İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2023/468 K.2023/817
T.C.
İZMİR
7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/468 Esas
KARAR NO : 2023/817
DAVA : Ticari Şirket (Yönetim Kurulu Kararlarının İptali)
DAVA TARİHİ : 15/06/2023
KARAR TARİHİ : 01/11/2023
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Yönetim Kurulu Kararlarının İptali) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA:
Davacılar vekili, dava dilekçesinde; Muris...'ın, müvekkillerinin dedesi olup, murisin mirasçılarının davacılar ile birlikte ... ..., .... ... ve... olduğunu, davacı ...'ın İzmir... Sulh Hukuk Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasında verilen kararla kısıtlanmasına ve annesi ...'ın velayeti altına alınmasına karar verildiğini, murisin vefatından sonra ... Holding Grup Şirketlerinde davacılara intikal eden hisse hak sahipliğinin tespiti ve geçişinin sağlanması, şirket pay defterlerine işlenmesi, paydan kaynaklanan hakların temini talebi ile davalı şirket de dahil olmak üzere grup şirketlere 01.03.2023 tarihli ihtarname ile müracaat edildiğini, davalı şirketin keşide ettiği cevabi ihtarname ile şirket yönetim kurulu tarafından 26.05.2023 tarih ve 2023/08-09-10 numaralı oy birliğiyle alınan kararlar uyarınca davacılara intikal eden davalı şirketteki mevcut 61.617.664 adet nama yazılı pay senedinin tamamının şirket adına alımı için, yapılan değerlemeye istinaden mirasçı başına 7.917.869,82-TL alım bedeli teklif edildiğinin bildirildiğini, bunun üzerine keşide ettikleri 01.06.2023 tarihli ihtarname ile gerçek değerin belirlenmesinin ve teklif edilmesinin istenmesine rağmen davalı tarafça gerek alım değeri teklif edilmediği gibi, cevap da verilmediğini, bu tutumun usul ve yasaya aykırı olduğu gibi davacıların mağduriyetine ve maddi manevi zararlarına sebep olduğunu, bununla birlikte, kararın, bir kısım mirasçının devrine onay verirken, bir kısım mirasçı sıfatını haiz müvekkillerine pay devrine onay vermeyerek... mirasçıları arasında eşitsizlik yarattığını, TTK'nun 391. maddesinde eşit işlem ilkesine aykırı olan yönetim kurulu kararlarının batıl olduğunun düzenlendiğini, kararın eşitlik ilkesine açıkça aykırılık teşkil ettiğini, eşit işlem ilkesinin, Türk Ticaret Kanununun 357. maddesine göre pay sahiplerinin eşit şartlarda eşit işleme tabi tutulması olup, eşit işlem ilkesinin kural olarak mutlak eşitlik prensibine değil, adil muamele temeline dayandığını ve aynı durumda bulunan pay sahiplerinin aynı işleme tabi tutulması anlamına geldiğini, TTK'nun 357. maddesinin gerekçesinde eşit işlem ilkesinin pay sahiplerine özgülendiğini ve düzenlemenin içerik olarak her türlü eşitsizliği değil, keyfi eşitsizliği yasakladığını, şirketin hâkim ortaklarının, mirasen kendilerine intikal eden payları yönetim kurulunu aracı kullanmak suretiyle onaylarken, mirasçı sıfatına sahip olan müvekkillerine yapılacak devri keyfi bir şekilde engelleyerek, eşit işlem ilkesine açıkça aykırı hareket ettiklerini, yönetim kurulunun şirketin menfaatlerini değil, şirket ortağı olan hâkim grubun çıkarlarını gözettiğini, esaslı sebepler olmaksızın sadece bazı pay sahiplerine bir takım avantajlar sağlaması halinde, bundan mahrum bırakılan pay sahiplerinin kendilerine de aynı hakların sağlanmasını talep edebileceklerini, kararın keyfi ve adaletsiz olduğunu, kararın müvekkillerinin genel kurula katılma ve oy kullanma gibi müktesep haklarının kullanılmasını da engellediğini, TTK'nun emredici hükümleri gereği oy hakkı ve bunun kullanılmasının her ne sebeple olursa olsun güçleştirilmesi ve engellenmesinin mümkün olmadığını, anonim