İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi E.2021/1646 K.2024/150

🏛️ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 📁 E. 2021/1646 📋 K. 2024/150 📅 01.02.2024

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1646 Esas
KARAR NO: 2024/150 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2018/474 Esas - 2021/201 Karar
TARİH: 11/03/2021
DAVA: Tespit
KARAR TARİHİ: 01/02/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile, 12.01.1956 tarihinde kurulan ...'nin (=$irket) 29.06.1976 tarihinde şirket sözleşmesinin değiştiğini ve müvekkili ...'in %25 oranında hissedarı olduğunu, şirketin kurucu ortağı ve müvekkilinin babası olan ...'nin 1985 yılında vefat ettiğini, ona ait olan %4 payın mirasçıları arasında paylaştırıldığını ve %1'lik payın da müvekkili ...'e intikal ettiğini, 2010 yılında müvekkilinin annesi ...'nin de vefat ettiğini, onun hissesinin de üç çocuğu arasında paylaştırılması neticesinde müvekkilinin payının %26,666 oranında olması gerektiğini, ancak fiiliyatta müvekkilinin payının artmayıp % 0,5 oranında azaltıldığını, müvekkilinin kardeşi davalı ...'nin payının ise % 4.5 oranında arttığını, dolayısıyla müvekkilinin miras sebebiyle istihkak hakkını haiz olduğunu, müvekkilinin komandite ortak iken, bilgisi haricinde ve rızası dışında komanditer ortak kılındığını, bu değişikliğin yok hükmünde olduğunu, TTK 253/2 hükmündeki 3 aylık süre içerisinde müvekkilinin komanditer ortak olarak kalmak istediğini beyan etmediğini, komandite ortak sıfatım kazandığını, ne var ki davalının müvekkilini kanuna aykırı bir şekilde komanditer olarak gösterdiğini iddia ederek, müvekkilinin bilgisi dışında el konulan % 1,666 ile %0,5 oranındaki hisselerin iadesini ve nihai şirket tablosunun düzeltilmesini, müvekkilinin ortaklık sıfatının düzeltilmesini, bilirkişiye hesaplatılacak gerçek olmayan vekâletsiz iş görme kazancının da faiziyle birlikte müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılardan ... komandit Şirketi vekilinin verdiği cevap dilekçesinde özetle; diğer davalının şirketlerinin ortağı ve yöneticisi olup davacının da şirket ortağı olduğunu, davacının talepleri HMK 119 mad.sine aykırı olduğunu, davacı murisi ... kendisine intikal eden hisselerin tescili için şirkete başvurmak yerine dava açtığını, kötü niyetli olduğunu, ayrıca davacı kendi bilgisi ve arzusu ile komanditer ortak olduğunu, kar payının eksik ödenmesi veya şirket hisselerine el konulması iddiasının söz konusu olmadığını, dava harç ödenmeksizin açıldığından derhal harçlandırılması gerektiğini, davacının miras sebebiyle intikal talebi MK 579 md. uyarınca, ortak sıfatıyla alacak talebi de zamanaşımına uğradığını, davada hukuki menfaat yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının Komanditer ortak olması kendi isteği ile olduğunu, davacıya eksik ödemenin söz konusu olmadığını, öncelikle usulden olmaz ise esastan davanın reddini, yargılama masrafları ile ücreti vekaletin davacıya yüklenmesine karar verilmesi talep etmiştir. Davalılardan ... vekilinin verdiği cevap dilekçesinde özetle; davalı ... diğer şirketin ortağı ve yöneticisi olup, davacıda aynı şirket ortağı olduğunu, davacının taleplerinin HMK 119 md sine aykırı olduğunu, davacı murisi ... kendisine intikal eden hisselerin tescili için şirkete başvurmak yerine dava açtığını, bu durumun hukuki menfaatten yoksun ve kötü niyetli olduğunu, ayrıca davacı kendi bilgisi ve arzusu ile komanditer ortak olduğunu, kar payının eksik ödenmesi veya şirket hisselerine el konulması iddiasının söz konusu olmadığını, davacının miras sebebiyle intikal talebi TMK 637 md uyarınca, ortak sıfatıyla alacak talebi de zamanaşımına uğradığını, davada hukuki menfaat yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacıya eksik ödemenin söz konusu olmadığını, dava, harç ödenmeksizin açıldığından derhal harçlandırılması gerektiğini, öncelikle usulden, olmaz ise esastan davanın reddini, yargılama masrafları ile ücreti vekaletin davacıya yüklenmesine karar verilmesi talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 11/03/2021 tarih 2018/474 Esas 2021/201 Karar sayılı kararında; "......Davacının, davalı adi komandit şirketindeki ortaklığının başlangıcının, miras nedeniyle kendisine düşen pay nedeniyle ortak olması değil, daha önce 25/12/1968 tarihli ek tadil mukavelesi uyarınca komanditer ortak sıfatıyla ortaklık sıfatını kazanması iledir. Bu nedenle komandite ve komanditer ortaklık arasındaki farkın, 28/10/1987 tarihinde bilinmediği iddiası hayatın olağan akışına aykırıdır. Ortak sıfatını, komanditer olarak kazandığı 25/12/1968 tarihli bu ek tadil mukavelesinden sonra komandite ortak ... 1985 yılında vefat ettikten sonra 28/10/1987 tarih ... yevmiye nolu İstanbul ... Noterliğinin şirket mukavele tadili sözleşmesinde de davacı ...'in ''...( ...) ... (komanditer mahdut mes'uliyet) '' şeklinde ortaklık sıfatının -mirastan pay alan diğer ortaklarda olduğu gibi ortaklık sıfatını belirleme amacıyla hususen- yazıldığının açıkça anlaşılması, yine aynı sözleşmede ortaklardan mirastan pay düşen ...'nin komanditer ortak sıfatını komandite ortaklığa çevrildiği hususu ile komandite ortak olarak ortaklık sıfatı kararlaştırılan ...nin münferiden imza yetkisi verilmiş olduğu hususları hep birlikte değerlendirildiğinde davacı tarafın hata ve hileye ilişkin komandite ve komanditer ortaklık ayrımının bilinmediği, sadece r harfi ile ortaklık sıfatının değiştirilmesine tarafların gerçek iradesini yansıtmadığı iddialarının dayanaksız kaldığı, başlangıçtan beri komanditer ortak olan davacının arada muris Mehmet'ten düşen pay nedeniyle komandite ortak olarak kabulü için Eski TTK 195 maddesindeki düzenlenme ve ayrıca şirket esas sözleşmesindeki ''ortaklardan herhangi birinin vefatı halinde, vefat eden ortağın mirasları murisin makamına kaim ve haklarına halef olarak devam edecektir'' hükmü gereğince davacının ortaklık sıfatı, komanditeye dönüşse bile ortaklık sıfatının, her zaman için sözleşme serbestisi içinde "(komanditer mahdut mes'uliyet)'' yazılmak suretiyle değiştirebilecekleri, bu değişikliğinde komandite ortağın sınırsız sorumlu olup, yönetim sorumluluğu da bulunmakla sınırlı sorumlu olan yönetim yükümlülüğü de bulunmayan komanditeri tercih edilmesinin hayatın olağan akışına da uygun olduğu dikkate alındığında, 28/10/1987 tarih ... yevmiye nolu İstanbul ... Noterliğinin şirket mukavele tadili sözleşmesinde davacının ortaklık sıfatının komandite olarak geçerli bir şekilde tarafların gerçek iradeleri ile kararlaştırıldığı, bu kararlaştırmanın aradaki komandite ortaklık sıfatından bahsedilmeksizin yapılmasının, davacının ortaklık sıfatını belirlemek için hususen belgeye geçirilen ve ayrıca ortaklardan ...'nin muris ...'ten gelen pay nedeniyle komandite ortak olarak kabul edilmesi ve yine ...'ye yönetim yetkisinin münferiden verilmiş olduğu hususları da dikkate alındığında, '...