Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E.2024/927 K.2025/1526
7. Hukuk Dairesi 2024/927 E. , 2025/1526 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1240 E., 2024/11 K.
DAVALILAR : 1. ... vekilleri Avukat ... vd.,
2....Yapı Beton Turizm İnşaat Madencilik Pazarlama Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi vekili Avukat ...
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 1. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2022/373 E., 2023/218 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı...Yapı Beton Turizm İnşaat Madencilik Pazarlama Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekili tarafından duruşmasız olarak, davalı .... vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 18.03.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde duruşmalı temyiz eden davalı .... vekili Av. ... geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı...Yapı Beton Turizm İnşaat Madencilik Pazarlama Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile davacı arasında akdedilen 28.01.2014 tarihli sözleşme uyarınca Kocaeli ili, ... ilçesi,... Mahallesi, 1333 parselde bulunan ...... Konutları Projesi, C2 (A) Blok, 5 Numaralı bağımsız bölümün davacı tarafından satın alındığını, ödemelerin davacı tarafından eksiksiz şekilde yerine getirildiğini, ancak davalı Şirket tarafından taşınmaz fiilen teslim edilmesine rağmen davacı adına tapuda tescil edilmediğini, davalı Banka tarafından kredi verilirken gerekli araştırma ve değerlendirmede bulunmaksızın taşınmaz üzerinde ipotek tesis edildiğini, banka tarafından özen yükümlülüğüne aykırı davranıldığını ileri sürerek davaya konu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının takyidatlarından arındırılmış şekilde iptal edilerek davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ...Yapı Beton Turizm İnşaat Madencilik Pazarlama Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekili süresinde sunduğu cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, davacı tarafından ipoteğin bilinerek taşınmazın satın alındığını, her ne kadar tapu devri yapılmamış olsa da ipotekli olarak satın alınan taşınmazda ipotek terkininin en kısa sürede yapılacağını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
2. Davalı .... vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafından ileri sürülen sözleşmenin banka tarafından bilinmediği ve bilinmesinin mümkün olmadığını, ipoteğin tesis edildiği 12.08.2016 tarihine kadar tapu kaydında 3. kişilere devri engelleyecek bir kaydın bulunmadığını, sözleşmenin tapuya şerh edilmediğini, tapu siciline iyiniyetle ayni hak edinildiğini, ipotek tarihinde taşınmazın kayıt malikinin davalı Şirket olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafça sözleşmeden kaynaklanan edimlerin yerine getirildiği, dava konusu taşınmazın tamamlanma oranının %100 olduğu, ayrıca dava konusu taşınmazın 2014 yılında davalı tarafça davacıya teslim edildiği, davacı tarafça tapu kaydının adına tescilinin talep edilebileceği, davalı Banka lehine olan takyidatın 2016 yılında taşınmazın tapu kaydına eklenmiş olduğu, yapılacak bir ekspertiz incelemesi ile dava konusu taşınmazın davacı adına satılmış olduğunu ve davacı tarafça kullanılmakta olduğunu öğrenebilecek durumda olan davalı Bankanın iyiniyet iddiasının dinlenemeyeceği, davalı Bankanın basiretli bir tacir gibi davranması gerektiği gerekçeleriyle davanın kabulü ile dava konusu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davalı Banka tarafından konulan ipotek takyidatından ari olarak davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 30.09.1988 tarihli ve 1987/2 1988/2 sayılı Yargıtay İBBGK Kararı doğrultusunda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi gözetilerek açılan tescil davasının kabul edilebileceğinin belirtilmiş olduğu, somut olayın da bu kurala uygun olduğu, davacının dayandığı 28.01.2014 tarihli sözleşmenin geçerli olduğu ve anılan sözleşme uyarınca dava konusu taşınmazın bedelinin davacı tarafından ödendiği, buna karşılık davalı tarafından karşı edim olan tapu devri yapılmayarak eldeki davanın açılmasına sebebiyet verildiği, tapu iptali ve tescil talebinin haklı olduğu, davalı Banka anonim şirketi statüsünde olup böyle bir hukuki statüde bulunan