şirketlerde payların devrinde ana kuralın, devir serbestliği olup, hamiline yazılı paylarda mutlak devir özgürlüğünün bulunduğunu, nama yazılı paylar yönünden 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu 490. maddesi uyarınca kural olarak devir özgürlüğünün esas olduğunu, ancak esas sözleşmede öngörülmüş haklı bir sebebin varlığı halinde, şirketin payların devrine onay vermeyebileceğini, ana sözleşmede devre engel olabilecek belirlenmiş herhangi bir haklı sebep bulunmadığını, davacılara mirasen intikal eden paylara ilişkin sermaye borcunun bulunmadığını, kararların haksız ve hukuka aykırı olduğunu bildirmiş, davalı şirketin 26.05.2023 günlü ... sayılı yönetim kurulu kararlarının batıl olması nedeniyle hükümsüzlüğünün tespitine ve iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı vekili, cevap dilekçesinde; davanın hukuki dayanağının bulunmadığını, yönetim kurulu kararlarının iptali isteminin, başta Türk Ticaret Kanunu olmak üzere yasal mevzuatımızda yer almayan, hukuki dayanağı olmayan bir talep olduğunu, TTK 391. maddesinin gerekçesinde yönetim kurulu kararları iptal edilemeyeceğine yer verildiğini, pay sahiplerinin, kendi menfaatlerine uygun olmadığını düşündüğü yönetimsel, ticari, finansal veya mali stratejilerin ve kararların iptali için, hiçbir somut gerekçe ileri sürmeden mahkemeye başvurması ve daha uygun bulduğu stratejileri yargı kararları yoluyla şirkete dikte ettirmesinin hukuken kabul edilemeyeceğini, maddedeki batıl olduğunun tespiti düzenlemesi ile, iptal edilebilir kararlar ile batıl kararlar arasındaki farka açıklık getirilmekte olup, pay sahibinin, açıkça anonim şirketin temel yapısına uymayan veya sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen kararlar dışındaki, yönetim kurulu kararlarını tartışma haline getirerek şirketin sürdürülebilirliğine zarar vermesinin ve kamuoyu nazarında şirketin değer ve itibarını düşürmesi riskinin bertaraf edilmesinin amaçlandığını, hukuki dayanağı bulunmayan davanın öncelikle bu sebeple reddinin gerektiğini, davacılar arasında dava arkadaşlığı bulunmadığını, üç farklı yönetim kurulu kararının tek bir davaya konu edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ihtiyari dava arkadaşlığının koşulu olan, ortak bir işlem ile tüm davacılar yararına bir hak doğmuş olmasının söz konusu olmadığı gibi, zorunlu dava arkadaşlığının koşulu olan bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesinin de dava konusu olayda söz konusu olmadığını, her bir davacı için kendi paylarını ilgilendiren bir karar alınmış olup, her bir davacının birlikte dava açmış olmalarının usule aykırı olması nedeni ile, davanın bu sebeple reddinin gerektiğini, davacı ...'ın dava ehliyetinin bulunmadığını, dava tarihi itibariyle 18 yaşını doldurmuş olduğundan, velayet altında kalmasının mümkün olmaması nedeni ile vasi atanması konusunda açılan davanın henüz kesinleşmediği gibi, davanın açıldığı tarihte vasisininde bulunmaması nedeni ile annesinin, kısıtlı adına dava açmasının mümkün olmadığını, davaya konu yönetim kurulu kararları ile davacıların miras yolu ile intikal eden paylarının TTK'nun 493 ve 494. maddeleri uyarınca gerçek bedeli karşılığında devralınacağının bildirildiğini, 23.03.2023 tarihli cevabi ihtarname ile bildirilen değerlendirme süreci devam ederken, müvekkili şirketin 01.02.2023 tarihinde gerçekleşen 2022 yılı olağan genel kurul toplantısı gündeminin 10. maddesi ile, ilgili yasal yükümlülükler düşüldükten sonra pay sahiplerine payları oranında birinci temettü ödenmesine karar verilmiş olduğundan ve TTK'nın 493 ve 494. maddeleri uyarınca miras