Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2023/846 K.2025/2682

🏛️ 8. Hukuk Dairesi 📁 E. 2023/846 📋 K. 2025/2682 📅 07.04.2025

8. Hukuk Dairesi         2023/846 E.  ,  2025/2682 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/195 E., 2022/256 K.
Taraflar arasında görülen kadastro (tespite itiraza ilişkin) davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiş olup, bu kez bir kısım davalılar vekili ve davacı vekili tarafından İlk Derece Mahkemesi kararı temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
... ili ... ilçesi ... Mahallesi eski 101 parsel sayılı 4972 m² yüzölçümündeki taşınmaz, 5304 sayılı Kanun'un 6. maddesi ile değişik 3402 sayılı Kanun'un 22. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi hükmüne göre yapılan kadastro haritalarının yeniden düzenlenmesi ve tapu sicilinde gerekli düzeltmelerin yapılması işleminde, 28231 ada 1 parsel sayısı ve 5449,42 metrekare yüzölçümünde yeni haritası ile malik hanesi “tapu kütüğünde olduğu gibi” şeklinde tespit edilerek 3402 sayılı Kanun'un 11. maddesine göre 21.01.2011 ila 21.02.2011 tarihleri arasında ilan edilmiştir.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... ili ... ilçesi ... köyü sınırları içerisinde ilk orman tahdidin 3116 sayılı Kanun'a göre 1946 yılında yapıldığını ve ilan edilerek kesinleştiğini, dava konusu taşınmazın kesinleşmiş orman tahdit sınırları içerisine bırakıldığını belirterek taşınmazın kesinleşmiş orman tahdit sınırları içerisinde kalan kısmının orman vasfı ile Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; davacı vekili tarafından temyiz edilen hüküm, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 25.11.2020 tarihli ve 2020/8350 Esas, 2020/5657 Karar sayılı kararıyla bozulmuştur.
Bozma kararında özetle; yapılan inceleme ve araştırma taşınmazın orman tahditi içinde kalan yerlerden olup olmadığını, orman tahditi içinde kalan yerlerden ise mera tefrikine konu edilip edilmediğini, sonraki tarihlerde yapılan Orman Kadastrosuna konu olup olmadığını belirlemekten uzak olduğu belirtilerek maki tefrik, toprak tevzi ve Orman Kadastro çalışmalarına ilişkin belgelerin getirtilerek taşınmazın orman sınırları içerisinde kalıp kalmadığının belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gereğine değinilmiştir.
Bozma kararı üzerine yapılan yargılama sonucunda İlk Derece Mahkemesince; dava konusu taşınmazın 5.107,85 m²'sinin kesinleşmiş Orman Kadastrosu sınırları içerisinde kaldığı, 341,57 m² alanın ise kesinleşmiş orman sınırları dışında (2B) kapsamı içinde kaldığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile 23.05.2022 tarihli bilirkişi raporunda (B) ile gösterilen 5107,85 m²'lik kısmın davalılar adına olan tapusunun iptali ile Hazine adına orman vasfı ile kayıt ve tesciline, (A) ile gösterilen 341,57 m²'lik kısım yönünden davacının davasının reddine karar verilmiş; hüküm bir kısım davalılar vekili ve davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazın bir kısmının kesinleşmiş orman tahdidi içinde bir kısımının (2B) kapsamı içinde kaldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmişse de delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülmüştür. Şöyle ki; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 22.03.1996 tarihli ve 1993/5 Esas, 1996/1 Karar sayılı içtihadında, 3116 sayılı Orman Kanunu'nun 5653 sayılı Kanun ile değişik 1/e maddesine göre çıkarılan "Makilik ve Orman Sahalarının Birleştiği Yerlerde Orman Sınırlarının Tespitine Ait Yönetmelik" ile bu Yönetmelik uyarınca kurulan maki komisyonlarının yasal olduğu ve yaptıkları işlemlerin de geçerli olduğu kabul edilmiş ve söz konusu komisyonlar tarafından makilik alan olarak belirlenen taşınmazlar hakkında özel kanunlar gereğince oluşturulan tapular da yasal prosedüre uygun ve geçerli olduğundan bu tapulara değer verileceği hüküm altına alınmıştır. Yine, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 30.04.2010 tarihli ve 2004/1 Esas, 2010/1 Karar sayılı içtihadında da maki komisyonlarınca 5653 sayılı Kanun'a göre yapılarak kesinleşen ve özel kanunlar gereğince tapu kaydı oluşan taşınmazlar hakkında 22.03.1996 tarihli ve 1993/5 Esas ve 1996/1 Karar sayılı içtihadı birleştirme kararının uygulanmasına devam olunacağı ifade edilmiştir.
