Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2023/1082 K.2025/4116

🏛️ 8. Hukuk Dairesi 📁 E. 2023/1082 📋 K. 2025/4116 📅 26.05.2025

8. Hukuk Dairesi         2023/1082 E.  ,  2025/4116 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2015/43 E., 2022/4 K.
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davalılar Orman İdaresi, Hazine, Çat Belediye Başkanlığı vekilleri ve bir kısım davacılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sonucu, ...............köyü çalışma alanında bulunan 112 ada 25 parsel sayılı 5.896,08 m² yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle senetsizden, tarla vasfıyla............... Köyü Tüzel Kişiliği adına; 119 ada 18 parsel sayılı 2.059,91 m² yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle senetsizden, hali arazi vasfı ile Hazine adına; 119 ada 43 parsel sayılı 6.427,19 m² yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle senetsizden, hali arazi vasfı ile Hazine adına tespit edildikten sonra vasfı mera olarak değiştirilmiş; 109 ada 29 sayılı parsel sayılı 2.393.707,35 m² yüzölçümündeki taşınmaz ise, orman vasfıyla Hazine adına tesbit edilmiştir.
Davacı ... dava dilekçesinde özetle; ...köyü 112 ada 25, 119 ada 18 ve 43 sayılı parseller ile sınırlarını bildirdiği bir taşınmazın (109 ada 29 parsel olduğu anlaşılan), irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle adına tescilini talep etmiştir.
Davacılar ..., ... ve ... dava dilekçelerinde özetle; ...köyü 109 ada 29 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında bilirkişilerin yanlış beyanda bulunmaları yüzünden davalı Hazine adına tespitinin yapıldığını, bu yerin Hazine ile bir alakası olmadığını, bu yerin zilyet ve tasarrufunun kendilerinde olduğunu, davalı adına yapılan tespitin iptali ile kendi hisseleri oranında adlarına tescilini talep etmişlerdir.
Davaların birleştirilmesinden önce, davacı ... tarafından açmış olduğu davanın yapılan yargılaması neticesinde Çat (Kapatılan) Kadastro Mahkemesinin 24.03.2014 tarihli ve 2007/4 Esas, 2014/30 Karar sayılı kararıyla; 112 ada 25, 119 ada 18 ve 43 parsel sayılı taşınmazlar yönünden davanın reddine tespit gibi tescillerine, 109 ada 29 parsel sayılı taşınmazın dava konusu yapılmadığından karar verilmesine yerolmadığına karar verilmiş; hükmün, davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 30.05.2017 tarihli ve 2015/16979 Esas, 2017/4704 Karar sayılı ilamıyla; "... davacının 112 ada 25, 119 ada 18 ve 119 ada 43 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanmasına karar verildikten sonra, dava konusu 109 ada 29 parsel yönünden, bu taşınmaz hakkında karar verilmesine yer olmadığı yönünde hüküm kurulmasının hatalı olduğu, taşınmazın öncesinin ne olduğunun ve ne şekilde nitelendirildiğinin belirlenmesi gerektiği, taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğunun belirlenmesi halinde zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığının yapılacak inceleme ve araştırma ile saptanarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi ..." gereğine değinilerek bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma sonrası yapılan yargılama sırasında Çat Kadastro Mahkemesinin kapatılması nedeniyle dosya Erzurum Kadastro Mahkemesinin 2017/13 Esasına kaydedilmiş ve aralarında bağlantı bulunması sebebi ile Erzurum Kadastro Mahkemesinin 2015/43 Esas numaralı dosyası ile birleştirilmiş ve yargılama 2015/43 Esas sayılı dosya üzerinden yürütülmüştür.