( ...) ... (komanditer mahdut mes'uliyet) '' şeklinde açıkça yazılan düzenleme ile yapılmasının mümkün olduğu, buna göre kanun ve esas sözleşme gereğince her ne kadar komandite ortak sıfatını davacının kazanması mümkün ise de tadil sözleşmesi gereğince komanditer ortak sıfatıyla ortaklığa devam iradesinin de açık olduğu ve zaten bu nedenle tadil sözleşmesinden sonra arada geçen uzunca bir süreye rağmen komandite ortak olduğu iddiasıyla yönetimsel herhangi bir yetkinin davacı tarafından kullanılması ve buna ilişkin bir uyuşmazlığın çıktığı iddiasının dahi bulunmadığı, hileli davranışa ilişkin ispatın bulunmaması, tadil mukavelesinden anlaşılan sınırlı sorumlu kalma iradesi ve ticari hayatın olağan tecrübeleri ve tüm bu hususlara göre hata, hile ve tarafların gerçek iradesinin tespiti gerekçelerine dayalı komandite ortak sıfatının tescili talebinin dayanağının bulunmadığı anlaşılmıştır. Her ne kadar davacı taraf 1987 tarihli ortaklar genel kurul toplantısına ilişkin İstanbul ... Noterliğinin ... yevmiye numaralı tasdikli defter nüshasının bilirkişiler tarafından değerlendirmeye esas alınmadığı beyan edilerek bu nüsha gerekçelerine dayanak yapılmış ise de söz konusu belgede da açıkça "Müteveffa ... vereselerinin tamamı evvelce de halen şirketin ortakları olduklarından aralarında ANLAŞARAK ...'nin komanditer (mahdut mesuliyetli) sıfatının komandite (mus'ul aza) olarak değiştirilmesine, diğer ortakların mesuliyet dereceleri ve ortaklık sıfatlarında bir değişiklik yapılmaksızın ortaklıklarının devamına" karar verilmiş olup, bu tarihten sonra düzenlenen 28/10/1987 tarih ... yevmiye nolu İstanbul ... Noterliğinin şirket mukavele tadili sözleşmesinde de ortaklık sıfatlarının açıkça düzenlenmesinin birbiri ile uyumlu olup -davacının bu durumun davacının ortaklık sıfatının komandite ortak olarak devam ettiği iddiasının aksine- bu işlemlerin birbirini teyit ettiği anlaşılmıştır. Davacı taraf, muris ...'den hissesine düşen pay miktarının tescilini talep etmiş ise de, murisin vefatından sonra 28/10/1987 tarih ... yevmiye nolu İstanbul .... Noterliğinin şirket mukavele tadili sözleşmesinin yapılmış olduğu, söz konusu tadil mukavelesinde hem murisin hisselerinin paylaşımı hem de şirket sermayesine 100 kat artırılmasına ilişkin düzenleme bulunmakta olup, TTK'da komandit ortaklarda sermaye artırımına ilişkin özel bir düzenleme bulunmadığı, bu nedenle sadece ortağın yeni taahhüt edilen sermaye borcunun niteliğinin ve miktarının değişik sözleşme hükümlerinde belirlenmesinin önünde bir engel bulunmadığı, sermaye artışının gerçekleştirildiği esas sözleşme değişikliklerinde mevcut pay oranının önceki pay oranında devam etmemesinin mümkün olduğu buna göre tarafların serbest iradeleri ile belirlenen oranların hukuki aykırı olmadığı anlaşılmıştır. Davacının muris ... payına düşen % 0,5 lik payın davacıya ait olduğu ve bu oranca şirket pay defterinde davacının pay oranının düzeltilmesi gerektiği anlaşılmıştır.Her ne kadar haksız karışma kazancı adı altında netice-i talep kısmında bir talep bulunsa da, söz konusu talebin herhangi bir asgari miktar dahi içermeyip buna ilişkin bir harç yatırılmış olmamakla, bu talebin belirsiz alacak davası veya kısmi dava niteliğinde dahi olmadığı, bu talebi ilişkin usulüne uygun açılmış bir dava bulunmadığı anlaşılmıştır.Tüm bu nedenlerle sonuçta aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile, 1-Haksız karışma kazancına ilişkin usulen açılmış bir dava bulunmamakla bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 2-Şirket tablosunda davacının payının düzeltilmesi talebinin ... düşen miras payı açısından reddine,3-Şirket tablosunda davacının annesi muris ...'nin payından davacının miras payına düşen %0,5'lik payın davacı payına eklenerek davacı payının %25 olarak düzeltilmesine,4-Komanditer sıfatının komandite olarak düzeltilmesi talebinin reddine,5-Alınması gereken maktu 59,30-TL harcın, peşin alınan 35,90-TL harçtan mahsubu ile eksik yatan 23,4‬0-TL harcın, davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,6-Davacı, kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca hesaplanan 4.080,00-TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya müşetereken ve müteselsilen verilmesine,7-Davalılar, kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca hesaplanan 4.080,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara müştereken ve müteselsilen verilmesine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesi ile, davanın tümden kabulüne karar verilmesi gerektiğini, ... (“Davalı” veya “Komandit Şirket”) 12.01.1956 tarihinde kurulduğunu, Davacı ...’in babası, Komandit Şirket’in kurucu ortağı ..., 1985 yılında vefat ettiğini, 1985-1987 yılları arasında Komandit Şirket ile ilgili herhangi bir kayıt bulunmadığıın, bu durum hayatın olağan akışına aykırı olduğundan İstanbul Ticaret Sicili’ne 1/2/2017 tarihinde yazılı olarak başvuru yapıldığını, İstanbul Ticaret Sicili’nden verilen cevapta da bu tarihler arasında sicil kayıtlarında herhangi bir evrak bulunamadığı beyan edildiğini, ...’nin vefatından sonra mirasçılarına ölüm anında kanunen ve otomatik olarak intikal etmiş olan hisselerin Davalı şirket kayıtlarına yansıtılıp yansıtılmadığı tespit edilemediğini ancak kanunen külli halefiyet yoluyla intikalin ölüm anında gerçekleştiği elbette hukuken tartışmasız olduğunu, ...’in babası ve Komandit Şirket’in kurucu ortağı ...’nin vefatı üzerine şirketteki ortak sayısı altıya indiğini, Muris ...’nin hisselerinin o dönem yürürlükte olan Türk Kanunu Medenîsi hükümleri uyarınca mirasçılarına intikal etmiş olması gerektiği Muris ... 1985 yılında vefat ettiğinde Türk Kanunu Medenîsi’nin 444. Maddesi gereği; “Müteveffanın karı veya kocası, füru ile içtima ettikte muhayyerdir. Dilerse terekeden yarısının intifa hakkını, dilerse dörtte birinin mülkiyetini alır.” hükmünü amir olduğunu, Muris ..., vefatından önce herhangi bir vasiyetname düzenlemediğini, Türk Kanunu Medenîsi’nin yürürlükte olduğu bu dönemde, hukuk sistemimizde sağ kalan eşin intifayı açıkça seçmemesi halinde, 1 / 4 mülkiyet hakkını seçtiği kabul edidiğini, geri kalan miras payları da TKM. m. 439 / f. 1 uyarınca murisin çocukları arasında eşit şekilde dağıtılması gerektiğini, bu durumda muris ...’nin %4 hisse oranındaki mirasının ölüm (mirasın intikali) tarihinde aşağıdaki oranlara göre paylaştırıldığının kabulü gerektiğini,: i.Eşi ... : 1 / 4 (%1) ii.Altsoyu : 1 / 4 (%1 iii.Altsoyu ... : 1 / 4 (%1 iv.Altsoyu ... : 1 / 4 (%1) Murisin ölümünün ardından ...’e kalan miras payı intikali saklandığını, hatta müvekkilinin uhdesinden %0,5’lik bir pay da alınmış göründüğünü, zira ...’in şirketteki paylarında babasının ölümünden sonra kağıt üstünde %1,5’luk bir azalma olmuş göründüğünü, 2010 yılında da müvekkilinin annesi ... vefat ettiğini, onun hissesi de üç çocuğu arasında paylaştırılacağına göre ...’in miras hissesi, kendi %25 hissesine ilaveten, %26,666 olması gerektiğini, Türk Kanunu Medenisi ve Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca %1 hisse babasından, %2 hissesinin 1/3 de annesinden intikalen, hissesinde %1,6666 artış meydana geldiğini, müvekkilinin annesi ... ’nin vefatından sonra Komandit Şirket kayıtları uyarınca şirketteki fiili pay oranları ile hukuken hissedarların sahip olması gereken pay oranlarının aşağıda sunulduğunu, yerel mahkeme müvekkiline annesi ...’nin vefatı nedeniyle intikal edecek %0.5 hissenin geçmesi gerektiği yönünde hüküm kurduğunu ancak müvekkiline annesinden intikal etmesi gereken hisse oranın % 0.6666 olduğunu,Kuruluştan Beri Hissedarlar 1977 Yılında Mevcut Pay Oranları ...'den Mirasçılarına İntikal Etmesi Gereken Pay Oranları ... den Mirasçılarına Fiilen İntikal Eden Pay Oranları ... den, ...'ye; Ondan da Mirasçılarına İntikal Etmesi Gereken Pay Oranları Bugün İtibariyle Hissedar Olanların Sahip Olanların Sahip Olması Gereken Pay Oranları ve Paydaşlık Sıfatları Bugün İtibariyle Hissedar Olanların Fiilen Sahip Oldukları Pay Oranları ...