARAR TARİHİ : 16/07/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
KARAR TARİHİ:01/12/2021
DAVANIN KONUSU:İstirdat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ:16/07/2025
İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili; dava dışı ...'ün davalı ... Aksu/Antalya şubesinden Hazine garantili 200.000,00 TL KGF kredisi çektiğini, müvekkilinin çekilen bu kredide ...'e kefil olduğunu, bu kredinin ... Aksu şubesinin, ... numaralı kredisi olduğu, borçlunun ödemelerin bir kısmını ödedikten sonra vefat ettiğini, borçlunun tüm mirasçılarının reddi miras yaptıklarını, bunun üzerine bankanın, müvekkilini arayarak kefil olarak kalan borcu ödemesi gerektiğini söylediğini, müvekkilinin bir sigorta şirketinin Antalya bölge müdürü olduğunu, kendisi sigortacı olduğu için bu kredi çekilirken hayat sigortası yapıldığını bildiğini, bankaya hayat sigortası yapılmış olması lazım olduğunu, neden sigortadan almıyorsunuz diye sorduğunu, bankanın kendisine verdiği cevapta sigortayı, kredinin %20'si kadar yaptıklarını, bu kısmı sigortadan alacaklarını, kalan %80'lik kısmında müvekkilinin ödemesi gerektiğini söylediklerini, müvekkilinin bu ödemeden sorumlu tutulamayacağını, davalı bankanın eksik sigorta yaptığını, bankanın sigortayı kredi miktarı ve süresi ile uyumlu yaptırması gerektiğini, asıl borçlunun sorumluluğu kalmadığı için müvekkilinin de sorumluluğunun kalmadığını, çekilen kredinin hazine garantili bir kredi olduğunu, bu nedenle bankanın öncelikle hazineye başvurarak bu krediyi talep etmesi gerektiğini, bu nedenle müvekkilinin borçtan sorumlu olmadığını, müvekkilinin bu zamana kadar icra takibinde bulunulacağının baskısıyla kredinin 60.000,00 TL'sini ödediğini, geriye kalan tutarın 98.000,00 TL olduğunu, müvekkilinin ödemiş olduğu kısımla ilgili istirdat talebinde, kredinin kalan kısmıyla ilgili menfi tespit talebinde bulunduklarını, müvekkilinin kefil olduğu kredi nedeniyle tedbiren müvekkili yönünden ödemelerin durdurulmasını, müvekkili aleyhine icra takibi yapılmamasını ve aleyhine ihtiyati haciz kararı alınmamasına, krediden kalan 98.000,00 TL yönünden müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine ve ödemek zorunda kaldığı 60.000,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkile verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davalı vekili; davacı tarafın hukuki dayanaktan yoksun ve müvekkili bankayı karalamaya varan iddialarını kabul etmediklerini, öncelikle davacı tarafça bu iddiasına dayanak gösterilen Bireysel Kredilere Bağlı Sigortalar Uygulama Esaslar Yönetmeliği’nin uygulanmasına kullanılan tanımları düzenleyen 4. maddenin e bendi incelendiğinde kredinin; Kredi kuruluşları tarafından verilen ve ticari nitelik taşımayan bireysel krediyi ifade ettiğini, davacının huzurdaki davaya konu ettiği ve müteselsil olarak kefil olduğu kredinin ise müteveffa ...’e ait “... İthalat İhracat Ticaret” isimli ticari işletmesine tahsis edilen ticari nitelikli bir kredi olduğunu, mahkemeye sunulan GKS ve ekleri incelendiğinde de davacının da hangi krediye ne oranla kefil olduğunun bilindiğini, dava dilekçesinde dayanak olarak gösterilen “Bireysel Kredilere Bağlı Sigortalar Uygulama Esaslar Yönetmeliğinin” huzurdaki uyuşmazlık kapsamında uygulama alanı bulunmadığını, bu hususun dahi davacı tarafın iddialarının hukuki dayanaktan yoksun ve kötü niyetli iddialar olduğunu, ayrıca dava dilekçesinde asıl borçlunun ölen murisin mirasçıları olduğu ve bunların mirası reddederek sorumluluktan kurtulduğu, asıl borçlular yönünden borcun sona erdiği bu sebeple kefaletin fer’iliği prensibi gereği kefilin de sorumluluğunun sona erdiğinin iddia edildiğini, hukuki bir dayanağı olmayan bu iddiaları da kabul etmediklerini, sonuç olarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Mahkemece, "... davacı taraf, Bireysel Kredilere Bağlı Sigortalar Uygulama Esasları Yönetmeliğine uygun sigorta yapılmadığı eksik sigorta yapıldığını, bu nedenle kefil olarak ödemek zorunda olmadığı, asıl borçluların reddi miras yapması sebebiyle asıl borçlunun sorumluluğu kalmadığı gibi davacının da sorumluluğunun kalmadığını ve çekilen kredi hazine garantili kredi olduğundan bankanın öncelikle hazineye başvurarak bu krediyi talep etmesi gerektiğini belirterek eldeki davayı açmıştır. Öncelikli olarak dava dışı borçlu ... ile davalı banka Aksu Şubesi arasında 05.05.2017 tarihinde 280.000 TL limitli, davacı ...'ın da müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla 280.000 TL kefalet limitiyle Genel Kredi Sözleşmesini imzalandığı dosya kapsamı ile sabittir.
