Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E.2024/4785 K.2025/2816
7. Hukuk Dairesi 2024/4785 E. , 2025/2816 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/2475 E., 2024/1307 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 14. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2015/210 E., 2021/93 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, asıl ve birleştirilen davada davacılar vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Asıl ve birleştirilen davada davacılar vekili; murisin torunları olduklarını, işlem tarihinde 85 yaşında olan murisin kendisine bakan kızının ölümünden sonra oğlu olan davalı tarafından notere götürülerek vasiyetname yaptırıldığını, murisin baskı altına alınarak ve kandırılarak işlem yaptırıldığını belirterek ... 6. Noterliğinin 24.02.2012 tarihli ... yevmiye sayılı miras bırakan ... ...'ın tüm malvarlığını mirasçı ...'a bıraktığına dair düzenlenen vasiyetnamenin iptaline, Mahkemece aksi kanaatte olunması hâlinde ise ölüme bağlı bu tasarrufun davacıların saklı payını zedelediğini belirterek davacıların saklı paylarının tenkisine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili asıl ve birleştirilen davaya cevap dilekçesinde özetle; davaya konu vasiyetnamenin düzenleme şeklinde vasiyetname koşullarına uygun olarak yapıldığını, vasiyetnamede bir eksiklik olmadığını, davalının ekonomik durumu ve mal varlığının iyi olduğunu, dolayısıyla daha fazla pay alma isteminin söz konusu olmadığını, davalının annesi olan muris ...'nin vasiyetnameyi kendi istek ve arzusu ile yaptığını, vasiyetnamenin resmî bir makam olan noterin önünde yapıldığını, davacıların iddiasının yerinde olmadığını belirterek asıl ve birleştirilen davaların reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu muris ... ... tarafından düzenlenen vasiyetnamenin iptali koşullarının bulunmadığından davacıların vasiyetnamenin iptaline ilişkin taleplerinin reddine ancak düzenlenen vasiyetname ile murisin kendisine düşen tüm mal varlığını davalıya bırakmış olması nedeniyle davalı lehine yapılan bu tasarruf sonucu saklı pay sahibi mirasçılar olan asıl ve birleştirilen dava davacılarının saklı paylarının ihlal edildiği belirlenmiş olup davalının tercih hakkını davacılara ödeme yapılarak muristen kalan taşınmaz paylarının adına tescili yönünde kullanması nedeniyle tüm davacıların saklı paylarını ihlal eden ölüme bağlı tasarrufun tenkisine ilişkin istemlerinin kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleştirilen davacılar vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile katılma yoluyla istinaf, hükmü süresinde istinaf etmemiş olan tarafa, karşı tarafın istinaf dilekçesine cevapla istinaf itirazlarının sunabilmesi için düzenlenmiş bir hak olduğu, katılma yolu ile istinaf isteği karşı tarafın asıl istinaf isteklerine sıkı sıkıya bağlı olduğu belirtilerek davalının, davacının istinaf dilekçesinde bulunmayan istinaf talepleri yönünden istinaf itirazlarının incelenemeyeceği gerekçesiyle davacı vekili tarafından istinaf edilmeyen tenkis talebi yönünden davalı vekilinin katılma yoluyla istinaf talebinin reddine karar verilmiş, asıl ve birleştirilen davacılar vekilinin istinaf taleplerine gelince; dava ve talep olmadığı hâlde vasiyete konu taşınmazlardaki murise intikal edecek olan hisselerin davalı adına tesciline karar verilmesi doğru olmadığından İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, vasiyetnamenin iptali isteminin reddine, tenkis talebinin kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Asıl ve birleştirilen davacılar vekili; İlk Derece Mahkemesince vasiyetnamenin iptaline karar verilmesi gerekirken aksi yönde hüküm tesis edildiğini, vasiyetnamenin iptali talebine ilişkin sadece murisin akıl sağlığı durumu değil ağır elem ve acı içerisinde, ölüm korkusunun ve yönlendirmelere açık ve karar verme yetkisine etkilerinin