%4 ... %25 %1 %0,333333 %26,666 Komandite Ortak %25 Komandite Ortak %20 %1 %3,5 %0,333333 %21,666 Komandite Ortak %25 Komandite Ortak ... %1 %1 %0,5 ... %12,5 %12,5 Komanditer Ortak %12,5 Komanditer Ortak ...%25 %1 %0,666666 %26,6666 Komandite Ortak %25 Komanditer Ortak ... %12,5 %12,5 Komanditer Ortak %12,5 Komandter Ortak Müvekkili ..., miras yoluyla kendisine intikal etmesi gereken hisselerin başkasına devrine yönelik rıza vermediğini; herhangi bir devir sözleşmesi yapmadığını, müvekkili ...’e intikal etmesi gereken komandit şirket hisselerine ilişkin olarak 1987 yılında imzalanan Ortaklar Kurulu Kararı’nın bir miras taksim sözleşmesi olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, miras taksim sözleşmesi adi yazılı şekilde yapılmış olsa da bütün mirasçıların imzaladığı ve her birine neyin düşmesi hususunda tarafların anlaştığı şekilde paylaşılan malvarlığı değerlerinin belirtildiği bir sözleşme olduğunu, şu hâlde 1987 yılında verilen Ortaklar Kurulu Kararı’nın tahvil yoluyla miras paylaşma sözleşmesi olduğunu kabule imkânı olmadığını, mirasçılar arasında bir miras taksim sözleşmesi imzalanmadığını, Ortaklar Kurulu Kararı içeriği bakımından miras taksim iradesini ifade etmediğini, dosyada mübrez dilekçelerde maddi hukuk bakımından doğru nitelemenin nasıl olması gerektiği ve olayda müvekkilinin yanıltıldığı belirtildiğini, müvekkili miras taksim sözleşmesini önceden imzalamış olsa idi Ortaklar Kurulu Kararı’nı imzalaması da miras taksimini kabul etmesi anlamında kabul edilebildiğini, TMK m. 2’ye dayanan güven kuramına göre yorum ilkesi davalı tarafın iddialarının kabulüne kesin engel oluşturduğunu, Dosyada mübrez 2015 tarihli Yargıtay 11. HD kararında da açıkça belirtildiği üzere miras taksim sözleşmesinde tarafların irade beyanlarına açıkça yer verilmesi ve tarafların miras taksim sözleşmesi ile yaratılan yeni durumu benimsediğinin açıkça anlaşılması gerektiğinin şart olduğunu, zımnî bir miras taksim sözleşmesi akdedilemeyeceğini, bu nedenle şeklî anlamda bir eksiklikten söz edilmese dahi bir miras taksim sözleşmesi olarak da değerlendirilmesi gerektiği iddia edilen 1987 tarihli kararın bu şekilde değerlendirilmesine olanak bulunmadığını, bu karar metninden müvekkili ...’in babasından kendisine miras yoluyla intikal etmiş olması gereken hisselerden vazgeçtiği, bunların diğer bir mirasçıya intikal etmesine muvafakat ettiği ve bu durumun sonuçlarını benimsediği gibi bir sonuç çıkması mümkün olmadığını, diğer deyişle, ortada miras paylaşımı yerine yapılmış bir hisse devri de söz konusu olmadığını,Müvekkili ...’in miras hisseleri, hukuka aykırı olarak rızası dışında alıkonulmuş, fiiliyatta kendisinin payı artmayıpkağıt üzerinde %0,5 oranında azaltılıp, kardeşi ...’nin hissesi ise %4,5 oranında arttırıldığını, müvekkilinin baba ve annesinden gelen hisselere el konduğu gibi, esasen sahip olduğu %25 hissesinin % 0,5’ine de yukarıdaki tablodan da görüleceği üzere el konulduğunu buna ek olarak müvekkilinin Komandit Şirket bünyesindeki pay oranı rızası hilafına azaltıldığı gibi murisin vefatı ile onun halefi olarak komandite (şirket yönetiminde söz sahibi ve kişisel olarak sorumlu) ortak sıfatını kazanması gerekirken, söz konusu hukuka aykırı eylem ve işlemler neticesinde hiçbir zaman komandite ortak olarak kaydedilmemiş göründüğünü, müvekkilinin Miras Sebebiyle İstihkak talebi hakkını haiz olduğunu, TMK. 630’da belirtilen Miras Sebebi ile İstihkak davası zamanaşımı süresi iyi niyetli olmayanlara karşı 20 yıl olarak belirtildiğini, ne var ki 2002 yılına kadar olan süre için Eski MK. Madde 579’daki 30 yıllık zamanaşımı süresinin göz önünde tutulması gerektiğini, nitekim 4722 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 20. maddesinde zamanaşımı sürelerinin eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam edeceği belirtildiğini, maddenin devamında da söz konusu süreler “Türk Medeni Kanunu’n belirlediği süreden uzun ise, bu kanunun yürürlüğe girmesinden sonra bu kanunda belirlenen sürenin geçmesi ile dolmuş olur” denildiğini, şu hâlde TMK’nın yürürlük tarihi 2002 yılı başında olduğuna göre TMK’nın yürürlüğe girmesinden itibaren ancak 20 yıl geçtikten sonra zamanaşımı def’i ileri sürülebileceğini, dava, 2018 yılında açıldığına göre zamanaşımı süresi geçmediğini, Müvekkili ...’in, murisin vefatı sonrası üç aylık hak düşürücü süre içinde kendisine babasından intikal edecek mirası kısmen dahi reddetmediğini, Bu yönde hiçbir beyanı olmadığını, murisin Komandit Şirket hisseleri haricindeki mirasından ...’e intikal eden malvarlığı değerleri mevcut olduğunu, bu durumda murisin Komandit Şirket’te bulunan hisselerinin de ...’e intikal etmesi gerektiği son derece açık olduğunu, kaldı ki müvekkilin mirası kabul ettiği mukavelenamede açıkça belirtildiğini, Yerel mahkemenin ortaklık tipinin komanditer olarak değiştirilmesine dair ‘…bu değişikliğinde komandite ortağın sınırsız sorumlu olup, yönetim sorumluluğu da bulunmakla sınırlı sorumlu olan yönetim yükümlülüğü de bulunmayan komanditeri tercih edilmesinin hayatın olağan akışına da uygun olduğu dikkate alındığında,..’ şeklindeki kabulüne itibar edilmesinin mümkün olmadığını, zira ortaklık tipinin değiştirilmesinin hayatın olağan akışına uygun olup olmadığını, sorumluluk esasına göre belirlenemeyeceğini, müvekkilinin sorumluluk istemeseydi babasının vefatından sonra ilk üç ay içinde bu sorumluluğu reddedeceğini, müvekkilinin bu sorumluluğu açıkça reddetmediğine göre kabul ettiğini, yasanın ‘kabul’ olarak yorumladığı bir durumun yerel mahkemece ‘hayatın olağan akışı’ mesnet gösterilerek değiştirilmesi mümkün olamayacağını, Keza ‘..zaten bu nedenle tadil sözleşmesinden sonra arada geçen uzunca bir süreye rağmen komandite ortak olduğu iddiasıyla yönetimsel herhangi bir yetkinin davacı tarafından kullanılması ve buna ilişkin bir uyuşmazlığın çıktığı iddiasının dahi bulunmadığı..’ şeklindeki yerel mahkeme kabulü de aynı şekilde hatalı olduğunu, müvekkilinin bu farkı öğrenene kadar kendisini sorumlu komandite ortak zannettiğini, davanın uzun süre sonra açılması müvekkilinin komanditer ortak olmayı kabul ettiği şeklinde yorumlanamayacağını, ayrıca komandite ortağın bir fiil yönetimde olması da zorunlu olmadığını, müvekkili, sorumlu ve yönetimde olmayı isteyebileceği gibi imza yetkisini haiz olmak istemeyebileceğini ancak temsil yetkisine sahip olmaması yönetim ve sorumluluğu olmayacağı anlamına gelmeyeceğini, tıpkı anonim şirketlerde her yönetim kurulu üyesinin sorumlu olacağı ancak şirketi temsil ve ilzam edemeyeceği gibi, İstanbul ... Noterliği nezdinde düzenlenen 28.10.1987 tarihli ve ... yevmiye numaralı “... Mukavele Tadili” metninden de anlaşılacağı üzere ...’in ortaklıkta “komanditer” ortak sıfatıyla devam etmek istediğine dair bir beyanı olmadığını, anılan tadil metni aynen şu şekilde kaleme alındığını, “ … 1985 yılında vefat ettiği ve Sarıyer Sulh Hukuk Hakimliğinden istihsal olunan 16.12.1985 tarih ve 985/1344 esas, ... sayılı kararı gereğince de mirasçı olarak eşi ... ve çocukları ..., ...'yi bıraktığı ve şirketteki hissesinin adı geçenlere intikal ettiği, mirasçıların aynı zamanda şirketin ortağı oldukları ve vefat sebebiyle de murisleri yerine ortaklığa iştirak payları nisbetinde ve kendi payları ile birlikte yürütmek istemeleri, şirketin diğer ortaklarının da buna muvafakatı ve tüm ortakların karşılıklı rıza ve muvafakatları ile de 1.000.000.