paylaşımı durumunda pay senetlerine ilişkin mülkiyet ve mal varlığına ilişkin hakların derhal geçeceği düzenlendiğinden, pay sahibi mirasçı davacılara isabet eden kar payı ödemelerinin yapılabilmesi için her bir pay sahibinin banka hesap numarasının bildirilmesinin 10.05.2023 tarihli ihbarname ile talep edildiğini, davacıların 26.05.2023 tarihli ihtarname ile bildirdikleri hesaplarına kar payı ödemelerinin yatırıldığını, haksız ve hukuka aykırı eylemler içindeki davranışların, şirketin sürdürülebilirliğine zarar vereceğinin ve kamuoyu nazarında şirketin değer ve itibarını düşüreceğinin, pay sahiplerinin de aynı bilinç ve esaslar çerçevesinde hareket etmesinin asıl olduğunun değerlendirilmesi ile birlikte, Türk Ticaret Kanununun 493 ve 494. madde hükümleri ve gerekçeleri kapsamında, hukuka uygun davranma ve şirket çıkarlarını koruma görev ve sorumluluğu altındaki müvekkili şirket tarafından konu ele alındığını ve yönetim kurulu tarafından, Türk Ticaret Kanununun 493 ve 494. madde hükümleri ve hüküm gerekçeleri kapsamında konunun değerlendirilerek davaya konu kararların alındığını ve her bir davacıya kararların bildirildiğini, davacıların satın alma tekliflerini kabul ettiklerini, ancak teklif olunan değer konusunda mutabık olmadıklarından değer tespiti konusunda dava açtıklarını, davanın İzmir ... Asliye Ticaret Mahkemesinin... esas sayılı dosyasında görülmeye devam ettiğini, davacıların babalarının ölümünden sonra intikal eden şirket paylarını satmak istediklerini, aynı tutarlılık çerçevesinde şirketin, TTK'nun 493 ve 494. maddelerinde düzenlenen hakkını yeniden kullanarak davacılara bildirdiği değerin gerçek değer olduğunu, değer tespiti davası ile bu davanın konusuz kaldığı gibi satın alma teklifini kabul etmiş olan davacıların, kararların iptalini talep etmesinde hukuki yararlarının bulunmadığını, davacıların eşit işlem ilkesine aykırılık iddiasının, TTK'nun 357. maddesinin açık hükmü nedeniyle dinlenilemez olduğunu, düzenlenmenin pay sahipliği sıfatı ile doğrudan bağlantılı olup, payların iktisabı sırasında pay sahibi olmayan kişilerin bu madde hükmünü ileri süremeyeceklerini, bu ilkenin, mirasçılara eşit davranmak gibi bir yükümlülük getirmediğini, davacıların pay sahipliğinin miras yolu ile oluşmuş olup, öncesinde bir pay sahipliklerinin olmadığını, diğer mirasçıların şirkette pay sahibi olan ortaklar olduğunu, eşit işlem ilkesinin ancak şartların eşit olması halinde uygulanabilir olup, dava konusu olayda böyle bir eşitliğin bulunmadığını, eşit işlem ilkesinden somut olaya özgü olarak vazgeçilebileceğini, davacıların, en başından beri hisselerini satmak konusundaki talep ve iradeleri ile ve terditli olarak açtıkları dava ve değer tespiti davası açmak suretiyle vazgeçmelerini açıkça gösterdiklerini, şirketin kuruluş amacının,... ve üç çocuğunun, ahenk ve işbirliği içinde şirketi yönetmesi olup, davacıların şirketin çıkarlarını korumak ve sürdürülebilirliğini temin etmek önceliğinde olmaları gerekirken, şirketin sürdürülebilirliğine zarar verici, kamuoyu nazarında şirketin değer ve itibarını düşürücü hareketler içinde olduklarının, açılan pek çok dava ile yargı sistemini de meşgul etmek suretiyle ... Topluluğu Şirketleri ve yöneticilerine zarar verici davranışlar içine girdiklerinin görüldüğünü, bu davranışların şirketlere geri dönüşsüz zararlar verdiğini, yükümlülüklerine uyan ortakların çıkarlarını korumanın yönetimin gereği olup, kararların bu nedenle alındığını, davacıların, ...'