İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi E.2021/995 K.2024/1507
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/995
KARAR NO: 2024/1507
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 22/03/2021
NUMARASI: 2020/542 Esas - 2021/256 Karar
DAVA: Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 17/10/2024
Taraflar arasındaki Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... Ltd. Şti. ile İstanbul ili Sarıyer ilçesi ... pafta, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın satışı konusunda 03.02.2020 tarihinde sözleşme yaptıklarını, sözleşmede satış bedelinin KDV içinde olarak 2.130.000,00 TL olarak belirlendiğini, 14.02.2020 tarihinde de satış işleminin gerçekleştirilerek tapuda taşınmazın devralındığını, devirden sonra davalının kendilerine 20.02.2020 tarihinde @ fatura gönderdiğini, faturada KDV'nin sıfır gösterildiğini, bunun sebebini davalı tarafa sorduklarında kendilerinin KDV'den muaf olduklarını söylediklerini, bunun üzerine tapuda gösterilen satış bedeli olan 2.000.000,00 TL üzerinden hesaplanan KDV miktarı olan 305.084,75 TL'nin kendilerine iadesi için davalıya Üsküdar ... Noterliğinin 11.03.2020 tarih ve .. sayılı ihtarnamesini gönderdiklerini, davalının da Beşiktaş ... Noterliğinin 31.03.2020 tarih ve ... sayılı ihtarnamesi ile iade taleplerini reddettiğini bildirdiğini, tapuda gösterilen satış bedeli olan 2.000.000,00 TL üzerinden hesaplanan KDV miktarı olan 305.084,75 TL'nin ihtarname tarihi olan 11.03.2020 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte taraflarına iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin şirketinin çalışma alanında taşınmaz alım satımının yer almadığını, davaya konu taşınmazı 1993 yılında satın aldıklarını, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu m. 17/4-r'ye göre şirketlerin aktifinde en az iki tam yıl süreyle bulunan taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimlerin KDV'den muaf olduğunu, bu nedenle kendilerinin de KDV'den muaf olduğunu, düzenlenen faturada KDV'nin sıfır gösterilmesinin sebebinin bu olduğunu, davacının basiretli bir tacir olarak ilgili kanun maddesini bilmesi gerektiğini, ayrıca dava konusu taşınmazın satışında uygulanacak KDV oranının % 18 değil % 1 olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ..Davaya konu uyuşmazlıkla ilgili 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu m. 17/4-r'ye göre şirketlerin aktifinde en az iki tam yıl süreyle bulunan taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimlerin KDV'den muaf olduğu düzenlenmiştir. Davaya konu taşınmazda davalının beyanı ve tapu bilgilerine göre 1993 yılından satışın yapıldığı 2020 yılına kadar davalının mülkiyetinde olup bu yasaya uygun olarak en az iki tam yıllık süre kapsamına girmektedir. Dolayısıyla davalı şirket bu taşınmazın satışından dolayı KDV ödemekten muaf durumdadır. 3065 sayılı yasanın davalıya tanıdığı hak ile taraflar arasında yapılan sözleşmenin birlikte ele alınarak davacı açısından 6098 sayılı TBK m. 78'e göre borçlanılmamış bir edimin ifası bulunup bulunmadığının tespiti yapılacaktır. 3065 sayılı yasadaki düzenleme davalı şirkete tanınmış bir haktır. Davalının satış bedeli üzerinden KDV ödemeyecek olmasına karşın sözleşmeye konulan bu hükmü % 18 oranında KDV ödeyecekmiş gibi davacıya karşı 6098 sayılı TBK m. 28'e göre aşırı yararlanma hali olarak kullandığına ilişkin ya da m. 30'a göre davacının yanılmasına sebebiyet vermek için kullandığına ilişkin davacı tarafın dava dilekçesinde bir iddiası bulunmamaktadır. 