Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2024/3817 K.2025/2125
3. Hukuk Dairesi 2024/3817 E. , 2025/2125 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/123 E., 2024/140 K.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar, taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davacının bıçak ile iş yaparken bıçağın eline saplanması nedeniyle yaralanarak davalı hastaneye başvurduğunu, davacıya risk taşımayan bir ameliyat yapılacağının söylendiğini ve 11.09.2006 tarihinde davalı hastanede ameliyat edildiğini, lokal anestezinin yanında ağrı kesici olduğu söylenen bir de iğne yapıldığını, ameliyat sonrasında yapılan iğne ile bacağında yanma başladığını, kendisine durumun gecici olduğu söylenmesine rağmen zaman içinde bacağında uyuşma, karıncalanma, ağrı ve incelme başladığını, ayağının üstüne basamaz duruma geldiğini, maddi ve manevi olarak zarara uğradığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL maddi ve 75.000,00 TL manevi tazminatın ameliyat tarihi olan 11.09.2006 tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; ameliyat sonrasında davacıya ağrı kesici yaptırmasının önerildiğini, ancak hastanelerinde davacıya ağrı kesici iğne yapılmadığını, aksi düşünülse dahi kusurlarının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 19.01.2016 tarihli kararıyla; ATK Genel Kurulunun 27.03.2015 tarihli Genel Kurul raporunda açıklandığı şekliyle tıbbi neden ve gerekçelere göre davalı tarafa atfı kabil kusur bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karar süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1.Yargıtay(kapatılan) 13. Hukuk Dairesince verilen 17.10.2019 tarihli ilamla; Adli Tıp Kurumu Genel Kurul Raporu, davalının itirazlarını karşılamadığı gibi, önceki raporu tekrarlar nitelikte olup soyut ifadeler içerdiğinden hüküm kurmaya elverişli olmadığı, mahkemece üniversitelerin ana bilim dallarından seçilecek uzmanlardan oluşacak bir bilirkişi kuruluna dosya tevdi edilerek, dosyada mevcut delillerle ve raporlarla birlikte bir bütün olarak değerlendirilip, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalının sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığını gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar verilmiştir.
2.Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı kuruma, doktor bilirkişi heyet raporlarında herhangi bir kusur izafe edilmemiş ise de; davalı tarafça davacıya uygulanan tedaviye ilişkin yeterli evrak sunulmadığı ve davacının bilgilendirme ve onay formu ile işlem öncesi yeterince bilgilendirilip aydınlatıldığına ilişkin bilgi ve belge sunulmadığından ve bu konuda ispat yükü davalı tarafa düşmekle davalı taraf bu savunmalarını ispatlayamadığından davalı tarafın sorumlu olduğu, iki kere ıslah yapılması mümkün olmadığından davacı tarafın 02.12.2023 tarihli ıslah konulu dilekçesindeki talebinin ıslah olarak kabulü mümkün görülmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili; manevi tazminat miktarının düşük olduğunu, maddi tazminat miktarının sonradan ıslah dilekçesi ile yinelenmesine yönelik taleplerinin reddedilmesine ilişkin itirazları yinelediklerini, tedavi, yol masrafı ve sair giderlerin eksik hesaplandığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
2. Davalı vekili; davalının olayda kusursuz olduğunun Adli Tıp Kurumu ve öğretim üyesi bilirkişilerden alınan raporlarda belirtildiğini, tıbbi müdahalenin mevzuata ve prosedürlere uygun olduğunu, davacının operasyondan önce bilgilendirildiğini, aydınlatılmış onam formunun doldurulduğunu, yol ve tedavi giderlerinin davalıya yükletilemeyeceğini, davacının iddialarını ispatlayamadığını, davalının olayda kusurunun bulunmadığını, maddi ve manevi tazminatın yasal şartlarının oluşmadığını, tazminat miktarlarının yüksek olduğunu, komplikasyondan davalının sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, yanlış tıbbi tedavi uygulandığı iddiasına dayanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
1-Davacı, davalı hastanede kendisine yapılan iğne sonucu bacağında oluşan rahatsızlık nedeni ile uğradığı maddi ve manevi zararın tazmini talebi ile eldeki davayı açmıştır. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (BK 386-390) (TBK 502.506) vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK 321/1 md) (TBK 400). Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, BK 394/1(TBK 510) maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile sağlık kuruluşları için de geçerlidir.