değerlendirilmesi gerektiğinin de vurgulandığını, adli tıp raporunda bu konuda eksik inceleme yapıldığının defalarca ifade edildiğini, ancak İlk Derece Mahkemesince bu hususta karar verilmediğini, normal bir insanın evladının ölümünün 9. gününde tüm mal varlığını başka bir evladına devretmesi veya bunun için vasiyetname hazırlamayı düşünmüş olmasının hayatın olağan akışına aykırı bulunmamasının doğru olmadığını, demans hastası olan murisin davaya konu işlem tarihinde fiil ehliyetinin bulunduğunu kabul etmenin mümkün olmadığını, vasiyetnamenin noterde tanıklar huzurunda okunmadığını, tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilmeden karar verildiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak vasiyetnamenin iptaline ilişkin dava taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı vekili; tenkis talebinde bulunulan taşınmazların diğer mirasçılardan mal kaçırmak amacı ile değil, ölene kadar muris ile ilgilenen bakımını üstlenen davalıya karşı minnet duygusu ile vasiyetname tanzim ettiğini, tenkise karar verilmesinin isabetsiz olduğunu, taşınmazın değerinin, gerçek değerinden çok daha fazla belirlenmesi ile bu değer üzerinden tenkis yapılmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, kısmen ret kararı verildiği için vasiyetnamenin iptali yönünden taraflarına nispi vekâlet ücreti ödenmesine aksi kanaatte ise maktu vekâlet ücretinin taraflarına ödenmesine karar verilmesi gerekirken bu hususun göz ardı edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, tarafların istinaf dilekçeleri incelendiğinde görüleceği üzere hiç kimsenin, davacının tapu iptali ve tescil istemi bulunmadığı gibi bu hususun kamu düzeni ile de ilgisi bulunmadığından Mahkemece re'sen bu konuda karar verilmesinin isabetsiz olduğunu
belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, vasiyetnamenin iptali, olmadığı takdirde tenkis istemine ilişkindir.
1. Uyuşmazlığın çözümü için istinaf ve katılma yoluyla istinaf kavramlarının açıklanmasında yarar vardır.
2. Bir davanın, talepler ve belirtilen sebeplerle sınırlı olarak, bir üst derece yargı yerince, yeniden görülmesini, gerekiyorsa yeniden hükme bağlanmasını amaçlayan kanun yoluna "istinaf" denir. Hukuk yargılamasında istinaf; ilk derece mahkemelerinin henüz kesinleşmemiş kararlarının, hem maddi vakıa incelemesi yapan hem de hukukilik denetimi yapma yetkisi bulunan daha üst dereceli Mahkemece tekrar incelenmesini, taleplerle belirlenen sınırlar içerisinde ikinci kez görülerek, hatalı hâllerin düzeltilmesi suretiyle karara bağlanmasını istemek olarak tanımlanabilir. Katılma yolu ile istinaf ise hükmün kendi lehine değiştirilmesini talep eden tarafın daha önce başlatmış olduğu sürece, diğer tarafın katılmasını ifade eder. Dolayısıyla katılma yolu ile istinaftan bahsedebilmek için her şeyden önce ortada, incelenebilir ve hâlen derdest bir istinaf başvurusu bulunmalıdır. İşte incelenebilir bir istinaf sürecini başlatan başvuruya "asıl istinaf", diğer tarafın bu sürece dâhil olmasını sağlayan yola da "katılma yolu ile istinaf" denilmektedir.
3. Görüldüğü üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu; kendisine istinaf dilekçesi tebliğ edilen tarafa, daha önce istinafa başvurmamış veya başvuru süresini kaçırmış ve hatta kanun yoluna başvuru hakkı olmasa dahi, asıl istinaf talebine vereceği cevap dilekçesi ile kendi istinaf sebeplerini ileri sürerek istinaf yoluna başvuru hakkı tanımıştır.
4. Kanun koyucunun, başvurma hakkı bulunmayan veya başvuru süresini geçirmiş olan tarafa bile, kendine özgü nedenler ileri sürerek katılma yoluyla istinaf yoluna başvuru hakkı tanımasının asıl sebebi; istinaf ve temyiz kanun yolları bütünü içinde yer alan, aleyhe bozma yasağı ile aleyhe hüküm verme yasaklarının işlerlik kazanıp kazanmayacağı noktasında, adil yargılanma hakkı ve silahların eşitliği prensiplerini ihlâl etmeksizin belirginleştirmektir.
