Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi E.2024/1909 K.2024/230
T.C.
...
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1909
KARAR NO : 2024/230
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
DAVANIN KONUSU : Ticari Şirkete Kayyım Atanması
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ : 10/10/2024
Taraflar arasında görülen davada Mahkemece davanın usulden reddine dair verilen kararın istinaf incelemesi davacılar vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor ile istinaf sebepleri dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları, tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacılar vekili; müvekkillerinin kurucu ortağı olduğu ve ... tarihinden bu yana faal olan "..." unvanlı şirketin diğer kurucu ortaklarının ise davacılar ve tüm davalıların mirasçısı olduğu... ile davalılar .... ve....'ün mirasçısı olduğu... olduğunu, .... tarihli ortaklar kurulu kararı ile şirket ana sözleşmesinin tadil edilerek 20 yıl olan şirket müddetinin 99 yıl olarak değiştirildiğini ve şirketi temsil ve ilzama ... ve ...'ün 10 yıl süre ile yetkili kılındığını, söz konusu kararın ... tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandığını, ancak her iki şirket yetkilisinin vefatı nedeniyle şirketin organsız kaldığını, Diyarbakır 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülen ve şirketin taraf olduğu davada taraf teşkili bakımından şirkete yönetim kayyımı atanmış ise de kesinleşen ilam hükmünün ardından şirketin tekrar organsız kaldığını, şirket sözleşmesinde şirketin ölen ortağın mirasçıları ile devam edeceğine dair düzenleme bulunmasa da kurucu ortaklardan kök muris ...'ün 10/04/2013 tarihinde vefat ettiğini ve aradan geçen uzunca süreçte şirkete katılmak istemeyen mirasçı bulunmadığı gibi şirket işlerine de fasılasız devam edilmiş olmasının şirket ortaklığının tüm paydaşlar tarafından zımmen kabülüne dair karar alınmış olduğu sonucunu doğurduğunu, öte yandan ortaklardan birinin şirketin devamına onay vermemesi durumunda şirketin sona ereceğini ve onay vermemenin şahsen diğer ortaklara karşı yapılması gerektiğini, bugüne kadar müvekkillerine davalı diğer paydaşlar tarafından ortaklığa katılmama konusunda bir bildirim de yapılmadığını ileri sürerek şirkete temsil ve ilzam yetkilerini yönetimle ilgili işlerle ( ortaklar kurulunu toplamak, şirkete katılmak istemeyen mirasçıların şirkete karşı sahip oldukları mirastan doğan alacak hakkı, şirkete katılmayacağının kesinleştiği tarihte muaccel olmakla söz konusu miras payını kök muris ve muris kurucu ortakların ölüm tarihine göre hesaplamak ve ayrılmalarından sonraki dönemde yapılacak ilk bilanço kapsamında ödemek konularıyla) sınırlı olmak üzere kurucu ortak ....'ün yönetim kayyımı olarak atanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı .... vekili; taraflar arasında sonuçlanmış ve derdest dava dosyalarından da anlaşılacağı üzere dava konusu şirkete yönetim kayyımı atanması talep edilen davacı ....'ün ile tüm davalılar arasında menfaat uyuşmazlığı bulunduğunu, şirkete yönetim kayyımı atanacak ise bu kişinin tarafların ittifak edecekleri dava dışı Mali Müşavir .... olması gerektiğini savunarak davacı ....'ün yönetim kayyımı atanması isteminin reddi ile ....'in yönetim kayyımı olarak atanmasını talep etmiştir.
