Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E.2024/1873 K.2025/932
7. Hukuk Dairesi 2024/1873 E. , 2025/932 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2023/101 E., 2023/225 K.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteminin miktar itibarıyla reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkiline ait 37782 ada 17 parsel sayılı taşınmazda kayıtlı 1 numaralı bağımsız bölüm üzerinde müvekkilinin 05.01.2011 tarih ve 282 yevmiye No.lu vekâletname ile yetki verdiği ... tarafından davalı lehine, müvekkilinin bilgisi ve talimatı dışında ipotek tesis edildiğini, ipoteğin tesis edildiği tarihte müvekkilinin cezaevinde olduğunu ve davalıya borcunun bulunmadığını; davalının, müvekkilinin vekili ...’in ve davalının vekili ...’nin menfaat ilişkisi içerisinde birlikte hareket ederek taşınmazda davaya konu ipoteği tesis ettirdiklerini, ipoteğin tesis edildiği tarihte müvekkili ile vekili ... arasında ihtilaf bulunduğunu ileri sürerek müvekkilinin davalıya 20.07.2015 tarihli sözleşmeden dolayı borçlu olmadığının tespitine ve davaya konu 22.07.2015 tarihli ipoteğin iptaline ve terkinine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davada Tortum mahkemelerinin yetkili olduğunu, davacı ile ... ... arasında .... Ltd. Şti. kapsamında ortaklık ilişkisi bulunduğunu, söz konusu şirketin ... ili, ... ilçesinde mermer ocağı işletme faaliyetinin bulunduğunu, Şirketin Oltu Şubesinin yetkilisinin de ... ... olduğunu, davacı ...'ün tutuklanması nedeniyle şirket faaliyetinin durmaması için vekil ...’in müvekkilinden akaryakıt almak istediğini, akaryakıtın ve bir miktar paranın ...’e verildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 09.07.2018 tarihli kararıyla; "ipoteğin davacı tarafça verilen usulüne uygun vekaletnameyle tesis edildiği, dinlenen davacı tanık anlatımlarından vekalet akdinin kötüye kullanıldığının ispatlanamadığı, dava dışı ... ... ile davacı arasında 2010 yılında başlayan ve 2013 yılında biten adi ortaklık ve onunla birlikte devam eden ... Ltd. Şti. Ortaklık ilişkisinin bulunduğu, dosya içerisinde mevcut Karşıyaka 2. İcra Mahkemesinin 2015/237 Esas sayılı tahliye davası ile davacı ile dava dışı ... ... arasında bir ihtilaf doğmuş ise de, bu vekalet akdinin kötüye kullanıldığı anlamına gelmeyeceği, ... ...'in vekaletten azlinin ipotek akdinin kurulmasından çok sonra 17.03.2016 tarihinde yapıldığı, bu nedenle davaya konu ipoteğin usulüne uygun olarak tanzim edildiği" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin 09.07.2018 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 16.02.2021 tarihli ve 2020/367 Esas 2021/156 Karar sayılı kararı ile, dava konusu ipoteğin kesin borç (karz) ipoteği olduğu, mahkemece alacağın doğup doğmadığının, başka bir deyişle rehinli taşınmaz malikinin gerçek bir alacağı olup olmadığının ayrıca araştırılması gerekmediği, ipotek akit tablosuna karşı ileri sürülen iddiaların, resmi senede karşı yapılmış olmalarından dolayı senede karşı iddianın aksinin, aynı güçte yazılı delille kanıtlanması gerekeceğinden ispatlanamayan davanın mahkemece reddine karar verilmesi yerinde olduğu kanaatiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Bölge Adliye Mahkemesinin 16.02.2021 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine, Dairemizin 10.01.2023 tarihli ve 2021/2453 Esas 2023/86 Karar sayılı ilamıyla; davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin 20.07.2015 tarihli sözleşmeden dolayı borçlu olmadığının tespitine ve davaya konu 22.07.2015 tarihli ipoteğin kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiği halde Mahkemece, menfi tespit istemi bakımından bir inceleme yapılmaması doğru görülmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, "davacı açıkça akaryakıt alımı için ... ...'e bir yetki vermediğini belirtmiş ise de, ipoteğin davacı tarafça verilen usulüne uygun vekaletnameyle tesis edildiği, dinlenen davacı tanık anlatımlarından vekalet akdinin kötüye kullanıldığının davacı tarafça ispatlanamadığı, dava dışı ... ... ile davacı arasında 2010 yılında başlayan ve 2013 yılında biten adi ortaklık ve onunla birlikte devam eden ... Ltd. Şti. ortaklık ilişkisinin bulunduğu, dosya içerisinde mevcut Karşıyaka 2. İcra Mahkemesinin 2015/237 Esas sayılı tahliye davası ile davacı ile dava dışı ... ... arasında bir ihtilaf doğmuş ise de bunun vekalet akdinin kötüye kullanılacağı anlamına gelmeyeceği, davacının vekaletten ... ...'i azlinin ipotek akdinin kurulmasından çok sonra 17.03.2016 tarihinde yapıldığı, taraflar arasında bir dönem ortaklık ilişkisinin mevcut olduğunun sabit olduğu, alınan akaryakıtın buna istinaden alındığı, davacının bu husustaki iddialarının yerinde olmadığı, dosyada yer alan 2015 tarihli sözleşme vekil ... ve davalı arasında kurulmuş ise de alınan akaryakıtın davacının da ortak olduğu maden sahalarında kullanıldığı, davacının bu hususu bildiği" gerekçesiyle davacının ipoteğin terkinine ve menfi tespit talebine ilişkin istemlerinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ipoteğin müvekkilinden habersiz olarak, yetki vermediği ve ipotek alacaklısına herhangi bir borcu olmadığı halde tesis edildiğini, teminat ipoteği olarak kurulduğunu, ipoteğin dayanağını teşkil eden ve müvekkili borç altına sokan sözleşme gereği müvekkiline verilmiş bir akaryakıt olmadığını, müvekkilinin lehine ipotek tesis edilen davalı ...'u tanımadığını, akaryakıt verilen şirkette davacı ...'ün ortaklığının olmadığını, Yerel Mahkeme tarafından alacağın var olup olmadığının incelenmeden usul ve yasaya aykırı hüküm tesis edildiğini, faturaların davacının daha önce ortak olduğu şirkete kesilmediğini, müvekkilinin 29.09.2014 tarihinden 04.03.2016 tarihine kadar tutuklu olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, menfi tespit ve ipoteğin terkini istemine ilişkindir.
1. Menfi tespit davası 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 72. maddesinde düzenlenmiştir. Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukukî ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır.
2. Alacakların güvence altına alınması özel hukukun temel amaçları arasında yer alır. Bu amaç doğrultusunda ortaya çıkan güvence araçları özel hukukta şahsi ve ayni güvence olmak üzere ikiye ayrılır. Ayni güvencede şahsi güvenceden farklı olarak güvencenin içeriğini kişiler değil malvarlığı oluşturmaktadır. Hukukumuzda alacağa bu tür bir güvenceyi sağlayan ayni güvence rehin hakkıdır. Rehin hakkı, taşınır ve taşınmaz rehni şeklinde gerçekleşebilir. Taşınmaz rehni kendi içerisinde ipotek, ipotekli borç senedi ve irat senedi olmak üzere üçe ayrılır (Şener, Y.S.: Türk Hukukunda İpotek ve Uygulaması, Ankara 2010, Genişletilmiş 3. Baskı, Önsöz).
İpotek, hâlen mevcut veya ilerde doğması olası bir alacağı teminat altına alır (TMK m. 881). Miktarı ipoteğin tesisi anında belli olan alacaklar için ana para ipoteği (sabit ipotek, adi ipotek, karz ipoteği, kesin borç ipoteği), miktarı ipoteğin tesisi anında belli (muayyen) olmayan fakat ilerde gerçekleşecek alacaklar için ise üst sınır ipoteği (limit ipoteği, azami meblağ ipoteği, maksimal ipotek) kurulur (TMK m. 851). Ana para ipoteğinde taşınmazın teminat altına aldığı miktar rehin sözleşmesinde yazılı olan meblağ, üst sınır ipoteğinde ise ilerde tahakkuku muhtemel alacağın tahakkuk eden ve fakat üst sınır olarak belirlenen meblağı geçemeyecek olan kısmıdır.
