Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2024/5576 K.2025/3449
8. Hukuk Dairesi 2024/5576 E. , 2025/3449 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/76 E., 2023/589 K.
Taraflar arasındaki uygulama kadastrosu tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesı kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve tetkik hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
İlk Derece Mahkemesince verilen önceki karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup, hükmüne uyulan bozma ilamında özetle; "... çekişmeli taşınmazın tesis kadastrosuna ilişkin ölçü ve sınırlandırma krokisi, tesis ve uygulama kadastrosuna ait hesap cetvelleri, ölçü cetvellerinin getirtilerek dosya içerisine alınması, bundan sonra harita mühendisi sıfatına sahip üç kişilik uzman bilirkişi kurulundan denetime elverişli rapor alınması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi " gereğine değinilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; "... dava konusu taşınmazın uygulama kadastrosu çalışmalarının, 1978 yılındaki zeminde mevcut sınırları yansıtacak şekilde uygun olarak yapıldığının anlaşıldığı ..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yapılan yargılama ve uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirmesine, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda hüküm verildiğine ve 6100 sayılı Kanun’un geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre, bozma ilamında ve İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,
427,60 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 187,80 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
06.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
K A R Ş I O Y
Dairemiz önüne gelen olayda uyuşmazlık, davacıya ait taşınmaz hakkında 3402 sayılı Kadastro Kanunu' nun 22/2.a maddesi uyarınca yapılan uygulama kadastrosu tespitinin yöntemine uygun yapılıp yapılmadığı ve bu çalışma ile belirlenen sınırın doğru olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Sayın Çoğunluk, uygulama kadastrosu tespitinin iptali istemiyle açılan eldeki davanın reddine karar verilmesinde hukuka aykırı bir yön görmemiş; bu yöndeki İlk Derece Mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir.
Aşağıda açıklamış olduğum nedenlerle Sayın Çoğunluğun bu görüşüne katılmam mümkün olmamıştır:
İlk Derece Mahkemesince, "... dava konusu taşınmazın uygulama kadastrosu çalışmalarının, 1978 yılındaki zeminde mevcut sınırları yansıtacak şekilde uygun olarak yapıldığının anlaşıldığı ..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ne var ki varılan bu sonuç yasal düzenlemelere ve dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. Şöyle ki; dosya kapsamına göre dava, uygulama kadastrosuna itiraza ilişkin olup, 3402 sayılı Kanunu' un 22.02.2005 tarihli ve 5304 sayılı Yasa ile değişik 22/a maddesi ve bu madde uyarınca 29.11.2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren "Kadastro Haritalarının Yeniden Düzenlenmesi ve Tapu Sicilindeki Gerekli Düzeltmelerin Yapılmasında Uygulanacak Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmelik” hükümlerine göre yapılan uygulama kadastrosunun amacı, tapulama, kadastro veya değişiklik işlemlerine ilişkin; sınırlandırma, ölçü, çizim (tersimat) ve hesaplamalardan kaynaklanan hataları gidermek ve teknik açıdan yetersiz kalan, uygulama niteliğini kaybeden, eksikliği görülen veya zemindeki sınırları gerçeğe uygun göstermediği anlaşılan kadastro haritalarının yenilenmesini ve uygulanabilir hale getirilmesini sağlamaktır.
Uygulama kadastrosu yapılırken öncelikle zeminde bulunan ve tesis kadastrosu tarihinde mevcut olan sabit nokta ve sınırlardan, aynı döneme ya da yöreye ait farklı amaçlarla üretilmiş haritalar ile benzeri verilerden yararlanılarak yapılan teknik çalışmalarla, tesis kadastrosuna ait pafta haritaları ortofoto üzerine işlenmekte; haritanın zemine uygun olmaması halinde farklılıkların nerelerden ve hangi sebeplerden kaynaklandığının tespit edilip varsa hatalar yöntemine uygun şekilde giderilmekte, düzenlenen ada raporu ile yapılan teknik çalışmalar ve gerekçeleri açıklanmakta; bundan sonra yönetmelikte açıklanan ilkeler çerçevesinde taşınmazların bütün sınırları tek tek değerlendirmeye tabi tutularak ilk tesis kadastrosu sırasındaki gerçek fiili duruma ulaşılmaya çalışılarak, uygulama tutanağı düzenlenmekte ve uygulama kadastrosu haritaları üretilmektedir. İşte, uygulama kadastrosuna itiraz davaları, uygulama kadastrosu faaliyetinin yöntemine uygun yapılıp yapılmadığının denetlenmesine yönelik davalardır. Bu nedenle mahkemelerce, uygulama faaliyetine eşdeğer ve amaca uygun bir araştırma yapılması zorunludur.