Dosya kapsamına ve uzman orman bilirkişi tarafından kesinleşmiş orman tahdit haritasına dayalı olarak yöntemine uygun biçimde yapılan uygulama ve araştırmaya göre, çekişmeli taşınmazın tamamının 3116 sayılı Kanun uyarınca yapılan orman tahdidinde orman tahdit hattı içinde kaldığı, 5653 sayılı Kanun gereğince makilik saha olarak tefriki yapılıp maki tutanağı düzenlenerek haritaya geçirildikten sonra 4753 sayılı Kanun gereğince topraksız köylüye tevzi edilmesi için Toprak Tevzi Komisyonuna teslim edildiği, tevzi edilerek gerçek kişi adına 1951 tarih ve 131 sıra numaralı tapu kaydı oluşturulduğu ve taşınmazın bu tapu kaydına dayalı olarak 1963 yılında arazi kadastrosu sonucu 101 parsel no.su ile tapu maliki adına tespit edildiği ve 1978 yılında tapuya tescil edildiği, daha sonra 80 parselden ifrazen oluşan 101 no.su davaya konu parselin satışlarla davalılara geçtiği, yörede 2010 yılında yapılan 22/2-a çalışmalarında taşınmazın 28231 ada 1 parsel no.sunu aldığı ve davacı ... İdaresi tarafından tahdide dayalı olarak tapu kaydının iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tescili talebiyle temyize incelemesine konu davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Hal böyle olunca; Mahkemece, dava konusu taşınmazın tamamının tevzi tapusu kapsamında kaldığı ve maki komisyonunca 5653 sayılı Kanun'a göre belirlenip 4753 sayılı Kanun gereğince tapuya bağlandığı sabit olduğundan, tapuya güven ilkesi ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 22.03.1996 tarihli ve 1993/5 Esas, 1996/1 Karar sayılı içtihadı uyarınca davanın reddine karar verilmesi gerekirken, aksi düşünceyle yanılgılı değerlendirme sonucu kısmen kabul kararı verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ:Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde bir kısım davalılara iadesine,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
07.04.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacı ... İdaresi tarafından davalılara ait ... ili ... ilçesi ... köyü sınırları içerisinde kalan 28231 ada 1 nolu parselin 3116 sayılı yasa gereğince 1940 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosuna göre orman tahdidinin içinde olduğunu bildirerek açmış olduğu tapu iptal tescil davasının yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, bu karar Sayın çoğunluk tarafından 1996 ve 2010 tarihli İçtihadı Birleştirme kararları gereğince 4753 sayılı yasa gereğince oluşturulmuş tapuya değer verilmesi ve davanın bu nedenle reddedilmesi gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı kesin olarak bozulmasına karar verilmiştir. Bu karara aşağıda belirttiğim gerekçeyle katılamamaktayım.