banka tarafından tüm faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket edilmesi gerektiği, dosya kapsamında davalı Banka tarafından taşınmaza ilişkin değerleme raporu sunulmadığı, taşınmazın kullanım durumuna ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı, mevcut durumu bilebilecek ve öğrenebilecek durumda iken bu araştırma yükümlülüğünü yerine getirilmediğinden iyiniyeti olduğundan söz edilemeyeceği, taşınmazın keşfen saptanan dava tarihindeki değeri esas alınarak harç ve karşı yan vekalet ücretine hükmedilmesinin de yerinde olduğu gerekçesiyle davalılar vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davalı ...Yapı Beton Turizm İnşaat Madencilik Pazarlama Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı tarafından ipotek bilinerek taşınmazın satın alındığını, davalı tarafça devre hazır bir konuma getirildiğini ancak davacı tarafından devrin kabul edilmediğini, adi yazılı sözleşmeye dayanılarak tapu iptal ve tescil talep edilemeyeceğini, mahkemece sözleşme bedeli dikkate alınarak vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesi gerekirken taşınmazın dava tarihindeki değeri üzerinden hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
2. Davalı .... vekili duruşma talepli temyiz dilekçesinde özetle; davalı Banka tarafından ipoteğin hukuka uygun şekilde tesis edildiğini, zira ipotek tarihinde taşınmazın davalı Şirket adına kayıtlı olduğunu, ipotek tesisini engeller bir takyidatın bulunmadığını, ipoteğin kaldırılması ile hukuk güvenliği ilkesinin ihlal edildiğini, tapu kütüğündeki sicile güvenerek iyiniyetle kazanım sağlandığını, davalı bankanın nispi oranda yargılama gideri ve vekâlet ücretine mahkum edilemeyeceğini, davanın ayıbın giderilmesine ilişkin olduğu, değer ölçülemeyen bir istem olduğunun belirtildiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına, temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı...Yapı Beton Turizm İnşaat Madencilik Pazarlama Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Davalı ....vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Dava, davacı ile yüklenici ve arsa sahibi sıfatı birleşen davalı arasında düzenlenen harici taşınmaz satış sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil ile ipoteğin kaldırılması istemlerine ilişkindir.
Davaya dayanak satış sözleşmesinin adi yazılı düzenlendiği, geçerlilik koşulu olan resmî şekilde yapılmadığı konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
4721 sayılı Kanun'un 706/1, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 237/1 ve 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 26. maddeleri gereğince, taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması, resmî şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır.
30.09.1988 tarihli ve Esas No: 1987/2, Karar No: 1988/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla, tapuda kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetini devir borcu doğuran ve ancak yasanın öngördüğü biçim koşullarına uygun olarak yapılmadığından geçersiz bulunan sözleşmeye dayanılarak açılan bir cebri tescil davasının kural olarak kabul edilemeyeceği belirlenmiştir.
Bununla beraber, Kat Mülkiyeti Kanununa tâbi olmak üzere yapımına başlanılan taşınmazdan, bağımsız bölüm satımına ilişkin geçerli bir sözleşme olmadan tarafların bağımsız bölüm satımında anlaşarak alıcının tüm borçlarını eda etmesi ve satıcının da bağımsız bölümü teslim ederek alıcının onu malik gibi kullanmasına rağmen, satıcının tapuda mülkiyetin devrine yanaşmaması hallerinde; satıcının (müteahhit) sözleşmeden sıyrılmak amacıyla, kanunun öngördüğü resmî şekil şartına sığınarak mülkiyeti devir borcundan kaçınmasında, korunmaya lâyık bir yararının bulunmadığına ve bu davranışının hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralını duraksamaya yer vermeyecek şekilde ihlâl ettiğine, olayın özelliğine göre hâkimin MK'nın 2. maddesini gözeterek açılan tescil davasını kabul edebileceğine karar verilmiştir.
Burada gözden uzak tutulmaması gereken husus, adi sözleşmenin tescil dışında kalan edimleri taraflarca yerine getirilmesine rağmen, açılan tescil davasında davalı müteahhit tarafından şekle aykırılık nedeniyle sözleşmenin geçersizliği savunmasına değer verilemeyecek olmasıdır.