5. 6100 sayılı Kanun'un 342 ilâ 348. maddelerinde yer alan düzenlemelerden hareketle katılma yoluyla istinaf başvurusunun geçerli ve incelenebilir olması birtakım şartlara bağlanmıştır. İlgili düzenlemelere göre; ilk olarak geçerli bir istinaf başvurusu bulunmalı, karşı taraf asıl istinaf başvurusundan feragat etmemeli ve talep Bölge Adliye Mahkemesi tarafından esasa girilmeden reddedilmemiş olmalıdır. Katılma yoluyla istinaf başvurusu, istinaf dilekçesinin tebliğinden itibaren iki hafta içinde verilecek cevap dilekçesi ile yapılmalıdır. Katılma yoluyla istinaf için gerekli harç ve giderler yatırılmalıdır. Bu şartlardan başka, istinaf dilekçesi bakımından asıl istinaf yolu için aranan koşullar, katılma yoluyla istinafta da sağlanmalıdır. Katılma yoluyla istinafa başvuran tarafın dilekçesi, belirtilen Kanun'un 342. maddesinde sayılan unsurları içermeli, özellikle istinaf sebepleri ve talepleri dilekçede gösterilmelidir.
6. 6100 sayılı Kanun hükümleri uyarınca katılma yoluyla istinaf başvurusunun asıl başvuruya bağımlı bir istinaf yolu olduğu hususu elbette tartışmasızdır. Ne var ki bir kanun yoluna başvuru şartları ile o kanun yolunun hukuki niteliği belirlenemez. Dolayısıyla dar ve teknik anlamda bir kanun yolunun taşıması gereken aktarıcı ve erteleyici etkiye sahip katılma yoluyla istinafın; başvuru, geçerlilik ve incelenme şartlarından yola çıkılarak, asıl istinafa bağımlı bir hukuki yol olduğundan bahisle, bir kanun yolu olmadığı sonucuna varılamaz.
7. Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki; istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa bile vereceği cevap dilekçesi ile istinaf yoluna başvurabileceğinden, istinaf yoluna başvurma hakkından feragat eden taraf katılma yoluyla istinaf başvurusunda bulunabilir. Zira; istinafa başvuru hakkından feragat eden taraf, katılma yoluyla istinaf hakkından değil, sadece asıl istinafa başvuru hakkından vazgeçmektedir. Bir tarafın katılma yoluyla istinafa başvuru hakkı, o tarafın asıl istinafa başvuru hakkından bağımsızdır. Bu bağımsızlığın, katılma yoluyla istinafın karşı tarafça başvurulan asıl istinafa bağımlı olması kuralı ile de çeliştiği söylenemez. Çünkü taraf, sahibi olduğu hakların birinden feragat etmiş olsa bile diğerini kullanabilir.
8. Diğer yandan, katılma yoluyla kanun yoluna başvurulabilmesi, aslında temyize veya istinafa cevap hakkının uzantısıdır. Taraflar cevap hakkından yoksun bırakılamayacağına göre, katılma yoluyla istinaf hakkından da yoksun bırakılamazlar (Tolga Akkaya, Medeni Usul Hukukunda İstinafa Başvuru İstinaf İncelemesi ve İstinaf Mahkemesinin Verebileceği Kararlar, Eskişehir-2008, s. 168). Öyle ise katılma yoluyla istinaf hakkının, asıl istinaf yolundan bağımsız bir kanun yolu hakkı olduğunu söylemek; eşitlik ilkesi ile adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkına da uygun düşmektedir.
9. Eldeki davada; terditli açılan vasiyetnamenin iptali olmadığı takdirde tenkis istemine ilişkin İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılamada asıl talep yönünden verilen ret kararı yönünden davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı vekilinin istinaf dilekçesi davalı vekiline tebliğ edilmiş, davalı vekili yasal süresi içinde vermiş olduğu 04.08.2021 tarihli istinaf dilekçesine cevap dilekçesi ile katılma yoluyla istinaf talebinde bulunarak; İlk Derece Mahkemesince kabul edilen tenkis kararının hatalı olduğunu ileri sürmüş ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılamada davacı vekili tarafından istinaf edilmeyen tenkis talebi yönünden davalı vekilinin katılma yoluyla istinaf talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle esastan inceleme yapılmaksızın reddine karar verilmiştir.
10. Tüm bu açıklamaların ışığı altında somut olay değerlendirildiğinde; Hukuk Genel Kurulunun 2023/2-359 Esas, 2024/122 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere katılma yoluyla istinaf başvurusunun değerlendirilebilmesi asıl başvurunun varlığına ve devamına bağlı olduğuna ve yargılama yapan Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esası incelendiğine göre buna karşı davalı vekilinin katılma yoluyla ileri sürmüş olduğu 04.08.2021 tarihli başvurusunda ileri sürdüğü tenkise yönelik itirazlarının hatalı gerekçe ile reddi usul ve yasaya uygun olmayıp başvurusu esastan incelenmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre davacı vekili temyiz itirazları ile davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.05.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.