Tapu siciline egemen ilkelerden olan ve taşınmaz rehnine de uygulanan bir diğer ilke açıklık ilkesidir. Açıklık ilkesinin bir gereği olarak taşınmaz rehni tapu siciline tescille doğar (TMK m. 856), tapu kütüğünde kayıt bulundukça devam eder ve kaydın terkini ile sona erer (TMK m. 858). İpoteğin doğması için, tapu kütüğüne geçerli bir tescilin yapılması gerekir. Geçerli bir tescil için, kural olarak, taşınmaz malikinin tescil istemi ve geçerli bir iktisap sebebinin varlığı şarttır. İktisap sebebi bir rehin sözleşmesi, ölüme bağlı tasarruf, kanun hükmü veya bir mahkeme kararı olabilir.
Taşınmaz rehni sözleşmesi resmî şekilde yapılır (TMK m. 856/2). Taşınmaz rehni sözleşmesinin yer aldığı resmî senedin tapu memuru tarafından düzenlenmesi zorunludur (Tapu Kanunu m. 26). Resmî şekil bir geçerlilik şartı olduğundan, bu şarta uyulmadan yapılan sözleşmeler geçersiz sayılır. Taşınmaz rehni sözleşmesinin asli ve zorunlu içeriğini, rehin veren, rehin konusu taşınmaz/taşınmazlar, rehinli alacaklı ve rehinli alacak ile rehin türü olarak saymak mümkündür (Oğuzman, M.K/ Seliçi, Ö./Oktay-Özdemir, S.: Eşya Hukuku, İstanbul 2020, s. 1039-1041). İpotek tesisinin nedenini de ipotek akit tablosunda yazılanlar belirler.
İpotekte, iktisap sebebinin dışında, ondan bağımsız olan bir temel ilişkinin (borç ilişkisinin) varlığı gerekir. Ana para ipoteğinde, bu temel ilişkiden doğmuş bulunan bir alacak teminat altına alınmaktadır. Temel borç ilişkisinin geçersiz olması dolayısıyla alacak doğmamışsa, yapılan tescil görünürdeki alacaklı lehine bir rehin hakkı doğurmaz. Bir başka anlatımla, ipoteğin doğumu için yapılması gerekli tescilin alacaklı ile borçlu arasındaki temel borç ilişkisine bir etkisi yoktur. Tescil, alacağı doğurmaz ve alacağın varlığı için bir delil olmaz. Tescil ancak rehinli alacaklının ayni hakkının varlığına bir delil teşkil eder ve bu hususta bir karine yaratır. Rehinli alacaklı, rehin hakkını kullanmak için kişisel alacağını ispat etmelidir. İpoteğin amacı alacağı teminat altına almaktır. Bu yüzden de ipotek, teminat altına aldığı alacağa bağlıdır. Teminat altına alınacak bir alacak kesin olarak mevcut değil ise ipotek hakkı da alacağa bağlılığı dolayısıyla mevcut değildir. Diğer taraftan teminat altına alınan alacağın borçlusu, ipoteğe temel teşkil eden borç ilişkisine göre belirlenir. İpotek eşyaya bağlı bir borç doğurmadığından, ipotekli taşınmaz maliki, taşınmazın maliki olduğu için borçlu değildir, borcu ancak kendisi ile alacaklı arasındaki bir temel borç ilişkisinden doğabilir (Oğuzman, M.K./Seliçi, Ö.: Eşya Hukuku, 1982, s. 906 vd, Oğuzman/ Seliçi/Oktay-Özdemir, s. 1025-1026).
Taşınmaz üzerinde temsil yoluyla ipotek tesisi mümkündür. Bu durumda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)'nun 504. maddesi (818 sayılı Borçlar Kanunu m. 388) ile Noterlik Kanunu'nun 89. maddesinin göz önünde tutulmalıdır. TBK'nın 504. maddesi gereğince vekil özel olarak yetkili kılınmadıkça taşınmazı devredemeyeceği ve bir hak ile sınırlandıramayacağı hüküm altına alınmış olup, vekâletnamenin ipotek tesisi yetkisini içermesi, yine Noterlik Kanunu'nun 89. maddesi uyarınca noterde resmî şekilde düzenlenmesi gereklidir. Burada vekil, Borçlar Kanununda yer alan sadakat ve özen borcu gereğince vekil edenin yararına ve onun gerçek iradesine uygun hareket etmek, onu zararlandırıcı her türlü davranıştan kaçınmak zorundadır.
