Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2024/2953 K.2025/3501
3. Hukuk Dairesi 2024/2953 E. , 2025/3501 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1352 E., 2024/851 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 41. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/120 E., 2022/93 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; taraflar arasında sağlık hizmeti satın alma sözleşmesi bulunduğunu, davalı Kurum tarafından müvekkili Hastaneye ait hak ediş tutarından 2012 yılı Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Ağustos, Eylül, Ekim, Aralık, 2013 yılı Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Kasım, Aralık, 2014 yılı Kasım, Aralık, 2015 yılı Haziran, Kasım, Aralık, 2016 yılı Ocak, Şubat, Mart dönemlerine ilişkin haksız yere toplam 1.059.001,27 TL tutarında kesinti işlemi ve toplam 1.117.402,17 TL tutarında 36 ayrı cezai işlem uygulandığını, kesintilerin ve cezai işlemleri mevzuata aykırı olduğunu ileri sürerek; kesinti ve cezai işlemlerinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; davacı şirketin dava dilekçesinde itiraz etmiş olduğu fatura kesintilerinin tamamının acil grubundan yapılan tedavilere ilişkin kesintiler olduğunu, davacı şirket tarafından Acil Servise müracaat eden tüm hastaları kırmızı alan hastasıymış gibi gösterildiğini, bu uygulama sonucu kamunun katılım payı tutarı kadar zararı oluştuğunu, müvekkili Kurum tarafından yapılan kesintilerin ve uygulanan cezai işlemin sözleşme ve mevzuata uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu ihtilafın niteliğine uygun olarak oluşturulan bilirkişi heyetinden alınan denetime elverişli bilirkişi heyeti raporları ile tespit edildiği üzere, davacıya ait özel sağlık kurumunda davalı Kurum sigortalısı hastalar yönünden yapılan işlemler ile düzenlenen faturaların, işlemin yapıldığı tarihte yürürlükte olan SUT hükümlerine göre inceleme yapılan hastalar yönünden dönem faturalarından yapılan 1.173.981,56 TL kesintiden 1.119.376,46 TL tutarlı kesintinin haksız olduğu, iptaline karar verilen tutar içerisinde kalan 420.143,71 TL tutarlı borç girişine ilişkin kesintinin iptaline karar verildiği için kalan kısım olan 1.010.453,70 TL borç girişine ilişkin tutardan 697.258,46 TL tutarlı cezai şartın haksız olduğu gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüne, davacının 2012 yılı Şubat ve 2016 yılı Mart ayları arasındaki dönem faturalarından yapılan 1.173.981,56 TL kesintiden 1.119.376,46 TL tutarlı kesintinin haksız olması nedeniyle iptaline, 1.010.453,70 TL borç girişine ilişkin tutardan 697.258,46 TL cezai şartın haksız olması nedeniyle iptaline, fazlaya dair kesinti ve borç girişi ile cezai şart yönlerinden talebin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; hüküm kurmaya ve istinaf denetimine elverişli olduğu anlaşılan bilirkişi raporları doğrultusunda Mahkemece verilen kararda isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; Bölge Adliye Mahkemesince istinaf talepleri gerekçede tartışılmaksızın karar verildiğini, davacının müvekkili Kurum ile imzaladığı sözleşme ile bağlı olduğunu, Mahkemece hükme esas alınan kök ve ek bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olmadığını ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davalı Kurum tarafından davacı sağlık hizmeti sunucusu hakkında uygulanan cezai işlem ile hak edişlerinden yapılan kesintinin iptali istemine ilişkindir.
1. Dava şartları, Mahkemece davanın esası hakkında yargılama yapılabilmesi için gerekli olan koşullardır. Diğer bir anlatımla; dava şartları dava açılabilmesi için değil, Mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan “kamu düzeni” ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı günde hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının tamam olup olmadığını kendiliğinden araştırıp incelemek durumunda olup; bu konuda tarafların talep ve beyanları ile bağlı değildir.
Dava şartları dava açılmasından hüküm verilmesine kadar var olmalıdır. Dava şartlarının davanın açıldığı günde bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda, mahkemenin davayı dinlenebilir olmadığından reddetmesi gerekir.
Dava şartlarından bazıları olumlu (davanın açılması sırasında var olması gerekli); bazıları ise olumsuz (davanın açılması sırasında bulunmaması gereken) şartlar olup, derdestlik ve kesin hüküm olumsuz dava şartları arasında yer alır.
Açılmış ve görülmekte olan bir davanın davacısı, hukukî korunma sürecini başlatmış olduğundan artık onun aynı davayı yeniden bir başka mahkeme önüne getirmesinde hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmamaktadır. Bu nedenle daha önce açılmış ve hâlen görülmekte olan bir davanın, ikinci kez açılması hâlinde, davacının bu ikinci davayı açmasında hukukî yararı olmadığı gerekçesiyle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114. maddesiyle derdestlik dava şartı kabul edilerek maddenin (ı) bendinde “Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması” düzenlemesine yer verilmiştir.