-Tl.sı olan şirket sermayesine 99.000.000.-Tl. (Doksan Dokuz Milyon Türk Lirası) daha ilave edilerek şirket sermayesini 100.000.000.-Tl. (Yüz Milyon Türk Lirası)na çıkarılmasını kabul etmeleri sonucunda …” Bu nedenle ...’in ortak sıfatının muristen intikal eden hisseler nedeniyle komandite ortak olarak devam etmesi gerektiğini, şöyle ki: Murisin vefat ettiği tarihte (1985’te) 6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanunu yürürlükte olduğunu, Eski Türk Ticaret Kanunu’nun 267. maddesi şu şekilde kaleme alınmıştı: “Kollektif şirketlerin infisahına ve tasfiyesine ve ortakların şirketten çıkma ve çıkarılmasına dair olan 185 – 242 nci maddeler hükümleri komandit şirketlerde de tatbik olunur. Şu kadar ki, şirket mukavelesinde aksine bir hüküm bulunmadıkça komanditerin ölümü veya vesayet altına alınması şirketin infisahını mucip olamaz.” bu düzenleme gereğince, komandite ortağın vefatı halinde eski Türk Ticaret Kanunu’nun 267. maddesinin göndermesiyle 195. maddesi uygulandığını, Eski Türk Ticaret Kanunu’nun 195. maddesinin ikinci fıkrası da şu şekilde kaleme alınmıştı: “Şirketin, ölen ortağın mirasçılariyle diğer ortaklar arasında kollektif şirket olarak devam edeceği hakkında şirket mukavelesinde hüküm varsa; mirasçılar kollektif sıfatiyle şirkete devam edip etmemekte serbesttirler. Şirketin devamını isterlerse, diğer ortaklar kabule mecburdurlar. Ancak, kollektif sıfatiyle şirkette kalmak istemeyen mirasçı varsa, ölen ortağın payından kendisine düşen miktar ile komanditer olarak şirkete kabul edilmesini teklif edebilir. Diğer ortaklar bu teklifi kabule mecbur değildirler. Mirasçılar şirkete kollektif olarak veya komanditer olarak dahil olup olmıyacaklarını ortağın ölüm tarihinden itibaren üç ay içinde şirkete bildirmeye mecburdurlar. Keyfiyetin şirkete bildirilmesine kadar, mirasçılar şirkette komanditer olarak kalmış sayılırlar. Bu müddet içinde beyanda bulunmamış olan mirasçılar müddetin hitamından itibaren kollektif ortak sıfatını iktisap ederler.” Şirket bünyesinde bir ortağın payın bütünlüğü ilkesi gereği hem komanditer, hem de komandite ortak olamayacağını, tek bir ortağın ortaklık payının yeknesak olması gerektiğini ve ortaklık payı kendi içinde çeşitli hukuki durumları barındıramayacağını, dosyada mübrez 15.12.2020 tarihli bilirkişi raporunda belirtildiği şekilde bir adi komandit şirket olan davalı şirkette bir pay mevkii bulunmadığı, dolayısıyla payın geçişi ile bu paya sahip olanın haiz olduğu hak ve yükümlülüklerin de doğrudan doğruya pay sahibine geçmeyeceği iddiası ilgili mevzuat hükümlerinden ve genel hukuk mantığından son derece uzak bir iddia olduğunu, nasıl ki imtiyazlı payların devrinde paya özgü imtiyazlar da devralana geçiyor ise türünden bağımsız olarak bir komandit şirketin payları da bir ortağa intikal ettiğinden o paylara bağlı hak ve yükümlülükler de doğrudan doğruya geçeceğini, nitekim, aynı raporda TTK 253/2 (eTTK 195/2) gereğince murisin vefatı ile mirasçının komandite ortak sıfatını kazandığı sonucuna ulaşılabileceğini, murisin vefatını izleyen üç ay içinde müvekkilinin aksi yönde bir beyanının olmadığı yine bilirkişilerce beyan edildiğini, bu noktadaki eksiklik bu sonucun bir seçimlik hak/sonuç olmadığı ilgili kanun maddeleri gereği ortaya çıkan kat’i bir durum olduğunu, pay mevkiinden bahisle böyle bir geçişin söz konusu olamayacağını belirten bilirkişiler, aynı zamanda üç aylık sürede aksi yönde bir beyan olmadığından hareketle iddiaların doğruluğunu da kabul ettiklerini, bu tip çelişkilerle dolu olan bilirkişi raporunun, rapor hakkındaki beyanlarda belirtildiği şekilde, dikkate alınmadığını, incelemeye konu edilmediğini, evrakın varlığının açıkça yerel mahkemeye bildirilmemesi üzerine bilirkişilerce incelenen evrakın alelacele tutanak altına alınması konusunda bile şaibeler içerdiği düşünüldüğünde, mahkeme tarafından dikkate alınmamasını talep ettiklerini, Müvekkilinin ortaklık sıfatının ‘komandite’ olması gerektiğini, zira tadil metni ile müvekkilinin rızası dışında değişiklik yapılmış olup, yapılan değişikliğin müvekkilinin iradesini gösterir nitelikte olmadığını,Yargılama boyunca davalı taraflar, müvekkilinin komanditer ortak olmayı kendi iradesi ile istediğini ileri sürdüğünü, yerel mahkemece dosyadaki mevcut yazılı delillerden müvekkilinin rızasıyla komanditer ortak olduğu sonucuna ulaşıldığını, oysa yasal gerçeklikler ve gereklilikler karşısında, müvekkilinin kanuna ve hakkaniyete uygun şekilde komanditer ortak olma irade beyanının alındığından söz edilemeyeceğini, bu nedenle yerel mahkeme hükmü bozmayı gerektirdiğini, Miras hisselerinin intikaline ilişkin kanunda açık bir düzenleme olmamakla beraber bu durumun hissedarlık yapısında bir değişiklik olarak değerlendirilmesi gerektiğini, Komandit Şirket’te hissedarlık yapısında meydana gelen değişikliklerin ise bir ana sözleşme tadili olarak değerlendirilmesi gerektiği yerel mahkemenin de malumu olduğunu, bu nedenle 1987 tarihli genel kurul kararında kullanılan üstü kapalı ifadelerin bu şartı sağlamadığını, geçerli bir sözleşme tadili için intikal oranlarının açıkça yazılması ve hissedarların intikal sonrası pay oranlarının açıkça belirtilmesi gerektiğini, Yerel mahkemece sermaye artırımı nedeniyle hisse oranlarının değiştiğinin kabul edilebilmesi için hisse oranını değiştirecek şekilde sermaye artırımı yapıldığının araştırılması gerektiğini oysa yerel mahkeme artırıma müvekkilinin katılıp katılmadığını araştırmadığı gibi, hissesi haksız şekilde artırılan ...’nin sermaye artırımına katılıp katılmadığını, katıldıysa ne kadar ve ne şekilde ödeme yaptığını araştırmadan, somut olayı aydınlatmadan hüküm kurulduğunu, yapılması gereken gerçekten oranları değiştirir nitelikte bir sermaye artırımı yapılıp yapılmadığının tespitidir, eğer böyle bir sermaye artırımı ve sermaye ödemesine delil yoksa, yukarıda açıklandığı üzere yasal miras oranlarına göre artırım yapılarak tüm ortakların bu artışa hisse oranlarınca katıldığının kabulü gerekeceğini, nitekim bilirkişi raporunda da sermaye artırımına dair hiçbir bulgunun olmadığı sabit olup, yerel mahkemece varsayıma dayalı şekilde kurulan hüküm eksik ve hatalı olduğunu, yerel mahkeme kararı ve itibar ettiği bilirkişi raporunda; sermaye artırım işlemi öncesindeki pay oranları ile sonrasındaki pay oranlarının farklı olmasının olağandışı bir işlem olmadığı belirtildiğini, salt bu önerme kendi içinde doğru olsa dahi somut olaya uygulanması mümkün olmadığını, bir sermaye artırım işleminde mevcut ortakların payları oranında artırıma katılması beklenen durum iken bunun hilafına hareket edilmesi ve bazı ortakların bu oranda artırıma katılmamaları halinde söz konusu hakkın sınırlandırılmasına ilişkin beyanların alınması ve bunların genel kurul kararına açıkça yazılması zaruri olduğunu,Somut olayda; 1987 tarihli Tadil Mukavelenamesinden bir önceki mukavelenamede müvekkili ... (...) bakımından ortaklık payı %25 olarak belirlendiğini ancak ardından çıkarılan Tadil Mukavelenamesinde ise murisin ortaklık payının mirasçılara bırakıldığı ve mirasçıların mirası kabul ettikleri açıklandığını,TTK’da öngörülen üç aylık hak düşürücü süre dikkate alınmaksızın bir ortağın miras bırakanın vefatından iki yıl sonra yapılan bir genel kurul toplantısında Komandit Şirket’in ana sözleşmesi tadil edilerek ortaklık sıfatının komanditer olarak kalmasına parantez içinde yer alan ifadeler ile “zımnen” karar verilmesi hukuka aykırı ve kötü niyetli bir işlem olduğunu, 1987 yılında yapılan genel kurulda imza altına alınan tadil mukavelesinde yer alan aşağıda da altı çizili olarak belirtilen kısım aslında başlı başına ...’in komandite ortak sıfatını kazandığını tevsik ettiğini,“ … ' nin 1985 yılında vefat ettiği ve Sarıyer Sulh Hukuk Hakimliğinden istihsal olunan 16.12.1985 tarih ve 985/1344 esas, 1985/1141 sayılı kararı gereğince de mirasçı olarak eşi ... ve çocukları ..., ..., ...'yi bıraktığı ve şirketteki hissesinin adı geçenlere intikal ettiği, mirasçıların aynı zamanda şirketin ortağı oldukları ve vefat sebebiyle de murisleri yerine ORTAKLIĞA İŞTİRAK PAYLARI NİSBETİNDE VE KENDİ PAYLARI İLE BİRLİKTE YÜRÜTMEK İSTEMELERİ, ŞİRKETİN DİĞER ORTAKLARININ DA BUNA MUVAFAKATI ve tüm ortakların karşılıklı rıza ve muvafakatları ile de 1.000.000.