Somut olayda; davacı tarafından Kadıköy 18. Noterliğinin 05.01.2011 tarihli ve 282 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile İzmir ili hudutları dahilinde maliki veya hissedarı olduğu veya olacağı tüm taşınmazları üzerinde Türkiye Ekonomi Bankası A.Ş.'nin merkez veya tüm şubeleri ile TC. hudutları dahilinde bulunan hakiki veya hükmi şahıslar lehine dilediği bedel, şekil ve koşullarla dilediği sıra ve derecede ipotek tesis etmeye dava dışı ... ...'in vekil tayin edildiği, 22.07.2015 tarihinde Karşıyaka Tapu Müdürlüğünde ... ili, ... ilçesi, ... Mah., 37782 ada 17 parsel, 1 numaralı bağımsız bölümün tapu kaydına ... adına ... ... tarafından vekaleten "...'dan aldığı 150.000,00 TL bedel mukabilinde akaryakıt için" 2. dereceden 01.01.2016 tarihine kadar faizsiz ve serbest dereceden istifade etmek üzere ... lehine ipotek tesis edildiği görülmüştür.
Dosya içerisinde yer alan 22.07.2015 tarihli ve 18360 sayılı ipotek akdindeki ipoteğin ana para [kesin borç (karz) ipoteği] ipoteği olduğu anlaşılmaktadır.
Davacı, Kadıköy 18. Noterliğinde 05.01.2011 tarihinde verdiği vekâletnameyi ipoteğe konu taşınmazın satın alınması sırasında kullandığı kredi nedeniyle sadece Türkiye Ekonomi Bankası A.Ş. lehine ipotek verilmesi amacıyla düzenlettirdiğini, dava dışı ... ...'in bu vekaletnameyi haberi olmadan kullanarak taşınmaz üzerinde ipotek tesis ettiğini, ... ...'in kendisi adına borçlanma yetkisi olmadığını, ipoteğin tesis edildiği tarihte ... ... ile ortak oldukları bir şirket bulunmadığını, davalıyı tanımadığını, aralarında borç ilişkisi bulunmadığını, ... ... ile aralarında kira ilişkisinden kaynaklanan alacak ve tahliye istemine ilişkin icra takibi ve dava bulunması nedeniyle ortaya çıkan husumet nedeniyle ... ...'in ipotek akdini kendisini zarara uğratmak amacıyla yaptığını belirterek haksız olarak adına kayıtlı taşınmaza tesis edilen ipoteğin kaldırılmasına ve borçlu olmadığının tespitine hükmedilmesini istemiştir.
Yukarıda ayrıntısıyla bahsedildiği üzere, anapara ipoteğinde, temel ilişkiden doğmuş bulunan bir alacağın teminat altına alındığı, temel borç ilişkisinin geçersiz olması dolayısıyla alacağın bulunmadığı hâlde görünürde yapılan tescilin alacaklı lehine bir rehin hakkı doğurmayacağı hususu dikkate alındığında alacaklının kişisel alacağını ispat etmesi gereklidir. İpotek senedinin içeriği taraflarca belirlenecek olup, ipotek sözleşmesinde hukukî ilişkiye işaret edilmesi ipoteğin tesisi için yeterli olacaktır. Davaya konu ipotek akit tablosunda davacı ... adına ... ...'in vekâleten ...'dan aldığı 150.000,00 TL bedel mukabilinde akaryakıt için ipotek vermeyi kabul ettikleri anlaşılmaktadır. İpotek alacağa bağlı bir hak olduğundan, tarafların alacağı ipotekle teminat altına alma konusunda anlaşmaları ve bu yöndeki iradelerini Tapu Kanunu'nun 26. maddesi uyarınca resmî şekilde işlem yaparak yerine getirmeleri gerekmektedir. Ancak ipoteğe konu borca ilişkin yapılan 01.07.2015 tarihli sözleşmenin taraflarının davalı ile dava dışı ... ... olduğu, bu sözleşmeye göre ... ...'in davalıdan 100.000,00 TL bedelinde akaryakıt ve 50.000,00 TL nakit para alacağının belirtildiği, 20.07.2015 tarihli sözleşmenin davalı ile davacı vekili sıfatıyla ... ... arasında yapıldığı, bu sözleşmeye göre ...'un ...'e azami 150.000,00 TL değerinde akaryakıt kredisi açacağının kararlaştırıldığı, ayrıca ... ve ... ... tarafından imzalanan tarihsiz "tutanak" isimli belgede ... ...'in ... Ltd. Şti'ni temsilen davalı ile yaptığı akaryakıt alışverişine binaen iki adet senet ve dava konusu ipoteğin verildiği belirtilmişse de, davacının ... şirketi ile herhangi bir ortaklığı ve hissedarlığının bulunmadığı, davacının ... ... ile birlikte ... ... Madencilik İnşaat ve San. ve Tic. Ltd. Şti.'yi ise 19.01.2010'da kurduğu ve davacının şirketteki hisselerini 06.09.2013'te devrederek şirket ortaklığından çıktığı, yani davacı ve ... ... arasında ipoteğe konu borcun doğduğu tarihte herhangi bir şirket ortaklığının bulunmadığı, şirket temsilcisi sıfatıyla ... ...'in davacı adına borçlandırma işlemi yapamayacağı, davacının verdiği vekaletnamede vekili ... ...'e kendisi adına borçlandırıcı bir işlem yapmasına imkan tanıyacak şekilde yetki verilmediği, davalı tarafından düzenlenen borca konu akaryakıt faturalarının davacı ile ilgisi bulunmayan ... Maden şirketi adına düzenlendiği, davalının savunmasında akaryakıtı ... şirketine verdiğini söylediği, ancak akaryakıt teslimi ve borca konu sözleşmelerin yapıldığı tarihte davacının şirket ile bir ilgisinin olmadığı, dava dışı ... ...'in savcılık ifadesinde dava konusu akaryakıtı sahibi olduğu maden sahasının ruhsatının iptal edilmemesi için davalıdan alarak kullandığını, davacı ile tutuklu olması nedeniyle muhatap olamadığını kabul ettiği, ipoteğe konu sözleşmelerin yapıldığı ve ipoteğin konulduğu tarihlerde davacının tutuklu olduğu (29.09.2014 - 04.03.2016), davalı savunmalarında akaryakıtı ... şirketine verdiğini söylemişse de davacının sözleşmelerin yapıldığı ve ipoteğin konulduğu tarihlerde bu şirket ile bir ilgisinin olmadığı dikkate alındığında davacı adına vekâleten davalı lehine tesis edilen dava konusu ipoteğin, davacının borcuna ilişkin olduğunun kabulüne olanak bulunmadığı, aksine, dava dışı ... ...'in kendi şirketi için davalıdan aldığı borcun teminatı olarak ipotek tesis edildiği tespit edilmiştir.
O hâlde, davacı ile davalı ... arasında davaya konu ipoteğe temel teşkil eden borç ilişkisinin mevcut olmadığı ve davacının davalıya borcu bulunmadığı anlaşıldığından davacının ipoteğin kaldırılması ve borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi yönündeki talebi yerinde olmasına rağmen yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
20.02.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Davacı, Kadıköy 18. Noterliğince tanzim edilen 05.01.2011 tarih 00282 yevmiye numaralı Düzenleme Şeklinde Vekâletname ile dava dışı ... ...'e vekâlet vermiştir. Bu vekâletnamede "(...) Yine sair TC. Hudutları dahilinde bulunan bilcümle hakiki veya hükmi şahıslar lehine dilediği bedel, şekil ve koşullarla dilediği sıra ve derecede ipotek vermeye, ipotek karşılıklarını almaya, (ahzu kabza) kayıt ve tescillerini yaptırmaya, serbest dereceden istifade hakkı tanımaya ve şerh ettirmeye, bununla ilgili tapu defter ve sicilini ve evraklarını imzalamaya...." şeklindeki ifade ile vekil yetkilendirilmiştir. Dava dışı ... de, bu vekalete istinaden Karşıyaka Tapu Müdürlüğünün 22.07.2015 tarih 18360 yevmiye numaralı Resmî Senet ile davacıya ait taşınmazda davalı lehine ipotek tesis ettirmiştir. Davacı, 17.03.2016 tarihinde vekili azletmiştir. Bu hususlar dosyada yer alan belgeler ile sabit olup, her hangi bir ihtilaf da bulunmamaktadır.
