Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2025/2205 K.2025/4660
8. Hukuk Dairesi 2025/2205 E. , 2025/4660 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1326 E., 2025/229 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/282 E., 2021/582 K.
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
İstanbul ili ... ilçesi ... Mahallesi, 270 parsel sayılı 2.179,31 metrekare yüzölçümlü "bahçe" vasıflı taşınmaz, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerden olup, hükmen tescil ile Maliye Hazinesi adına tescil edilmiş, taşınmazın beyanlar hanesinde "... oğlu ... işgalinde olup, üzerindeki bina kendisine aittir" belirtmesi yazılmıştır. İstinaf aşamasında alınan güncel tapu kaydında ise, dava konusu taşınmazda 17.07.2023 tarihli 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22/a maddesi gereğince yenilemenin tescili işlemi bulunduğu, 03.01.2024 tarihinde orman vasfıyla, 6831 sayılı Kanun'un 2/A ve 2/B maddeleri ile orman sınırı dışına çıkartılarak sayfa kapatılarak ifrazen tescili ve beyan tesisi işlemi açıklamasıyla, taşınmazın 2706 ada 270 parsel numarasını aldığı ve 1.121,39 metrekare yüzölçümü ve "orman" vasfı ile Hazine adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Davacı vekili, müvekkilinin İstanbul ili ... ilçesi ... Mahallesi, 270 parsel sayılı 2179,31 metrekare yüzölçümlü bahçe vasıflı taşınmazın yaklaşık 30 yıldır zilyedi olduğunu, taşınmaz üzerinde binası bulunduğunu, taşınmaz orman sınırları dışına çıkartıldıktan sonra, müvekkilinin bu yerin kendi adına tapusunun alınması için 2/B maddesine göre zilyedi olarak Milli Emlak Müdürlüğüne yasal süresi içinde başvuruda bulunduğunu, bunun için de 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un (6292 sayılı Kanun) 5. maddesi gereği yatırması gerekli toplam 2.000 TL'yi 03.08.2012 tarihinde yatırdığını, müvekkilinin kanun gereği kendisine düşen tüm edimlerini yerine getirdiğini ve Milli Emlak Müdürlüğünden tapunun devri ile ilgili işlemlerin yapılmasını beklediğini, ancak bu zamana kadar davalı tarafından tescil ile ilgili bir işlem yapılmadığını belirterek, 270 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, taşınmazın 6292 sayılı Kanun'un 8. maddesi kapsamında ... Belediyesi tarafından proje alanına ayrılan alanda kaldığını, imar planında 1. derece sit alanında kaldığından ... Belediyesine devrinin yapılmadığını, davada hakdüşürücü süre, zamanaşımı, derdestlik ve husumet itirazları bulunduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/602 Esas, 2017/371 Karar sayılı kararıyla; "...davalının devre zorlanamayacağı, bunun idarenin takdirinde olduğu" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesinin 2017/2261 Esas ve 2017/2116 Karar sayılı kararıyla; "....dava nedeni ve netice-i talebe göre mahkemenin vardığı sonuç doğru değildir. Şöyle ki yanlar arasındaki uyuşmazlık, 6292 sayılı Kanun kapsamında dava konusu taşınmazın satılıp satılamayacağı, satış uyarınca davacı adına tescil edilip edilemeyeceğine ilişkindir. 6292 sayılı Kanun'un hak sahibi, başvuru ve doğrudan satış başlıklı 6.maddesi kapsamında, haklarını kullanabilme hususunda davacının, bu davaya açmakta elbette hukuki yararı söz konusudur. O halde İlk Derece Mahkemesince, Milli Emlak Müdürlüğünden davacının satın alma başvurusuyla ilgili bilgi ve belgelerin istenerek, başvurusunun akıbetinin sorulması, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılarak, delillerin toplanılması ve bir sonuca gidilmesi gerektiği" gerekçesi ile kararın kaldırılmasına karar verilmiş, kaldırma kararı üzerine ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/638 Esas, 2018/416 Karar sayılı kararıyla; "....dava konusu parselin halen davalı Maliye Hazinesi adına kayıtlı olup bu yerin davacının işgalinde bulunup üzerindeki binanında davacıya ait olduğunun yazılı olduğu davacının talebinin muhdesat sahibi olarak bu yerin kendisine devri olduğu, davalının mülk sahibi olup bu yerin davacıya tescil şeklinde devire zorlamanın mümkün olmadığı, bunun idarenin takdirinde ve idari bir iş olduğu" gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesinin 2018/2184 Esas ve 2019/1186 Karar sayılı kararıyla; "...