Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2024/4209 K.2025/4826

🏛️ 3. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/4209 📋 K. 2025/4826 📅 14.10.2025

3. Hukuk Dairesi         2024/4209 E.  ,  2025/4826 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/815 E., 2024/1919 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Uşak 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/627 E., 2023/535 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı dahili davalılar vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 14.10.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat ... ile dahili davalılar vekili Avukat ...'in sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davalı ...'nin miras bırakanı ..'ün taşınmazlardaki hisselerinin vekili .. tarafından 06.06.2006 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile müvekkiline satıldığını bedelinin de tamamen ödendiğini, satış vaadi sözleşmesinin tapuya şerh ettirildiğini, bu taşınmazlardaki miras bırakan ..hisselerinin iştirak halinde olması nedeni ile ve iştirakin çözülememesi karşısında satış ve devir işlemlerinin miras bırakanın sağlığında yapılamadığını, satış vaadinde bulunan ve satış bedelinin tamamını alan ..'ün ölümünden sonra mirasçıları davalı (kızı) ... ve eşi .. ..'ün kaldığını, eş ..'ün de ölümü ile tek mirasçı olarak davalının kaldığını, miras bırakanları tarafından satış vaadi sözleşmesi ile satılan ve bedeli tamamen alınan taşınmazlardaki hisselerini devir etmeye yanaşmadıklarını, bunun üzerine satış vaadine konu taşınmazlardaki hisselerinin devrini sağlamak amacıyla Uşak 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/123 E. sayılı dava dosyası ile ferağa icbar davası açıldığını, davanın reddine dair kararın kesinleştiğini, tapu devirlerinin yapılmaması nedeniyle davalının zarara uğradığını ileri sürerek; davalı miras bırakanı tarafından satış vaadi sözleşmesi ile davacıya satılan taşınmaz hisselerinin dava tarihi itibarıyla ulaştığı değerin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; davanın süresi içerisinde açılmadığını, hak düşürücü süre ve zamanaşımı itirazında bulunduklarını, taşınmazların halen iştirak halinde mülkiyete tabi olması nedeniyle ifa olanağı olmayan bu satış vaadi sözleşmesi nedeniyle gerek muris ..'ün gerekse davalı için temerrüt ve muacceliyet koşullarının oluşmadığını savunarak; davanın reddini istemiş; davalı ...'nın vefat etmesi üzerine mirasçıları davaya dahil edilerek yargılamaya devam edilmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı tarafça zamanaşımı itirazında bulunulmuş ise de sözleşmeden kaynaklanan alacakların 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) 146. maddesi uyarınca 10 yılda zamanaşımına uğrayacağı, satış vaadi sözleşmelerinin yapılmasından itibaren 10 yıllık süre dolsa da ifa olanağı doğmadan zamanaşımı süresinin işlemeye başlamayacağı, ifanın imkansızlaştığı tarihin ferağa icbar davasının kesinleşme tarihi olduğu, ıslah edilen bedeller için zamanaşımı süresi dolmadığından davalının bu yöndeki itirazlarına da itibar edilmediği gerekçesiyle; davanın kabulü ile 773.799,00 TL tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş; karara karşı, davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ferağa icbar davasının reddine dair kararın 27.05.2016 tarihinde kesinleştiği bu tarih itibariyle sözleşmenin ifasının imkansız hale geldiği, ancak salt sözleşmenin ifa olanağının bulunmamasının satış vaadi sözleşmesini geçersiz hale getirmeyeceği, zira taraflar arasında düzenlenen satış vaadi sözleşmesinin borçlandırıcı işlem olarak geçerli ve taraflar arasında bağlayıcı olduğu, taraflardan birinin sözleşmedeki edimlerini yerine getirmemesi halinde ise karşı taraf için tazminat hakkı doğacağı, bu kapsamda davacının taşınmazların devrini isteyemese de zararlarının tazmini için taşınmazların bedelini talep edebileceği, bu kapsamda davacının elbirliği iştirakinin sona ermesini beklemesinin de dürüstlük kuralı karşısında da beklenemeyeceği, dolayısıyla davacının sözleşmenin ifasının imkansız hale geldiği tarihteki dava konu taşınmazların rayiç değerlerini davalılardan talep edebileceği gerekçesiyle; davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, dahili davalılar vekili temyiz yoluna başvurmuştur.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili; davaya konu gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi gereğince davacı tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığını, elbirliği ile mülkiyet çözülmedikçe ifa olanağı da doğmadığından, sözleşmenin ifa olanağının bulunmadığını, somut dava dosyasında dava konusu edilen satış vaadi sözleşmesinin 6098 sayılı Kanun'un 29. maddesi çerçevesinde ön sözleşme niteliğinde olduğunu, dava konusu satış vaadi sözleşmesine konu olan muris ..’a ait hisselerin bulunduğu taşınmazların halen daha el birliği / iştirak halinde mülkiyete tabi olduklarının sabit olduğunu, bu kapsamda 6098 sayılı Kanun'un 123. maddesinin uygulanabilmesi için davalı müvekkillerin (ve murisi ..’