6100 sayılı HMK m. 26 taleple bağlılık ilkesine göre de talep edilmeyen bu konularda mahkememizce kendiliğinden inceleme yapılmamıştır. Davacı taraf yasal olarak KDV'den muaf olan davalının sözleşmede KDV dahil olarak düzenlenmiş olan satış bedelinden bu yasal muafiyete dayanarak KDV oranında indirim yapılmasını talep etmektedir. Sözleşmenin KDV dahil olarak düzenlenmesinden sonra satıcının yürürlükteki vergi kanunlarına göre bir takım vergisel muafiyet ve avantajlara sahip olması satıcı ile vergi kurumları arasındaki hukuki ilişki olup alıcı durumunda olan davacının satış işleminden sonra davalının bağlı olduğu vergi hukuku statüsünü tartışmak ya da bu konuda iade talep etmek hakkı bulunmamaktadır. Bu gerekçelerle davanın reddine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul, Sarıyer, Rumeli hisarı ... ada ... Parselde kayıtlı gayrimenkulün alım satımı için her iki şirket yetkilileri KDV'si de içinde olarak anlaştıklarını ve 03.02.2020 tarihinde şirket yetkilileri arasında bir gayrimenkul satış sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin satış bedeli maddesinde KDV bedelin içinde olduğunun yazıldığını, bu sözleşmede de belirtildiği üzere davalı tarafa KDV'si içinde 2.130.000 TL ödendiğini, 03.02.2020 tarihinde sözleşme imzalandıktan sonra ödemeler yapıldığını ve ödemeleri müteakiben de, sözleşme imzasından 11 gün sonra 14.02.2020 tarihinde de tapuda devir yapıldığını, devirden sonra davalı tarafından 20.02.2020 tarihli e-fatura gönderildiğini ancak faturada KDV'nin sıfır olarak gösterildiğini, bunun üzerine davalı yetkilileri ile konuşulduğunda “KDV'den muaf olduklarını bu nedenle de faturada KDV gösterilmediğini” ifade ettiklerini, müvekkili şirket yetkilisi mutabık kalınan satış bedelinde KDV içinde olarak anlaşıldığını, bu durumda kendilerinden tahsil edilen KDV'nin iade edilmesi gerektiğini belirttiğini ancak davalı şirket yetkililerinin talebinin reddedildiğini, ödenen bedelin toplam 2.130.000 TL olmasına rağmen fatura 2.000.000 TL olarak düzenlendiği için bu bedel üzerinde KDV bedelinin taraflarına iadesinin talep edildiğini, anlaşılamadığı için bu davanın açıldığını ancak mahkemenin davalının KDV'den muaf olduğuna, davacının ise sözleşmedeki “KDV içindedir” ibaresine rağmen KDV bedelini geri talep edemeyeceğine hükmettiğini ve davayı ilk celsede reddettiğini, davalının KDV'den muaf olmasının onu sözleşme yükümlülüğünden kurtaramayacağını, davalı tarafın müvekkilinin basiretli bir tacir gibi hareket etmesi gerektiğini ifade etmesine rağmen davalının da basiretli bir tacir olduğunu, KDV bedeli düzenlememesi gerektiğini, en başta sözleşme imzalanmadan önce bunun konuşulduğunu ve davalı tarafın KDV içinde olacak şekilde anlaşmayı kabul ettiğini ve sözleşmenin imzalandığını, basiretli bir tacir olarak buna uyması gerektiğini, eğer fatura KDV “0” olarak düzenlenmişse bu bedeli iade etmeleri gerektiğini, aksi halde sebepsiz zenginleşmenin söz konusu olacağını, davalının kötüniyetli davrandıklarının çok açık olduğunu, bu nedenle davanın reddinin mevcut delillere göre doğru olmadığını, açıklanan nedenlerle mahkeme kararının istinaf yolu ile ortadan kaldırılmasına, davanın kabulune karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE: Dava, sözleşmede katma değer vergisi (KDV) dahil olarak belirlenen taşınmaz satış bedelinin, faturada KDV oranın sıfır olarak gösterilmesi sebebiyle fazla ödendiği iddiasına dayalı tapuda gösterilen satış bedeli üzerinden hesaplanan KDV tutarının tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, sözleşmede KDV dahil olarak belirlenen taşınmaz satış bedeli hakkında davalı tarafça tanzim edilen faturada yasal muafiyete dayanılarak KDV oranının 0 olarak gösterilmesi nedeniyle davacının KDV tutarının tahsilini talep edip edemeyeceği noktasındadır. Davacı şirket yetkilisi ile davalı şirket yetkilisi arasında imzalanan 03.02.2020 tarihli "Gayrimenkul Satış Sözleşmesi" isimli sözleşmede, satış bedelinin 2.130.000 TL KDV'si içinde olarak belirlendiği, alıcıdan 50.000 TL nakit kapora ödemesi alındığı ve bakiye satış bedelinin tapudan yapılacak devirle eş zamanlı olarak nakit veya banka blokeli çekle satıcıya ödeneceği hususlarının yazılı olduğu görülmektedir. Dosya kapsamına ve taraf beyanlarına göre tapuda tarla vasfıyla kayıtlı taşınmazın davalı şirkete ait 91/21605 paydan 31/21605 payının 14.02.2020 tarihinde 2.000.000 TL satış bedeli üzerinden davacıya devrinin gerçekleştiği, davacı tarafça ödeme yapıldığı, aynı tarihte davalı tarafından tanzim edilen ve 20.02.2020 tarihinde davacıya gönderilen faturada mal ve hizmet bedelinin 2.000.000 TL, KDV'nin ise 0 olarak gösterildiği ihtilafsızdır. Davacı, sözleşmede satış bedelinin KDV içinde