Dava konusu 28231 ada 1 nolu parselin oluşumu incelendiğinde parselin geldisinin ... Merkez ... köyü 101 nolu parsel olduğu, bu parselin tapulama sırasında Mart 951 tarih 131 sıra nolu tapu ile 4753 sayılı Kanun gereğince dava dışı .. oğlu ... adına 05.06.1963 te tespit edildiği, tevzi haritalarının uygulanamaması nedeniyle fenni işlerin tekemmül edemediği için askı ilanına çıkarılamadığı ve yeniden yapılan tetkikte tevzi tapusu içerisinde kaldığı kanaatiyle askı ilanına çıkartılarak 1978 yılında kesinleşerek tapuya tescil edildiği, parsel daha sonra imar uygulamasına tabi tutularak, 5449,42 metrekare yüzölçümü ile 28231 ada 1 parsel olarak intikal ve satışlar sonucunda davalıların adına tapuda kayıtlı bulunmaktadır. Parselin yapılan incelemede alınan bilirkişi raporuna göre halen B=5107, 85 metrekarelik kısmının orman tahdidi içinde olduğu, A=341,57 metrekarelik kısmının ise 2B poligonu içerisinde yer aldığı tespit edilmiştir.
Sayın çoğunluk 1996 ve 2010 tarihli içtihadı birleştirme kararları gereğince maki tefrik sahası içerisinde kalan ve 4753 sayılı yasa gereğince oluşturulan tapuya değer verilmesi gerektiğini gerekçe olarak göstermiştir.
Ancak gerek 1996/1 gerekse 2010/1 sayılı içtihadı birleştirme kararlarında 3116 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılıp kesinleşen orman kadastro (tahdit) sınırları içinde bulunan yerlerde 5653 sayılı Yasa ile değişik 3116 sayılı Yasa hükümlerine göre maki komisyonlarının yaptığı işlemlerin bir tespit niteliği taşıdığı, teknik ve hukuki anlamda orman kadastro (tahdit) sınırı dışına çıkarma işlemi olmadığı hüküm altına alınmıştır. 1996 tarihli İçtihadı Birleştirme kararına göre maki komisyonlarınca orman sayılmadığı belirlenerek Hazine adına özel mülk olarak tescil edilen taşınmazlar, 2510 sayılı İskan Kanunu, 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı Kanunu, 5658 sayılı Orman Kanunu'na ek Kanun gibi özel kanunlar uyarınca Hazine tarafından tahsis, temlik, dağıtım ve satış suretiyle kişiler adına tapuya bağlanmış ve tapu kayıtları oluşturulmuş ise bu tapulara değer verileceği yönündedir. Söz konusu içtihadı birleştirme kararları orman veya muhafaza makisi niteliğinde olmayan yerlerde oluşturulan tapular için geçerlidir.
Bilindiği üzere 1936 yılında yürürlüğe giren 3116 sayılı Orman Kanununun ilk halinde makilik alanlar orman sayılmaktaydı. Toplumsal talepler dikkate alınarak 1950 yılında 5653 sayılı Yasa ile 3116 sayılı Orman Kanununda değişikliğe gidilmiş ve muhafaza ve devamlı istihsal veren makilikler hariç makilik alanlar orman olmaktan çıkarılmıştır. Orman Kanunu'nda yapılan değişikliğin uygulaması yönünden, idare tarafından 17.8.1950 tarihinde "Makilik ve Orman Sahalarının Birleştiği Yerlerde Orman Sınırlarının Tesbitine Ait Yönetmelik" yürürlüğe konulmuştur. Yönetmelik bu komisyonların yapısını ve kimlerden oluşacağını belirleme görevini idareye vermiştir. İdarece bu yönetmelik gereğince oluşturulan maki tefrik komisyonları 5653 sayılı Yasa ile orman olmaktan çıkarılan makilik alanların tespiti işlemlerini yapmıştır. Bu komisyonlar Kanunda böyle bir hüküm yer almamasına rağmen daha önce orman tahdidi yapılmış yerlerde de çalışmalar yapmış, bir kısım alanları maki alanı olarak tefrik etmiş ve bu yerlerde devlet adına özel tapu oluşturularak çeşitli kanunlarla vatandaşlara toprak dağıtımı yapılmıştır.