Davalılar .... ve ... vekili; taraflar arasında derdest Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin .... E. sayılı dosyası ile görülen mirastan kaynaklanan denkleştirme ve tenkis talepli dava sebebiyle husumet bulunduğunu, dava sonuçlanmadan taraflardan birinin yönetim kayyımı olarak atanmasının şirketin menfaatine aykırı olacağı gibi kayyımın taşıması gereken tarafsızlık ve objektiflik sıfatlarına da aykırı düşeceğini, ayrıca organ eksikliği sebebi ile yönetim kayyımı atanması durumunda kayyımın yetkisinin yalnızca eksik organ seçimini sağlamakla sınırlı olacağını savunarak davanın reddine, aksi halde şirket ortaklarından bağımsız, mahkemece belirlenecek tarafsız bir kayyım atanmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı .... vekili; taraflar arasında Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... E. sayılı davasının derdest olduğunu ve taraflardan herhangi birinin kayyum olarak tayininin yeni hukuki ihtilaflara neden olacağını, şirkete kayyum atanacak olması halinde tarafların ortak tanıdığı ve güven duyulan dava dışı Mali Müşavir ...'in tayin edilmesinin müvekkili tarafından da uygun görüldüğünü, şirketin adına kayıtlı taşınmazları dışında devam eden bir ticari işletmesi veya faaliyeti de bulunmadığını savunarak şirket ortakları dışında bir kişinin kayyım olarak atanmasına karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; dava dışı talebe konu şirketin TTK'nın 211. ve devamı maddeleri uyarınca kurulmuş, taraf ve husumet ehliyeti bulunan bir özel hukuk tüzel kişisi olduğu, iş bu dava dışı şirkete kayyım atanması talep edilmiş olduğundan husumetin dava dışı şirkete yöneltilmesi gerekli ve yeterli olduğu, şirket ortaklarına husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle davanın husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf kanun yoluna başvuran davacılar vekili; mahkemenin kabulünün aksine şirkete kayyım atanması konusunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığını, dava dilekçesi ile cevap dilekçelerinden anlaşılacağı üzere tarafların oybirliği ile şirkete yönetim kayyımı atanmasını istediklerini ve şirketin tarafları dışında ortağı bulunmadığını, ihtilafın esasen yönetim kayyımı olarak kimin atanacağı hususunda toplandığını ve bu hususun da mahkemenin takdirinde olduğunu, şirket anasözleşmesinde yönetici oldukları bildirilen ortakların vefatı ile şirkette yönetim boşluğu oluştuğunu, davada tarafların yasal mirasçı oldukları ve başkaca mirasçı da bulunmadığı, miras payları konusunda da ihtilaf bulunmadığını, davacı müvekkillerinin yönetimi oluşturmak üzere ortaklar kurulu kararı aldığını ve toplantıyı da gerçekleştirdiklerini, ancak tescil talebinde bulunduklarında Ticaret Sicil Müdürlüğünce öncelikle miras yolu ile şirkete intikal eden ortakların tescillerinin gerektiği, ortaklıklar kurulu toplantısının ardından yapılabileceği gerekçesiyle tescil talebinin geri çevrildiğini, ortaklıkları tescil edilmemiş olsa da davalıların TMK'nın 599. maddesi hükmü uyarınca şirket ortağı olduklarını, tescil işleminin kurucu değil kaydi işlem olduğunu ve bu işlemin yapılmamasının davada taraf sıfatı olmadığı anlamına gelmeyeceğini, kollektif şirketin şahıs şirketi olduğunu, ortakların üçüncü kişilere karşı şahsen ve tüm malvarlıkları ile sorumlu olduğunu, kollektif şirketin bu yöndeki uyuşmazlıklarının genel hükümlere tabi ve bu nedenle şirket ortaklarının taraf gösterilmeleri gerektiğini, ayrıca kollektif şirketlerde ortaklardan her birinin ayrı ayrı şirketi yönetme hakkına ve görevine sahip olduğunu, dolayısıyla şirket ortaklarının aktif ve pasif taraf ehliyetinin bulunduğunu, mahkemece atıf yapılan kararın limited şirketlere ilişkin olduğunu, kaldi ki, davanın niteliği itibariyle HMK'nın 124. maddesi hükmünün de uygulanması suretiyle taraf teşkilinin sağlanması olanaklı iken mahkemece davanın usulden reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Mahkemece, davalılar lehine üç kez vekalet ücretine hükmedilmiş ise de, AAÜT uyarınca müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar lehine tek vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, mahkemece davalılar lehine hükmedilen vekalet ücretinin de hatalı olduğunu beyan ederek yerel mahkemece verilen kararın kaldırılması ve organsız kalan şirkete yönetim kayyımı atanması talebiyle istinaf isteminde bulunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE:
6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesinde;
Dava, dava dışı kollektif şirkete yönetim kayyımı atanması istemine ilişkindir.
Dosya arasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden;
► Dava dışı ... ve Oğulları unvanlı şirketin Diyarbakır Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ....sicil numarasında kayıtlı olduğu, kurucu ortakların Mehmet İzzet Gürüz,....oldukları, son olarak ... tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan ... tarih ve ... sayılı ortaklar kurulu kararı ile hazırlanan tadil sözleşmesinin ... tarihinde ticaret siciline tescil edildiği, buna göre şirketi temsil ve ilzama ve her türlü işlemleri yapmaya...ve ....'ün münferiden 10 yıllığına yetkilendirilikleri,
►UYAP üzerinden temin edilen nüfus kayıtlarına göre şirket yetkilisi ....'ün ... tarihinde, diğer yetkili ..'ün ise .... tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır.
