Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2023/674 K.2025/2171

🏛️ 8. Hukuk Dairesi 📁 E. 2023/674 📋 K. 2025/2171 📅 17.03.2025

8. Hukuk Dairesi         2023/674 E.  ,  2025/2171 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2013/90 E., 2021/41 K.
KARAR : Davanın reddi
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen kadastro tespitine itiraz davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yörede ilk kez 1969 yılında Kiremithane serisi içinde yapılarak 1970 yılında kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra, ... köyü mülki sınırları içinde bulunan ormanların 3402 Sayılı Kadastro Kanunu uygulamalarına esas olmak üzere 6831 Sayılı Kanuna göre orman sınırlarının tespiti ile 1969 yılında yapılan sınırlamanın aplikasyonu ve 3302 Sayılı Kanun ile değişik 2/B madde uygulaması bulunduğu anlaşılmıştır.
Davacılar ... ve arkadaşları 101 ada 390, 103 ada 31, 106 ada 5 ve 106 ada 6 sayılı parsellerin ortak murisleri olan anneleri ...’den kaldığı ve bu yerlerde kendilerinin de miras payı bulunduğu iddiası ile tespitin iptali ile payları oranında adlarına tescilini istemişlerdir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda Hazinenin davasının reddine; davacılar ... ve arkadaşlarının davasının kısmen kabulü ile 103 ada 31 parselin payları oranında ...mirasçıları adına; 101 ada 390, 106 ada 5 ve 106 ada 6 sayılı parsellerin ise tespit gibi davalılar adına tesciline karar verilmiş; hüküm davacılar Hazine ile ... ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 18.01.2011 tarihli ve 2010/16371 Esas, 2011/168 Karar sayılı kararıyla; "Hazinenin davası ve temyizi çekişmeli 101 ada 390 parsel, gerçek kişilerin davası ve temyizi ise yine 101 ada 390 parselle birlikte 106 ada 5 ve 6 parsellere yöneliktir. Mahkemece, 390 sayılı parselin orman sayılan yerlerden olmadığı ve kayıt miktar fazlası yönünden davalılar yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğu, 106 ada 5 ve 6 parsellerin ise 390 parselle birlikte tarafların anneleri olan ...'e ait iken satın alındığı kabul edilerek hüküm kurulmuşsa da yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir.
1- 1771 Sayılı Yasa gereğince oluşmuş bulunan ve 390 parsele uygulanan tarla niteliğindeki tapu kaydı ... oğlu ..., karısı ..., kayınvalidesi ... adlarına kayıtlı olup Doğu, Batı ve Güneyi "orman", Kuzeyi "kendi tarlası" sınırları ile çevrilidir. Tapu kaydı 389 ve 390 parsellere uygulanmıştır ve 14.633,39 m2 + 2.892,06 m2 olmak üzere toplam 17.525,45 m2'lik yer kişiler adına tescil edilmiştir. Tapu miktarı 2 dönüm olup miktar aşımı söz konusudur.
Hazine; tapu miktar fazlası olan taşınmaz bölümlerinin devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu ve zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olmadığı iddiası ile dava açmıştır. Bu nedenle, davanın reddine karar verilebilmesi için taşınmazın kesinleşen orman kadastro sınırları dışında kalmış olması yanında öncesi itibarıyla da orman sayılan yerlerden olmaması gereklidir. Bu yolda memleket haritası, amenajman planı ile hava fotoğrafları yöntemince uygulanmalı, taşınmazın öncesi de araştırılarak niteliği duraksama yaratmayacak biçimde belirlenmelidir.
