Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2024/4967 K.2025/3869

🏛️ 8. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/4967 📋 K. 2025/3869 📅 21.05.2025

8. Hukuk Dairesi         2024/4967 E.  ,  2025/3869 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/185 E., 2024/2809 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 32. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/188 E., 2023/338 K.
Taraflar arasında İstanbul 32. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen tevliyete ehil vakıf evladı olduğunun tespiti davası sonucunda verilen hükme karşı davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Asıl ve birleşen dosya dava dilekçelerinde; davacıların Beyoğlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1998/244 Esas, 2001/719 Karar sayılı ilamı ile ... Paşa Vakfı’nın evladı olduğu ileri sürülerek davacıların ... Vakfı'nın tevliyetine ehil vakıf evladı olduklarının tespiti istenmiştir.
İlk Derece Mahkemesince; her ne kadar davacı ... ve birleşen dosya davacı ...'ın Beyoğlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.11.2001 tarih 1998/244 E. 2001/719 K. Sayılı ilamındaki ... Vakfının evlatlığının tespitine dayanılsa da adı geçenlerin vakfeden ile soy bağı olan ya da soy bağı olmasa bile galleden kendisine pay özgülenen diğer kişilerden olmadığı, vakıf evlatlığına ilişkin dosya içerisine davacıların soy bağına ilişkin nüfus kayıtlarının tümünün getirtildiği, alınan 28.04.2021, 23.05.2022 ve 18.06.2023 tarihli üç ayrı bilirkişi raporuna göre de dayanak alınan Mahkeme kararındaki bilirkişi raporunun hatalı olduğunun tespit edildiği, Osmanlılar döneminde 1831 yılına kadar modern anlamda nüfus sayımı ve nüfus kaydı olmadığı, 1831 sayımından sonra gerçek anlamda modern sayımlar ve nüfus kayıtlarının 20. yüzyıl başlarında tutulduğu dikkate alındığında davacıların ...Paşanın oğlu...’ın torunu olduğunu kanıtlayamadığı, ayrıca 1897 tarihli Teftiş Mahkemesi ilamında beyan edilen 46 kişilik liste içerisinde davacıların üst soylarının isminin geçmediği, yine dava konusu vakfa ait şahsiyet kaydında adları bulunan son mütevelliler ile davacıların ve üst soylarının soy bağının kurulamadığı, her ne kadar 13.11.2001 tarihli Mahkeme ilamı temyiz incelemesinden geçerek kesinleşmişse de tek başına davacıların soy bağını ispat eder mahiyette olmayacağı, ilgili kararın kesin hüküm teşkil etmediği, güçlü delil olarak kabul edilse dahi aksinin alınan bilirkişi raporları ile kanıtlandığı gerekçesi ile asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Davacılar vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; İlk Derece Mahkemesince yaptırılan inceleme sonucunda düzenlenen ve alanında uzman üç farklı bilirkişi tarafından sunulan raporların tümünde, nüfus kayıtları, 1897 tarihli Teftiş Mahkemesi ilamı ve dosyadaki diğer belgelerin ayrıntılı tetkiki sonucunda davacıların vakfeden ile soy bağının bulunmadığı gibi, soy bağı olmasa bile galleden kendisine pay özgülenen diğer kişilerden de olmadığı şeklindeki tespitlerin yerinde olduğu, dosya içeriğinden, Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2019/825 Esas sayılı verasetin ilamı davasının, davacıların murisi ile bir bağlantısının bulunmadığı, dosyada mevcut delil durumuna göre; İspat yükü kendisine düşen davacıların tevliyete ehil vakıf evladı oldukları iddiasını ispat edemedikleri gerekçesi ile davacılar vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmeyerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Davacılar vekili Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı verdiği temyiz dilekçesinde; dava ve istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebepleri tekrar ederek Beyoğlu 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 13.11.2001 tarih, 1998/244 Esas ve 2001/719 Karar sayılı kararı ile diğer aile bireylerinin yanı sıra, davacıların her ikisinin de vakıf evladı olduklarının tespitine ve tesciline dair hüküm kurulduğunu, verilen kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiğini, davacıların Şehit ... Vakfının vakıf evladı olduklarınını kesin hükümle tespit ve tescil edildiğinin açıkça ortada olduğunu, arz edilen ve resen gözetilecek nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Dava, mülhak vakfa mütevelli atanma kararına esas teşkil etmesi yönü ile vakfın tevliyetine ehil vakıf evladı olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 3. maddesine göre mülhak vakıf, mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin yürürlük tarihinden önce kurulmuş olan yönetimi vakfedenlerin soyundan gelenlere şart edilmiş ve bu kişiler tarafından yönetilen vakıflardır. Tevliyete ehil vakıf evladı olduğunun tespiti Mahkemeye, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 6. maddesi gereğince atama (tevcih) ise davalı idareye ait bir görevdir.
Tevliyeti evlada şart kılınan vakıflarda tevliyete ehil olunduğunun tespiti için açılan davada, öncelikle vakfeden ile soybağının ispatlanması, sonra da vakfiyede öngörülen şartların gerçekleşmesi gerekir. Yani bu tür davalarda incelenecek ilk husus; davacı ile vakfeden arasında iddia edildiği üzere kan bağı yolu ile soybağı mevcut olup olmadığı, eğer soybağı kurulabiliyorsa ikinci aşamada vakfiyelerde tevliyet için öngörülen şartların somut olayda davacı yönünden gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması olacaktır.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden; davacıların Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen Beyoğlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1998/244 Esas ve 2001/719 Karar sayılı Mahkeme kararı ile dava konusu vakfın evladı oldukları tespit edilmiş olduğundan vakfeden ile soybağının yöntemince ispatlandığı, iş bu ilam yargılamanın iadesi yolu ile ortadan kaldırılmadığı müddetçe tarafları bağlayacağı açıktır.
Davacılar ile vakfeden arasında yukarıda açıklandığı üzere soybağının kurulması üzerine ikinci aşamada vakfiyede tevliyet için öngörülen şartların davacılar yönünden gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulması gerektiği, buna göre somut olayda Mahkemece yapılacak iş; vakfiyede tevliyet için öngörülen şartların neler olduğu ve davacıların iş bu şartlara haiz olup olmadıkları hususunda denetime elverişli bilirkişi raporuyla tespit edilip tüm delillerin birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu davacılar ile vakfeden arasında soybağı kurulamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görülerek temyiz edilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,
İstek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.