ın vesayet altına alınması ile grup şirketler hakkında açtıkları çok sayıda farklı nitelikteki davaların, davalı şirket yöneticilerine ve ... ailesine karşı husumetlerinin açık bir göstergesi olduğunu, müvekkili şirketin davacıların talep ve tutumlarını dikkate alarak yasal hakkını kullandığını, ortaklığın devir alma hakkını kullanması halinde bu hisselerden kaynaklanan genel kurula katılma ve oy haklarının ortadan kalkacağını, TTK'nun 494(2) maddesi hükmü uyarınca bu payların genel kurulda temsil edilemeyeceğini ve paylara bağlı oy haklarının donacağını, davacıların paylarını satma konusunda ısrarlı bir tutum içerisinde olmalarına rağmen hissedarlıkları devam edecekmiş gibi genel kurula katılmak, şirket kayıtlarını incelemek ve oy kullanmak istediklerini, bu halin, hakkın suiistimalinin tipik örneği olduğunu bildirmiş, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Dava, miras yolu ile davalı anonim şirkette pay iktisap eden davacıların, TTK'nun 493(4) maddesi uyarınca ortaklıklarına onay verilmesini reddeden ve paylarını devralmayı teklif eden yönetim kurulu kararlarının iptali ist... ilişkindir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıların satın alma tekliflerini kabul ettiklerini ancak teklif olunan değer konusunda mutabık olmadıklarından, değer tespiti konusunda dava açtıklarını, davanın İzmir... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasında görülmeye devam ettiğini, davacıların babalarının ölümünden sonrada intikal eden şirket paylarını satmak istediklerini, değer tespiti davası ile bu davanın konusuz kaldığı gibi satın alma teklifini kabul etmiş olan davacıların, kararların iptalini talep etmesinde hukuki yararlarının bulunmaması sebebi ile davanın reddinin gerektiğini iddia etmiştir. TTK'nun 493(6) maddesinde devralanın, gerçek değeri öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde teklif edilen fiyatı reddetmediği takdirde şirketin devralma önerisini kabul etmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Davalı şirketin, davacılara keşide ettiği payların geçişinin reddine ve satın alma teklifine ilişkin ihtarnamenin tebliğinden sonra ve yasal süre içinde davacılar tarafından keşide edilen 01/06/2023 tarihli ihtarnamede, teklif edilen değerin gerçek değer olmadığı, bu konuda tespit davası açılacağı bildirilmekle birlikte kararların, TTK'nunda düzenlenen eşit işlem ilkesine aykırı olduğu, diğer mirasçılar yönünden pay geçişine izin verilirken davacıların payının geçişinin reddi kararlarının hukuka aykırı olup, davacıların ortaklığının kabul edilmemesinin gerekçelerinin açıklanması gerektiği belirtilmiştir. Bunun yanında davacıların, davaya konu yönetim kurulu kararını kabul ettiklerine ilişkin davalı tarafça yazılı bir delil sunulmamıştır. Davacıların, TTK'nun 493(5) maddesi uyarınca, intikal eden payların gerçek değerinin tespiti talepli dava açmış olmaları, davaya konu yönetim kurulu kararlarını kabul ettikleri anlamına gelmez. Ayrıca, tespit davasının açılmış olması, davanın dayanağının TTK'nun 391(1/a) maddesine ilişkin olması nedeniyle bu davanın dinlenmesine engel olmadığı gibi bu davanın konusuz kalmasını sağlayacak bir neden de değildir. Bu nedenlerle davacıların, davaya konu yönetim kurulu kararlarının iptalini talep etmekte hukuki yararlarının bulunduğu, teklifi reddettiklerini bildiren ihtarnamede davaya konu yönetim kurulu kararlarını kabul etmediklerine ilişkin iradelerini açıkça dile getirdikleri göz önünde tutulduğunda, davacıların tespit davası açmış olmalarının yönetim kurulu kararlarının kabulü anlamına gelmeyeceği gibi tespit davasının bu davayı konusuz bırakmasının mümkün bulunmadığı anlaşılmakla, davalı tarafın aksi yöndeki iddia ve istemlerinde haklılık görülmemiştir.