-Tl.sı olan şirket sermayesine 99.000.000.-Tl. (Doksan Dokuz Milyon Türk Lirası) daha ilave edilerek şirket sermayesini 100.000.000.-Tl. (Yüz Milyon Türk Lirası)na çıkarılmasını kabul etmeleri sonucunda …” Dosyada mübrez ve İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi hakimliğinin dosyanın karar duruşmasında taraf vekillerine dikkatlice incelediğini sözlü olarak beyan ettiği İstanbul ... Noterliği’nin 28 Ekim 1987 tarihli ve ... yevmiye numaralı “Mukavele Tadili” ile Komandit Şirket’in genel kurul karar defterinden alınan ve yine İstanbul ... Noterliği’nin 28 Ekim 1987 tarihli ve ... yevmiye numaralı tasdikli defter nüshası aslında aynı karar metnini içerdiğini ancak “Mukavele Tadili”nde sadece yukarıda italik olarak belirtilen ifadelere yer verilmişken, tasdikli defter nüshasında “...’nin komanditer ortak olan sıfatının komandite ortak olarak değiştirilmesine ve diğer ortakların sıfatlarında herhangi bir değişiklik yapılmamasına karar verildiğinin belirtildiğini, söz konusu farklı defter sayfalarının ve Mukavele Tadili başlıklı belgenin özel olarak incelenerek, gerekirse imzaların gerçekliği denetlenerek bir değerlendirme yapılmasının gerçeğin ortaya çıkması için uygun olacağını,Komandit Şirket’in aynı kararından noterden alınan iki ayrı suretin eski tarihli olanında ilk sayfada imza olmadığını, ikinci ve üçüncü sayfalarında imza olduğunu, noterin bunu tasdik etmemesi gerektiğini, 2015 tarihinde alınan surette ise yevmiye numarasının sayfadaki yeri ilk surete göre farklı olduğunu, noterin de olası bir sahtekarlığa alet olduğunu düşünmek istenmesine ağmen bu konunun sayın mahkeme tarafından re’sen araştırılmasının doğru olacağını Komandit Şirket’in aynı kararının İTO’dan alınan örneğinde de başka bir belgeye atıf yaptığını, şirket karar defterinin ve noter evrakının yevmiyesi daha yüksek bir numara taşıdığını, ..., bu konuda müvekkili ... ‘’bu işin üzerine gidersen İTO’dakilerin başını yakarsın’’ dediğini, bu beyan tanık olmayan bir yerde yapıldığı için sadece bilgi olarak sunulduğunu ayrıca İTO’dan alınan belge, noter tasdikli suretlere ve komandit şirket karar defterine de atıf yapmadığını, bir uzman bilirkişi görevlendirilerek bu anlaşılması güç ve sahtekarlık şüphesi uyandıran hususların açıklığa kavuşturulması gerektiğini, aksi halde telafisi imkânsız bir hak kaybına sebep olunacağını, bilirkişiler tarafından incelenmeyen İstanbul ... Noterliği tarafından onaylı ve ... yevmiye numaralı tasdikli defter nüshasında mirasçı ve ortak olan ...'nin ortaklık sıfatı açıklamalı ve detaylı bir şekilde değiştirilirken müvekkilinin ortaklık sıfatı ise yalnızca parantez içinde yazılarak değiştirilmeye çalışıldığını, bir ortağın ortaklık vasfının değişimi gerekçelendirilirken diğer ortağın değişikliği için salt küçük bir kayıt düşülmesi dahi davalıların kötü niyetini açıkça ortaya koyduğunu Komandit Şirket’te sermaye artırımı konusunda kanunda bir düzenleme bulunmadığı gibi, genel olarak komandit/kollektif şirketlere ilişkin Yargıtay kararları da son derece sınırlı sayıda olduğunu, ancak kıyas yoluyla kuruluş esas sermayesine ilişkin hükümlerin sermaye artırımına da uygulanması gerektiğini, bu nedenle sadece nihai sermaye tutarlarının belirtilmesi ve sermaye artırımına katılım oran/tutarlarının özellikle belirtilmemiş olması, miras hisselerinin intikallerinin de kâğıda geçirildiği varsayılan bu denli önemli bir kararda yeterli olmayacağını, ...’in diğer hissedarlara göre daha az sermaye koyarak pay oranının düşürülmesi iradesi hilafına gerçekleştiğini ve salt ...’nin menfaatine, onun pay oranını artıran bir eylem niteliğinde olduğunu, Dosyada mübrez, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi E. 2015/20177 K. 2015/32746 sayılı kararında; "Bir haktan feragatin açıkça yapılması gerekip, zımni feragat mümkün değildir. Dairemizin yerleşik içtihatları da bu yöndedir." denilerek bu konunun önemine dikkat çekildiğini,Davalılar tarafından dosyaya sunulan mütalâalarda yer alan ifadelerin gerçeği yansıtmaktan son derece uzak, yerel mahkemenin dikkatine sunulan Yargıtay kararında belirtilenlere aykırı, üstüne üstlük birbiriyle çelişen, tabiri caiz ise “birbirini çürüten önermeler” olduğunu, sırf bu nedenle mahkemenin davalılar tarafından dosyaya sunulan her iki mütalâayı da değerlendirmeye almamasını da önemle talep ettiklerini,Dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk eski türk ticaret kanunu olduğunu,Eski Türk Ticaret Kanunu bakımından da şirket ortaklarının sıfatının tespitinde kollektif şirket hükümleri uygulama alanı bulacağını, bu bakımdan da müvekkilinin şirket içindeki sıfatını tespite yarayan hüküm eTTK m. 195'te düzenlendiğini, bu hükümden de anlaşılmaktadır ki, ölen kollektif (komandite) ortağın mirasçısı, kollektif (komandite) ortak sıfatını da iktisap edeceğini, Şirket Sözleşmesi madde 10: "Ortaklardan herhangi birinin vefatı halinde, vefat eden ortağın mirasçıları murisin makamına kaim ve haklarına halef olarak devam edecektir." şeklindeki hükmü de bu durumu destekler nitelikte olduğunu, Yerel mahkemece hatalı yapılan ve tartışmaya açılan değerlendirme ise; murisin vefatından iki yıl sonraki İstanbul ... Noterliğinde 28.10.1987 tarih ve ... yevmiye no ile tasdik edilen Tadil Mukavelenamesinde, hiçbir talep veya inceleme olmaksızın müvekkilinin komanditer ortak olarak sayılması olduğunu, üstelik belirtilen tadil mukavelesinin şaibeli olduğu defterde mevcut tutanak ile tadil metninin arasındaki bariz fark ile açıkça ortada olduğunu, Haksız karışma kazancı yönünden kurulan ‘karar verilmesine yer olmadığına’ dair hüküm usul ve yasaya aykırı olduğunu, İleri sürerek İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/474 esas 2021/201 karar sayılı ilamının Müvekkil lehine kısmen kaldırılarak TMK 637-638 mad. hükümleri gereğince; şirket tablosunda müvekkilemin hissesinin %26,666 olarak düzeltilmesine, şirket tablosunda müvekkilemin Komanditer sıfatının Komandite olarak düzeltilmesine, İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin davacının annesi ...’den müvekkilimize intikal etmesi gereken paylar hakkındaki kararının düzeltilerek onanmasını, belirsiz alacak davası hükmünde olmak üzere, bilirkişiye hesaplatılacak davalı ...’nin haksız karışma (Gerçek Olmayan Vekaletsiz İş Görme) kazancının da faiziyle birlikte müvekkilimize ödenmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine hükmedilmesini kaldırılmasını talep etmiştir.