olarak 2.130.000 TL olarak belirlenmesine rağmen tapuda devirden sonra davalının 20.02.2020 tarihinde gönderdiği e-arşiv faturada KDV'nin sıfır gösterildiği iddiasıyla tapuda gösterilen satış bedeli olan 2.000.000 TL üzerinden hesaplanan KDV miktarı olan 305.084,75 TL'nin tahsili istemiyle eldeki davayı açmış, davalı ise davaya konu taşınmaz satışı bakımından KDV'den istisna tutulduğunu, davacının basiretli bir tacir olarak kanun maddesini bilmesi gerektiğini, sözleşme bedelinin kararlaştırıldığı maddede geçen "KDV dahil" ibaresinin davacının kötüniyetli iddiasını kanıtlamadığını, davacıya gönderilen e-faturada KDV bedelinin yer aldığını ancak %0 olarak gösterildiğini, sözleşme lafzında KDV dahil dense dahi kastedilenin KDV oranının %0 olduğunu savunmuştur. Vergi doğrudan doğruya hazineye intikal ettirilmesi gereken tutar olup, davaya konu katma değer vergisinin usul ve esasları 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu (KDVK)'nda düzenlenmiştir. KDVK'nın 1. maddesinde; “Türkiye'de yapılan aşağıdaki işlemler Katma Değer Vergisine tâbidir” hükmü yer almaktadır. Aynı Kanun'un 1/d maddesinde ise müzayede mahallerinde ve gümrük depolarında yapılan satışların Katma Değer Vergisine tabi olduğu hükme bağlandıktan sonra, 19. maddesinin birinci bendinde “Diğer kanunlardaki vergi muafiyet ve istisna hükümleri bu vergi bakımından geçersizdir. Katma değer vergisine ilişkin istisna ve muafiyetler ancak bu Kanuna hüküm eklenmek veya bu Kanunda değişiklik yapılmak suretiyle düzenlenir” hükmü öngörülmüştür. Yasa koyucu, KDVK'nın 11. ve sonraki maddelerinde, Kanunun 1. maddesine göre KDV'den sorumlu olanlarla ilgili olarak bazı hallerde muafiyete ilişkin düzenlemeler getirmiştir. KDVK'nın “Sosyal ve Askeri Amaçlı İstisnalarla Diğer İstisnalar” başlıklı 17. maddesinin 4/r bendi ile; '' Kurumların aktifinde veya belediyeler ile il özel idarelerinin mülkiyetinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler ile bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallerinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimleri'' katma değer vergisinden müstesna tutulmuştur. Öte yandan, anılan yasa hükmünde istisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları gayrimenkul ve iştirak hisselerinin teslimlerinin istisna kapsamı dışında olduğu belirtilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 78/1 maddesinde borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimsenin, bunu ancak kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse geri isteyebileceği düzenlenmiştir. Kanunda aksine özel bir düzenleme olmadıkça; taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü (TMK 6), diğer bir ifadeyle, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükü altında (HMK 190) olup, bu temel kuralların da sonucu olarak herkes iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. İspat yükü kendisinde olmayan diğer taraf da ispat yükünü taşıyan tarafın iddiasının doğru olmadığı hakkında delil sunabilir. Karşı ispat faaliyeti için delil sunan taraf, ispat yükünü üzerine almış sayılmaz (HMK 191). Somut olayda taşınmaz alım satımına ilişkin faaliyet konusu bulunmayan davalı şirket tarafından 1993 yılında edinilen taşınmazın satışının, katma değer vergisi istisnasına tabi olacağına ilişkin KDVK'nın 17/4-r maddesindeki şartlara haiz olması nedeniyle davalı tarafça düzenlenen faturada katma değer vergisi oranının "0" olarak gösterilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Diğer yandan katma değer vergisi hazineye intikal etmesi gereken bir vergi türü olup, davacı şirketin ödediği bir KDV bulunmamaktadır. Taraf şirket yetkilileri arasında imzalanan adi yazılı satış sözleşmesinde satış bedeli herhangi bir oran yazılmaksızın KDV içinde olarak 2.130.000 TL şeklinde düzenlenmiş ise de davalı tarafça 2.000.000 TL üzerinden fatura tanzim edildiği ve tapu kaydında da satış bedelinin 2.000.000 TL olduğu gözetildiğinde davacının davalıdan KDV alacağı bulunmayıp, fazladan ödeme yaptığı iddiası yerinde görülmemiştir. Bu nedenle mahkemece davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 17/10/2024