Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2023/2697 K.2025/3255

🏛️ 8. Hukuk Dairesi 📁 E. 2023/2697 📋 K. 2025/3255 📅 24.04.2025

8. Hukuk Dairesi         2023/2697 E.  ,  2025/3255 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 22.02.2023
SAYISI : 2022/1889 E., 2023/204 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Niğde Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2021/4 E., 2022/19 K.
Taraflar arasındaki uygulama kadastrosuna itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının, davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Niğde ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22/2-a maddesi uyarınca 2015 yılında yapılan uygulama kadastrosu sonucunda, tapuda davacı adına kayıtlı bulunan eski 391 parsel sayılı 21.400  m² yüzölçümündeki taşınmaz, 136 ada 27 parsel numarasıyla 14.754,56 m² yüzölçümlü olarak; tapuda davalı adına kayıtlı bulunan eski 392 parsel sayılı 11.800 m² yüzölçümündeki taşınmaz ise, 136 ada 26 parsel numarasıyla 15.637,76 m² yüzölçümlü olarak tespit edilmiştir.
Davacı ..vekili dava dilekçesinde; uygulama kadastrosu sırasında davacı adına kayıtlı bulunan Niğde ili .. ilçesi ... Mahallesi eski 391 yeni 136 ada 27 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümünün azaldığını, eskikliğin davalı adına kayıtlı komşu taşınmazdan kaynaklandığını ileri sürerek, eski hale getirilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... 20.06.2022 tarihli bilirkişi raporunda davacı tarafa ait taşınmazdaki yüzölçümü azalmasının 3402 sayılı Kanun' un 22/a maddesi çalışmasındaki yapılan yanlışlıklar ve usulsüzlüklerden kaynaklanmadığı, kadastro paftasının hatalı üretilmesi sonucundan kaynaklandığı, ilk tesis kadastrosu sınırlarının uygulanabilir olmadığı, yapılan uygulama kadastrosunda tespit edilen sınırların hava fotoğrafı çakıştırmaları ile uyumlu olduğu hususlarının belirtildiği ve tüm dosya kapsamı ile bilirkişi kurulunun sunmuş olduğu rapor göz önünde bulundurulduğunda 3402 sayılı Kanun' un 22/a maddesi uyarınca yapılan çalışmasının usul ve yasaya uygun olduğunun anlaşıldığı ..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hükmün, davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; "... teknik açıdan yetersiz kalan, uygulama niteliğini kaybeden, eksikliği görülen veya zemindeki sınırları gerçeğe uygun göstermediği anlaşılan kadastro haritalarının yenilenmesi ve uygulanabilir hale getirilmesi amacıyla ilk kez 23.06.1983 tarihli ve 2859 sayılı Kanun uyarınca yenileme çalışmalarının (yenileme kadastrosu) yapılmış olduğu, bu yasa ihtiyaca cevap vermeyince, 22.02.2005 tarihli ve 5304 sayılı Kanun ile değişik 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 22/a maddesi ile bu madde uyarınca çıkarılan ve 29.11.2006 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Kadastro Haritalarının Yeniden Düzenlenmesi ve Tapu Sicilindeki Gerekli Düzeltmelerin Yapılmasında Uygulanacak Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmelik" hükümlerine göre çalışmaların (uygulama kadastrosu) yapılmaya başlandığı, uygulama (yenileme) kadastrosunun amacının, tapulama, kadastro veya değişiklik işlemlerine ilişkin; sınırlandırma, ölçü, çizim (tersimat) ve hesaplamalardan kaynaklanan hataları gidermek olduğu, uygulama kadastrosu, 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinin istisnası olmadığı gibi, mülkiyet ihtilaflarının idari işlemle ortadan kaldırılması gibi bir amaca da sahip olmadığı, bu nedenlerle, uygulama kadastrosu sırasında mülkiyet ihtilaflarının gündeme getirilemeyeceği, kural olarak, tesis kadastrosu hangi yöntemle yapılmış ise uygulama kadastrosunun da o yöntem göz önüne alınarak yapılmasının gerektiği, yörede tesis kadastrosunun takometrik yöntemle yapılmış olduğu, dava dosyasında bulunan Niğde İl Özel İdaresinden 06.06.2022 tarih 19641 sayılı yazı
ekinde yer alan dava konusu alana ait 1970 yılında üretilen toprak tevzii haritası /
tablendikatif ile ilk tesis kadastro çalışmalarında Toprak Tevzii Paftasının altlık alınmak
suretiyle oluşturulan sınırlandırma haritası birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu 136 ada
26 ve 27 nolu parsellerin arasındaki sınırın toprak tevzi paftasında olmadığı, parsellerin
arasındaki sınırların ilk tesis kadastro çalışmalarında oluşturulduğu, tablendikatif tablosunda