DAVALI ... VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİ İLE, Müvekkili komandit şirketin, kahve ticareti sektörünün en köklü ve muteber Türk şirketlerinden biri ve aile şirketi olduğunu, diğer davalının, bu şirketin komandite ortağı ve yöneticisi olduğunu, davalı, davacı ile ortaklık ilişkisinin en başından bu yana iyi niyetle hareket etmekte olup, müvekkili şirketi basiretli bir biçimde yönettiğini, Davacı, müvekkili şirketin kurucusu ve kendisi ile diğer davalının babası olan ...’nin 1985 yılında vefat ettiğini, ona ait olan %4 hissenin dört mirasçısına %1 olarak eşit oranda intikal ettiğini, onun mirasından kendisine düşen payın kendisine verilmediğini, bu nedenle miras sebebiyle istihkak talebinde bulunduğunu, ayrıca müvekkil şirkette komandite ortak iken rızası hilafına komanditer ortak haline getirildiğini iddia ile davada yerel mahkemeden; bilgisi dışında el konulduğunu iddia ettiği ...’den miras payı olarak düşen ve ...’den miras payı olarak düşen hisselerin kendisine iadesini ve müvekkili şirketin pay sahiplerini gösteren şirket tablosunun düzeltilmesine, kendisini komanditer ortak olarak nitelendiren kaydın komandite ortak olarak düzeltilmesine, bilirkişiye hesaplatılacak haksız karışma kazancının diğer davalı tarafından faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesini talep ettiğini,28.05.2019 günü yapılan ön inceleme duruşmasında davanın miras sebebiyle istihkak davası değil, 6545 sayılı Kanun ve HSYK’nın 08.09.2014 sayılı kararı uyarınca heyet tarafından görülmesi gereken, şirketler hukuku ile ilgili bir dava olduğu tespit edildiğini ve dosya yerel asliye ticaret mahkemesinin heyetine tevdiine karar verildiğini, davacı vekillerinin de dosyanın heyete tevdiini talep ettiklerini ve yargılamanın ilerleyen aşamalarında miras davası açtıkları iddiasıyla bu ara karardan rücu edilmesini talep etmediklerini,Yargılama sırasında mahkemece taraflarca gösterilen delillerin toplandığını, tanıkların dinlenildiğini ve müvekkili şirketin defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yapıldığını olarak davacının davadaki taleplerinin haksızlığı ortaya çıktığını, yerel mahkeme tarafından; ...’den miras payı olarak düşen hisse bakımından davanın reddine, davacının komanditer sıfatının komandite olarak düzeltilmesi talebinin reddine, ...’den miras payı olarak düşen %0,5 hisse bakımından ise davanın kısmen kabulüne ve davacının davalı şirketteki toplam hissesinin %25 olarak düzeltilmesine, usulüne uygun olarak açılmış bir dava olmadığından davacının haksız karışma kazancına ilişkin talebinin reddine, karar verildiğini, bu kararın, istinaf talebine konu olan davacı lehine 4,080 TL vekalet ücreti ve 2.176,66 TL yargılama giderinin (toplam 6.256,66 TL) müştereken ve müteselsilen ödenmesine hükmedilen kısımlar dışında, usul ve yasaya uygun olduğunu, davacının ...’den gelen miras payı talebi bakımından ise, davacı zaten bu miras payı bakımından kar payını eksiksiz bir şekilde aldığını, dava yoluna başvurmaksızın müvekkili şirkete başvurarak şirket defterlerindeki pay oranını düzelttirebilecekken, diğer davalı ...’ye duyduğu haksız husumet sebebiyle kötü niyetle hareket ederek bundan kaçındığını, müvekkili şirketin ya da diğer davalının, davanın açılmasına sebep olan bir hatası ya da kusuru bulunmadığı halde, davacı lehine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, 2010 yılında davacının ve diğer davalının mirasbırakanı ...'nin vefat ettiğini, merhumenin müvekkili şirketteki %1,5 payı geride bıraktığı üç çocuğuna eşit oranda bölündüğünü ve her bir çocuğa %0,5 pay düştüğünü dolayısıyla, bugün itibariyle davacının müvekkili şirkette %25 oranında payı bulunduğunu, Davacının iddialarının aksine, müvekkili şirket ya da diğer davalı tarafından kendisine ...'den intikal eden paylara el konulmadığını, davacıya ...'den intikal eden %0,5 oranındaki payın İstanbul Ticari Sicil Memurluğunda da tescili için ortaklar 02.05.2011 tarihinde karar aldıklarını, alınan bu kararda, davacının da imzasının mevcut olduğunu ancak bu karar İstanbul Ticaret Sicili Memurluğu tarafından usuli sebeplerle tescil edilmeyerek geri çevrildiğini, bunun üzerine tescilin gerçekleştirilmesi için ortaklar tekrar karar almak istediklerini ancak davacı sessiz kaldığı ve imza için noterde hazır edilemediği için karar alınamadığını, bu sebeple davacıya ...'den intikal eden %0,5 oranındaki payın tescili gerçekleştirilemediğini, bu durumun sorumlusu müvekkili şirket ya da diğer davalı değil, bizzat davacının kendisi olduğunu, Davacıya ...'den intikal eden %0,5 oranındaki payın İstanbul Ticaret Sicili Memurluğu’ndaki tescili davacının kusuru ile gerçekleştirilememiş olsa da, müvekkili şirket ve diğer davalı, davacının intikalden önce mevcut olan %24,5 payı ile birlikte müvekkili şirkette %25 oranında pay sahibi olduğunun bilincinde olduğunu ve iyi niyetle hareket ettiğini, davacıya müvekkili şirketteki pay oranına denk miktarda kar payı eksiksiz bir şekilde ödendiğini, Yerel mahkeme, davanın kısmen kabulü ile ...’den intikal eden %0,5 oranında hissenin davacı payına eklenerek davacının toplam payının %25 olarak düzeltilmesine karar verdiğini, davacının müvekkili şirkette toplam %25 payının olduğu herkesin malumu olduğunu ve müvekkili şirket kayıtlarında düzeltme yapılması için davacının dava açmasına gerek olmadığını, kar payı dağıtımında davacının müvekkili şirketteki hissesi toplam %25 olarak kabul edilerek buna göre dağıtım yapılmış olduğundan, davacının davada hukuki yararı bulunmadığını, müvekkili şirketin pay defterindeki düzeltmenin yapılamamış olmasının sorumlusu müvekkili şirket ya da diğer davalı değil, bizzat davacının kendisi olduğunu, Davacıya mirasbırakan ...’den intikal eden %0,5 oranındaki payın tescili için ortaklar tarafından bir karar alındığını, bu karar İstanbul Ticaret Sicili Memurluğu tarafından usuli sebeplerle tescil edilmeyerek geri çevrildiğini, bunun üzerine tescilin gerçekleştirilmesi için ortakların tekrar karar almak istediklerini ancak davacı sessiz kaldığı ve imza için noterde hazır edilemediği için karar alınamadığını ve tescilin gerçekleştirilemediğini ancak pay dağıtımında davacının müvekkili şirketteki payının toplam %25 olarak kabul edilerek buna göre dağıtım yapıldığını, dolayısıyla davacının davada hukuki yararının da bulunmadığını, bilirkişiler de müvekkili şirketin defter ve kayıtları üzerinde yaptıkları inceleme sonucunda, davacıya müvekkili şirketteki haklarını bu oran üzerinden kullandırıldığını tespit ettiklerini, İleri sürerek davacı lehine 4,080 TL vekalet ücreti ve 2.176,66 TL yargılama giderinin (toplam 6.256,66 TL) müştereken ve müteselsilen ödenmesine hükmedilmesine karşı istinaf başvurusunun kabulü ile yerel mahkeme kararının davacı lehine olan ilgili kısımlarının müvekkili lehine kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALI ... VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİ İLE,Yerel mahkeme kararının istinaf talebine