Söz edilen İçtihadı Birleştirme Kararı ile adi sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilmemekte, aksine geçersizliğine vurgu yapılmakta, içtihadı birleştirmenin konusu uyuşmazlıklarda ve onunla sınırlı olmak üzere ve olayın özelliğine göre, Medeni Kanun'un 2. maddesi gözetilerek sözleşmenin tarafları arasında görülen tescil davasının kabul edilebileceği, başka bir anlatımla sözleşmeden kaynaklanan hakların, sözleşmenin tarafı olmayan 3. kişilere karşı ileri sürülemeyeceği karar altına alınmıştır.
İçtihadı Birleştirme Kararında, cebri tescil isteminin aynî değil, kişisel bir hak olduğu; geçersiz sözleşmeye dayanarak tescil talebinde bulunan kimsenin bu davasının kabul edilebilmesi için, dava açılmadan veya tescil kararı verilmeden önce taşınmazın mülkiyetinin üçüncü şahsa geçmemiş bulunması gerektiği, kural olarak ifa (tescil) davasının geçersiz sözleşmenin tarafları arasında görüleceği, tapu sicilindeki kayda güvenen iyiniyetli üçüncü şahsa tescil kararından önce taşınmazın mülkiyeti geçirilmiş ise geçersiz sözleşmeye dayanan satın alanın tescil isteminin de yasal dayanağının kalmayacağı belirtilmiştir.
Hukuk sistemimizde taşınmaz mülkiyeti edinmek ancak tapu sicili ile mümkündür. Tapu sicili herkese açıktır. İlgili herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfa ve belgelerin kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini tapu memurundan isteyebilir. Tapu kütüğüne yapılmış her tescil, bir ayni hakkı karşılar.
4721 sayılı Kanunun 1021. maddesine göre kurulması kanunen tescile tâbi aynî haklar, tescil edilmedikçe varlık kazanamaz. Kanunun 1022/1 hükmüne göre de aynî haklar, kütüğe tescil ile doğar; sıralarını ve tarihlerini tescile göre alır. Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere aynî hakların doğumu, devri, muhtevalarının değiştirilmesi ve ortadan kalkması kural olarak tapu siciline tescil şartına bağlanmış olup tescil kurucu bir nitelik taşımaktadır. Aynî haklar tescil ile doğmakla birlikte tapu kayıtlarının oluşumunda “illilik”, diğer bir anlatımla “sebebe bağlılık” prensibi esas alındığından, tescilin kendisinden beklenen hukukî sonucu doğurabilmesi için geçerli ve haklı bir sebebe dayanması gerekmektedir. Bu bakımdan tescil, hukukî sebebe bağlı bir tasarruf işlemidir. Tescilin geçerli bir hukukî sebebe dayanmaması, aynî hakkın doğumunda ve kazanılmasında kurucu unsur niteliğinde olan tescil işlemini temelde sakat hâle getirir.
Burada sözü edilen hukukî sebep, aynî hakkı ya da mülkiyeti geçirme borcu doğuran hukukî işlem anlamında kullanılmaktadır. Tescilin taraflar arasında hukukî sonuç doğurması için hukukî sebebi doğuran borçlandırıcı işlemin esas ve şekil yönünden geçerli ve doğru bir işlem olması gerekir. Bu nedenle, tapu kütüğünde yapılan sebebe bağlı kazandırıcı tasarruf işlemlerinde, kazandırma sebepsiz ya da geçerli bir hukukî sebep olmaksızın yapılmış ise hiçbir hüküm ve sonuç doğurmaz. Böyle bir tescil yolsuzdur.
Bu husus 4721 sayılı Kanun'un 1024/2. maddesinde “Bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur” şeklinde açıklanmıştır. Yasa maddesindeki bu tanımdan anlaşılacağı gibi gerçek hak durumuna uymayan tescil, yolsuz tescildir. Bu yolsuz tescil durumu, tescilin kurucu unsurlarından biri veya bir kaçının eksik olması nedeniyle başlangıçtan itibaren söz konusu olabileceği gibi sakat bir terkin veya tadil yüzünden sonradan da oluşabilir.
