Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2024/1971 K.2025/1521

🏛️ 3. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/1971 📋 K. 2025/1521 📅 12.03.2025

3. Hukuk Dairesi         2024/1971 E.  ,  2025/1521 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1808 E., 2024/233 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 5. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2015/1783 E., 2018/597 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili; murisleri ...'ün kasık ve bel ağrısı şikayetiyle davalı davalı hastanenin acil servisine başvurduğunu, hastanedeki doktoru bilgilendirmek amacı ile daha önce stent takıldığı bilgisinin ilgili doktora iletildiğini ancak doktor tarafından bu beyanların hiç dikkate alınmayarak fıtık ameliyatı olması gerektiği yönünde telkin edildiğini, davalı hastanenin acilinde sadece serum takılarak tedavi edilen müteveffanın, serum bitince evine gönderildiğini ancak eve varamadan fenalaşması üzerine tekrar aynı hastaneye getirildiğini, bu defa müteveffanın hemen ameliyata alındığını, aynı gün ikinci ameliyatı geçirdiğini, ikinci ameliyat sonrası hastanın tansiyonu düştüğünü ve vefat ettiğini, ancak ilk müracaatından sonra hastayı eve gönderen hastanenin yaptığı hatayı fark ederek müteveffanın evini arayarak, hastanın derhal hastaneye gelmesini söylediğini, ilk hastaneye müracaatta stentte yaşanan kanamanın fark edilmemiş olması nedeniyle davalıların kusurlu olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davacı eş için şimdilik 1.000,00 TL maddi, 150.000 TL manevi, çocuklar için ayrı ayrı 100.000,00'er TL manevi tazminatın tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili; tıbbın gerektirdiği tüm müdahalelerin yapıldığını, tedavi sürecinde hastane personeli ve hastanenin tıp kurallarına aykırı herhangi bir kusurlu davranışı ya da ihmali bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacıların murisi müteveffa ...'e davalı şirkete ait Kadıköy Acıbadem Hastanesinde yapılan tedavi ve konsültasyonların uygun şekilde yapıldığı, hastanın durumunun iyi olması nedeniyle taburcu edilmesinin Adli Tıp Kurumunca ve Yüksek Sağlık Şurasınca uygun görüldüğü, kişinin düşme sonucu sentop nedeniyle tekrar getirildiği acilde hastaya endovasküler stent greft uygulaması yapılmasının yerinde olduğu, sonrasında yoğun bakıma alınan hastanın takip ve tedavisinin tıp kurallarına uygun olduğu, acil servise ilk geldiğinde hastayı karşılayan, muayenesini yapan, gerekli tetkik ve konsültasyonları isteyen davalı doktora kusur atfedilmeyeceğinin Adli Tıp Kurumunca ve Yüksek Sağlık Şurasınca tespit edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı, süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili; hükme esas alınan bilirkişi raporlarının tıp tekniği ve dosya kapsamına uygun olmadığını, yapılan itirazlarının değerlendirilmediğini, sunulan uzman mütalaasındaki hususların açıklanması için ek rapor alınması taleplerinin reddedilmesinin hatalı olduğunu, davalıların teşhis ve tedaviyi zamanında uyguladığından söz edilemeyeceğini, ilk hastaneye başvurduğunda takılan stent nedeni ile yaşanan kanama fark edilerek duruma müdahele edilmemiş olmasının dikkat ve özen görevine aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, vekalet ilişkisinden kaynaklı hekim hatası iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
1. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. (Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cilt, Ank. 1982, Sh.236 vd) Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir.
2. Mahkeme, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir (HMK m. 266/1). Taraflar bilirkişi raporunun kendilerine tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler (HMK m. 281/1). Mahkeme bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir (HMK m. 281/2). Mahkeme gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar incelemede yaptırabilir (HMK m. 281/3). Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir (HMK m. 282/1). Bilirkişi raporlarına itiraz halinde HMK’nın 281. madde hükümleri dikkatle uygulanmalı, uyuşmazlığın miktarı ve niteliği gözetilerek gerçeğin ortaya çıkması için yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına ilişkin düzenleme nazara alınmalıdır (HMK m. 281/son).
3. Bilindiği üzere 6100 sayılı HMK’nın 293. maddesinde düzenlenen uzman görüşü, tarafların uyuşmazlığın aydınlanabilmesi, anlaşılabilmesi ve iddia ve savunmaların ispatı için kendisinin belirlediği özel ve teknik bilirkişiden bir konuda bilgi alması olarak düzenlenmiş olup, uygulamada özel bilirkişi adı da verilmektedir. Taraflar kendi menfaatlerini koruyabilmek ve alınan bilirkişi raporundan tatmin olmamaları halinde olayın tam olarak aydınlanmasını sağlamak ve doğru ve adil kararın verilmesi için uzman görüşü alıp mahkemeye ibraz edebilecektir. Mahkeme özellikle özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda tarafın sunduğu uzman görüşünü dava konusu ile ilgili olması halinde mutlaka dikkate almak ve değerlendirmek zorundadır. Bu anlamda alınan bilirkişi raporuna, taraflardan biri, uzman görüşüne dayanmak suretiyle itiraz etmiş ve bu itirazlar mahkeme tarafından hiç değerlendirmeye alınmamış ve itirazlar gerekçeli bir şekilde karşılanmamış ise uzman görüşüne dayanan tarafın 6100 sayılı HMK’nın 27, Anayasa'nın 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanması hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenme hakkı ihlal edilmiş olabilecektir.
4. Mahkemece hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesince hazırlanan 29.11.2017 tarihli raporda, anjiografi endikasyonunun uygun olduğu, endovasküler stent greft uygulamasının uygun teknikle yapıldığı, yoğun bakımda uygun şekilde takip ve tedavisinin yapıldığı, yapılan tüm işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu yüzeysel şekilde belirtilmiş,11.05.2018 tarihli Yüksek Sağlık Şurası bilirkişi raporunda da benzer şekilde tanı konarak hastaya acil endovasküler stent greft uygulaması yapılmasının yerinde olduğu, sonrasında yoğun bakıma alınan hastanın takip ve tedavisinin tıp kurallarına uygun olduğu belirtilmiş ise de; söz konusu raporlarda yer alan incelemeler davacıların iddialarını karşılar nitelikte olmayıp hüküm kurmaya elverişli olmadığı gibi, Mahkemece davacılarca dosyaya sunulan Hastane ve Sağlık İşletmeleri Yöneticisi Op. Dr....tarafından düzenlenen uzman raporu da değerlendirmeye alınmamıştır.
5. O halde Mahkemece, tam teşekküllü Üniversite Hastanelerinde görevli, içerisinde kalp ve damar cerrahisi ile radyoloji uzmanının da bulunduğu bilirkişilerden oluşacak heyetten, somut olaya uygun şekilde hastanın geçirdiği operasyonlarda davalı hekimin ve hastane işletmesinin özen yükümlülüklerine aykırılık niteliğinde ihmal ve kusurlarının bulunup bulunmadığı, uygulanan tedavinin nitelik ve zamanlama itibarıyla yeterli olup olmadığı, tedavi süreci ve organizasyonunun iyi yönetilip yönetilmediği, uygulanan teşhis ve tedavide gecikme varsa bunun amputasyon ve hastanın ölümüne etkisi bulunup bulunmadığı hususlarında davacıların tüm itirazlarını karşılar nitelikte, taraf, Mahkeme ve Yargıtay kontrol ve denetimine açık rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, İlk Derece Mahkemesinin kararının bu sebeple bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının davacılar yararına BOZULMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,12.03.2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.