Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2024/3390 K.2025/3092

🏛️ 3. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/3390 📋 K. 2025/3092 📅 27.05.2025

3. Hukuk Dairesi         2024/3390 E.  ,  2025/3092 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1195 E., 2024/2500 K.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar taraf vekillerince temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davacı vekili tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda;
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanunun 352/1-(b) hükmü uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre hüküm altına alınan ve davalı vekili tarafından temyize konu edilen toplam miktar 92.559,01 TL olup, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile 6100 sayılı Kanunun 362. maddesi uyarınca kesinlik sınırı olarak belirlenen 378.290,00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmakla; davalı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
Davacı vekilinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra 27.05.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde gelen davacı asıl ... ve vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ...'nun sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davacının Bakırköy 3. İcra Müdürlüğünün 2009/1132 talimat sayılı dosyasından ihaleye çıkarılan taşınmaz hisselerini 14.07.2011 tarihinde 175.200,00 TL bedelle satın aldığını, ihalenin kesinleşmesini müteakip ilgili masraf kalemleri ile tapu alım ve satım harcını da ödeyerek taşınmaz hisselerinin mülkiyetini iktisap ettiğini, ancak daha sonra kıymet takdiri ve satış gününün borçlu vekiline tebliğ edilmediği gerekçesiyle açılan ihalenin feshi davasının kabulüne karar verildiğini, bu nedenle ihalenin feshine neden olan icra memurunun kusurlu işlemi neticesinde zararı oluştuğunu, dosyaya ödediği ihale bedelini ve diğer vergi ve harçları iade almak için çaba sarfettiğini, ancak bir kaç kalem vergi ve harçlar dışında özellikle ihale bedelini iade alamadığını ileri sürerek; şimdilik 10.000,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi zararının davalıdan tahsilini istemiş, 24.02.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi zarar talebini 1.039.623,00 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkili Bakanlığa husumet yöneltilemeyeceğini, dava konusu eylemin sorumluluğunun kişiye ait olduğunu, hayatın olağan akışına ve hakkaniyet kurallarına göre davacının icra dosyasından yapılan ihale ve satış işlemlerine ilişkin tebligatların asile yapıldığını anlayabilecek durumda olmasına rağmen gerekli dikkat ve özeni göstermediğini, gerekli uyarılarda bulunmaması nedeniyle kusurlu olduğunu, icra müdürlüğü dosyasında borçlunun vekille temsil edilmediğini, dosyada vekil olduğunu gösteren ilam ya da vekaletnamenin bulunmadığını, davacının ödediği ihale bedelini icra dosyası alacaklısından talep edebilecekken davalıdan talep etmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu, davacının hukuki yararının da bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 22.10.2020 tarihli kararıyla; dava konusu taşınmazların satın alındığı ihale dosyasının feshedildiği ve buna rağmen davacı tarafından ödenen ihale bedeli ile yapılan masrafların geri alınamadığı, takip dosyası üzerinden alacağın tahsil edilme imkanının da ortadan kalktığı, ihalenin feshine neden olan icra memurunun kusurlu eylemi neticesinde davacının uğradığı maddi zararın tahsilinin gerektiği, zarar miktarının ise satış tarihi itibariyle 460.028,58 TL olduğu, icra memurunun kusurlu eyleminin kişilik haklarına saldırı teşkil etmediği gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüne, 460.028,58 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline, manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri ve ihbar olunan ... istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin 18.01.2023 tarihli kararıyla; zararın öğrenildiği tarihten itibaren yasal bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduktan sonra davanın açıldığı gerekçesiyle; davacı vekilinin başvurusunun reddine, istinafa konu kararda ihbar olunan aleyhine bir hüküm kurulmadığından ihbar olunanın istinaf başvurusu hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davalı vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden davanın reddine karar verilmiş; karar süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1. Dairece verilen 13.02.2024 tarihli ilamla; " (...) dava konusu 1170 ada 3 parsel ile 1168 ada 5 parsel sayılı taşınmazlara, takip konusu alacak nedeniyle 14.01.2010 tarihinde ilgili icra müdürlüğünce haciz uygulandığı ve devamında 27.04.2011 tarihinde düzenlenen satış talimatı üzerine 14.07.2011 tarihinde yapılan ihale sonucunca, davacının taşınmazların bir kısım hisselerini 08.08.2011 tarihinde iktisap ettiği ancak Bakırköy 1. İcra Mahkemesinin 2011/1201 E., 2011/1399 K. sayılı ilamıyla, satış ilanının vekil yerine borçlu asile yapılmış olması nedeniyle 06.12.2011 tarihinde ihalenin feshine karar verildiği ve kararın 24.08.2012 tarihinde onandığı ve davacının ihale sonrası edindiği mülkiyet hakkını bu tarih itibariyle kaybettiği anlaşılmaktadır.