toprak tevzi paftasındaki 495 nolu parselin ... oğlu .... adına
kayıtlı ve 65 000.00 m², 494 nolu parselin .. oğlu ... adına kayıtlı ve 39.000.00 m² yüzölçümlü olduğu,
eski 389, 390 ve 391 no.lu parsellere ait tapulama tutanaklarının ve haritaların incelenmesi ile
ilk tesis kadastrosunda toprak tevzii haritasında yer alan 495 ve 494 nolu parsellerin
birlikte değerlendirilerek aralarındaki sınırın iptal edildiği, rızai ve harici taksim sonucu
yeniden parsellenerek 136 ada 28(eski 389), 136 ada 27 (eski 391), 136 ada 26 (eski 392),
136 ada 25 (393), 136 ada 24 (eski 394), 136 ada 23 (eski 395), 136 ada 22 (eski 396)
parseller olduğunun tesbit edildiği, bilirkişilerce incelenen 1958 ve 1959 yıllarına ait hava fotoğraflarının sabit sınırlar baz alınarak dönüştürülmüş olup ilk
tesis kadastrosu ve yenileme kadastrosu ile çakıştırılması durumunda yapılan incelemede bu
tarihlerde parsellerin sınırlarının
belli olmadığı, tesis kadastrosu (1985), toprak tevzi haritası (1970) yapım yılına yakın 1987 tarihli hava fotoğrafının sabit sınırlar baz alınarak dönüştürülmüş olup ilk tesis kadastrosu ve yenileme
kadastrosu ile çakıştırılması durumunda yapılan incelemede, parsellerin güney doğusunda bulunan yolun belirgin olduğunun, bu yolun yenileme
çalışmasındaki sınırları ile uyumlu olduğunun, ancak ilk tesis kadastrosundaki yol ile kayık
olduğunun, yani uyumlu olmadığının,
dava konusu 136 ada 26 ve 27 no.lu parseller arasındaki sınırın belirgin olmadığının, ancak
komşu parseller olan 136 ada 28, 25, 24, 23 ve 22 no.lu parsellerin sınırlarının ise yenileme
kadastrosundaki sınırlar ile uyumlu olduğunun, ilk tesis kadastrosundaki sınırların ise kayık
olduğu yani uyumlu olmadığının tesbit edildiği, tesis kadastro tutanaklarında 1937 tarihli ve 569 tahrir numaralı 120.000,00 m² yüzölçümlü vergi kaydına göre evvelinde bir bütün halde .. oğlu..., ..., ... ve .. oğlu .. .. adına müştereken kayıtlı taşınmazın 1940 yılında 16 kısma taksim edildiği, 368 ve 389 parsellerin .. oğlu .. hissesine, 388 parselin .. hissesine, 381 parselin ise ..hissesine, 382, 383, 384, 385, 386 ve 387 parsellerin bir bütün halde ve yine 391, 392, 393, 394, 395 ve 396 parsellerin de bir bütün halde .. .. hissesine isabet ettiği, ...'un 1963 yılında ölümü ile mirasının karısı .. kızı ... ile evlatları .., ..., ... ile ... ve ...'e kaldığı, mirasçılar arasında 1964 yılında yapılan rızai taksim ile 382 ve 391 parsellerin .. kızı ...'a, 384 ve 393 parsellerin ...'a, 387 ve 394 parsellerin ... .., 383 ve 392 parsellerin ...'a, 385 ve 396 parsellerin ...'ya, 386 ve 395 parsellerin ise ...'e bırakıldığı, vergi kaydının doğu tarafından geçen yolun yön değiştirmeyen kadim yol olduğu hususlarının belirtildiği, sonuç olarak, tarafların amca çocukları oldukları, dava konusu taşınmazların önce 1940 yılında 16 parçaya bölündüğü, bunlardan 12 parçanını tarafların dip murisi olan dedeleri .. oğlu .. .. bırakıldığı, murisin 1963 yılında vefatı ile mirasının 1964 yılında paylaşıldığı, 136 ada 27 parselin (391) yine tarafların dip murisleri olan babaanneleri ...'a, 136 ada 26 parselin (392) ise davalının babası ...'a bırakıldığı, 1985 yılında yapılan tesis kadastrosunun altlığı olan 1970 tarihli toprak tevzi haritası ile tesis paftasında uyum bulunmadığı, tesis paftasında kayıklık olduğu, dava konusu taşınmazlar arasında tesis kadastrosunda bir sınır oluşturulmuş ise de, toprak tevzi haritasında taşınmazlar arasında bir sınır bulunmadığı, tesis kadastrosu sırasında rızai taksimle sınırların oluşturulduğunun belirtildiği, yine keşifte taşınmazlar arasındaki sınırın tırman olduğunun belirtildiği, zeminde bulunan sınırlar ile uygulama kadastrosunun ve 1987 tarihli hava fotoğrafının uyumlu olduğunun ve İlk derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılamaya, toplanan delillere, dosya içeriğine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye göre delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığının anlaşıldığı, davanın reddine karar verilmesinde usul ve kanuna aykırılık görülmediği ..." gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ve iş bu karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesi uyarınca ONANMASINA,
179,90 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 435,50 TL nin temyiz eden davacıdan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.