Yukarıda da belirtildiği üzere maki komisyonlarının yaptığı makiye ayırma işlemi bir tespit işlemi niteliğindedir. İçtihadı birleştirme kararına konu ihtilaf maki komisyonlarının oluşumunun ve yaptıkları işlemin hukuki dayanağının olup olmadığı ile bu komisyonların makilik alan olarak belirledikleri yerlerin çeşitli kanunlarla tapuya bağlanması durumunda bu tapulara değer verilip verilmeyeceği hususunda toplanmaktadır. Esasında kesinleşmiş tahdit içinde kalan ve orman olduğu hukuken sabit olan bir yer makilik olarak tespit edilmiş olmasıyla otomatik olarak orman sınırları dışına çıkmış olmaz. Ancak sonrasında devlet tarafından bu yerlerin tapuya bağlanması ve vatandaşlara dağıtılmış olması nedeniyle bu yerlerin sahipleri açısından da mülkiyet hakkı ortaya çıkmıştır. İçtihadı birleştirme bu durumda orman olmaktan çıkarılmış makilik alanlarda mülkiyet hakkına değer verilmesi gerekçesi ile bu sorunu çözmüştür.
Ancak maki komisyonlarınca dosyamızda olduğu gibi öncesinde tahdit içine alınarak hukuken orman olduğu hususu da kesinleşmiş kızılçam ağaçlarının olduğu bir yer hakkında makilik alan olarak tespit yapılmış ve bu yer özel kanunlar uyarınca tapuya bağlanarak vatandaşa dağıtılmışsa bu tapuya da değer verilecek midir? Yukarıda da belirtildiği üzere maki komisyonlarının bir alanı makilik olarak belirlemiş olması 2010 tarihli İBK ya göre bir tespit işlemidir. Bu daha sonradan yürürlüğe giren 6831 sayılı yasanın 2 ve 2B maddesi gibi bir orman sınırları dışına çıkarma işlemi değildir. Nitekim maki tespit işlemine rağmen bir yerle ilgili özel kanunları uyarınca tapuya bağlanmamışsa burasının hukuken orman olmaya devam ettiği hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Maki tespit işlemine karşı 2B maddesinde olduğu gibi mevzuatımızda bir itiraz veya dava açma prosedürü getirilmemiştir. Bu durumda bu komisyonların yaptığı işlemlerin doğru olup olmadığı yapılan esas işlemle birlikte (özel kanunları gereğince tapuya bağlanması işlemi) değerlendirilmesi gerekmektedir.
Gerçekte makilik olan bir alanın maki komisyonu tarafından makiye tefrik edilmesi ve buraya özel kanunları uyarınca tapu verilmesinin 1996/1 sayılı İBK kapsamında kaldığında ve bu tapulara değer verilmesi gerektiğinde tereddüt yoktur. Ancak yukarıda belirtildiği üzere makilik olmayan bir alanla ilgili maki komisyonlarınca her nasılsa maki tefrik işlemi yapılmış ise dayanak tespit işlemi hatalı olduğu için maki tespit işleminin bir orman sınırları dışına çıkarma işlemi değil, tespit işlemi olması dolayısıyla oluşturulan tapu da hukuken değer taşımayacaktır. Zira maki komisyonlarınca tespiti yapılan yerin orman olmaya devam etmesi ve ormanların dağıtılacağı hususunda Kanunlarda bir hüküm bulunmaması nedeniyle bu tapulara değer verilmesi Anayasamıza ve yasalarımıza göre mümkün değildir. Bu durumda kamu malı olarak özel Anayasal koruma altına alınmış orman mülkiyetine karşı kişilerin edindiği özel mülkiyete üstünlük tanınması da mümkün değildir. Nitekim kadastro kanunları gereğince yapılan tespitler sonucu oluşan tapularda ilan, itiraz ve tespite itiraz davası prosedürleri olmasına rağmen oluşan özel mülkiyetin o yerin orman niteliğinde olması durumunda değer taşımadığı ve iptale tabi olduğu, herhangi bir itiraz ve dava prosedürü