Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2024/1445 K.2025/2025

🏛️ 1. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/1445 📋 K. 2025/2025 📅 16.04.2025

1. Hukuk Dairesi         2024/1445 E.  ,  2025/2025 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/574 E., 2024/129 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2017/229 E., 2021/389 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Asıl davada davacı vekili; müvekkili ile davalının kardeş olduklarını, müvekkilinin Samsun'da, davalının ise ... ikamet ettiğini, müvekkilinin 357 ada 2 parselde bulunan 12 nolu bağımsız bölümün sahibi olduğunu, davalının davacıya vekaleten bu taşınmazı 12.11.2012 tarihli satış işlemi ile öz oğlu olan ...'e devrettiğini, müvekkilinin ablası olan davalıya bu taşınmaz ile ilgili vekaletname verdiğini hatırladığını, ancak zamanını bilmediğini, davalıya bu taşınmazı ...'e satması hususunda bir talimat vermediğini, İstanbul Anadolu 5. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2016/213 Esas sayılı dosyası ile vekalet görevini kötüye kullanma nedeni ile dava açtıklarını ileri sürerek dava konusu taşınmaza ilişkin satış işleminin vekalet görevinin kötüye kullanılarak devredilmesi nedeni ile iptaline, olmadığı takdirde taşınmazın bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Birleştirilen davada davacı vekili; dava konusu 357 ada 2 parsel üzerinde müvekkili adına kayıtlı iken devredilen taşınmaz hissesinin satışı işleminin vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle iptaline karar verilmesi gerektiğini, müvekkilinin taşınmaz ile ilgili işlemler yapması ve yardımcı olması için Çarşamba 2. Noterliğinin 11.04.2011 tarih 4129 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile davalı yeğenine yetki verdiğini, davalının davacıya dairenin 2015 yılı Eylül ayı içerisinde teslim edileceğini, bir kısım bürokratik sorunlar çıktığını söyleyerek davacıyı beklettiğini, davalının yeğeni olması nedeniyle herhangi bir araştırma yapmadığını, Eylül 2015 tarihinden sonra bahaneler devam edince dava konusu ... İnşaat ... Evleri adlı apartmanda herhangi bir dairesi veya hissesinin olmadığını öğrendiğini, 18.03.2016 tarihinde bu durumu tespit edince davalıyı görevinden azlettiğini, azilnamenin hem davalıya hem de ilgili tapu müdürlüğüne gönderildiğini, vekalet sözleşmesinin tarafların karşılıklı güvenine dayandığını, davalı tarafın müvekkilinin talimatlarına aykırı hareket ettiğini, vekalet görevini kötü kullandığını ileri sürerek dava konusu taşınmaz hissesinin satış işleminin iptaline, olmadığı takdirde taşınmazın devir tarihindeki değerinin tespit edilerek davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Birleştirilen İstanbul Anadolu 19. Asliye Hukuk Mahkemesi 2016/98 Esas sayılı dosyasında davalı vekili; dava dilekçesinde zikredilen hususların gerçeklik taşımadığını, müvekkilinin söz konusu gayrimenkulün 2011 yılından beri maliki olduğunu, bu gayrimenkulün müvekkilinin annesi tarafından belirttikleri tarihte müvekkiline devredildiğini, davacı tarafın tüm iddialarının gerçeğe aykırı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla
; davacının maliki olduğu dava konusu taşınmazın satılması için davalı kardeşine vekaletname verdiği, taşınmazın gerçek değerinin bilirkişi marifetiyle belirlendiği dosya kapsamı ile sabit olup davalının vekalet görevini kötüye kullanıp dava konusu taşınmazı oğlu adına tescil ettirdiği ve onun da dava konusu taşınmazı üçüncü kişiye devrettiği anlaşılmakla; davacının bedele ilişkin talebi hakkında asıl ve birleştirilen davanın ayrı ayrı kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleştirilen davalarda davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının maliki olduğu dava konusu taşınmazın satılması için davalı kardeşin vekaletname verdiği, davalının vekalet görevini kötüye kullanıp dava konusu taşınmazı oğlu adına tescil ettirdiği ve dava konusu taşınmazın üçüncü kişiye devredildiği anlaşılmakla davacının bedele ilişkin talebi hakkında kabul kararı verilmesinde hukuka aykırı bir durum görülmemiş ise de asıl ve birleştirilen davadaki davacının, dava konusunun, dayandığı hukuki sebeplerin, neticeyi talebin, davalıların sorumlu olduğu miktarın aynı olmasına karşın iki ayrı talep ve sebep varmış gibi iki ayrı hüküm fıkrası kurulmasının infazda tereddüte mahal vereceği anlaşıldığından yeniden hüküm tesis edilmesi gerektiği gerekçesiyle davalıların istinaf başvurusunun kabulüne, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/(1).b.2 maddesi gereğince incelenen mahkeme kararının kaldırılmasına, asıl ve birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz dilekçesi ile; İstinaf Mahkemesince ciddi bir hata yapılarak aleyhe bozma yasağına aykırı olarak ve HMK'nın 26.maddesinde yer alan taleple bağlılık ilkesinin de aşılması ile karar verildiğini, İstinaf Mahkemesinin yerel mahkeme kararında müvekkilleri aleyhine hükmedilen miktarı karşı yanın başvurusu olmaksızın ve üstelik müvekkillerinin başvurusunun kabul edildiği belirtilerek iki katına çıkardığını, Bölge Adliye Mahkemesi kararında gerekçeli karar hakkının gereğinin yerine getirilmediğini ve bu durumun adil yargılanma hakkını ihlal etmekte olduğunu, istinaf mahkemesi kararında müvekkili ... ile ilgili tek kelime gerekçe yazılmadan karar verildiğini, asıl davada dava dilekçesinin müvekkili ... hiç tebliğ edilmediğini, böylelikle savunma hakkının ihlal edildiğini, asıl davada ön inceleme duruşması yapılmadığını, birleştirilen davada davacı tarafça yapılan ıslahın, süresinde yeni dava dilekçesi düzenlenerek tebliğ edilmediğinden geçersiz olduğunu, birleştirilen davada davalının delillerinin toplanmadığını, tanıklarının dinlenmediğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1.Asıl ve birleştirilen davalar, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir.