konu olan davacı lehine 4,080 TL vekalet ücreti ve 2.176,66 TL yargılama giderinin (toplam 6.256,66 TL) müştereken ve müteselsilen ödenmesine hükmedilen kısımlar dışında, usul ve yasaya uygun olduğunu,, davacının ...’den gelen miras payı talebi bakımından ise, davacı zaten bu miras payı bakımından kar payını eksiksiz bir şekilde aldığını, dava yoluna başvurmaksızın diğer davalı şirkete başvurarak şirket defterlerindeki pay oranını düzelttirebilecekken, müvekkiline duyduğu haksız husumet sebebiyle kötü niyetle hareket ederek bundan kaçındığını, müvekkilinin ya da diğer davalı şirketin davanın açılmasına sebep olan bir hatası ya da kusuru bulunmadığı halde, davacı lehine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesinin haksız, usul ve yasaya aykırı olduğunu, Müvekkili komandit şirketin, kahve ticareti sektörünün en köklü ve muteber Türk şirketlerinden biri ve aile şirketi olduğunu, diğer davalının, bu şirketin komandite ortağı ve yöneticisi olduğunu, davalı, davacı ile ortaklık ilişkisinin en başından bu yana iyi niyetle hareket etmekte olup, müvekkili şirketi basiretli bir biçimde yönettiğini, Davacı, müvekkili şirketin kurucusu ve kendisi ile diğer davalının babası olan ...’nin 1985 yılında vefat ettiğini, ona ait olan %4 hissenin dört mirasçısına %1 olarak eşit oranda intikal ettiğini, onun mirasından kendisine düşen payın kendisine verilmediğini, bu nedenle miras sebebiyle istihkak talebinde bulunduğunu, ayrıca müvekkil şirkette komandite ortak iken rızası hilafına komanditer ortak haline getirildiğini iddia ile davada yerel mahkemeden; bilgisi dışında el konulduğunu iddia ettiği ...den miras payı olarak düşen ve ....’den miras payı olarak düşen hisselerin kendisine iadesini ve müvekkili şirketin pay sahiplerini gösteren şirket tablosunun düzeltilmesine, kendisini komanditer ortak olarak nitelendiren kaydın komandite ortak olarak düzeltilmesine, bilirkişiye hesaplatılacak haksız karışma kazancının diğer davalı tarafından faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesini talep ettiğini, 28.05.2019 günü yapılan ön inceleme duruşmasında davanın miras sebebiyle istihkak davası değil, 6545 sayılı Kanun ve HSYK’nın 08.09.2014 sayılı kararı uyarınca heyet tarafından görülmesi gereken, şirketler hukuku ile ilgili bir dava olduğu tespit edildiğini ve dosya yerel asliye ticaret mahkemesinin heyetine tevdiine karar verildiğini, davacı vekillerinin de dosyanın heyete tevdiini talep ettiklerini ve yargılamanın ilerleyen aşamalarında miras davası açtıkları iddiasıyla bu ara karardan rücu edilmesini talep etmediklerini, Yargılama sırasında mahkemece taraflarca gösterilen delillerin toplandığını, tanıkların dinlenildiğini ve müvekkili şirketin defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yapıldığını olarak davacının davadaki taleplerinin haksızlığı ortaya çıktığını, yerel mahkeme tarafından; ...’den miras payı olarak düşen hisse bakımından davanın reddine, davacının komanditer sıfatının komandite olarak düzeltilmesi talebinin reddine, ...’den miras payı olarak düşen %0,5 hisse bakımından ise davanın kısmen kabulüne ve davacının davalı şirketteki toplam hissesinin %25 olarak düzeltilmesine, usulüne uygun olarak açılmış bir dava olmadığından davacının haksız karışma kazancına ilişkin talebinin reddine, karar verildiğini, bu kararın, istinaf talebine konu olan davacı lehine 4,080 TL vekalet ücreti ve 2.176,66 TL yargılama giderinin (toplam 6.256,66 TL) müştereken ve müteselsilen ödenmesine hükmedilen kısımlar dışında, usul ve yasaya uygun olduğunu, davacının ...den gelen miras payı talebi bakımından ise, davacı zaten bu miras payı bakımından kar payını eksiksiz bir şekilde aldığını, dava yoluna başvurmaksızın müvekkili şirkete başvurarak şirket defterlerindeki pay oranını düzelttirebilecekken, diğer davalı ...’ye duyduğu haksız husumet sebebiyle kötü niyetle hareket ederek bundan kaçındığını, müvekkili şirketin ya da diğer davalının, davanın açılmasına sebep olan bir hatası ya da kusuru bulunmadığı halde, davacı lehine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, 2010 yılında davacının ve diğer davalının mirasbırakanı ...'nin vefat ettiğini, merhumenin müvekkili şirketteki %1,5 payı geride bıraktığı üç çocuğuna eşit oranda bölündüğünü ve her bir çocuğa %0,5 pay düştüğünü dolayısıyla, bugün itibariyle davacının müvekkili şirkette %25 oranında payı bulunduğunu, Davacının iddialarının aksine, müvekkili şirket ya da diğer davalı tarafından kendisine ...'den intikal eden paylara el konulmadığını, davacıya ...'den intikal eden %0,5 oranındaki payın İstanbul Ticari Sicil Memurluğunda da tescili için ortaklar 02.05.2011 tarihinde karar aldıklarını, alınan bu kararda, davacının da imzasının mevcut olduğunu ancak bu karar İstanbul Ticaret Sicili Memurluğu tarafından usuli sebeplerle tescil edilmeyerek geri çevrildiğini, bunun üzerine tescilin gerçekleştirilmesi için ortaklar tekrar karar almak istediklerini ancak davacı sessiz kaldığı ve imza için noterde hazır edilemediği için karar alınamadığını, bu sebeple davacıya ...'den intikal eden %0,5 oranındaki payın tescili gerçekleştirilemediğini, bu durumun sorumlusu müvekkili şirket ya da diğer davalı değil, bizzat davacının kendisi olduğunu,Davacıya ...den intikal eden %0,5 oranındaki payın İstanbul Ticaret Sicili Memurluğu’ndaki tescili davacının kusuru ile gerçekleştirilememiş olsa da, müvekkili şirket ve diğer davalı, davacının intikalden önce mevcut olan %24,5 payı ile birlikte müvekkili şirkette %25 oranında pay sahibi olduğunun bilincinde olduğunu ve iyi niyetle hareket ettiğini, davacıya müvekkili şirketteki pay oranına denk miktarda kar payı eksiksiz bir şekilde ödendiğini, Yerel mahkeme, davanın kısmen kabulü ile ...den intikal eden %0,5 oranında hissenin davacı payına eklenerek davacının toplam payının %25 olarak düzeltilmesine karar verdiğini, davacının müvekkili şirkette toplam %25 payının olduğu herkesin malumu olduğunu ve müvekkili şirket kayıtlarında düzeltme yapılması için davacının dava açmasına gerek olmadığını, kar payı dağıtımında davacının müvekkili şirketteki hissesi toplam %25 olarak kabul edilerek buna göre dağıtım yapılmış olduğundan, davacının davada hukuki yararı bulunmadığını, müvekkili şirketin pay defterindeki düzeltmenin yapılamamış olmasının sorumlusu müvekkili şirket ya da diğer davalı değil, bizzat davacının kendisi olduğunu, Davacıya mirasbırakan ...’den intikal eden %0,5 oranındaki payın tescili için ortaklar tarafından bir karar alındığını, bu karar İstanbul Ticaret Sicili Memurluğu tarafından usuli sebeplerle tescil edilmeyerek geri çevrildiğini, bunun üzerine tescilin gerçekleştirilmesi için ortakların tekrar karar almak istediklerini ancak davacı sessiz kaldığı ve imza için noterde hazır edilemediği için karar alınamadığını ve tescilin gerçekleştirilemediğini ancak pay dağıtımında davacının müvekkili şirketteki payının toplam %25 olarak kabul edilerek buna göre dağıtım