Davacı vekili, uygulama kadastrosu sırasında müvekkili olan davacıya ait...mevkii 102 ada 14 (eski 81) parsel sayılı taşınmazın yüz ölçümünün 7.500 m2 olmasına rağmen 6.500 m2 olarak 1.000 m2 eksik yazıldığını, kendi taşınmazına komşu 102 ada 15 (eski 82) parsel sayılı taşınmazın davalı ...'e ait olup bu taşınmazın yüz ölçümünün öncesinde 6.300 m2 iken daha sonra 7.213 m2 olduğunu, 102 ada 13 (eski 80) parsel sayılı taşınmazın davalı ..............' ya ait olup bu taşınmazın yüz ölçümünün öncesinde 11.600 m2 iken daha sonra 12.658 m2 olduğunu, davacıya ait olan 1.000 m2 taşınmazın davalıların taşınmazına eklendiğini ve bu şekilde tapuya tescil edildiğini ileri sürerek dava açmıştır.
İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi heyeti raporunda, dava konusu taşınmazın / taşınmazların uygulama kadastrosunun, tapulama çalışmalarının yapıldığı 1978 - 1979 yıllarındaki zemindeki mevcut sınırları yansıtacak şekilde yapıldığının tespit olunduğu bildirilmiştir.
Ancak; teknik bilirkişi raporuna ekli, taşınmazların ada ve parsel bazında tesis kadastrosu paftası ile uygulama kadastrosu paftasının çakıştırılmış durumunu gösteren haritalar incelendiğinde, tesis kadastrosu ile davacıya ait 102 ada 14 (eski 81) parsel sayılı taşınmaz içerisinde tespit edilen bir bölümün, uygulama kadastrosu sonucunda davalı Mehmet Karakaya' ya ait 102 ada 13 (eski 80) parsel sayılı taşınmaz içerisine alındığı, dosya arasında bulunan belgelerden, taraflara ait taşınmazalar arasındaki sınırın 1979 yılında yapılan tesis kadastrosu sırasında düzenlenen ölçü krokisinde düz çizgi olarak gösterildiği ve sabit bir sınırın paftasında işaret edilmediği, ayrıca bilirkişi raporunda, tesis kadastrosu tarihinden önceki ve sonraki döneme ilişkin hava fotoğraflarına göre söz konusu taşınmazlar arasında sabit sınır niteliğinde bir sınırın bulunduğu yönünde bir belirleme yapılmadığı, hava fotoğrafındaki zemin durumu ile şu andaki zemin durumunun uyumlu olduğu açıklanarak, 3402 sayılı Kanun' un 22.a maddesi uyarınca yapılan çalışmanın doğru olduğu kanaatinin belirtildiği, buna göre bilirkişilerce bildirilen bu durumun, fiili kullanım sınırına ilişkin olduğu anlaşılmakta olup, uygulama kadastrosu yapılırken fiili kullanım sınırının değil, teknik belgelerinde bir hata yok ise tesis kadastrosu sonucu düzenlenen paftadaki sınırların dikkate alınacağı, davanın mahiyeti gereği fiili kullanım durumuna değer verilmeyeceği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, uygulama kadastrosunun amacının mülkiyet uyuşmazlığını çözmek olmadığı, teknik belgelerinde bir hata yok ise, tesis kadastrosundaki sınırların dikkate alınması gerektiği, dolayısıyla uygulama kadastrosu ile eldeki mevcut tesis kadastrosu paftasından hareketle yeni pafta oluşturulacağı, tesis kadastrosu tarihinden önceki ve sonraki döneme ilişkin hava fotoğraflarına göre söz konusu taşınmazlar arasında sabit sınır niteliğinde bir sınırın bulunduğu yönünde bir belirleme yapılmadığı, bu durum karşısında taşınmazlar arasındaki sınırın sabit sınır tipinde olmadığı ve bu sınırın geçerli sınır olarak kabul edilmesi gerektiğ, buna bağlı olarak eldeki davada, tesis kadastrosu sonucu oluşan sınırlardan ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmadığı ve tesis kadastrosu ile oluşan sınırların esas alınması gerektiği ve tesis kadastrosu ile davacıya ait 102 ada 14 (eski 81) parsel sayılı taşınmaz içerisinde tespit edilen bir bölümün, uygulama kadastrosu sonucunda davalı .......................' ya ait 102 ada 13 (eski 80) parsel sayılı taşınmaz içerisine alındığı gözetilerek, bu davalı .................... mirasçıları yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile davanın reddedilmiş olmasının usul ve yasaya uygun bulunmadığı ve bu nedenle ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan, Sayın Çoğunluğun onama görüşüne katılmıyorum.