9. Davacının talebi, davalı Bakanlık personeli olan icra memurunun haksız eylemi sonucu oluşan zararın tazminine yönelik olup, 5237 sayılı Kanun'un 257. maddesi gereğince kamu görevlisinin görevi ihmal yahut görevi kötüye kullanma suçları bakımından uygulanacak uzamış ceza zamanaşımı süresi, aynı Kanun'un 66. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca 8 yıl olduğundan, davanın haksız eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren 8 yıllık süre dolmadan açıldığı anlaşılmaktadır.
10. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince; davalının zamanaşımı def'inin reddi ile taraflarca bildirilen diğer istinaf sebepleri incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. " gerekçesiyle, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
2. Bozmaya uyan Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bozma ilamı gereğince yapılan yargılamada, davacının zarar miktarı yönünden konusunda uzman bilirkişiden aldırılan raporda; fiili ödeme tarihinden dava tarihine kadar davacıya ödenmeyen harcamalara ilişkin anapara tutarının 226.580,73 TL, bu tutarlar için ödeme tarihinden dava tarihine kadarki süre için hesaplanan yasal faiz toplamının 89.261,99 TL, davacının 25.07.2011 tarihinde ödediği ihaleye ilişkin 31.536,00 TL tutarlı KDV kendisine 21.09.2012 tarihinde iade edilmiş olup fiili ödeme ile iade tarihi arasındaki dönem için hesaplanan yasal faiz tutarının 3.297,02 TL, yasal faiz toplamının ise 92.559,01 TL olduğunun belirtildiği, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatları gereğince, emredici nitelikteki düzenlemelerden kaynaklanan yasal zorunluluğa aykırı olarak, vekili varken asile gönderilen satış ilanı tebligatı yok hükmünde olup sonuç doğurmayacağına göre, vekil ile takip edilen işlerde vekile tebligat zorunlu olduğundan, asile yapılan tebligatın usulüne uygun olup olmamasının da sonuca etkili olmadığı, davacının Bakırköy 3. İcra Müdürlüğünün talimat dosyasında ihaleye çıkartılan 5 parsel ile 3 parsel sayılı taşınmazların bir kısım hisselerini ihaleye girerek satın aldığı, ihalelerin kesinleşmesini müteakip taşınmaz hisselerinin mülkiyetini iktisap ettiği, ihalenin kesinleşmesinin üzerinden yaklaşık 1,5 aylık bir süre geçtikten sonra takip borçlusu vekili tarafından açılan ihalenin feshi davası neticesinde ihalenin feshine karar verildiği, Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen dosya içeriğinden icra memurunun kusurlu eylemi ile ihalenin feshedildiğinin sabit olduğu, davacı taraf ihale ile satışın yapıldığı icra dosyasındaki usulsüz işlemler sebebiyle mülkiyetini kaybettiği taşınmazların dava tarihi itibarı ile ulaştığı maddi zararını talep ettiğinden faiz başlangıç tarihi olarak dava tarihinin esas alınmasının yerinde olduğu, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin yerleşik kararlarına göre davacının ihalenin feshi sebebiyle isteyebileceği zarar, yatırılan ihale bedeli ve ihale masrafları ile bunların iadesi halinde iade edilinceye kadar geçen sürede bu bedellerin kullanılamaması sebebiyle uğranılan yasal faiz kaybı olduğundan davacının talep edebileceği zararın ancak bilirkişi raporuyla tespit edilen toplam 92.559,01 TL olabileceği, her ne kadar icra dairesince yapılan ihale sonucunda ihale alıcısı mülkiyeti kazanır ise de taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunabilmesi ve mülkiyetin sağladığı hakları kullanabilmesinin ihalenin kesinleşmesi sonucunda mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlı olduğu, ihale alıcısına burada verilen hakkın tam bir mülkiyet hakkı olmayıp, geçici bir tasarruf etme hakkı olduğu, bu sebeple her ne kadar davacı vekili mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden bahisle gayrimenkulün rayiç değeri üzerinden hesaplama yapılmasını ve bu bedelin tazminini talep etmiş ise de gerçekte tam bir mülkiyet hakkından bahsedilemeyeceği gerekçesiyle; davacı vekilinin başvurusunun esastan reddine, ihbar olunan ... aleyhine bir hüküm kurulmamış olunduğundan yapmış olduğu istinaf başvurusu hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davalı vekilinin başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden manevi tazminat isteminin reddine, maddi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 92.559,01 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, fazlaya dair istemin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; davacının dava konusu gayrimenkullerin mülkiyetini ihale sonucunda 14.07.2011 tarihinde edindiğini, ihale kesinleştikten sonra, icra dairesinin yazısı ile tapu devri gerçekleşmiş olup mülkiyetin davacıya geçtiğini, tapu devri ve mülkiyet hakkı