Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2024/793 K.2025/2565

🏛️ 1. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/793 📋 K. 2025/2565 📅 14.05.2025

1. Hukuk Dairesi         2024/793 E.  ,  2025/2565 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1482 E., 2023/1895 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Afyonkarahisar 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/303 E., 2023/233 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; 2013 yılında paraya sıkıştığı için davalıdan 20.000,00 TL borç istediğini, davalının da kendisinden 15.000,00 TL faiz alacağını belirterek 35.000,00 TL bedelli senet ile tamamı davacıya ait olan .... ili, ... ilçesi, ... (...) Mahallesi 113 ada 8 parselde kayıtlı taşınmazın %51'lik kısmını teminat olarak tapuda kendisine devretmesini istediğini, zor durumda kalan davacının bunu kabul ederek 35.000,00 TL'lik senedi imzalayarak davalıya verdiğini ve kendisine ait olan yukarıda belirtilen taşınmazın %51'lik hissesini de tapuda satış işlemi adı altında davalıya devrettiğini, daha sonra borcunu ödeyip tapusunu almak istediğinde davalının daha fazla para istediğini ve tapuyu devretmediğini, daha sonra davalının, elindeki 35.000,00 TL'lik senedi icraya koyduğunu, davacının borcunu kapatarak senedi icradan teslim aldığını ileri sürerek borç karşılığı teminat olarak davalıya vermiş olduğu dava konusu taşınmazın 51/100 hissesinin tapu kaydının iptali ile adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davaya konu taşınmaz ile ilgili olarak davacı tarafından inançlı işleme dayanıldığını, ancak dava konusu taşınmazla ilgili inançlı işleme dair taraflar arasında bir anlaşma olmadığını, taraflar arasında bir satım sözleşmesi olduğunu, tapudaki resmi satış bedelinin 71.000,00 TL olduğunu, davacının bu miktar üzerinden harç yatırması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 09.12.2021 tarihli ve 2018/1129 Esas, 2021/505 Karar sayılı kararı ile; tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; eldeki davada taraflar arasında yazılı sözleşme bulunmadığı aşikar ise de taraflar arasında görülen ve aynı olaydan kaynaklı bir ceza dosyası bulunduğu, Afyonkarahisar 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/411 Esas sayılı dosyasında dosya davacısının müşteki, davalısının ise sanık sıfatıyla yer aldığı, davanın konusunu tefecilik yapmak suçunun oluşturduğu ve 12.11.2020 tarihinde davanın mahkumiyet ile sonuçlandığı, kararın 01.12.2020 tarihinde kesinleştiği, davacı tarafın yazılı sözleşme ile inançlı temlik iddiasını ispatlayamadığı ortada ise de ceza davasındaki maddi olgular yönüyle ispat yükünü yerine getirdiği, davalının davacıya taşınmazın bir kısım hissesinin devri halinde borç vermeyi kabul ettiği, anlaşmaları üzerine davacının davalıya hisse devrettiği, davalının ise davacıya borç para verdiği, sonrasında davacı tarafından borcun ödendiği, davalı tarafın alacağının ödenmediği yönünde bir savunmasının bulunmadığı, taraflar arasındaki irade doğrultusunda taşınmazın devredilen hisselerinin davacıya geri verilmesi yönünde kabul kararı vermek gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, söz konusu kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 04.04.2022 tarihli ve 2022/433 Esas, 2022/683 Karar sayılı kararı ile; " ... Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesinde yer alan; “Hakim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hakiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hakimini bağlamaz.” hükmünden de anlaşılacağı üzere ceza mahkemesi kararının hukuk hâkimini bağlaması için maddi olgu yönüyle kesinleşmiş olması gerekir. Eğer bu yönden kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı bulunmuyorsa, hukuk hâkimini bağlayacak bir ceza mahkemesi kararından söz etmek mümkün değildir. Nitekim bu husus Hukuk Genel Kurulunun 31.01.2019 tarihli ve 2017/13-681 Esas, 2019/46 Karar sayılı kararında da benimsenmiştir. (Yargıtay HGK 2017/4-2926 2021/1341EK sayılı ilamı) Yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, davalı hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair ceza mahkemesi kararının hukuk hâkimini bağlamayacağı sabittir.... Somut olaya gelince; davacı taraf yukarıda açıklandığı şekilde inanç sözleşmesinin varlığını yazılı belge ile varlığı kanıtlanamamıştır. Davacı taraf yemin deliline dayanmakla davacıya yemin hakkı hatırlatılarak neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmesi yerinde olmamıştır." gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, Yerel Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına ve dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, kaldırma kararı uyarınca yapılan yargılama neticesinde İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla
