Yargıtay 6. Hukuk Dairesi E.2024/2275 K.2025/1517
6. Hukuk Dairesi 2024/2275 E. , 2025/1517 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1230 E., 2024/637 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziantep 6. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2015/272 E., 2022/146 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekilince duruşmalı, davacı vekilince duruşmasız olarak temyiz edilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyize konu edilen kararda dava değerinin duruşma sınırının altında olduğu anlaşılmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davalı vekilinin duruşma isteğinin reddine, temyiz dilekçesinin kabulü ile incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin hissedar olduğu taşınmazda davalı ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığını, davalının sözleşmeye aykırı olarak hem müvekkiline ait olacak bağımsız bölümlerde hem de ortak alanlarda eksik, ayıplı ve ruhsata aykırı imalatlar yaptığını, bunların mahkemece tespitinin yaptırıldığını, davalıya ihtarname ile bildirilmesine rağmen sözleşmede belirlenen sürede eksikliklerin tamamlanarak teslimin yapılmadığını, sözleşmenin belirlenen sürede tamamlanmadığı ve iskânın alınmadığını, müvekkilinin aboneliklerin alınamaması ve süreç nedeniyle manen yıprandığını, belirtilen nedenlerle belirsiz alacak davasının kabulü ile müvekkiline ait olacak bağımsız bölümlerde ve ortak alanlarda hissesine isabet edecek oranda eksik ve ayıplı imalâtlar bedeli, cezai şart alacağı ve kira kaybı alacağından oluşan maddi tazminat talebi ile manevi tazminat talebinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının ayıp ve eksik imalat taleplerinin doğru olmadığını, haksız ve kötüniyetli olduğunu, davacının inşaatın sorumlu mimarı olup her aşamada işin başında olduğunu, istediği değişiklikleri müdahale ederek yaptırdığını, bu nedenle ayıp ve eksik imalât taleplerinin kabul edilemeyeceğini, arsa üzerindeki Tedaş nakil hattının kaldırılması işlemleri ve taşınmaz üzerinde ipotek olması nedeniyle inşaatın başlamasının geciktiğini, teslimin yapılmadığının doğru olmadığını, davacının taşınmazlarda fiili ve hukuki tasarrufta bulunduğunu, müvekkilinin taşınmazı iskâna hazır hale getirmekle yükümlü olup sonraki işlemlerin sorumluluğunun bağımsız bölüm malikleri ve yapı denetim firmasına ait olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında yapılan kat karşılı inşaat sözleşmesi ile belirlenen şartlara göre davalının üzerine düşen edimi eksik yerine getirdiği, davacının mimar olmasının davalının sözleşmeye göre eksik imalâtlardan sorumluluğunu kaldırmayacağı, davacının dava konusu taşınmazdaki hissesine düşen bağımsız bölümlerde eksik imalatlar bulunduğu ve bu eksik imalatlar bedelinin 68.300,00 TL olduğu, ortak alanlardaki hissesine isabet eden eksik imalât bedelinin 212.738,73 TL olduğu, taraflar arasında yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre davalının taşınmazı 20.08.2013 tarihinde teslim etmesi gerektiği ancak teslim edilmediği, alınan bilirkişi raporuna göre davacının hissesine düşen cezai şart bedelinin 25.613,80 TL olduğu ve davalının cezai şart bedelinden sorumlu olduğu, davacının geç teslim nedeniyle 187.020,00 TL kira kaybının olduğu ve davalının zarardan sorumlu olduğu, davacının kişilik haklarına saldırı bulunmadığından manevi tazminat şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle manevi tazminat talebinin reddine, maddi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar vermiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar vermiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; zarar kapsamında hesaplamaların eksik yapıldığını, dava tarihinden itibaren faize karar verilmesinin hatalı olduğunu, aylık kira bedellerinin daha yüksek olduğunu, yüksek enflasyon nedeniyle alacaklarının yeniden değerleme esasına göre belirlenmesi, olmadığı taktirde en yüksek faiz oranı üzerinden kabul kararı verilmesi gerektiğini, iskânın alınamaması nedeniyle müvekkilinin yıprandığını, manevi tazminat şartlarının gerçekleştiğini beyan etmektedir.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacının proje müellifi olup her işin kontrolünün davacıda olduğunu, taşınmaz üzerindeki ipotek ve enerji nakil hattı nedeniyle ruhsat başvurusunun müvekkilinden kaynaklı olmayan nedenlerle geciktiğini, inşaat alanının hukuki ve teknik açıdan inşaata elverişli bir şekilde teslim edilmediğini, teslim süresinin hatalı hesaplandığını, cezai şart hesaplanamayacağını, bağımsız bölümlerin teslim edilmesi gereken süreden önce kiraya verildiğinden kira kaybı oluşmadığını, bilirkişi raporunun hatalı tespitler içerdiğini beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan eksik ayıplı imalat bedeli, cezai şart alacağı ve kira kaybı alacağı ile manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
a-) Davacı ve davalı vekillerinin maddi tazminata yönelik temyizleri yönünden;
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davacı ve davalı vekillerinin maddi tazminat yönünden temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
b-) Davacı vekilinin manevi tazminata yönelik temyizi yönünden;
Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması halinde anılan Kanun'un 366. maddesi atfı ile aynı Kanun'un 352/1-b maddesi hükmü uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Dosya içeriğine göre davacı vekili tarafından temyize konu edilen miktar 20.000,00 TL olup, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL'nin altında kaldığından davacı vekilinin manevi tazminat talebi yönünden temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının maddi tazminat talebi yönünden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1. maddesi hükmü uyarınca ONANMASINA,
Davacı vekilinin manevi tazminat yönünden temyiz dilekçesinin kararın miktar itibariyle kesin olması nedeniyle REDDİNE,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.04.2025 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
(Muhalif)
DAVALININ EKSİK VE AYIPLI İŞLER BEDELİNE İLİŞKİN TEMYİZİ YÖNÜNDEN KARŞI OY YAZISI 3194 Sayılı İmar Yasasının 21. maddesine göre, istisnalar dışında tüm yapıların, yerel idareden alınan izne uygun tasdikli projesi doğrultusunda inşa edilmesi zorunludur. Aksi durumda İmar Kanunundaki yaptırımlar uygulanır
Eksik işlerin “nama ifa” yoluyla tamamlanması ya da eksik ve kusurlu işlerin giderilmesi bedelinin istenebilmesi için inşaatın imâr mevzuatına uygun olması zorunludur. İmâr mevzuatına yâni emredici hukuk kuralları içeren 3194 Sayılı İmâr Yasası hükümlerine ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun şekilde yapılan inşaat, “yasal yapı” sayılır (Örnek: Yargıtay 15. HD. 07.07.2010 T. 2009/3532 E. 2010/3905 K.).
Yasal olmayan yapıda yasaya aykırılığın süregelmesi sonucunu doğuracak biçimde ayıplı ve eksik işler olduğundan söz edilerek bedelinin tahsili dava edilemez (Örnek: Yargıtay 15. HD. 9.11.2004 T. 2004/1480 E. 2004/5732 K.).
Dosyada alınan 02.07.2019 tarihli ek bilirkişi kurulu raporunda inşaat eksiklikleri 12 bent halinde açıklanmış olup 1. bentte bina oturumunun projesindeki ölçü ile aynı olmadığı, eksik açma bulunduğu, bunun tadilat projesindeki haline getirilmesinin mümkün bulunmadığı belirtilmiştir. Raporun 3, 4, 5, 6 ve 8. bentlerde belirtilen eksiklik ve aykırılıkların ise ruhsata uygun hale getirilmesinin mümkün olmadığı açıklanmıştır. Diğer bilirkişi rapor ve ek raporlarında ise bu konuda aksine bir tespite de yer verilmemiştir.
Bu durumda davacının eksik ve ayıplı işler bedeline ilişkin alacak talebinin reddine karar verilmesi gerekirken davacıya ait bağımsız bölüm için 68.300 TL, ortak alanlar için 212.738,73 TL olmak üzere eksik ve ayıplı iş bedeline hükmedilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekir.
Davalının eksik ve ayıplı işler bedeline ilişkin temyizi yönünden temyiz itirazları kabul edilerek hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan onama yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz. DAVACININ MANEVİ TAZMİNATA İLİŞKİN TEMYİZİ YÖNÜNDEN KARŞI OY YAZISI 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 362/1 madde hükmüne göre; miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar kesindir. Bu parasal sınır HMK ek 1. maddeye göre yapılan artırımlar sonucu 2024 yılı için 378.290 TL'dir. Bu hükmün kapsamının belirlenebilmesi için öncelikle dava değerinin ne olduğu üzerinde durulmalıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yürürlükte olan HUMK'da sulh hukuk mahkemesi ve asliye hukuk mahkemesi arasında istisna hükümler dışında değere bağlı görev esası geçerli olduğundan Kanunda (HUMK), dava değerine ilişkin kapsamlı hükümlere de yer verilmişti. Özellikle Kanunun ilk 6 maddesinde yer alan görevle ilgili hükümler uygulamada görev sorunu yanında uygulamada pek çok usul sorununun da aşılmasına dayanak oluşturmaktaydı. Bu hükümlere HMK'da yer verilmediğinden dava değerini bu hükümlere göre belirleme imkanı ortadan kalkmış ise de dava değerini belirlemeye esas tutulabilecek hükümler yine de mevcuttur. Bunlardan en önemlisi malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değerinin dava dilekçesinde gösterilmesi gerekir (HMK 119/1-d) hükmüdür. Dava değeri dava dilekçesinde gösterileceğine göre konusu para alacakları bakımından dilekçede gösterilen miktar dava değeri olacaktır. Konusu bir miktar para olmayan ancak malvarlığına ilişkin davalarda ise dava değeri davaya konu edilen malvarlığının değeri olmalıdır. 492 sayılı Harçlar Kanunu hükümlerine göre karar ve ilam harcının 1/4 ünün peşin alınacak olması, ve bu harcın hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden alınacak olması, değer gösterilmez ise dava dilekçesinin işleme konulamayacak olması, taşınmazın aynına ilişkin davalarda taşınmazın değerinin alınacak olması, ecrimisil ve tazminat gibi taleplerde de bulunulduğu takdirde harcın, gayrimenkulün değeri ile talebolunan tazminat ve ecrimisil tutarı üzerinden alınacak olması nedeniyle de aynı sonuca varılacaktır. Mal varlığı haklarına ilişkin ve konusu para alacağı olmayan davalarda, harca esas miktarın belirlenebilmesi bakımından, dava konusunun değerinin gösterilmesi esasının da dava dilekçesinde bulunması gereken zorunlu unsurlardan biri hâline getirildiği HMK 119. madde gerekçesinde belirtilmiş olması da dava değerinin harca esas miktara göre belirlenmesi gerektiği yönünde varılacak sonuca uygun bir anlatım içermektedir.