2.Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davacı ...'nin ... 5.Noterliğinin 20.04.2010 tarihli ve ... yevmiye numaralı vekaletnamesi ile asıl davada davalı kardeşi ...'i vekil olarak tayin ettiği, davalı ...'in vekaletnamedeki satış yetkisine dayanarak davacı adına kayıtlı dava konusu 357 ada 2 parsel sayılı taşınmazdaki daire vasıflı 12 nolu bağımsız bölümü 12.11.2012 tarihinde satış yolu ile oğlu olan birleştirilen davanın davalısı ...'e temlik ettiği, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 25.12.2017 tarihli yazısına göre çekişmeli taşınmazın 16.07.2014 tarihli ... yevmiye numaralı işlemle dava dışı ... ... isimli şahsa devredildiğinin bildirildiği, davacının vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı olarak ve tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemi ile eldeki asıl ve birleştirilen davaları açtığı, İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucu asıl ve birleştirilen davalar yönünden ayrı ayrı hüküm kurulmak suretiyle ve bedel yönünden davanın kabulüne karar verildiği, (400.000,00'er TL nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine hükmedildiği), Bölge Adliye Mahkemesince ise davalılar vekilinin istinaf başvurusu kabul edilerek hükmün kaldırıldığı ve asıl ve birleştirilen dava yönünden tek hüküm kurularak 800.000,00 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.
3. Bilindiği üzere; 6100 sayılı HMK’nın 137. maddesinde ön incelemenin kapsamı, 138. maddesinde ön inceleme aşamasında dosya üzerinden dava şartları ve ilk itirazlar hakkında verilecek kararlar, 139. maddesinde ön inceleme duruşmasına davet, 140. maddesinde ise yapılması zorunlu olan ön inceleme duruşması düzenlenmiştir.
6100 sayılı HMK'nın ön incelemenin kapsamı başlıklı 137. maddesinde dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılacağı, mahkemenin 138. madde dikkate alınarak öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar vereceği, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında gerektiği takdirde kararını vermeden önce bu konuda tarafları ön inceleme duruşmasında dinleyebileceği, ön inceleme duruşmasında tarafların iddia ve savunmaları kapsamında uyuşmazlık konularını tam olarak belirleyebileceği, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapacağı, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik edeceği ve bu hususların tutanağa geçirileceği belirtilmiştir. Ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar ile sınırlı olmak üzere tanık dinleme, belge inceleme, bilirkişi görüşü alma, keşif yapma ve yemin teklif etme gibi işlemler yapılabilir, ancak tahkikata yönelik işlemler yapılamaz.
HMK'nın 137. maddesinin ikinci fıkrasında ise ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemeyeceği ve tahkikat için duruşma günü verilemeyeceği düzenlenmiştir. Gereksiz duruşmalara ilişkin uygulamadaki eski alışkanlıkların devam etmesinin kesin olarak önüne geçilmesi amacıyla kanun koyucu, ön inceleme aşaması tamamlanmadan ve bu aşamada alınması gereken kararlar alınmadan tahkikat aşamasına geçilmesini ve tahkikat için duruşma günü belirlenmesini kesin bir ifade ile (emredici nitelikteki bir düzenlemeyle) yasaklamıştır.
Yukarıda belirtilen HMK'nın 137/2. maddesi dikkate alındığında, ön inceleme duruşması ve duruşmada yapılması gerekli olan işlemler yapılmadan tahkikat duruşmasına geçilemeyeceği, bu düzenlemenin emredici nitelikte olduğu açıktır.
Somut olayda, asıl davada yukarıda değinilen işlemler yerine getirilmeden ve ön inceleme duruşması yapılmadan karar verildiği anlaşılmaktadır.
4. Öte yandan; 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesinde, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." hükmüne; 6100 sayılı Kanun'un 27. maddesinde ise, "(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir." hükmüne yer verilmiştir.