İlk Derece (Erzurum Kadastro) Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... dava konusu edilen ve fen bilirkişisi tarafından numaralandırılan (A) harfli yerin, tapuda yapılan alım ve satım ile birlikte ana dosya davacıların uzun yıllardır zilyetliğinde bulunduğunu ve yine fen bilirkişisi tarafından numaralandırılan (D) harfli yerin birleşen dosya davacısının babasının uzun yıllardır zilyetliğinde bulunduğunu tutanak ve mahalli bilirkişilerin beyan ettikleri ve davaya konu edilen alanlar bakımından zilyetlik durumu ile ilgili olarak bu beyanların dikkate alınmış olduğu, dava konusu edilen yerlere ilişkin tanzim edilen orman bilirkişi raporunda, dava konusu edilen yerlerin genel itibariyle açıklık alan olduğunun, yakın çevrelerinde orman niteliğinde alan bulunmadığının, çevrelerindeki açıklık alanlarla bütünlük oluşturduğunun, alanda zilyetlik koşullarının bulunmadığının, hava fotoğrafları ve memleket haritasına göre orman alanları dışında kaldığının, 1945 yılında yürürlüğe giren 4785 sayılı Orman yasası ile ilgilerinin bulunmadığının belirtildiği, ziraat bilirkişi raporunda, fen bilirkişilerce numaralandırılan yerlerin tamamının toprak yapısı ve özellikleri ile topoğrafik özelliklerinin tarım arazileri açısından uygun olduğunun, bitki örtüsü ve gelişimi bakımından mera ve orman arazilerinden farklı olduğunun tespit edildiği ve işbu taşınmazların orman sayılmayan yerlerden olduğunun mahkemece hukuken değerlendirildiği, ayrıca ana dosya davacısının dayandığı geldisi Mart 1969 tarih, cilt;1, sayfa;34, sıra no;20 ve en son gittisi 16.10.1985 tarihli, cilt;45, sayfa;64, sıra;1 nolu tapu kaydının hudutları ile birleşen dosya davacısının dayandıkları geldisi Mart 1935 tarih, cilt;1, sayfa;62, sıra no;1 ve en son gittisi 07.03.1989 tarihli, cilt;46, sayfa;50, sıra;1 nolu tapu kaydının hudutları zeminde tek tek okunmak suretiyle mahallinde dinlenen bilirkişilere okunmak suretiyle sorulmuş olup hudutları bakımından teknik bilirkişilerce harf verilmek suretiyle krokilerinde işaretlenip işbu kaydın parsellerin bir kısmını kapsadığının görüldüğü, Yargıtayın yerleşik içtihatları gereğince tapu kaydı zemine uyuyorsa bu tapu kaydı ve ona istinaden sürdürülen zilyetliğe hukuken değer verileceği gözetilerek fen bilirkişisi tarafından tapu kaydı kapsamında kalan ve harflendirilen yerler yönünden Kadastro Kanunu madde 20/C hükmüne istinaden tapu kaydında yer alan miktara itibar edildiği, Kadastro Kanunu madde 13/A-a-b-c maddelerine istinaden tapuda hak sahibi görünen kişiler adına tescil kararı vermek gerektiği ve (A) harfi ile harflendirilen yerin ana dosya davacıları adına, (B) harfi ile harflendirilen yerin birleşen dosya davacısının babası adına tapu kaydındaki miktara bağlı kalınarak karar vermek gerektiği, " gerekçesiyle, ana dosya davacısı tarafından davalılar aleyhine açtığı kadastro tespitine itiraz davasının kabulüne, birleşen 2017/13 Esas sayılı dosya davacısının ile dahili davacının davasının kısmen kabulüne, dava konusu ...Mahallesinde kain 109 ada 29 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile fen bilirkişisi tarafından tanzim edilen 20.09.2021 tarihli fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 18.900,00 metrekare yüzölçümlü yerin tarla vasfıyla, davacı tarafından dayanak yapılan 16.10.1985 tarih, cilt;45, sayfa;64, sıra;1'de kayıtlı hissedar malikleri ve ana dosya davacılarından; 79 payın ... oğlu ................. 79 payın ... oğlu ..., 79 payın ...oğlu ... adına, kalan hisselerin de davada taraf olmayan hisse malikleri adına tapuyu kayıt ve tesciline, dava konusu ...Mahallesinde kain 109 ada 29 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile fen bilirkişisi tarafından tanzim edilen 20.09.2021 tarihli fen bilirkişi raporunda (D) harfi ile gösterilen 919,30 metrekare yüzölçümlü yerin tarla vasfıyla, dahili davacı tarafından dayanak yapılan 07.03.1989 tarih, cilt;46, sayfa; 50, sıra;1'de kayıtlı hissedar malikleri ve birleşen dosya dahili davacılarından; 1080 payın ... adına, kalan hisselerin de davada taraf olmayan hisse malikleri adına tapuyu kayıt ve tesciline, dava konusu ...Mahallesinde kain 109 ada 29 parsel sayılı taşınmazdan geriye kalan 2,373,888.05 metrekare yüzölçümlü kısmın orman vasfı ile kadastro tespiti gibi tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı ... İdaresi vekili, davalı Hazine vekili, davalı ... vekili ve bir kısım davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, bu karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Şöyle ki; T.C Anayasasının 141. maddesi hükmü uyarınca, duruşmaların aleniyeti kuralı gereği, tefhim edilen kısa kararla gerekçeli kararın birbirine aykırı ve çelişik olmaması gerekir.