Davacının Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı şikayet üzerine ifadesine başvurulan ... ... 15.07.2016 tarihinde polise verdiği ifadesinde özetle; ... ... ilçesinde 2 adet maden ruhsatının olduğunu, Maden Kanunu hükümlerine göre 3 yıl faaliyette bulunmayan sahaların ruhsatının düştüğünü, maden ruhsatının düşmesine günler kala ... de cezaevinde tutuklu olduğu için arkadaşlarından borç alarak madeni temizlemeye başladığını, gerekli olan akaryakıtı da ...'dan satın aldığını, nakit parası bitince akaryakıt ihtiyacını karşılayabilmek için aslında kendisine ait olan fakat tapusu ... üzerinde bulunan evi ipotek ettirdiğini anlatmıştır. Davacının Dolandırıcılık ve Özel Belgede Sahtecilik suçlarından dolayı yaptığı şikayetine ilişkin şikayeti Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 21.11.2016 tarih 2016/9640 sayılı kararı ile Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar ile sonuçlandırılmıştır.
Bu delilleri ve dosya kapsamında yer alan diğer tüm delilleri değerlendiren Karşıyaka 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 06.07.2023 tarih 2023/101 Esas 2023/225 Karar sayılı kararı ile davayı reddetmiştir. Temyiz incelemesini yapan Dairemiz 20.02.2025 tarih 2024/1873 Esas 2025/932 Karar sayılı kararında "(...) O hâlde, davacı ile davalı ... arasında davaya konu ipoteğe temel teşkil eden borç ilişkisinin mevcut olmadığı ve davacının davalıya borcu bulunmadığı anlaşıldığından davacının ipoteğin kaldırılması ve borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi yönündeki talebi yerinde olmasına rağmen yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir." şeklindeki gerekçe ile, ilk derece mahkemesinin kararının bozmuştur.
Yukarıda da açıklandığı gibi, davacı, dava dışı ...'e ipotek yetkisini de içeren vekalet vermiş, ... bu vekâlete istinaden davalıdan akaryakıt almış ve bu aldığı akaryakıttan kaynaklanan borcuna teminat olarak dava konusu ipoteği vermiştir. Hal böyle iken, davalıdan, akaryakıtın kim için alındığını bilmesi de, araştırması da beklenemez. Bu husus, vekalet verenle vekil arasındaki iç ilişkidir. Kaldı ki, dava dışı ..., polise verdiği ve yukarıda özetlenen ifadesinde, davalıdan akaryakıt aldığını ve parası bitince, aldığı akaryakıta teminat olarak ipotek verdiğini kabul etmiştir.
Türk Medeni Kanunu'nun 881/2. maddesi "İpoteğe konu olacak taşınmazın, borçlunun mülkiyetinde bulunması gerekmez." Yine Türk Borçlar Kanunu'nun 510/1. Maddesi "Vekâlet veren, vekâletin gereği gibi ifası için vekilin yaptığı giderleri ve verdiği avansları faiziyle birlikte ödemek ve yüklendiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür." hükümlerini içermektedir. İpotek sözleşmesine konu borca karşılık dava dışı vekili ...'in davalıdan akaryakıt aldığı, karşılığında davalı lehine ipotek tesis ettiği tüm dosya kapsamı ile sabittir. Buna rağmen Dairemizin yukarıda açıklanan gerekçesi ile ipoteğin kaldırılması ve davacının borçlu olmadığının tesbitine karar verilmesi gerektiği yönündeki çoğunluk görüşü, gerek Türk Medeni Kanunu'nun 881. ve devamı maddesi hükümlerine, gerekse Türk Borçlar Kanunu'nun 510. maddesi hükümlerine ve ticari hayatın öteden beri bilinen yerleşik uygulamalarına aykırıdır.
Bu nedenle, davanın reddine ilişkin Karşıyaka 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 06.07.2023 tarih 2023/101 Esas 2023/225 Karar sayılı kararının isabetli olduğu ve onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan, sayın çoğunluğun bozma yönündeki gerekçesine iştirak etmiyorum.