Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2023/2011 K.2025/6433
8. Hukuk Dairesi 2023/2011 E. , 2025/6433 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2010/11 E., 2023/4 K.
Taraflar arasındaki genel mahkemeden aktarılan davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı ... ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Yargıtay bozma ilamında özetle; "İlk Derece Mahkemesi tarafından bozma ilamına uyulmuş ise de önceki tarihli bozma ilamında maddi hata bulunduğu belirtilerek, önceki tarihli bozma ilamının yazım aşamasından sonra ilamın Daire Yazı İşleri Müdürlüğü’nde, ilgili İlk Derece Mahkemesine gönderilecek formatta düzenlenmesi sırasında, bilgisayarın yanlış kullanılması sonucu maddi hata yapılarak kararın başlık olarak tabir edilen ilk paragrafı doğru yazıldıktan sonra devamı olan ana gerekçe bölümüne yukarıda yazılı gerekçe eklenecek yerde başka bir dosyaya ait bozma gerekçenin eklendiği ve bu şekilde Daire görüşünü yansıtmayan ve dosya kapsamıyla ilgili bulunmadığı açıkça belli olan karar metninin onaylanarak İlk Derece Mahkemesine gönderildiği, taraf vekillerince karar düzeltme isteminde bulunularak bu aşikar yanlışlığın düzeltilmesi temin edilmediği gibi mahkemece de dosya kapsamıyla açıkça ilgisi bulunmadığı anlaşılan Yargıtay bozma ilamına direnilmek gerektiği düşünülmeden 07.05.2007 tarihli oturumda dosya içinde mevcut bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yargılamaya devam olunduğu, Daire iradesini yansıtmayan ve maddi hata sonucu Daire kararından farklı bir metin olarak ortaya çıkıp mahalli mahkemesine gönderilen Bozma Kararının yok hükmünde olduğu ve bu karara uyulmasının hukukça hiçbir değer taşımayacağı gibi taraflar açısından da kazanılmış hak doğurmayacağı, hal böyle olunca Dairenin gerçek iradesini yansıtan kararıyla ilgili müteakip işlemlerin yenilenmesinde zaruret bulunmakta ve kararın aynı nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmek gerektiğine değinilerek İlk Derece Mahkemesi tarafından bozma ilamına uyularak karar verilmiş ise de bozma ilamının gereklerinin tam olarak yerine getirilmediği, hükmüne uyulan Yargıtay bozma ilamında, taraflar ayrı kökten gelen ve paydaş iken izale-i şüuyu davası sonucu oluşan tapu kayıtlarına dayandığı, taraflar arasındaki ortaklığın izale-i şüyu davasıyla sona erdiği, izale-i şüyu kararında krokilerden söz edildiği, İlk Derece Mahkemesince söz konusu krokilerin gereği gibi araştırılmadığı, izale-i şüyu sonucu Tapu Sicil Müdürlüğünde intikaller yaptırıldığına göre izale-i şüyu'nün dayanağını oluşturan krokinin Tapu Sicil Müdürlüğünde bulunması gerektiği, İlk Derece Mahkemesince Tapu Sicil Müdürlüğünden krokinin getirtilmediği ve usulen uygulanmadığı, taraflar önceden paydaş olduklarına göre izale-i şüyu sonucu satıma konu olan yerleri bilmelerinin gerektiği, davacıların, 25.05.1956 tarihli ve 112 sıra numaralı tapu kaydına dayandıkları, bu tapu kaydının kadastro sırasında revizyon görmediğinin belirlendiği, cebri icra sonucu tapu kaydının davacılar adına intikal gördüğüne göre bu kayıt kapsamına giren yerin davalılar tarafından da bilinmesi gerektiği, davalıların bu kayıt buraya ait değilse nereye ait olduğunu bildirmek durumunda olduğu, zira paydaşların birbirlerine karşı zapta karşı tefekkül yükümlülüklerinin olduğu, kaldı ki tarafların dayandıkları tapu kayıtlarının birbirlerini sınır gösterdiği, ayrıca, her iki tarafın dayandığı tapu kaydının da tesis kayıtlarında yönsüz iken paydaş bulundukları bir dönemde tapu kayıtlarının yönlendirildiği ve bazı sınırlarının değiştirildiğinin belirlendiği, tarafların değişikliğin yapıldığı tarihte paydaş olmaları nedeniyle değiştirilen tapu kayıtlarındaki sınırların taraflar yönünden bağlayıcı nitelik taşıyacağı, kayıt uygulamalarından sonraki sınırların ayrı ayrı uygulanması ve bilirkişiler tarafından bilinemeyen sınırlar konusunda taraflara tanıkla kanıtlama olanağının tanınması, İlk Derece Mahkemesince bozma kararından sonra bir