Davaların yığılmasının düzenlendiği HMK 110/1. madde hükmüne göre, davacı, aynı davalıya karşı olan, birbirinden bağımsız birden fazla asli talebini aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Aralarında aslilik - ferilik ilişkisi olmayan birden fazla talepten kaynaklanan bu dava yığılması kümülatif dava yığılması niteliğindedir. Kümülatifin sözlük anlamı katlanmış, birikmiş, yoğun kümeli olup birbirine eklenmiş birden fazla talep olması nedeniyle tek dava dilekçesiyle açılan bu davada kümülatif dava yığılması bulunmasına neden olmaktadır. Bu dava çeşidinde taleplerin tümü birbirinden bağımsız, eşdeğer ve aynı derecede öneme sahip ise de birbirinden tümüyle bağımsız ayrı davalar bulunduğundan söz edilemez. Gerekçede sözü edilen bağımsızlık ise taleplerin birbirinden bağımsızlığı olup usul hukuku anlamında birden fazla dava bulunduğu anlamına gelmemektedir. Zira ihtiyari dava arkadaşılığında davaların birbirinden bağımsız olduğu (HMK 58/1) gibi bir hükme 110. maddede yer verilmediği için tek dava dilekçesindeki bu talepler nedeniyle birden fazla dava açılmış olduğu sonucuna da varılamayacaktır. Tek dava dilekçesinde yer alan birden fazla talebe rağmen başvuru harcının tek alınması da davanın tek dava olduğunu göstermektedir. Bu nedenle davaların yığılması halinde de dava değeri nispi peşin harca esas olan tüm taleplerin toplam değerini ifade edecektir. Davaların yığılması halinde istinaf veya temyiz kesinlik sınırının da bu esaslara göre belirlenmesi gerekir. HMK 341. maddedeki istinaf kesinlik sınırında ve 362. maddedeki temyiz kesinlik sınırında şu miktarı geçmeyen davalarına ilişkin kararlar ifadesine yer verildiğinden kesinlik sınırının her bir talep için ayrı değil, her bir davacı veya davalı yönünden taleplerin toplamı esas alınarak belirlenmesi gerektiğini ortaya komaktadır. Ayrıca asıl olan yasa yolunu açık tutmaya çalışan bir yorum olmalıdır. Tek dava dilekçesindeki aynı kişiyi ilgilendiren taleplerin bölünerek yasa yolu incelemesini sınırlamaya çalışan bir yorum, hak arama hürriyetine de getirilmiş bir sınırlama olacaktır. Yasada açık bir sınırlandırma olmadığına göre HMK 341 ve 362. maddedeki “davalarına ilişkin kararlar” ifadesi toplam talep miktarını esas almayı mümkün ve gerekli kılmaktadır. Maddi ve manevi tazminat davasının birlikte açıldığı bir olayla ilgili olan Yargıtay HGK’nun 30.04.2019 T. 2017/4-1394 E. 2019/494 K. Sayılı kararında ve 30.03.2021 T. 2019/(21)10-768 E. 2021/361 K. sayılı kararında; objektif dava birleşmesi olarak adlandırılan bu durumda taleplerin her biri ayrı dava olmakla birlikte, görünüşte tek bir hüküm bulunduğundan temyizde kesinlik sınırının tespiti için hükmedilen maddi ve manevi tazminat tutarlarının toplamları esas alınmalıdır görüşüne yer verilmiştir. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; hükmün alacak ve tazminat talepleri yönünden iki taraf için de kesin olmadığı konusunda çoğunluk görüşü ile aramızda görüş farkı olmayıp temyiz incelemesi yapılması gerektiği kabul edilmiştir. Bu durumda manevi tazminat yönünden de verilen karar kesin olmayıp temyiz yolu açıktır. Açıklanan nedenlerle davacı tarafın manevi tazminata yönelik itirazları bakımından temyiz incelemesi yapılması gerektiği görüşünde olduğumdan temyiz talebinin miktardan reddi yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.