İlk Derece Mahkemesince uyuşmazlığın 6292 sayılı Kanun'un yukarıda değinilen maddeleri öncelikle gözönünde bulundurularak değerlendirilmemiş olması doğru değildir. Davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararı bulunduğu aşikardır. O halde ... Belediyesi proje alanında kaldığı bildirilen, dava konusu taşınmaz yerine 6292 sayılı Kanun'un 6/12 maddesine göre başka bir 2/B arazisi teklif edilip edilmediği hususu Milli Emlak Müdürlüğünden sorularak davacıya 6292 sayılı Kanunda öngörülen haklarını kullanabilmesine imkan verilerek yukarıda değinilen yasal mevzuat çerçevesinde bir değerlendirme yapılıp, sonuca gidilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, davacının talebinin 6292 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilip, delillerin toplanması ve bir sonuca gidilmesi için İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına" karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, yapılan yargılama neticesinde bu defa; "....kesinleşen kullanım kadastrosuna göre tesis edilen dava konusu 270 parselin, fiili kullanıcısının ve hak sahibinin davacı olduğu, 6292 sayılı Kanun kapsamında davacı tarafından 03.08.2012 tarihinde alım başvurusunda bulunulduğu, taşınmazın davacıya devredilmediği, davalı taşınmazın proje alanı ve sit alanında kaldığından bahisle belediyeye devrinin yapılmadığının bildirildiği, proje alanında kaldığı bildirilen taşınmaz yerine 6292 sayılı Kanun'un 6/12. maddesi kapsamında başka bir taşınmazın teklif edilip edilmediği hususunun Milli Emlak Müdürlüğünden sorulduğu, ancak Kanun kapsamında davacıya başka bir 2/B arazisinin teklif edilmediği, davacının muhdesatları için bedel ödemesi yapılmadığının anlaşıldığı, davacı tarafından taşınmazın devri için hesaplanan bedelin depo edildiği, davacının 6292 sayılı Kanunda öngörülen haklarını kullanamadığı, dava konusu taşınmazın rayiç satış bedelinin davacıya depo ettirildiği, davacının hukuki yararının bulunduğu" gerekçesi ile davanın kabulüne, İstanbul ili ... ilçesi ... Mahallesi, ... mevki 270 parsel 2.179,31 m² bahçe nitelikli tam pay olarak Maliye Hazinesi adına kayıtlı taşınmazın tapu kaydının iptal edilerek, davacı ... adına kayıt ve tesciline, davacı tarafından depo edilen bedelin ... Bankasında açılacak hesaba aktarılarak kamu alacaklarına uygulanacak en yüksek faizin uygulanmasının istenilmesine, depo edilen bedelin karar kesinleştiğinde ilgili İdareye ödenmesine karar verilmiştir.
Hükmün davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, ''...somut olayda, davacı tarafça 270 parsel sayılı taşınmazın 30 yıldan bu yana zilyedi olduğu iddiası ile 6292 sayılı Kanun'un 6. maddesi gereğince idareye başvuru yapmalarına rağmen taraflarına devir yapılmadığı sebebi ile tapu iptal ve tescil isteminde bulunulduğu, davalı tarafça taşınmazın sit alanında kalması nedeni ile ... Belediyesine dahi devredilemediği bildirilerek davanın reddinin savunulduğu, Mahkemece davanın reddine karar verildiği, kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesinin az yukarıda belirtilen kararı ile kaldırılmasına karar verildiği, Mahkemece yeniden yapılan yargılama sonunda yine aynı gerekçe ile reddine karar verildiği kararın isinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesinin kararıyla iki kez kaldırılmasına karar verildiği, bu defa Mahkemece davanın kabulüne karar verildiği, kararın davalı vekilince önceki beyanları tekrar edilerek ve yargılama giderleri, harç ve vekalet ücretinden sorumlu tutulmalarının hatalı olduğu sebepleri ile istinaf edildiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanun'un (2577 sayılı Kanun) 2. birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirtildiği üzere; “İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları” ve “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları” kapsamında, idari yargı yerince çözümlenmesi gerektiği sonucuna varıldığı, nitekim Uyuşmazlık Mahkemesinin 25.02.2019 tarihli ve 2018/820 Esas, 2019/117 Karar ve 28.05.2020 tarihli ve 2020/56 Esas, 2020/309 Karar sayılı kararlarının da bu doğrultuda olduğu, keza Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2022 tarihli en son içtihatlarında da bu duruma göre kararlar verildiği, (Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2021/10349 Esas, 2022/6165 Karar, 2021/12782 Esas, 2022/6161 Karar, 2021/16733 Esas, 2022/5799 Karar, 2021/7342 Esas, 2022/5149 Karar, 2021/5894 Esas, 2022/4905 Karar), görevin kamu düzenine ilişkin olduğu, yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınması gerektiği, bu halde, davacının dava konusu taşınmazın 6292 sayılı Kanun'un 6. maddesi gereğince davanın, dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı...'' gerekçeleri ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, kararın kaldırılmasına yeniden hüküm tesisi ile davanın dava şartı yokluğu nedeni ile davanın usulden reddine, davacı tarafça depo edilen bedelin İlk Derece Mahkemesince davacıya iadesine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri bulunmadığına göre, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
SONUÇ:Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesi uyarınca ONANMASINA,
615,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubuna,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.