Tescilin yolsuz olması hâlinde, tescil işlemi gerçek hak sahipliğini ve hakkın kapsamını göstermez. Bu tür bir tescil yolsuzluğu nedeniyle sonuç doğurmaz, diğer bir anlatımla geçerli bir sebebe dayanmayan tescil veya terkin işlemi taşınmaz üzerindeki aynî hakkın durumunu etkilemez ve böyle bir durumda gerçek hak sahipliğinde herhangi bir değişiklik meydana gelmez. Ancak, tapu sicilindeki bir kaydın gerçek hak durumunu yansıtmayıp, sadece şekli bir değer taşıması hâlinde, tapu sicilinin kendisinden beklenen fonksiyonu yerine getirmesi imkânı ortadan kalkar.
4721 sayılı Kanun'un 1025. maddesinin birinci fıkrasında; aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise bu yüzden aynî hakkı zedelenen kimsenin tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebileceği öngörülmüştür. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.12.2022 tarihli ve 2020/291 Esas, 2022/1801 Karar sayılı kararı)
Yapılan bu genel açıklamalar kapsamında somut olaya gelince; davacı ile davalı yüklenici (arsa sahibi)...Yapı Beton Turizm İnşaat Madencilik Pazarlama Sanayi ve Ticaret A.Ş. arasında 28.01.2014 tarihli harici satım sözleşmesinin imzalandığı, sözleşme ile davaya konu 1333(yeni ada ve parsel 504 ada 8 parsel) parselde bulunan ...... Konutları Projesi, C2(A) blok, 5 numaralı dairenin davacıya satıldığı, satış bedelinin bir kısmın peşin, bir kısmının bankadan kredi kullanmak suretiyle ödendiği, sözleşmeye konu bağımsız bölümün davalı yüklenici adına kayıtlı olduğu, 13.09.2014 tarihinde taraflar arasında bağımsız bölüme ilişkin teslim tutanağı düzenlendiği, davacı tarafından bağımsız bölümün Kasım 2014 tarihinde fiilen kullanılmaya başlandığı ve 12.08.2016 tarihinde davalı .... lehine davalı yüklenicinin borcundan dolayı 4.500.000,00 TL bedelli ipotek tesis edildiği tespit edilmiştir.
Yukarıda değinilen yasal düzenlemeler, ilkeler ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;
Dava konusu bağımsız bölüm üzerine, davalı Banka lehine 12.08.2016 tarihinde ipotek tesis edildiğinde, taşınmazın maliki diğer davalı yüklenici şirket olup taşınmazı üzerine ipotek tesis etme konusunda tasarruf yetkisi herhangi bir şekilde kısıtlanmış değildir.
Kanun hükümleri ve İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamında, davacının sözleşmeden doğan hakkının kişisel hak niteliğinde olduğu, taşınmazda sonradan sınırlı ayni hak (ipotek) kazanan davalı Bankaya karşı davacı tarafından satış sözleşmesinden doğan hakların ileri sürülemeyeceği açıktır.
Öte yandan, 4721 sayılı Kanun'un 1023 ve 1024. maddeleri ancak tapuda bir yolsuz tescilin varlığı hâlinde uygulanabilir. Başka bir ifadeyle, 4721 sayılı Kanun'un 1023. maddesi tapu kütüğünde yolsuz bir tescil bulunduğu durumda bu tescile iyiniyetli olarak güvenerek hak kazanan kişilerin kazanımları korunur. Borçlandırıcı işlem olan harici satış sözleşmesi ile malikin taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkı sona ermediğinden, davalı banka lehine tescil edilen ipoteğin yolsuz olduğundan söz edilemez. Bu nedenle lehine ipotek tesis edilen davalı bankanın satış sözleşmesinin varlığını bilmesi de kural olarak sonucu değiştirmez. Bu durumda, davacının 4721 sayılı Kanun'un 1025. maddesine dayalı olarak da ipoteğin kaldırılmasını talep edemeyecekleri açıktır.
Kural bu olmakla birlikte; dava konusu ipoteğin, davalı yüklenici ile ipotek lehtarı davalı banka tarafından hukuka aykırı olarak el ve işbirliği içinde tesis ettirildiğinin iddia ve ispat edilmesi halinde, ipoteğin terkinine karar vermek mümkün ise de, dosya kapsamından bu iddianın davacı tarafça ispatlandığı söylenemez.