Davacı tarafın eksik sigorta yapıldığı iddiasının değerlendirilmesi; Bireysel Kredilerle Bağlantılı Sigortalar Uygulama Esasları Yönetmeliğinin 10. maddesi, kredi kapsamındaki teminatların kredi geri ödeme planı ile uyumlu olması gerektiği belirtilmiş ise de, bu hususun kefalet sözleşmesini geçersiz kılmadığı, kredilerin yanında hayat sigortası yaptırmak gibi yasal bir düzenleme bulunmadığı ve ayrıca huzurdaki dava kefalet sözleşmesinden kaynaklanan ticari dava olması sebebi ile uygulama alanı bulunmaması sebebi ile bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Davacı tarafın, asıl borçluların reddi miras yapması sebebiyle davacının da sorumluluğunun kalmadığı iddiasının değerlendirilmesi; Öncelikle kefalet sözleşmesi, yukarıda da değinildiği gibi borçluyu değil "alacağı" teminat altına almakta ve asıl alacak devam ettikçe, kefalet borcu bu alacağa yani asıl borçlunun borcuna bağlı devam eder. Asıl borçlunun vefatı ile alacak sona ermemekte; asıl borçlunun mirasçılarına, mirasçılar reddi mirasta bulunmuş ise, terekeye temsilci atanıp terekeye karşı alacak iddiası her zaman ileri sürülebilir. Bu durumda da asıl borçlunun borcu ifa edilmediğinden kefilin ifa edeceği borç, kefillikten kaynaklanan kendi borcu olup, iş bu borç da devam etmektedir. Ayrıca davacı taraf, müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatı ile sözleşmeyi imzaladığından, ancak TBK'nun 586 hükmü gereği, "borçlunun ifada gecikmemesi, gecikmiş ise de ihtar edilmemesi veya borçlunun açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olmaması" durumlarında alacaklı müteselsil kefile başvuramayacaktır. Bu nedenlerden ötürü davacı tarafın bu iddiasına da itibar edilmemiştir.
Davacı tarafın, KGF nedeni ile bankanın öncelikle hazineye başvurarak bu krediyi talep etmesi gerektiği iddiasının değerlendirilmesi; bankaların KGF adına takip yaparak tahsilatını yaptıkları tutarı aralarındaki sözleşme gereği KGF’ye aktarma sorumlulukları bulunduğu nazara alındığında davacının bu talebine de itibar edilmemiş ve davanın reddine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kefaletin asıl borca tabi bir borç olduğunu, asıl borçlunun vefatı mirasçılarının mirası reddetmeleri halinde, asıl borçlular borçtan kurtulduğu için TBK'nın 598. Maddesi uyarınca kefilin de borcundan kurtulduğunu, kefilliğin feriliği prensibi gereği davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, Bireysel Kredilere Bağlı Sigortalar Uygulama Esasları Yönetmeliğinin 10. Maddesi uyarınca, bankanın, sigortayı kredi miktarı ve süresi ile uyumlu yaptırması gerektiğini, bankanın Yönetmeliğe aykırı olarak eksik sigorta yaptığını, müvekkilinin, bu kredinin tamamının sigorta altına alındığını düşünerek kefil olduğunu, bankanın eksik sigorta yaparak müvekkilin durumunu ağırlaştırdığını, alacaklı bankanın kefilin durumunu zorlaştıracak şeylerden kaçınması gerektiğini, bu nedenle müvekkilinin sorumluluğunun sona erdiğini, ayrıca bilirkişi raporunda 20.000 TL olarak yapılan sigorta bedelinin tamamının kredi hesabına yatırıldığının belirtildiği ancak bankanın, kredi teminatı için belirlenmiş olan bu 20.000 TL'nin tamamını da kredi borcuna mahsup etmediğini, müteveffa borçlunun kredi kartı borçlarının da olduğunu, önce bu 20.000 TL'den kredi kartı borçlarını karşılayıp sonra kalanını krediden mahsup ettiğini, çekilen kredinin hazine garantili bir kredi olduğunu, bu nedenle bankanın öncelikle hazineye başvurarak bu krediyi talep etmesi gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte, mirasçıların mirası reddetmeleri nedeniyle öncelikle mirasın tasfiye hükümlerine göre tasfiyesine gidilip, mirastan borcu karşılayacak miktarda ödeme çıkmazsa kefile gidilmesi gerektiğini istinaf sebepleri olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Dava; icra takibinden önce açılan menfi tespit ve istirdat istemine ilişkindir.
Mahkemece yazılı gerekçeyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
HMK m. 359/3 uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, kredi borçlusunun vefatı ve mirasçıların mirası reddi halinde kefaletin sona ermemesine, Bireysel Kredilere Bağlantılı Sigortalar Uygulama Esasları Yönetmeliğinin 4/1-e maddesi uyarınca Yönetmelik hükümlerinin ticari kredilerde uygulanmamasına, cevap dilekçesine ekli asıl borçlu tarafından imzalı hayat sigortası başvuru formunda kefalet teminat tutarının 20.000,00 TL olduğunun anlaşılmasına, KGF tarafından ödeme yapılması halinde Kanun gereği takibin alacaklı banka tarafından yürütülerek devam edilmesi gerektiği ve olursa tahsilatın KGF'ye verilecek olmasına, bankacı bilirkişi tarafından düzenlenen 25/09/2021 tarihli raporun gerekçeli, denetime açık ve hüküm kurmaya elverişli olmasına, HMK m. 355/1. gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1-b-1. gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerektiği anlaşıldığından aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 615,40 TL maktu istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin İlk Derece Mahkemesince YAZILMASINA,
3-Davacının istinaf başvurusu nedeniyle yapılan yargılama masraflarının kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince ilgilisine İADESİNE,
5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından davalı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
6-Kararın Dairemiz tarafından taraflara TEBLİĞİNE,
Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 04/06/2025 tarih 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20. maddesi uyarınca parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktarı esas alınmak suretiyle 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince Dairemiz kararının tebliğinden itibaren İKİ HAFTALIK süre içinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 16/07/2025
...