Davalı vekili, cevap dilekçesinde; davacılar arasında zorunlu ve ihtiyari dava arkadaşlığına ilişkin yasal koşulların bulunmaması nedeni ile davanın reddedilmesi gerektiğini bildirmiştir. Davacılar ortak murislerinden intikal eden şirket payına diğer mirasçılarla birlikte elbirliği mülkiyeti ile ortak olmuşlardır. Elbirliği mülkiyetinin, müşterek mülkiyete dönüştürüldüğüne ilişkin dosyada bir delil toplanmamıştır. Diğer yandan davaya konu kararlar yalnız mirasçıların bir bölümü olan davacılar için verilmiş, dava dışı diğer mirasçıların, miras yolu ile geçen ortaklıklarının reddi konusunda yönetim kurulu tarafından bir karar alınmamıştır. Buna göre her bir davacı yönünden ayrı ayrı yönetim kurulu kararı alınmış olması davacılar arasındaki elbirliği mülkiyetini, müşterek mülkiyete dönüştürmez. Bu durumun bir sonucu olarak davacılar arasındaki elbirliği mülkiyeti çerçevesi ve zorunlu dava arkadaşlığı hukuku içerisinde ve diğer mirasçılar yönünden davaya konu edilebilecek ortaklık taleplerinin reddine ilişkin bir karar verilmemiş olması nedeni ile davacıların, birlikte dava açmalarında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, davalı tarafın aksine iddiasında haklılık görülmediği gibi ön inceleme duruşmasında her bir davacı açısından ayrı harç yatırılması ve hüküm kurulması gerektiği belirtilmiş ise de bu konudaki hatalı ara kararının farkına varılmış olmasından sonra davacıların ayrı ayrı harç yatırmaları konusunda bir ara kararı oluşturulmadığı gibi davaların tefriki yoluna da gidilmemiştir.
Dosyada toplanan tüm delil ve belge örnekleri ile; davacıların, davalı şirketin ortağı olan...'ın mirasçıları olduğu, davacılar dışında murisin yasal mirasçılarının bulunduğu, davacıların 01.03.2023 tarihli ihtarname ile, davalı şirkete başvurarak paydaş sıfatıyla pay defterine kayıt yapılmasının ve ortak olarak kabul edilmelerinin talep edildiği, davalı şirket tarafından TTK'nun 494(3) maddesinde belirtilen üç aylık süre içinde ve davaya konu 26.05.2023 tarihli ve 2023/8, 9 ve 10 nolu kararlarla, TTK'nun 493 ve 494. maddeleri uyarınca davacıların mirasen intikal eden paylar nedeni ile ortaklıklarının onaylanmasının reddine, payların, şirket adına satın alınmasına ve her bir davacının payına karşılık 7.917.869,82 TL hisse alım bedeli teklif edilmesine karar verilip, kararların davacılara tebliğ edildiği, davacıların, İzmir ... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas ve İzmir ... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasında açtıkları davaların birleştirilerek yargılamanın İzmir... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasında yargılamanın devam ettiği, davacıların miras yolu ile ... Holding bünyesinde bulunan çok sayıda şirketin paydaşı olup, bu sıfatlarına bağlı olarak cevap dilekçesinde ayrıntıları gösterilen farklı mahkemelerde, farklı nitelikte paydaşı oldukları şirketler aleyhinde dava açtıkları, davaların bir bölümünün sonuçlanmasına rağmen bir bölümünün görülmeye devam ettiği belirlenmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı ...'ın, hukuki ehliyetinin bulunmaması ve 18 yaşını geçmiş olmasına bağlı olarak velayet altına alınmasının mümkün bulunmaması nedeni ile açılan vesayet davasının henüz kesinleşmeden ve vasi atanmadan annesi adına dava açılmasının hukuka aykırı olup, davanın reddinin gerektiği iddia edilmiştir. Davacı ...'ın, İzmir ... Sulh Hukuk Mahkemesinin... esas sayılı dosyasında, kısıtlanmasına ve annesi ...'ın velayeti altına alınmasına karar verilmiştir. .... ... tarafından 15.10.2022 tarihli dilekçe ile kısıtlının vesayet altına alınması talep edilmiştir. Dava tarihi itibariyle velayete ilişkin kararın, iptal edilmediği ve vesayete ilişkin davanın halen görülmeye devam ettiği göz önünde tutulduğunda velinin, kısıtlı adına dava açmasında yasal bir engel bulunmadığından, davalı tarafın hukuka aykırı iddia ve istemlerinde haklılık yoktur. Velayet altında olan kısıtlılar adına velilerinin, dava açmak için vesayet makamından izin almaları zorunluluğu bulunmamasına karşın, vasinin TMK'nun 462/8 maddesi uyarınca dava açmak için vesayet makamından izin almasının zorunlu bulunmasına göre; davacı ...'ın, vesayet altına alınması konusunda açılan davanın sonucunun mahkememizdeki davayı etkiler niteliğinin olup, vesayet altına alınması halinde, vesayet makamından alınmış izin kararının, davanın devamı için sunulmasının gerekliliği dikkate alınarak, İzmir 2. Sulh Hukuk Mahkemesinde görülen bu davanın sonucu bekletici mesele yapılmış ve kısıtlının velayet altına alınmasına ilişkin kararın kesinleşmesi üzerine yargılamaya devam edilmiştir.