ün) temerrüde düşmesinin söz konusu olmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla ifanın imkansız olduğu kabul edilen tarih itibarı ile sözleşmeye konu taşınmaz bedellerinin ulaştığı değerlerin alacak olarak davalılardan alınmasına karar verilmesinin de usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, 23.08.2021 tarihli bilirkişi ek raporunda taşınmazların rayiç değerlerinin müvekkillerinin murisi yönünden 163.615,50 TL olduğu açıkça tespit edilmiş olmakla ve davacı tarafça işbu ek rapora itiraz edilmemiş olmakla bu yönden usuli kazanılmış müktesep hak oluştuğunu, hükme esas alınan 09.08.2023 tarihli bilirkişi raporunda emsal alınan özel amaçlı taşınmazlar üzerinden düzenlenen rapora göre hüküm kurmasının yerinde olmadığını, kabule göre 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 177. maddesinde yapılan değişikliğin hatalı olarak yorumlanarak 2. ıslah dilekçesinin kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek; kararın bozulmasının istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
1. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle davaya konu gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin geçerli olduğu, satış sözleşmesinde satış bedelinin satıcı tarafından alındığını belirtildiği, ifanın imkansız olduğu tarih itibariyle yapılan tespitin ve hükmü esas alınan bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun olduğu anlaşıldığından, davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2. Kavram olarak ıslah; taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir. Islah müessesi, dava değiştirme, başka deyişle iddia ve müdafaanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkandır. Zira bu suretle, aslında yasal itiraz ile karşılaşılabilecek olan herhangi bir taraf muamelesi, ıslah kurumu yardımı ile artık bu itirazı davet etmeksizin yapabilmektedir. (Üstündağ, S., Medeni Yargılama Hukuku, Cilt:I-II, 5. Baskı, İstanbul 1992, s. 534) Islahın amacı, yargılama sürecinde, şekil ve süreye aykırılık sebebiyle ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmak olduğundan, hak ve alacağı bu sürecin dışında ortadan kaldırmış olan işlemlerin, yani maddi hukuk işlemlerinin ıslah yoluyla düzeltilebilmesi elbette ki mümkün değildir. Bir başka deyişle, maddi hakkı sona erdiren maddi hukuk işlemleri, ıslahla düzeltilemez. Feragat, kabul, sulh gibi işlemler, velev ki dava içinde yapılsın, asıl hakkı ortadan kaldırdıklarından, usul işlemi olduğu kadar (davayı etkilediği için usul işlemidir) maddi hukuk işlemi mahiyetini de taşımaktadır ve bu sebeple, bu işlemlerin ıslah yoluyla düzeltilmesi imkansızdır; çünkü ıslah, yargılama hukukunun şekle ve süreye bağlılığından kaynaklanan zımni hak kayıplarının telafisi için öngörülmüş bir müessesedir. Açık bir irade beyanı ile terk edilen haklar, maddi gerçeğin şekle feda edilmesi gibi bir sonuç doğurmadığı için, ıslahın konusu olamaz. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 07.06.2017 tarihli ve 2017/17-1093 E., 2017/1090 K. ve 07.06.2017 tarihli ve 2016/9-1212 E., 2017/1078 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
6100 sayılı Kanun'nun 177. maddesinde; "Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. (2)(Ek:22/7/2020-7251/18 md.) Yargıtayın bozma kararından veya Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya İlk Derece Mahkemesine gönderildiğinde, İlk Derece Mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz. (3) Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa, bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir." şeklinde düzenleme yer almaktadır.
3. Yukarıda yer alan bilgiler ışığında somut olay incelendiğinde; davacı vekilinin 07.02.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile bilirkişi raporunda dava tarihi itibariyle belirlenen 314.186.41 TL üzerinden dava değerini yükselltiği ve fazlaya ilişkin hakların da saklı tutulmadığı, yeniden yapılan bilirkişi incelemesi doğrultusunda bu kez bedel artırım olarak nitelendirdiği 21.09.2023 tarihli dilekçesini sunduğu; "Daha önceden tespit edilen ve tarafımızca 314.000,00 TL üzerinden ıslah edilen ve harcı yatırılan bedelin, bilirkişi raporunda belirtilen 773.7999,00 TL - 314.000,00 TL düşülmek suretiyle 459.000,00 TL artırarak toplam talebimizin 773.799,00 TL bedelin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınmasına karar verilmesini diliyoruz" şeklinde beyanda bulunduğu ve harcını yatırdığı görülmüştür. Mahkemece, davacının 21.09.2023 tarihli ıslahı doğrultusunda hüküm kurulmuş ise de ıslahın amacının yargılama sürecinde şekil ve süreye aykırılık sebebiyle ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmak olduğu ve yargılama sırasında bir kez ıslah yoluna başvuralabileceği gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
3.İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davalılar yararına BOZULMASINA,
28.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp, dahili davalılara verilmesine,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.