yapıldığını, dolayısıyla davacının davada hukuki yararının da bulunmadığını, bilirkişiler de müvekkili şirketin defter ve kayıtları üzerinde yaptıkları inceleme sonucunda, davacıya müvekkili şirketteki haklarını bu oran üzerinden kullandırıldığını tespit ettiklerini, İleri sürerek davacı lehine 4,080 TL vekalet ücreti ve 2.176,66 TL yargılama giderinin (toplam 6.256,66 TL) müştereken ve müteselsilen ödenmesine hükmedilmesine karşı istinaf başvurusunun kabulü ile yerel mahkeme kararının davacı lehine olan ilgili kısımlarının müvekkili lehine kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, davacının ortak olduğu davalı Komandit şirketteki hisse miktarının ve Komanditer sıfatının Komandite olarak düzeltilmesi ve haksız karışma kazancının hesaplanarak faiziyle davacıya ödenmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, 1-) Haksız karışma kazancına ilişkin usulen açılmış bir dava bulunmamakla bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 2-) Şirket tablosunda davacının payının düzeltilmesi talebinin ...'den düşen miras payı açısından reddine, 3-) Şirket tablosunda davacının annesi muris ...'nin payından davacının miras payına düşen %0,5'lik payın davacı payına eklenerek davacı payının %25 olarak düzeltilmesine, 4-) Komanditer sıfatının komandite olarak düzeltilmesi talebinin reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı vekili tarafından dava dilekçesinde dava değeri bildirilmemiş, tevzi formunda da davaya esas değer belirtilmemiş ve maktu harç alınmıştır. Davacının ortak olduğu davalı Komandit şirketteki hisse miktarının düzeltilmesine yönelik dava, nisbi harca tabidir. Mahkemece, davaya konu payların dava tarihi itibariyle değeri tespit edilerek, bu değer üzerinden eksik peşin nispi harcın tamamlanması için davacı yana 6100 Sayılı HMK'nun 120/1 ve Harçlar Kanununun 30,32 maddeleri uyarınca kesin süre verilmesi gerekirken, harç eksikliği tamamlatılmaksızın müteakip işlemlerin yapılması isabetsiz olmuş, kamu düzenine ilişkin bu husus dairemizce re'sen nazara alınmıştır. Davacı vekilinin Haksız karışma kazancı yönünden kurulan ‘karar verilmesine yer olmadığına’ dair hüküm usul ve yasaya aykırı olduğuna yönelik istinaf sebebi incelendiğinde,Davacı vekili dava dilekçesi ile; a) Şirket tablosunda müvekkilemin hissesinin düzeltilmesine, b) Şirket tablosunda müvekkilemin Komanditer sıfatının Komandite olarak düzeltilmesine, c) Ayrıca diğer ortaklardan davalı; ...’nin haksız karışma kazancının hesaplanarak faiziyle müvekkilime ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.492 sayılı Harçlar Kanunu 30. Maddesinde "– Muhakeme sırasında tesbit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409 uncu (HMK 150) maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması, noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır," hükmü düzenlenmiştir.Somut olaya döndüğümüzde, Mahkemece, HMK 31.maddesi uyarınca hakimin davayı aydınlatma yükümlülüğü kapsamında davacı vekilinden haksız karışma kazancının hesaplanarak davacıya verilmesi talebi yönünden dava değeri ve talebi konusunda açıklama yaptırılıp belirtilen dava değerine göre harç eksikliği giderilmeden yukarıdaki şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiştir.Davacı vekilinin, sermaye artırımı nedeniyle hisse oranlarının değiştiğine yönelik mahkeme tesbitinin yerinde olmadığına ilişkin istinaf sebebi incelendiğinde, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi heyet raporunda; 28.10.1987 tarihli tadil mukavelesinde muris ...'nin paylarının paylaşılması ile birlikte sermayenin 100 kat oranında artırıldığı, bu durumun sonucu olarak da önceki sermaye oranlarının değişmesinin olağan dışı ve hukuka aykırı bir durum oluşturmadığı belirtilmiş ise de, bilirkişilerce, davalı şirketin sermaye artırımının yapıldığı tarihteki ticari defter ve kayıtları ile ticari sicil kayıtları incelenmek suretiyle 28/10/1987 tarihli tadil mukavelesine konu sermaye artırımı kararının ne şekilde alındığı, sermaye artırımı kararına kimlerin katıldığı, sermaye artırımı kararı ile davacı hissesinin ne şekilde azaldığına yönelik istinaf denetimine elverişli rapor düzenlenmediği, raporun bu hali ile karar vermeye yeterli olmadığından davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmüştür.Davalılar vekillerinin mahkemenin kısmen kabul edilen talep yönünden davalıların kusurunun olmadığı, aleyhlerine yargılama giderine hükmedildiğine yönelik istinaf sebebi incelendiğinde;Her iki davalı vekili cevap dilekçeleri ile, davacının ...’den gelen miras payı talebi bakımından, kar payını eksiksiz bir şekilde aldığı, dava yoluna başvurmaksızın davalı şirkete başvurarak şirket defterlerindeki pay oranını düzelttirebilecekken, diğer davalı ...’ye duyduğu haksız husumet sebebiyle kötü niyetle hareket ederek bundan kaçındığı, davalı şirketin ya da diğer davalının, davanın açılmasına sebep olan bir hatası ya da kusuru bulunmadığı ileri sürülüp bu iddialarını istinaf sebebi olarakda ileri sürüldüğü halde mahkemece, davalıların bu iddiaları yönünde araştırma yapılıp verilen hüküm gerekçesinde tartışılıp değerlendirilmemesi yerinde görülmemiştir.Davalılar vekilleri cevap dilekçesi ile, zamanaşımı itirazında bulundukları halde mahkemece, bu talep yönünden olumlu/olumsuz karar verilmediği gibi mahkemece verilen hüküm gerekçesinde de tartışılıp değerlendirilmemesi yerinde görülmemiştir. Mahkemece, dava dilekçesindeki her bir talebe göre davalıların her ikisinin de pasif husumetlerinin olup olmadığı yönünde değerlendirme yapılmadığı, bu durumda mahkemece HMK 31.madde uyarınca hakimin davayı aydınlatma yükümlülüğü kapsamında davacı vekilinden hangi talebin hangi davalıya yöneltildiği konusunda beyanının alınıp sonucuna göre davacı talepleri yönünden davalıların pasif husumet ehliyetlerinin olup olmadığının da değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi yerinde görülmemiştir. HMK.nun (Değişik:22/07/2020-7251/35md.)353/1-a6 maddesinde; "Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması." hali, kararın kaldırılarak, dosyanın mahkemesine iadesi sebepleri arasında gösterilmiştir. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin ve davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile, HMK'nın 353/1-a-4,6 maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine iadesine, karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı ve davalıların istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11/03/2021 tarih ve 2018/474 Esas - 2021/201 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a4,6 maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harçlarının talep halinde iadesine, 3-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte İlk Derece Mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 4-Artan gider avansı olması halinde avansı yatıran tarafa iadesine, 5-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 01/02/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.