Davalı vekili, cevap dilekçesinde; TTK'nun 391. maddesinin gerekçesinde yönetim kurulu kararları iptal edilemeyeceğine yer verilmesi nedeni ile davaya konu yönetim kurulu kararlarının, hukuki dayanağının bulunmaması nedeni ile iptalinin talep edilemeyeceğini iddia etmiştir. İlke olarak yönetim kurulu kararları, iptal davalarına konu olmasa da, TTK'nun 391(1) maddesinde belirtilen hallerin varlığı halinde yönetim kurulu kararlarının batıl olduğunun tespitinin mahkemeden istenebileceğinin düzenlenmiş olması ve bu konuda yerleşmiş yargı kararları karşısında, davaya konu yönetim kurulu kararlarının iptalinin talep edilmesinin mümkün bulunduğu, dava dilekçesinde batıl olduğunun tespiti istemi yerine iptali istemi tabirinin kullanılmasının dava hakkını ortadan kaldıracak bir sebep olmadığı dikkate alınarak,davalı tarafın aksi iddiasında haklılık görülmemiştir.
TTK'nun 493. maddesinde; payların, miras yoluyla iktisap edilmesi halinde şirketin, payları edinen kişiye sadece paylarını gerçek değeri ile devralmayı önerdiği takdirde onay vermeyi reddedebileceği, devralanın, gerçek değeri öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde bu fiyatı reddetmediği takdirde şirketin devralma önerisini kabul etmiş sayılacağı, devralanın paylarının gerçek değerinin belirlenmesini, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemeden isteyebileceği, TTK'nun 494. maddesinde payların miras yolu ile iktisap edilmesi halinde, payların mülkiyeti ve paylardan kaynaklanan mal varlığına ilişkin hakların derhal genel kurula katılma haklarıyla, oy haklarının ise ancak şirketin onayı ile birlikte devralana geçeceği, şirketin onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya reddin haksız olması halinde onay vermiş sayılacağı, şirketin, onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa, onay verilmiş sayılacağı düzenlenmiştir.
TMK'nun dürüst davranma başlıklı 2. maddesinde; herkesin, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını, hukuk düzeninin korumayacağı hükmüne yer verilmiştir. Buna göre bir hakkın, dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması sureti ile başkasına zarar verilmesi hali hakkın kötüye kullanımıdır. TMK'nun 2. maddesinde belirtilen ilke, gerek hakların kullanılması, gerekse borçların yerine getirilmesi hallerinde geçerlidir. Bu maddede düzenlenen ilke, aynı zamanda hakime özel ve istisnai hallerde hakkaniyete ve adalete uygun düşecek şekilde hüküm verme olanağı sağlar. Bu ilkenin gereği olarak, çok sayıda kanun ve yasal düzenlemelerde farklı konu ve durumlar için istisnai ve özel hükümler konulmuştur. Genel kurul kararlarının, kanun ve ana sözleşme hükümlerine aykırılığı iptal nedeni sayıldığı gibi, kararların dürüstlük kurallarına aykırı olması hali de, iptal nedeni sayılmıştır. Bunun gibi TTK'nun 391. maddesinde kural olarak yönetim kurulu kararları iptal davasına konu olmamasına rağmen bu maddede gösterilen hallerin varlığı halinde batıl olduğunun mahkemeden tespitinin istenebileceği düzenlenmiştir.
TTK'nun 391(1/a) maddesinde; eşit işlem ilkesine aykırı olan yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespitinin mahkemeden istenebileceği belirtilmiştir.
Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller ile; davacıların murisi...'ın vefatı ile birlikte davalı şirketteki paylarının, davacı ile veraset ilamında yazılı diğer mirasçılara intikal ettiği, davalı şirket yönetim kurulunun, TTK'nun 493(4) maddesindeki yasal hakkını kullanarak, yalnız davacı mirasçılar yönünden payın geçişine onay vermeyi reddedip, davacılar dışındaki diğer mirasçılar yönünden bu yönde bir işlem yapmadığı, davaya konu kararlarda ve davacılara keşide edilen ihtarnamelerde somut ve açık olarak miras payının geçişinin reddi gerekçelerinin belirtilmediği belirlidir. Cevap dilekçesinde, şirketin çıkarlarının korunarak sürdürülebilirliğinin temin edilmesi, ahenk ve işbirliği içinde yönetilmesi ilkelerine aykırı olarak davacıların, bu ilkelere zarar verici, kamuoyu nazarında şirketin değer ve itibarını düşürücü hareketler içinde oldukları, açılan pek çok dava ile ... Topluluğu Şirketleri ve yöneticilerine zarar verici davranışlar içine girdikleri, bu davranışların şirketlere geri dönüşsüz zararlar verdiği, yükümlülüklerine uyan ortakların çıkarlarını korumanın yönetimin gereği olup, kararların bu nedenle alındığı iddia edilmiştir.
TTK'nun 494(2) maddesi uyarınca davaya konu payların miras yoluyla intikal etmesi nedeni ile paylardan kaynaklanan mülkiyet ve bunlardan kaynaklanan mal varlığına ilişkin hakların derhal geçtiği açıktır. Bunun yanında genel kurula katılma haklarıyla, oy haklarının ise ancak şirketin onayı ile devralana geçeceği tartışmasızdır. Bu düzenlemeler uyarınca davacılar, davalı şirkette, murislerinin vefatı tarihi itibariyle pay sahibi olmalarına bağlı olarak şirket ortağı sıfatındadırlar. Ancak TTK'nun 493(4) maddesi uyarınca kanunda belirlenen süre içinde şirketin payları edinen kişiye, payları gerçek değeri ile devralmayı önererek onay vermeyi reddetmesi mümkündür. Bu hükmün varlığı miras yolu ile pay edinen kişinin, ret süresi içinde paydaş olduğu gerçeğini ortadan kaldıran veya süre sonuna kadar erteleyen bir düzenleme değildir. Şirketin diğer ortakları gibi miras yolu ile pay edinen ortak da, ret kararı kesinleşinceye ve şirketle paydaşlık bağının kesilmesi konusunda süreç tamamlanıncaya kadar şirketin paydaşı statüsündedir. TTK'nun 494(2) maddesi hükmünün yollaması ile 357(1) ve 391(1/a) maddeleri uyarınca miras yoluyla pay iktisap eden şirket paydaşları yönünden şirket yönetim kurulu, eşit şartlarda, eşit işlem yapma ve eşit işlem ilkesine aykırı kararlar almama yükümlülüğüne uygun davranmak zorundadır.
TTK'nun 357. maddesinde; pay sahiplerinin, eşit şartlarda, eşit işleme tabi tutulacağı, 391(1/a) maddesinde ise pay sahipleri yönünden eşit işlem ilkesine aykırı olan yönetim kurulu kararlarının batıl olacağı düzenlenmiştir.
Davalı tarafın, cevap dilekçesinde dile getirilen; davacıların eşit işlem ilkesine aykırılık iddiasının, TTK'nun 357. maddesinin açık hükmü nedeniyle dinlenemez olduğu, düzenlenmenin pay sahipliği sıfatı ile doğrudan bağlantılı olup, payların iktisabı sırasında pay sahibi olmayan kişilerin bu madde hükmünü ileri süremeyecekleri, bu ilkenin, mirasçılara eşit davranmak gibi bir yükümlülük getirmediği, davacıların pay sahipliğinin miras yolu ile oluşmuş olup, öncesinde bir pay sahipliklerinin olmadığı, diğer mirasçıların şirkette pay sahibi olan ortaklar olduğu, eşit işlem ilkesinin ancak şartların eşit olması halinde uygulanabilir olup, dava konusu olayda böyle bir eşitliğin bulunmadığına ilişkin iddialarında yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde haklılık görülmemiştir. Bunun yanında davalı tarafça, eşit işlem ilkesinden somut olaya özgü olarak vazgeçilebileceği, davacıların, en başından beri hisselerini satmak konusundaki talep ve iradeleri ile ve terditli olarak açtıkları dava ve değer tespiti davası açmak suretiyle vazgeçmelerini açıkça gösterdikleri iddia edilmiş ise de, yukarıda da açıklandığı üzere