Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2024/2030 K.2025/3863
8. Hukuk Dairesi 2024/2030 E. , 2025/3863 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1258 E., 2024/616 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2014/271 E., 2022/139 K.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen vakıf evladı ve tevliyete ehil vakıf evladı olduğunun tespiti davası sonucunda verilen hükme karşı davalı ... vekili ile davalı mülhak Vakıf vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı ... vekili ve davalı mülhak Vakıf vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava dilekçesinde; davacı ...'in Mülhak ... Aksarayi Vakfı'nın evladı olduğunun tespiti yanında tevliyete müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti istenmiştir.
Davacı ...'in kız kardeşleri ... ve ... ayrı ayrı verdikleri asli müdahale dilekçesi ile; davaya müdahil olarak katılmak istediklerini beyan etmişlerdir.
İlk Derece Mahkemesince; dava, galleye müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti istemi olarak nitelenip dosya içerisinde bulunan vakfiye, hüküm kurmaya elverişli 11.10.2021 tarihli bilirkişi raporu diğer bilgi ve belgeler dikkate alınarak davanın kabulüne karar vermek gerektiği gerekçesiyle; "1-Davacı ve asli müdahillerin davasının kabulü ile, ..., ... ve ...'in ... Vakfı'nın evladı olduklarının tespitine" karar verilmiştir.
Davalı ... vekili ile davalı mülhak Vakıf vekilinin
istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; davacı ve asli müdahillerin, nüfus kayıtları ve kesinleşen Beyoğlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1986/593 Esas ve 1988/374 Karar sayılı Mahkeme kararına göre dava konusu vakıfta mütevelli olarak görev yapmış vakıf evladı Zeki Kılıç ile soybağının yöntemince ispatlandığı, vakfiyede tevliyetin aslah ve erşed vakıf evladına bırakıldığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli olduğu dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesi ile her iki davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Davalı ... vekili ile davalı mülhak Vakıf vekili Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı verdikleri temyiz dilekçelerinde; istinaf dilekçelerinde ileri sürülen sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemişlerdir.
Dava, dava dilekçesindeki anlatıma göre mülhak vakfın evladı olduğunun tespiti yanında vakfın tevliyetine müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun (5737 sayılı Kanun) 3. maddesine göre mülhak vakıf, mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin yürürlük tarihinden önce kurulmuş olan yönetimi vakfedenlerin soyundan gelenlere şart edilmiş ve bu kişiler tarafından yönetilen vakıflardır. Tevliyete ehil vakıf evladı olduğunun tespiti Mahkemeye, 5737 sayılı Kanun’un 6. maddesi gereğince atama (tevcih) ise davalı İdareye ait bir görevdir.
Tevliyeti evlada şart kılınan vakıflarda tevliyete ehil olunduğunun tespiti için açılan davada, öncelikle vakfeden ile soybağının ispatlanması, sonra da vakfiyede öngörülen şartların gerçekleşmesi gerekir. Yani bu tür davalarda incelenecek ilk husus; davacı ile vakfeden arasında iddia edildiği üzere kan bağı yolu ile soybağı mevcut olup olmadığı, eğer soybağı kurulabiliyorsa ikinci aşamada vakfiyelerde tevliyet için öngörülen şartların somut olayda davacı yönünden gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması olacaktır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 137 ve devamı maddelerinde ön incelemenin kapsamı ve ön inceleme duruşmasına dair usuller belirlenmiş olup dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılacağı, Mahkemece ön incelemede; dava şartlarını ve ilk itirazları inceleyeceği, uyuşmazlık konularını tam olarak belirleyeceği ve bu hususları tutanağa geçireceği ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemeyeceği ve tahkikat için duruşma günü verilemeyeceği düzenlenmiştir.
Anayasa'nın 141. maddesi uyarınca, mahkeme kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir. Bu husus 6100 sayılı Kanun'un 297. maddesinde de hüküm altına alınmıştır. Sözü edilen anayasal ve kanuni düzenlemeler gereğince, hakimin, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılarak değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri kararda göstermesi zorunludur. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrasının birbirine aykırı olmaması gerekir.Nitekim Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 10.04.1992 tarihli ve 7/4 sayılı kararında da, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili bulunmasının bozma nedeni sayılacağı belirtilmiştir.
Somut olayda; dava dilekçesindeki anlatıma göre dava, mülhak vakfın evladı olduğunun tespitinin yanında vakfın tevliyetine müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti istemlerine ilişkin olduğu, mahkemece 20.04.2017 ön inceleme duruşmasında uyuşmazlık konuları belirlenerek davanın nitelemesinin yapılmadığı, gerekçeli karar başlığında dava; tevliyete ehil vakıf evladı olduğunun tespiti olarak yazılmasına rağmen hükmün gerekçe kısmının son paragrafında davanın, galleye müstehak vakıf evladı olduğunun tespiti talebi olarak nitelenip, hüküm fıkrasında ise davacı ve asli müdahillerin davasının kabulü ile, ..., ... ve ...'in ... Vakfı'nın evladı olduklarının tespitine karar verilerek gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki meydana getirilmiştir.
Böyle bir durumun bozma nedeni oluşturacağına ve bozmadan sonra mahkemenin önceki kısa kararla bağlı olmaksızın çelişkiyi giderme koşuluyla vicdani kanaatine göre karar verebileceğine yönelik Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunca 10.04.1992 tarihli ve 7/4 sayıyla karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince hüküm ile gerekçe arasında çelişki oluşturacak şekilde karar verildiği anlaşıldığından 6100 sayılı Kanun'un 298/2. maddesine aykırı kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre şimdilik diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,
İstek halinde peşin harcın temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.