Bilindiği üzere; yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. Kişinin hangi yargı merciinde duruşmasının bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilebilmesi, usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir. Anayasa'nın 36 ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. (1086 sayılı Kanunun 73.) maddelerinde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala göre mahkeme, tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez. Bu bakımdan davetin ve bunun yazılı şeklinin (davetiyenin) davadaki önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar bile mutlaka dava ve duruşmadan haberdar edilmelidirler. Duruşmaya gelinmese dahi ilgilinin yokluğunda davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı hâllerde, açıklanan biçimdeki uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden ve yasaya uygun biçimde taraf teşkilinin tamamlanarak işin esasına girildikten sonra deliller toplanarak bir sonuca ulaşılması gereklidir. Değinilen işlemler nedeniyle tebligat, bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemidir. Bu nedenle, tebliğ ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu (7201 sayılı Kanun) ve Tebligat Tüzüğü hükümleri tamamen şeklidir. Kanun'un amacı, tebliğin muhatabına ulaşması, konusu ile ilgili olarak kişilerin bilgilendirilmesi ve bu hususun belgeye bağlanmasıdır. Bu nedenle, tebligata ilişkin yasal hükümlerin gözden uzak tutulmaması ve uygulanması zorunludur. Esasen, taraf teşkilinin sağlanması Anayasa'nın 90/son maddesi delâletiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi hükmü uyarınca adil yargılanma hakkının bir gereğidir.
Somut olayda; asıl davada davalı ...'e dava dilekçesi tebliğ edilmeden yargılamaya devam edildiği ve bu şekilde savunma hakkının kısıtlandığı anlaşılmaktadır.
5. Diğer taraftan; 6100 sayılı HMK’nın 240 vd. maddelerinde tanıkların ne şekilde dinlenecekleri hüküm altına alınmış olup HMK’nın 241. maddesinde "Mahkeme, gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir. '' ve HMK’nın 243/1. maddesinde ‘’Tanık davetiye ile çağrılır. Ancak, davetiye gönderilmeden taraflarca hazır bulundurulan tanık da dinlenir. Şu kadar ki, tanık listesi için kesin süre verildiği ve dinlenme gününün belirlendiği hâllerde, liste verilmemiş olsa dahi taraf, o duruşmada hazır bulundurursa tanıklar dinlenir. " düzenlemeleri mevcuttur.
Somut olayda; davalılar tarafından süresinde sunulan cevap dilekçesinde tanık deliline dayanılmasına ve 2 kişilik tanık listesi verilmesine rağmen İlk Derece Mahkemesince bildirilen tanıkların dinlenmediği açık olup dinlenmeyen tanıklar yönünden davalının feragatinin bulunmadığı dikkate alınmaksızın ve HMK'nın 241. maddesi uyarınca bu yöne ilişkin bir ara karar da kurulmaksızın sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.
6. Ayrıca, Adil yargılanma hakkının garantileri arasında yer alan "aleni yargılanma ilkesi" ve "hukuki dinlenilme hakkı" kararların gerekçeli olmasını zorunlu kılar. Bu prensiplerin amacı, yargılama sürecini ve kararın verilişini kamu denetimine açık tutmak suretiyle adaletin yerine getiriliş biçimini görünür kılmak; kamu eliyle karar verme sürecini denetleyerek kişinin adil yargılanma hakkını güvence altına almak ve adalete güveni korumaktır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/1-c maddesi uyarınca gerekçenin; "tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri" göstermesi gerekir. Bir başka anlatımla gerekçe, hüküm fıkrasında yazılı sonuçlara nasıl varıldığının tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıklanmasıdır. Gerekçeli kararın dosyaya uygun biçimde çekişmeli vakıalar hakkında varılan sonuçları içermesi gerekmektedir.
Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar içeriği incelendiğinde birleştirilen davanın davalısı ... yönünden kararın gerekçe içermediği, bu yönde hükmün gerekçesi açıklanmadan karar verildiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; asıl davada dava dilekçesinin usulüne uygun şekilde davalı ...'e tebliğinin sağlanması ve daha sonra usulünce ön inceleme duruşmasının yapılması, yine davalıların tanık listesinde bildirdiği ... ve ...'ın HMK'nın 243 vd. maddeleri gereğince duruşmaya çağrılarak usulünce dinlenmesi, toplanan ve toplanacak delillerin bir arada değerlendirilmesi ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru olmadığı gibi, HMK'nın 297/1-c maddesine aykırı olacak şekilde birleştirilen davada davalı yönünden gerekçesiz olarak yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru değildir.
Kabule göre de; davalar birleştirilse dahi, her dava ayrı bir dava olma özelliğini muhafaza ettiğinden, asıl ve birleştirilen davalar yönünden ayrı ayrı hüküm kurulması gerektiği hususu göz ardı edilerek İstinaf Mahkemesince yazılı gerekçe ile asıl ve birleştirilen davalar yönünden tek hüküm kurulması da isabetsizdir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalılar vekilinin temyiz itirazının değinilen yönden kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden davalılara iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.