davacıların açık ve yazılı bir vazgeçmelerinin bulunmadığı gibi aksine davaya konu yönetim kurulu kararlarının eşitlik ilkesine aykırı olduğu iddiasını açık ve anlaşılır şekilde keşide ettikleri ihtarname ile dile getirdikleri belirgin olmakla, bu yöndeki davalı iddiaları da haklı bulunmamıştır. Bununla birlikte cevap dilekçesinde; yönetim kurulu kararlarının gerekçesi olarak iddia edilen; şirketin çıkarlarının korunarak sürdürülebilirliğinin temin edilmesi, ahenk ve işbirliği içinde yönetilmesi ilkelerine aykırı olarak davacıların, bu ilkelere zarar verici, kamuoyu nazarında şirketin değer ve itibarını düşürücü hareketler içinde oldukları, bu davranışların şirkete geri dönüşsüz zararlar verdiği konusundaki iddialarla ilgili davalı tarafça, davacıların açtıkları davalar dışında eylem ve işlemlerinin bulunduğu yönünde somut iddiaların dile getirilmediği gibi, bu konuda hiçbir delil ve belge dosyaya sunulmamıştır. Bunun yanında; davacılar tarafından açılan pek çok dava ile ... Topluluğu Şirketleri ve yöneticilerine zarar verici davranışlar içine girdikleri iddia edilmiş ise de, davacıların şirket paydaşı sıfatıyla, paydaşlıktan kaynaklanan haklarına dayanarak çok sayıda çeşitli nitelikte davalar açarak, Anayasa ve ilgili kanunlardan aldıkları dava ve hak arama özgürlüğü hakkı kapsamında yasal haklarını kullanmış olmalarının, şirkete ve ortaklarına zarar verme kastı ile dava açtıklarının kabulü sonucunu doğurmasının mümkün bulunmadığı, aksinin davalı tarafça kanıtlanamadığı gibi, davacıların açtıkları davaların eşit işlem ilkesine aykırı olarak davranılmasının gerekçesi olmadığı anlaşılmakla, davalı tarafın iddialarında haklılık görülmemiştir.
Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller ile; davaya konu yönetim kurulu karalarının TTK'nun 357(1) ve 391(1/a) maddelerinde düzenlenen eşit işlem ilkesine aykırı olarak alındığı, aynı muristen intikal eden paylarla ilgili olarak dava dışı mirasçılara payların geçişi kabul edilirken, davacıların kabul edilebilir ve kanıtlanır nitelikteki haklı sebepler olmaksızın davacıların ortak sıfatı ile kabul edilmeleri talebinin reddine karar verildiği, davaya konu her üç kararın TTK'nun 391(1/a) maddesi uyarınca batıl olduğu dikkate alınarak, davanın kabulü ile istemin kararların iptaline ilişkin olduğu dikkate alınarak, davaya konu kararların iptaline karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerektirici nedenlerle:
1-Davanın KABULÜ ile,
Davalı ...Ticaret ve Sanayi A.Ş yönetim kurulu tarafından alınan 26/05/2023 tarihli...karar sayılı yönetim kurulu kararlarının iptaline,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 269,85 TL karar harcından, peşin yatırılan 179,90 TL harcın indirilmesi ile geriye kalan 89,95 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3-Davacılar yararına takdir edilen 17.900,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine,
4-Davacı tarafça yapılan 179,90 TL başvurma harcı, 179,90 TL peşin harç, 121,00 TL iki adet tebligat ücreti, 20,00 TL iki adet elektronik tebligat ücreti, 3,75 TL iki adet kep ücreti, 103,00 TL posta ücretinden oluşan toplam 607,55 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine,
5-Davalı tarafça yatırılan gider avansından harcama yapılmadığı ve davalı tarafça başkaca yargılama gideri yapılmadığı dikkate alınarak bu konuda hüküm verilmesine yer olmadığına,
6-Taraflarca peşin yatırılan gider avansından artan gider avansının HMK'nun 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Davacılar vekili ile ve davalı vekilinin yüzüne karşı HMK'nun 343 ve 345. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde Mahkememize veya Mahkememize gönderilmek üzere başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesi'ne verilecek bir dilekçe ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 01/11/2023
Başkan ...
e-imza
Üye ...
e-imza
Üye ...
e-imza
Katip ...
e-imza