Hâl böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince ipoteğin kaldırılması istemi yönünden açıklanan gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Kabule göre; ipoteğin kaldırılması talebinde uyuşmazlığın, ipoteğe konu borcun varlığına ilişkin olmadığı, davacı ile davalı yüklenici arasında yapılan konut satış sözleşmesinin ayıpsız olarak ifasına yönelik olduğu, başka bir ifadeyle mahkemece bedele yönelik uyuşmazlık nedeniyle yargılama yapılmadığından ipoteğin kaldırılması talebi yönünden davalı Banka aleyhine maktu harç ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken nispi oranda vekalet ücreti ve yargılama giderine karar verilmiş olması da doğru görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı...Yapı Beton Turizm İnşaat Madencilik Pazarlama Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının reddine,
Yukarıda açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Yargıtay duruşma vekâlet ücreti 28.000,00 TL’nin davacıdan alınarak davalı ....'ye verilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.03.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.
(Karşı Oy)
K A R Ş I O Y
Dava konusu bağımsız bölüm hakkında davacı ile davalılardan...Yapı Beton Turizm İnşaat Madencilik Pazarlama Sanayi ve Ticaret A.Ş. arasında 28.01.2014 tarihinde düzenleme şeklinde gayrımenkul satış sözleşmesi yapılmış, davacı sözleşme kapsamında ödeme yükümlülüğünü tam olarak yerine getirmiş, dava konusu taşınmaz tamamlanarak 13.09.2014 tarihinde davacıya teslim edilmiştir, Bağımsız bölüm teslim tarihinden itibaren davacının kullanımında ise de tapu kaydı halen davacı adına tescil edilmemiştir.
Taşınmazın tapu kaydında davalılardan Albaraka Türk Katılım Bankası lehine 12.08.2016 tarihli ipotek konulmuştur.
Davacı tescil isteminin yanında davalı Banka lehine olan ipoteğin terkinini de istemiştir.
4721 sayılı Kanun'un "Dürüst davranma" başlıklı 2. maddesine göre; herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Yine "İyiniyet" başlıklı 3. maddesi gereğince; Kanun'un iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz.
6098 sayılı Kanun'un "Tacir olmanın hükümleri" başlıklı 18-(2) maddesi gereğince; her tacir, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümü, objektif bir özen ölçüsü getirmekte ve tacirin ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinden kendi yetenek ve imkanlarına göre ondan beklenebilecek özeni değil, aynı ticaret dalında faaliyet gösteren tedbirli, öngörülü bir tacirden beklenen özenin gösterilmesinin gerekli olduğu kabul edilmektedir.
Bankaların sorumluluğu, bir anlamda kamu hizmeti ifa etmeleri nedeniyle kamusal güvene sahip kuruluşlar olarak tanımlanmalarından dolayı ağırlaştırılmıştır. Sorumluluğun ağırlaştırılmasında dikkate alınan, özen borcuna aykırılıktan doğan sorumluluğun kapsamı, hafif kusurlu ve hatta kusursuz olsalar dahi bankaların faaliyet alanlarındaki iş ve eylemlerinden sorumlu olmalarını sağlamaktır. Böylece ağırlaştırılmış sorumluluk karinesine sahip olan bankaların, TTK'da düzenlenen basiretli tacirin özen yükümlülüğünden çok daha ağır bir özen yükümlülüğü ile hareket etmesi gerekmektedir. Bir bankacılık işlemi olan kredi tahsis işlemi sürecinde de kredi vereceği müşterisine ilişkin risk analizi yapması, kredi karşılığı teminat alması, müşterinin gelir tespitini yapması ve kredi için bir süre belirlemesi ticari hayatın ve bankacılık işlemlerinin olağan uygulaması olmalıdır.
İpoteğin tesisinde basiretli davranmayan, özen yükümlülüğüne uymayan bankanın iyiniyetli olduğundan bahsedilemeyeceğinden davalı .... lehine olan ipoteğin terkinine dair mahkeme kararları isabetli olduğundan hükmün onanması gerektiği kanaatindeyim.