Türk Ticaret Kanunu (TTK)'nın 211. vd maddesinde düzenlenen kollektif şirket bir ticari işletmeyi bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla, gerçek kişiler arasında kurulan ve ortaklarından hiçbirinin sorumluluğu şirket alacaklarına karşı sınırlanmamış olan şirkettir. Ortakların birbirleriyle olan ilişkilerinin düzenlenmesinde sözleşme serbestisi ilkesi geçerli olup, ortaklardan her biri ayrı ayrı şirketi yönetme hakkını ve görevini haizdir. Ancak şirket sözleşmesi ile veya ortakların çoğunluğunun kararıyla yönetim işleri ortaklardan birine, birkaçına veya tümüne verilebilir.
TTK'nın 253. maddesinin "(1) Şirket sözleşmesinde mirasçılarla diğer ortakların oybirliği ile verecekleri karar üzerine şirket bunların arasında devam edebilir. Mirasçılar veya içlerinden biri şirkette kalmaya razı olmazlarsa, diğer ortaklar, ölen ortağın razı olmayan mirasçılarına düşen payları ödeyerek onları şirketten çıkarır ve aralarında şirkete devam edebilirler. Bu durumda sağ kalan ortaklardan birinin şirketin devamına onay vermemesi sebebiyle oybirliği sağlanamadığı takdirde şirket sona erer.
(2) Şirketin, ölen ortağın mirasçılarıyla diğer ortaklar arasında kollektif şirket olarak devam edeceği hakkında şirket sözleşmesinde hüküm varsa, mirasçılar kollektif sıfatıyla şirkete devam edip etmemekte serbesttirler. Mirasçılar şirketin devam etmesini isterlerse, diğer ortaklar bu isteği kabul etmek zorundadır. Ancak, kollektif sıfatıyla şirkette kalmak istemeyen mirasçı varsa, ölen ortağın payından kendisine düşen tutar ile komanditer olarak şirkete kabul edilmesini önerebilir. Diğer ortaklar bu öneriyi kabul etmek zorunda değildir. Mirasçılar şirkete kollektif ortak veya komanditer olarak girip girmeyeceklerini ortağın ölüm tarihinden itibaren üç ay içinde şirkete ihbar etmelidir. Durumun şirkete ihbarına kadar, mirasçılar şirkette komanditer olarak kalmış sayılırlar. Bu süre içinde ihbarda bulunmamış olan mirasçılar, sürenin sona ermesinden itibaren kollektif ortak sıfatını alırlar." hükmü ile kollektif şirketlerde ortağın ölümü üzerine ölen ortağın mirasçılarının ortaklığa girme olanakları ile özel olarak düzenlenmiştir.
Buna göre şirket sözleşmesinde hüküm bulunmadığı takdirde ölüm hukuken şirketten çıkma sonucunu doğurur. Mirasçıların ortaklığa karşı hakları, ölen ortağın tasfiye payına ilişkin talep hakkından ibaret olup, mirasçılardan her biri şirkete karşı kendisine düşen miras payının alacaklısı olan üçüncü kişi durumundadır. Mirasçılar birbirinden bağımsız olarak ortaklığa katılıp katılmamakta serbest olduğu gibi sağ kalan ortaklar da mirasçıları ortaklığa kabul etmek zorunda değildir. Mirasçıların bu konudaki bildirimi şirkete değil, şahsen diğer ortaklara yapmaları gerekir. Mirasçıların ortaklığa girmesi her bir mirasçı ile diğer ortakların tümü arasında yapılacak özel anlaşma ile gerçekleşir ve ortaklığa girmek istemeyen veya anlaşmaya varamayan mirasçıya miras payı ödenir (Poroy,Reha/Tekinalp, Ünal/Çamoğlu, Ersin: Ortaklıklar Hukuku I, İstanbul 2019, s. 259).
Bu açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesinde; davacılar vekilince dava dışı şirketin her iki yetkilisinin ölümü ile şirketin organsız kalması nedeniyle şirkete kayyım atanması talebiyle eldeki dava açılmış olup, mahkemece davanın şirkete yöneltilmesinin gerekli ve yeterli olduğu, davalılara husumet yöneltilemeyeceği gerekçesi davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Dava dışı şirket tüzel kişiliği haiz olmakla husumetin şirkete yöneltilmesi gerektiğinin kabulü yerinde olmakla birlikte, davacılar vekilince şirketin şahıs şirketi olduğu ve tüm mirasçıların davada taraf olması nedeniyle verilen kararın hukuka aykırı olduğu yönündeki istinaf istemlerinin ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.