; BAM kararı uyarınca davacı tarafa yemin delilinin hatırlatıldığı, davacı vekilinin bu hususta müvekkiline ihtaratlı davetiye çıkarılmasını talep ettiği, davacı asıl adına yemin delilini kullanıp kullanmayacağı yönünde davetiye çıkarıldığı, davetiyenin usulüne uygun tebliğ edildiği, ancak davacı asıl tarafından yemin delilini kullanıp kullanmayacağına ilişkin beyanda bulunulmadığı, dolayısıyla ihtarnamede belirtilen şekilde yemin deliline davacı tarafından dayanılmadığı gerekçesiyle; açılan davada BAM kararı doğrultusunda davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; eldeki davaya konu olaya ilişkin Afyonkarahisar Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/391 Esas, 2015/517 Karar sayılı kararının, Yargıtay Ceza Dairesinin 2020/4308 Esas, 2020/671 Karar sayılı ilamıyla; davanın esasına girilmeden, sanık/davalı hakkında sanık üzerine atılı tefecilik suçunun mağdurunun davacı olmaması nedeniyle sanık hakkında CMK'nın 231. maddesinin uygulanmamasının yerinde olmadığı belirtilerek bozulduğu, davacı tarafın iddia ettiği gibi suçun sabit olduğuna ilişkin Yargıtay ilamında bir tespit yapılmadığı, bu nedenle ceza hakiminin kararının eldeki davada maddi olgular yönünden bağlayıcı olmadığı, ceza dosyası içeriğinde de inanç sözleşmesinin ispatına ilişkin bir ikrar, yazılı delil başlangıcı veya yazılı delilin olmadığı, davacı tarafından hatırlatılmasına rağmen yemin deliline de dayanmadığından Mahkemece davanın reddine karar verilmesinin yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesi ile; davalının, davacıya yönelik tefecilik eylemi nedeniyle açılan davada Afyonkarahisar 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.10.2015 tarih ve 2014/391 Esas, 2015/517 Karar sayılı kararı ile sanık ...'un (davalının) tefecilik suçunu işlediği sabit görülerek mahkumiyetine karar verildiğini ve katılan ...'ın (davacı) maddi zararları giderilmediğinden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığından, sonuç olarak sanığın cezasının ertelenmesine hükmedildiğini, temyize konusu Bölge Adliye Mahkemesi ilamında; davaya konu olaya ilişkin Afyonkarahisar 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/391 Esas, 2015/517 Karar sayılı kararının Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2020/4308 Esas, 2020/671 Karar sayılı ilamıyla davanın esasına girilmeden, sanık/davalı hakkında sanık üzerine atılı tefecilik suçunun mağdurunun davacı olmaması nedeniyle sanık hakkında CMK'nın 231. maddesinin uygulanmamasının yerinde olmadığı belirtilerek kararın bozulduğu, davacı tarafın iddia ettiği gibi suçun sabit olduğuna ilişkin Yargıtay ilamında bir tespit yapılmadığı, bu nedenle ceza hakiminin kararının eldeki davada maddi olgular yönünden bağlayıcı olmadığı gerekçe gösterilerek istinaf itirazlarının esastan reddine karar verildiğini, istinaf mahkemesi gerekçesinin yerinde olmadığını, zira Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2020/4308 Esas, 2020/671 Karar sayılı kararında "SAİR İTİRAZLARIN REDDİNE" hükmedilerek Afyonkarahisar 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/391 Esas, 2015/517 Karar sayılı kararını sadece usulden bozduğunu, diğer bir ifade ile Yerel Ceza Mahkemesinin kararında zikredilen maddi olgulara ve fiilin hukuka aykırılığına yönelik tespitlerine (esasa) ilişkin Yargıtay Ceza Dairesi kararında hiçbir bozma sebebinin bulunmadığını, Yargıtayın bozma kararı sonrasında yapılan ceza yargılamasında Afyonkarahisar 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/411 Esas, sayılı dava dosyasının 12.11.2020 tarihli duruşmasında Yargıtayın bozma ilamına uyulmasına karar verildiğini, Yargıtay ilgili Ceza Dairesi usuli bozma sebebi dışındaki (esasa ilişkin) sair temyiz itirazlarını reddettiğinden, Yerel Ceza Mahkemesindeki maddi olguların onandığını ve kesinleşmiş olduğunu, bu sebeple, hukuk hakimi yönünden ceza yargılamasındaki maddi olguların bağlayıcı nitelikte olduğunu, davadaki haklılıklarını ortaya koyan diğer çok sayıda emsal Yüksek Mahkeme içtihadının bulunduğunu, diğer yandan, dosyadaki bilirkişi raporu ile taşınmazın davalıya devredilen %51'lik kısmının devir tarihindeki gerçek değerinin, tapuda belirtilen bedelin bir katından daha fazla olduğunun da önem arz ettiğini, davacının borca ilişkin tüm edimini yerine getirdiği halde, davalının söz konusu borcun ödenmesi için teminat olarak devraldığı dava konusu taşınmaz hissesini davacıya iade etmediğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; dava konusu 113 ada 8 parsel sayılı, 275 metrekare miktarlı, arsa vasıflı taşınmazın tamamı davacı ... adına kayıtlı iken 10.05.2013 