2.09.12.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Avrupa Biyotıp Sözleşmesi ile sözleşmenin taraflarının, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyarak, biyoloji ve tıbbın uygulanmasında ayırım yapmadan herkesin bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına almakla yükümlü olduğu vurgulanmış olup, Sözleşme iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiştir. Bu durumda, her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Diğer yandan, Biyotıp Sözleşmesinde “Rıza” konusu ayrıntılı düzenlenerek rızanın kapsamı belirlenmiş ve Dairemizin yerleşik uygulamalarına paralel düzenlemeler getirilmiştir. Buna göre salt ameliyata rıza göstermek yeterli değildir. Ayrıca, komplikasyonların da izah edilmesi gerekmektedir. Ancak bu rızanın da aydınlatılmış rıza olması gerekir. Nitekim Hekim Meslek Etiği Kuralları 26. maddesinde yer alan "Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır." düzenlemesiyle aydınlatmanın ne şekilde yapılacağı açıklanmıştır. Aydınlatılmış onamda ise ispat külfeti hekim ya da hastanededir.
3.Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya bakılacak olursa; yargılama sırasında Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulundan ve itiraz üzerine Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor alınmış; raporlarda “Dava konusu olayda kişiye gluteal bölgeden intramuskuler enjeksiyon yapıldığının anlaşıldığı, enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile sinir hasarına neden olabileceklerinin tıbben bilindiği, bu durumun enjeksiyonların tekniğine uygun yapılması durumunda da daha önceden öngörülemeyecek ve önlenemeyecek arazlara sebep olabildiği, bu durumun her türlü özene rağmen oluşabilecek herhangi bir kusur ve ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiği, enjeksiyonun yapılış tekniği ve uygulanan bölgenin uyumsuzluğu yönünden tıbbi bir delil de tanımlanmadığından, tüm bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde, gerek enjeksiyonun yapılması talimatını veren, gerekse enjeksiyonu uygulayan sağlık personeline herhangi bir kusur izafe edilemediği” yönünde görüş bildirilmiştir. Davacı, ortaya çıkan sonuca enjekte edilen ilacın mı yoksa enjeksiyonun yanlış ve hatalı uygulanmasının mı neden olduğu hususunun kesin olarak ortaya konmadığı, İhtisas Kurulu raporuna itirazların Genel Kurul Raporu ile karşılanmadığı, zira Genel Kurul Raporunun İhtisas Kurulu Raporunun bire bir aynısı olduğunu belirterek; itiraz edilmiş ve üniversitelerden rapor alımasını talep edilmiştir. Mahkemece, alınan raporlar uyarınca davanın reddine karar verilmiş kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine, alınan Adli Tıp Kurumu Genel Kurul Raporu, davacının itirazlarını karşılamadığı gibi, önceki raporu tekrarlar nitelikte olup soyut ifadeler içerdiğinden hüküm kurmaya elverişli olmaması nedeniyle, üniversitelerin ana bilim dallarından seçilecek uzmanlardan oluşacak bir bilirkişi kuruluna dosya tevdi edilerek, dosyada mevcut delillerle ve raporlarla birlikte bir bütün olarak değerlendirilip, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalının sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığını gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiş, bozma ilamı doğrultusunda üniversitelerin ana bilim dallarından seçilen uzmanlardan oluşan bilirkişi kurulundan alınan raporda; "Dikloron ampul yetişkinlerde intramuskuler olarak genellikle gluteal bölgeye uygulandığından, hasta beyanı da bu doğrultuda olduğundan enjeksiyon yeri gluteal bölge olarak değerlendirilmiştir. Gluteal bölgeye uygulanan intramuskuler enjeksiyonlardan sonra gelişen siyatik sinir hasarı sadece hatalı uygulama nedeniyle