Derdest bir davanın ilk koşulu, tarafları, müddeabihi ve dava sebebi aynı olan bir davanın daha önce açılmış olmasıdır. İkinci koşulu ise daha önce açılmış bulunan davanın hâlen görülmekte olması, kesin hükümle sonuçlanmamış olmasıdır. Bu iki koşulun birlikte bulunması hâlinde derdest bir davanın varlığı kabul edilmelidir. Bir davanın açılması ile şeklî anlamda kesin hükme bağlanması arasında geçen sürede davanın derdest olduğu kabul edilir. Davanın derdest olması, taraflar arasında o konuda ortaya çıkan uyuşmazlığın henüz tam olarak çözümlenemediği anlamına gelir.
Derdestlik anlamında görülmekte olan dava, yargılamanın başlaması anından hüküm verilmesine ve bu hükmün de kesinleşmesine kadar geçen süreçte görülmekte olan yargılamayı ifade eder. Başka bir ifadeyle, bir davanın görülmekte olması için, verilen kararın şeklî anlamda da kesinleşmemiş olması gerekir.
6100 sayılı Kanun’un 303/1 maddesinde; “maddi anlamda kesin hüküm”, “şekli anlamda kesin hüküm” ayrımı yapılarak, maddi anlamda kesin hüküm; "Bir davaya ait şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması şarttır.” şeklinde açıklanmıştır.
Dava konusu uyuşmazlığın daha önce bir kesin hüküm ile çözümlenmiş olması olumsuz dava şartıdır. Birinci dava ile ikinci davanın müddeabihlerinin (konularının) dava sebeplerinin yani davanın dayandığı olayların ve davanın taraflarının aynı olması halinde maddi anlamda kesin hüküm oluşur (HMK m. 303).Yargısal kararlara tanınan bu yasal gerçeklik niteliğinden dolayı, aynı konuda yeni bir dava açılamaz. Açılırsa bu dava dinlenmez, 6100 sayılı Kanun'un 114/1-i, 115/2 maddeleri uyarınca dava koşulu (şartı) yokluğundan reddedilir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.04.2013 tarihli ve 2012/1-1133 E. - 2013/421 K. sayılı kararı da aynı yöndedir).
Kesin hüküm itirazı, davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve Mahkemenin de davanın her aşamasında kesin hükmün varlığını kendiliğinden gözetip, davayı kesin hüküm bulunduğu (dava şartı yokluğu) gerekçesiyle reddetmesi gerekir. Yine kesin hüküm itirazı Mahkemede ileri sürülmemiş olsa dahi ilk defa Yargıtayda (temyiz veya karar düzeltme aşamasında) ve dahası bozmadan sonra da ileri sürülebilir ve tarafların iradesine de bağlı olmayan mutlak bir etkiye sahiptir. O nedenle kesin hükmün varlığının, yargılamanın bir kesiminde nazara alınmamış olması diğer bir kesiminde ele alınmasını engellemez.
Kesin hüküm öncelikle (hükmü veren Mahkeme de dâhil) diğer bütün Mahkemeleri bağlar. Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse Mahkemeler aynı konuda, aynı dava sebebine dayanarak, aynı taraflar hakkında verilmiş olan hüküm ile bağlıdırlar; aynı uyuşmazlığı bir daha (yeniden) inceleyemezler ve aynı konuya ilişkin yeni bir davada, önceki davada verilmiş olan kesin hüküm ile bağlıdırlar.
Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacı, davalı Kurum tarafından uygulanan kesinti ve cezai şart işlemlerinin haksız ve mevzuata aykırı yapıldığını ileri sürmüş, davalı ise kesintilerin mevzuata uygun olduğunu savunmuş, 05.09.2019 tarihli dilekçesiyle de davacı tarafından dava konusu yapılan ... belge nolu 03.05.2018 düzenleme tarihli cezai işlem nedeniyle Şanlıurfa 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/115 E., ... belge nolu 06.06.2018 düzenlenme tarihli cezai işlem nedeniyle Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/487 E., ... belge nolu 06.06.2018 düzenleme tarihli cezai işlem nedeniyle Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/433 E. ve ... belge nolu 06.06.2018 düzenleme tarihli cezai işlem nedeniyle Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/282 E. sayılı dosyasında davalar açıldığını savunarak, derdestlik ve kesin hüküm itirazında bulunmuş, İlk Derece Mahkemesince davaya konu edilen dönemleri de kapsadığı anlaşılan dosyalara ilişkin davalı Kurumun derdestlik ve kesin hüküm itirazları yönünden inceleme ve değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır.
O halde İlk Derece Mahkemesince; yukarıda bilgileri verilen dava dosyalarının getirtilmesi ve gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılması, davacı tarafça dava konusu edilen kesinti ve cezai işlemler içinde kesin hüküm ve derdestlik teşkil eden işlemler bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usule ve kanuna aykırı bozmayı gerektirmiştir.
2. Bozma sebebine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA,
3. Bozma sebebine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.