Davacılar vekili dava dilekçesi ile ölen ortakların mirasçıları olan davalıların ölüm tarihinden itibaren aradan geçen sürede müvekkili ortaklara şirkete katılmama yönünde bir beyanda bulunmadıklarından zımnen şirkete ortak olduklarının kabulü gerektiğini ileri sürmektedir. Ne var ki, dava konusu şirketin dosya arasında mevcut şirket sözleşmesinde ortaklardan birinin ölümü halinde şirketin ölen ortağın mirasçılarıyla devam edeceğine ilişkin özel bir düzenle bulunmamaktadır. Ölen ortaklar ... ve ....'ün mirasçıları olan davalıların murislerinin ölümü üzerine şirkete katılıp katılmama hususunda açık bir irade açıklamasında bulunmadığı, davalılar ile diğer ortaklar olan davacılar aralarında davalılardan her birinin ortaklığa girmesi hususunda bir anlaşma yapıldığı yönünde bir iddia bulunmadığı, şahıs şirketi olan dava konusu şirkette payın kendiliğinden mirasçılara geçtiğinin kabul edilemeyeceği ve TTK'nın 253. maddesi hükmü gözetildiğinde davalı mirasçıların dava konusu şirketin ortağı sıfatını kazanmadıklarının kabulü gerekmektedir. Buna göre dava tarihi itibariyle ortak sıfatını haiz olmayan davalılara karşı yöneltilen davada tüm ortakların davalı konumunda olduğu ve taraf teşkilinin bu surette sağlandığının kabulü de mümkün olmadığından mahkemece davanın pasif husumet yönünden reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
Öte yandan, 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi, davalardaki iradi taraf değişikliğini hüküm altına almış olup buna göre diğer kanunlarda yer alan özel hükümler saklı kalmak kaydıyla ve karşı tarafın açık rızası ile davada taraf değişikliği mümkündür. Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilebileceği gibi dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığı durumlarda, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Davacılar vekilince istinaf dilekçesinde HMK'nın 124. maddesi hükmünün uygulanması suretiyle taraf teşkilinin sağlanmasının mümkün olduğu ileri sürülmekte ise de, yargılama sırasında bu yönde bir talep bulunmadığından mahkemece resen taraf değişikliği yapılması mümkün olmadığından davacılar vekilinin bu hususa değinen istinaf istemi de yerinde görülmemiştir.
Ne var ki; Mahkemece yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettiren davalılar ...ile...yararına ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmiştir. Pasif husumet yokluğundan haklarında ret kararı verilen ve ret sebebi ortak olan davalılar lehine tek vekalet ücreti hükmedilmesi gerekirken, mahkemece davalılar lehine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi isabetli olmadığından davacılar vekilinin bu husustaki istinaf istemi yerindedir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin istinaf isteminin kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, toplanan delillere göre yeniden yargılama yapılmasına da gerek görülmediğinden, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 hükmü uyarınca yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
I-)Davacılar vekillinin istinaf isteminin KISMEN KABULÜNE, İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararının KALDIRILMASINA, 6100 sayılı HMK m. 353/1-b-2 hükmü gereğince YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA, Buna göre;
1-) Davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle REDDİNE,
2-) 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından davacı tarafça yatırılan 269,85 TL peşin harcın mahsubu ile eksik kalan 157,75 TL harcın davacılardan tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
3-) Davacılar tarafından ilk derece yargılaması esnasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde BIRAKILMASINA,
4-) Davalılar ... ile.... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin m. 3/2 hükmü gözetilerek, 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalılar ...ve ...'e VERİLMESİNE,
5-) Davacılar tarafından ilk derece yargılaması esnasında yapılan yargılama giderlerinin kendileri üzerinde BIRAKILMASINA,
II-) İstinaf kanun yoluna başvuran davacılar tarafından yatırılan 1.169,40 TL istinaf başvuru harcının Hazineye GELİR KAYDINA, 427,60 TL peşin istinaf karar ve ilâm harcının talep halinde İlk Derece Mahkemesinde istinaf kanun yoluna başvuran davacılara İADESİNE,
III-) Davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan 1.169,40 TL istinaf başvuru harcı ile 242,00 TL posta masrafından ibaret 1.411,40 TL istinaf yargılama giderinin davalılardan alınarak davacılara VERİLMESİNE,
IV-) 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik m. 359(4) maddesi uyarınca kararın kesin olmaması nedeniyle Dairemizce taraflara TEBLİĞİNE,
dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi uyarınca tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, Yargıtay nezdinde TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere, OYBİRLİĞİYLE karar verildi. 10/10/2024