alınmış bir gayrimenkul üzerinde tasarruf yetkisini engelleyici Anayasal ya da yasal hiç bir engel bulunmadığını, Bölge Adliye Mahkemesince ihale bedeli olarak ödenen fakat iade alınamayan ana para ve diğer tüm alacaklar dikkate alınmadan sadece işleyen faizin tazminat olarak ödenmesine hükmedildiğini, yine Bölge Adliye Mahkemesinin tazminat hesaplama yönteminin hukuka aykırı olduğunu, tapu devri gerçekleşmediği durumlarda mülkiyetten bahsedilemeyeceği için ihale bedelinin ve işleyecek faizin tazminat olarak hesaplanmasının hukuka uygun olduğunu, ancak mülkiyetin tescil edildiği ve daha sonra icra müdürünün hukuka aykırı eylemi sebebiyle mülkiyetin iptal edildiği durumlarda artık ihale bedelinden değil mülkiyet hakkının ihlalinden söz edilmesi gerektiğini, dolayısıyla tazminat hesaplaması yapılırken ödenen ihale bedeli değil haksız fiil sebebiyle kaybedilen mülkiyet bedelinin diğer bir deyişle gayrimenkulün değerinin esas alınması gerektiğini, mülkiyet hakkı hukuka aykırı işlem sebebiyle ihlal edilmiş olduğundan bu ihlali telafi etmenin yolunun da mülkiyetin bedelini ödemekten geçtiğini, Anayasa Mahkemesinin 2019/21111 nolu ve 30.03.2022 tarihli kararında da icra müdürü ve bilirkişinin haksız fiili sebebiyle gayrimenkulü elinden alınan tarafın tazminat talepli davasında tazminat hesaplanmasında gayrimenkulün değerinin esas alınması gerektiğinin belirtildiğini, hukuka aykırı eylem hiç olmasaydı davacının malvarlığı dava tarihinde ne durumda olacak idiyse ona en yakın konuma getirilmesi gerektiğini, ihale için ödenen tutarın günümüz enflasyonist ortamında yasal faiziyle iadesinin hiç bir şekilde zararı karşılamayacağını, aksine mağduriyeti ve hukuk düzenine inancı sarsacağını, gayrimenkul değerini esas almaksızın yapılacak tazminat hesaplamasının her yönüyle eksik ve zararı telafi etmekten uzak olacağını, tazminat hesabında başka bir yöntemin de ihale ve buna bağlı yapılan ödemelerin dava tarihi itibariyle güncel, rayiç değerinin hesaplanması da olabileceğini, bunun ise hukukta denkleştirici adalet ilkesiyle açıklandığını, bir diğer ifadeyle ihale ve buna bağlı yapılan ödemelerin alım gücünün dava tarihi itibariyle (enflasyon, ÜFE, TÜFE, faiz, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar, gayrimenkul değerleme oranları vb.) orantılanarak hesaplanması şeklinde bir yöntem de tercih edilebileceğini, bu yöntemle bulunacak tutarın bile Bölge Adliye Mahkemesince hükmedilen tutarın gerçek zararı karşılamaktan ne kadar uzak olduğunu gösterdiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 5. maddesi gereğince icra memurunun kusurundan kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkindir.
1. Temyizen incelenen kararda belirtilen gerekçeye göre; davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Somut olayda; davacının ihalenin feshi sebebiyle isteyebileceği zarar; Bölge Adliye Mahkemesi kararında da belirtildiği üzere yatırılan ihale bedeli ve ihale masrafları ile bunlar iade edilinceye kadar geçen sürede uğranılan yasal faiz kaybıdır. Ne var ki Bölge Adliye Mahkemesince, davacı tarafından ihaleye ilişkin yatırılan toplam 258.116,73 TL'den, 31.536,00 TL'nin iade edildiği belirlenmiş ancak bakiye 226.580,73 TL'nin ise iade edilmediği hususu gözardı edilmiştir. Bu durumda iade edilen kısım yönünden ödeme ile iade tarihi arasında hesaplanan yasal faiz yönünden (3.297,02 TL) karar verilmesi yerinde olmakla birlikte, davacıya iade edilmeyen 226.580,73 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmemiş olması ve bu tutara dava tarihine kadar hesaplanan faize hükmedilmesi doğru görülmemiştir.
Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince yapılacak iş; davacıya iade edilmeyen 226.580,73 TL'nin, icra dosya borçlusundan tahsil edilecek ihale bedeli ile tahsilde tekerrür oluşturmamak kaydıyla, ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline hükmetmek olmalıdır.
3. Kabule göre de; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından 6100 sayılı Kanun'un 373/3 maddesi gereğince bozma ilamına uyulduğuna göre, bundan sonra yapılacak iş; bozmaya uygun olarak, dosyanın esası hakkında yeni bir karar vermekten ibaret olduğu halde, yazılı olduğu üzere yapılan istinaf başvuruları tekrardan incelenerek yargılama giderlerine hükmedilmiş olması da doğru görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
2. Davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE,
3. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 371 maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA,
28.000,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
27.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.