ilacın doğrudan siyatik sinire enjekte edilmesi durumunda görülmemektedir, ilacın uygulandığı bölgede göllenmesi, olası bir siyatik sinir varyasyonu sonucu siyatik sinire hasar vermesi gibi öngörülemeyen faktörler kişide araza neden olmuş olabilir. Bu nedenle kişinin sağ siyatik sinirinde ortaya çıkan arazla ilgili .... ... Hastanesi'ne kusur atfedilemeyeceği" yönünde görüş bildirilmiş, aynı heyetten alınan ek raporda da; "Kişinin sağ elini kesici aletle yaralaması nedeni ile başvurduğu ... ... Hastanesi'nde hastaya Dikloron ampul adlı ilacın kas içine enjeksiyonunun yapılması konusunda tıbbi bir sorun olmadığı, hastanın dosyasında intramuskuler enjeksiyonu uygulayan kişinin anatomik olarak hatalı bir bölgeye enjeksiyonu uyguladığına dair bir kayıt olmadığı görülmektedir. Hasta ...'in dosya içeriğindeki bilgilere göre ortaya çıkan arazın. Dikloron ampul adlı ilacın intramuskuler enjeksiyonu sonrası meydana geldiği görülmektedir ancak olası bir siyatik sinir varyasyonu, ilacın uygulandığı bölgede göllenmesi sonucu siyatik sinire hasar vermesi gibi öngörülemeyen faktörler kişide araza neden olmuş olabilir. Bu nedenle kişinin sağ siyatik sinirinde ortaya çıkan arazla ilgili ... ... Hastanesi'ne kusur atfedilemeyeceği" yönünde görüş bildirilmiştir. Mahkemece davalıya, doktor bilirkişi heyet raporlarında herhangi bir kusur izafe edilmemiş ise de; davalı tarafça davacıya uygulanan tedaviye ilişkin yeterli evrak sunulmadığı, davacının bilgilendirme ve onay formu ile işlem öncesi yeterince bilgilendirilip aydınlatıldığına ilişkin bilgi ve belge sunulmadığından ve bu konuda ispat yükü davalı tarafa düşmekle davalı tarafın bu savunmalarını ispatlayamadığı gerekçesiyle davalı tarafın oluşan zarardan sorumlu olduğu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
4.Her ne kadar Mahkemece, davalı tarafça davacıya uygulanan tedaviye ilişkin yeterli evrak sunulmadığı, davacının bilgilendirme ve onay formu ile işlem öncesi yeterince bilgilendirilip aydınlatıldığına ilişkin bilgi ve belge sunulmadığı gerekçesiyle davalının oluşan zarardan sorumlu olduğu kabul edilmişse de; davacı tarafça dava dilekçesinde ve davanın reddine ilk karara karşı sunulan temyiz dilekçesinde usulüne uygun olarak alınmış aydınlatılmış onam formunun olmadığı hususu dava ve temyiz nedeni yapılmadığı, bozma ilamında da aydınlatılmış onam formunun alınmaması hususunun bozma nedeni yapılmadığı, kaldı ki acil durum nedeni ile davalı hastaneye başvuran davacıdan operasyon öncesinde alınan muvafakat kağıdının dosyada mevcut olduğu, Adli Tıp Kurumu ve öğretim görevlisi bilirkişilerden oluşan heyetten alınan raporlarda davacının sağ siyatik sinirinde ortaya çıkan arazla ilgili olarak davalıya kusur atfedilemeyeceği yönünde görüş bildirildiği hususları hep birlikte değerlendirildiğinde, davacı tarafça ileri sürülmesi ve bozma ilamında değinilmesi halinde Mahkemece, göz önünde bulundurulabilecek usulüne uygun olarak alınmış aydınlatılmış onam formunun olmadığının kabul edilmesi ve bu doğrultuda yargılamaya devam edilmesinin hatalı olduğu, bozma ilamı doğrultusunda alınan heyet raporunun taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor olduğu gözetilerek oluşan zararda davalının kusuru bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Temyiz olunan Mahkeme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesi atfıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA,
Temyiz eden davacı harçtan muaf olduğundan peşin alınan temyiz harcının davacıya iadesine,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine,
1086 sayılı Kanun'un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
14.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.