tarihli satış işlemi ile davacı ...'in taşınmazın 49/100 payını üzerinde ipka ederek, 51/100 payını 71.000,00 TL bedelle davalıya devrettiği, davacının söz konusu pay devrini davalıdan aldığı borç para nedeniyle davalının isteği üzerine yaptığını, borçlarını ödemesine rağmen davalının taşınmazı iade etmediğini ileri sürmek ve inançlı işlem hukuki nedenine dayanmak suretiyle eldeki temyize konu davayı açtığı, davacının dava konusu olayla ilgili şikayeti üzerine Afyonkarahisar Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/391 Esas, 2015/517 Karar sayılı dosyasında davalı ... hakkında tefecilik yapmak suçundan dolayı yapılan yargılama neticesinde ...'un mahkumiyetine hükmedildiği, söz konusu kararın temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 23.06.2020 tarihli ve 2020/4308 Esas, 2020/671 Karar sayılı kararı ile özetle; sair itirazların reddedildiği, tefecilik suçunda şikayetçinin katılan sıfatını kazanmasının mümkün olmadığı, ayrıca CMK'nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin uygulanmaması hususunun doğru olmadığı gerekçe gösterilerek kararın bozulduğu, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda Ceza Mahkemesinin 2020/411 Esas, 2020/542 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve söz konusu kararın 01.12.2020 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir.
Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.
Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işleme genellikle, teminat teşkil etmek ve iade edilmek üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır.
Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin değinilen bu özellikleri nedeniyle taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır.
İnanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. Anılan sözleşmelerde taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini, devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. Buna dair akit hükümleri de TBK'nın 26 ve 27. maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır.
Uygulamada mesele, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir. İçtihadı Birleştirme kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatı, şekle bağlı olmayan yazılı delildir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan bu belgenin sözleşmeye taraf olanların veya inanılanın imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi, hem de taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz.
05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir.
Öte yandan; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesinde; "Hakim zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hakiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da hukuk hakimini bağlamaz" düzenlemesi mevcut olup 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 74. maddesi gereğince hukuk hakimi, ceza mahkemesinin vereceği beraat kararıyla bağlı değil ise de ceza davasında verilen mahkumiyet kararı ve eylemin "hukuka aykırılığını" ve "illiyet bağının varlığını" saptayan maddi olgular ve olayların oluş biçimi bakımından hukuk hakimini bağlayacağı açıktır.
Somut olaya gelince; davalı ... hakkında tefecilik suçundan açılan ceza davasında yapılan yargılamada, netice itibariyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmek suretiyle dava sonuçlandırılmış ve eldeki temyize konu dosyada da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının bağlayıcı nitelikte olmadığı belirtilmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
Şöyle ki; ceza mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda ilk olarak verilen 2014/391 Esas, 2015/517 Karar sayılı mahkumiyet kararının temyizen incelenmesi sonucunda Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından karar bozulurken "sair temyiz itirazlarının reddine" denilmek suretiyle mahkumiyet kararının içerisindeki olguların doğru kabul edildiği, sadece şikayetçinin müdahil sıfatı alamayacağı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartlarının tartışılması gereğine değinildiği, Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından bozulan kararın gerekçesinde de dava konusu taşınmazın 51/100 hissesinin tefecilik suretiyle alınan paranın teminatı olarak devredildiğinin kabul edildiği anlaşılmakla ve TBK'nın 74. maddesi gereğince ceza mahkemesinin mahkumiyet kararında tespit edilen olguların hukuki hakimini bağlayacağı açık olmakla; davacının inançlı işlem olgusunu ceza mahkemesi kararının gerekçesinde belirtilen hususlarla ispatladığı anlaşıldığından davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacının temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,14.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.