Buna göre, yargılamanın açık olarak yapılması ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 297/2. madde hükmü gereğince de yargılama sonunda verilen kararda taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan haklar sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde açıkça gösterilmesi gerekmektedir. Anılan Kanun'un 298/2. maddesi ise, sonradan yazılacak gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağını amirdir. Bu nedenle, mahkeme hükmü tek olduğundan ve kısa kararla aynı sonuçları taşıyacağından, kısa karar ve gerekçeli karar arasında çelişki bulunması halinde kanun uygun bir hükmün varlığından söz edilemeyecektir.
Nitekim Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 10.04.1992 tarihli ve 7/4 sayılı kararında, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili bulunmasının bozma nedeni sayılacağı belirtilmiş olup, mahkemece yapılacak iş; önceki kararla bağlı kalınmaksızın çelişki giderilmek suretiyle yeni bir karar vermekten ibarettir.
Kısa kararla, gerekçeli karar arasındaki çelişki, mahkemelere ve yargıya olan güveni sarsacağı gibi, infazda duraksamaya yol açacağı da açıktır. Hükümlerin kurulmasında esas olan kısa karar olup, gerekçeli karar da buna uygun olmalıdır. Mahkemelerce, resen gerekçeye açıklama eklenmek suretiyle de kısa karar ve gerekçeli kararda değişiklik yapılamaz.
Yukarıda açıklanan bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; İlk Derece Mahkemesince verilen kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, "Dava konusu ...Mahallesinde kain 109 ada 29 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile fen bilirkişisi tarafından tanzim edilen 20.09.2021 tarihli fen bilirkişi raporunda (D) harfi ile gösterilen 919,30 metrekare yüzölçümlü yerin tarla vasfıyla, dahili davacı tarafından dayanak yapılan 07.03.1989 tarih, cilt;46, sayfa;50, sıra;1'de kayıtlı hissedar malikleri ve birleşen dosya dahili davacılarından; 1080 payın ... adına, kalan hisselerin de davada taraf olmayan hisse malikleri adına tapuyu kayıt ve tesciline" şeklinde hüküm kurulduğu halde, gerekçeli kararın gerekçe bölümünde "(B) harfi ile harflendirilen yerin birleşen dosya davacısının babası adına tapu kaydındaki miktara bağlı kalınarak karar vermek gerekmiştir." şeklinde açıklamaya yer verilerek, kısa karar ve gerekçeli kararın hüküm fıkrası ) ile gerekçeli kararın gerekçe bölümü arasında çelişki ve tereddüt yaratıldığı anlaşılmıştır.
Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, önceki kararla bağlı kalınmaksızın, söz konusu çelişkiyi ortadan kaldıracak şekilde, infaza elverişli hüküm kurulması gerekmekte olup, temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün bozulmasına ve bozma nedenine göre de, sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 26.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.