kısım komşu parsellere ait tutanak suretleri ve dayanakları getirtilmiş ise de; komşu parsellerin tümüne ait tutanak suretleriyle dayanakları olan kayıtlar tesis ve tedavülleriyle birlikte getirtilmediği ve mahalline yerel bilirkişi kurulu aracılığıyla usulen uygulandığı, komşu parsel dayanağı olan kayıtlardan da yararlanmak suretiyle tapu kayıtlarında gösterilen "...," "... Oğlu ... veresesi," "...," gibi sınırların duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmasının zorunlu bulunduğu, ayrıca keşiflerde dinlenilen bilirkişi beyanlarının çelişkili olduğu, İlk Derece Mahkemesince bu çelişkinin de üzerinde durulmadığı, yüzleştirme yapılarak çelişkinin giderilmesine çalışılmadığının belirtildiği, ne var ki, İlk Derece Mahkemesince bu bozma ilamına uyulduğu halde bozma ilamında yazılı tüm hususların araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi" gereğine değinilerek İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuş, davacılar vekilinin karar düzeltme yoluna başvurması üzerine aynı Dairenin 29.02.2010 tarihli ve 2010/2129 Esas, 2010/2593 Karar sayılı kararıyla "karar düzeltme talebinin reddine" karar verilmiştir.
Bozma ilamına uyulduktan sonra İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; "Yargıtay bozma ilamındaki ..., ... oğlu ... veresesi, ... veresesi sınırlarının duraksamaya yer olmayacak şekilde tespit edilemediği, dava konusu tapu kayıtlarının tesis tarihi dikkate alındığında keşif tarihi itibariyle bu sınırları bilebilecek yaşta kimsenin hayatta kalmadığı, bu nedenle bozma ilamında bildirilen hususların tespitinin keşif tarihi itibariyle mümkün olmadığı, zira taraflara tanık dinletme imkanı da tanınmasına rağmen davalıların dinlettiği tanığın beyanları ile resmi kayıtların birbirini doğrulamadığı, tanığın birçok yönü de gösterememiş olduğu, davacı tarafça ise başkaca tanık dinletilmediği, daha önceki dinlenen tanık ve mahalli bilirkişi beyanlarının da kendi içerisinde ve birbirleriyle çeliştiği gibi resmi kayıtlarla da örtüşmediği, yine davacının dosyaya sunduğu kroki uygulandığında ırmak kenar ölçüsü değerlendirildiğinde dava konusu taşınmaza uymadığının bilirkişi raporunda da kabul edildiği, tarafların sundukları delillerin lehlerine olduğu gibi aleyhlerinde de delil teşkil edebileceği, davalı ...’e davacının satın aldığı yer sorulduğunda ise dava dışı ...’ya (eski 1568 parsel) ait araziye karışarak kadastro tespitinin yapılmış olabileceğini beyan ettiği, bilirkişi raporunda da davacıların dayandığı tapu kaydının güney kısımda kalabileceğinin değerlendirildiği hususları hep birlikte değerlendirildiğinde, davacının davasını ispatlayamadığı" gerekçesiyle davanın reddine, dava konusu eski 1565 parsel (yenileme sonucu oluşan yeni 15 88... parsel) sayılı, arsa vasfında ve 2.370,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz toplamda 20 pay olduğu kabul edilerek ... ve müşterekleri adına hüküm yerinde gösterilen paylarla tapuya kayıt ve tesciline; daha önce Trabzon Tapulama Hakimliğinin 1970/8 Esas, 1974/67 Karar sayılı kararıyla hakkında verilen karar temyiz edilmeksizin kesinleşmesine rağmen sehven tutanak aslının dosya arasında bulunduğu anlaşılan 1121 parsel sayılı taşınmaz hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına, tutanağın önceki karar gereği gibi kesinleştirilmek üzere Ortahisar Tapu Müdürlüğüne iadesine, dava konusu eski 1565 parsel yenileme sonucu oluşan yeni 15 88... parsel sayılı taşınmazın mülkiyet durumunun davalı olduğu anlaşıldığından yenileme kadastro tutanak aslının olağan usulle kesinleştirilmek üzere Ortahisar Tapu Müdürlüğüne iadesine karar verilmiş; hüküm, davacı ... ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı ... ve arkadaşları vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,
179,90 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 435,50 TL'nin temyiz edenden alınmasına,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
16.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.