olmayan maki tefriki ile oluşturulan tapulara orman olsa bile kayıtsız şartsız değer verileceğinin kabul edilmesi hukuken mümkün olmadığı gibi 1996/1 sayılı İBK da bu husus ihtilaf konusu olarak dahi kabul edilip tartışma konusu dahi edilmemiştir. Bu İBK nın konusu usulüne uygun yapılan maki tefriki sonucu oluşturulan tapulara değer verilip verilmeyeceği hususudur. Daireler arasında ihtilaf oluşturan ve İBK da tartışılarak çözüme kavuşturulan husus; maki komisyonlarının yaptığı işlemin bir tespit işlemi olduğundan (orman sınırları dışına çıkarma işlemi olmadığından) verilen tapuların da yer gerçekte makilik olsa bile geçerli olup olmayacağı noktasında toplanmıştır. Bazı Daireler maki komisyonlarının 6831 s. Orman Kanununun 2. Ve 2/B maddesi kapsamında oluşturulan komisyonlardan farklı olarak orman sınırları dışına çıkarma yetkisinin olmadığı, dolayısıyla yaptıkları tespit işleminin de dayanağı olmadığı için bu tespit işleminden sonra oluşturulan tapulara da değer verilemeyeceğini savunmaktaydı.
Bu açıklamalar ışığında dosyaya baktığımızda; Dava konusu 28231 ada 1 nolu parselin geldisinin ... Merkez ... köyü 101 nolu parsel olduğu, bu parselin tapulama sırasında Mart 951 tarih 131 sıra nolu tapu ile 4753 sayılı Kanun gereğince dava dışı .. oğlu ..’a 05.06.1963 te tespit edildiği, tevzi haritalarının uygulanamaması nedeniyle fenni işlerin tekemmül edemediği için askı ilanına çıkarılamadığı ve yeniden yapılan tetkikte tevzi tapusu içerisinde kaldığı kanaatiyle askı ilanına çıkartılarak 1978 yılında kesinleşerek tapuya tescil edildiği, parsel daha sonra imar uygulamasına tabi tutulmuş, 5449,42 metrekare yüzölçümü ile 28231 ada 1 parsel olarak intikal ve satışlar sonucunda davalıların adına kayıtlı bulunmaktadır. 3116 sayılı Orman Kanununa göre 1946 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosunda taşınmazın tamamı orman sınırları içerisinde yer almaktadır. 1950 yılında makiye tefrik edilerek toprak tevziye tabi tutulmuş, ..adına tapu oluşturulmuştur.
Parselin yapılan incelemede alınan bilirkişi raporuna göre halen B=5107, 85 metrekarelik kısmının orman tahdidi içinde olduğu, A=341,57 metrekarelik kısmının ise 1744 sayılı Yasaya göre 1981 de yapılıp 1982 de kesinleşen 2B poligonu içerisinde yer aldığı tespit edilmiştir.
01.06.2022 tarihli bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın taşlık kayalık, 80-100 yaşlarında kızılçam ağaçları ve maki formatında (pırnal meşesi, akçeşme, sandal, sakız gibi ağaççıklar) ile kaplı olduğu, 1958 ve 1981 yılı hava fotoğraflarında dava konusu taşınmazın tamamının orman alanı içerisinde kaldığı, 7 Nolu Orman Kadastro Komisyonunun 05.08.1980 tarihli kararı dikkate alındığında dava konusu taşınmazın maki vasfında olmadığı, evveliyatının orman, toprağının orman toprağı olduğu, ormanla bütünlük arz ettiği ve orman niteliğinde olduğunun belirtildiği,
Yukarıda izah edildiği üzere makilik alan olmadığı ve çam ormanı olduğu belirlenen dava konusu parselin (B) kısmının halen de bu vasfını koruduğu, gerek 1996/1 gerekse 2010/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları kapsamında tapusuna değer verilebilecek bir yer olmadığı anlaşıldığından Mahkemece verilen kararın onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edememekteyim.