Bunun için ise taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğin, başlangıç ve süresinin, kullanılıp kullanılmadığının ve tasarruf sınırlarının ne olduğunun gerçeğin bir resmi olan en eski tarihli hava fotoğrafı ve memleket haritaları ile dava tarihinden ya da kadastro tesbit tarihinden 15 - 20 yıl önce en az iki zamanda birbirini izleyen bindirmeli olarak çekilen çiftli hava fotoğrafları ve bu fotoğrafların yorumlanması ile üretilen memleket haritaları ve standart topografik fotogrametri yöntemi ile düzenlenen kadastro haritalarının, özellikle ön bindirmeli çekilen ve birbirini izleyen streoskopik çift hava fotoğraflarının streoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelenip taşınmazın niteliğinin, konumunun ve kullanım durumunun anlatılan bilimsel yöntemle kesin olarak belirlenmesi gerekir.Somut olayda mahkemece araştırma ve inceleme yapılmışsa da çekişmeli taşınmaz ile birlikte orman sınırına kadar olan tüm komşu parseller yönünden bir uygulama yapılmamıştır.
O halde; dava konusu taşınmaz ve etrafını orman sınırına kadar gösterir ve ilk defa o yerde grafik ya da fotogrametri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasının orijinal fotokopi örneği ile, yine en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafları ile tespit tutanağının düzenlendiği tarihten 15 - 20 yıl önce iki ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik hava fotoğrafları ve bu fotoğraflara dayanılarak üretilmiş orijinal renkli memleket haritaları bulunduğu yerlerden istenerek, bu belgeler Ziraat Fakültelerinin toprak bölümünden mezun olan bir ziraat mühendisi, bir Harita-Kadastro (Jeodezi ve Fotogrametri) mühendisi ile üç yüksek orman mühendisinden oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığıyla, dava konusu taşınmaz ile çevresine (orman sınırına kadar olan tüm komşu parseller ile birlikte) uygulanıp bu belgelerde dava konusu yer belirlendikten sonra, hava fotoğrafları ve dayanağı haritalar stereoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelettirilip taşınmazın niteliğinin bu belgelerde ne şekilde görüldüğü, tasarruf sınırlarının belli olup olmadığı, imar-ihya ve zilyetliğin hangi tarihte başlanılıp tamamlandığı belirlenmeli, bu belgeler ile kadastro paftası, hem 1/5000 ve hem de 1/25000 ölçeklerinde eşitlenerek kadastro paftası ile düzenlenen harita, komşu ve yakın komşu taşınmazları da içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle çekişmeli taşınmazın konumu, hava fotoğrafları ile orijinal renkli memleket haritaları üzerinde gösterir biçimde bilirkişi kurulundan ayrıntılı ve bilimsel verileri içerir rapor alınmalı, tapu kayıt miktar fazlası olan bölümlerin zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olup olmadığı bu yolla saptanmalı, öncesi orman olan bir yer üzerinde sürdürülen zilyetliğin süresi neye ulaşırsa ulaşsın hukukça değer taşımadığı düşünülmelidir.
2- Davacı gerçek kişilerin temyiz itirazlarına gelince;
1946 doğumlu yerel bilirkişi, 1935 - 1936 doğumlu davacı tanıkları ile 1948 - 1952 doğumlu davalı tanıkları taşınmazlar başında dinlenmişlerdir. Yerel bilirkişi davacıların kök muris ...’ün ilk eşi ...’dan olan çocukları; davalıların ise ikinci eşi ...’den olan çocukları olduğu, 106 ada 5 ve 6 parsellerin 30 ...'e ait iken davalılarca anneleri ...den satın alındığı, bu yerlerin ...’e eşlerinden kalan bir yer olmadıkları; 390 parselin ise ... tarafından ... isimli kişiye satıldığı, Mustafa'nın şoför olması nedeniyle bu yeri kullanmadığı, daha sonra da davalıların ...’dan satın aldığından söz etmiştir.
Davacı tanıkları 106 ada 5 ve 6 parsellerin 30 yıl önce ... tarafından ... isimli kişiden satın alındığı, o tarihte davalıların henüz küçük olduğu, satın alma sırasında davacıların eşlerinin ...’e para yönünden yardımcı oldukları, sağlığında ... kullanıyor iken ölümü ile davalıların kullanmaya devam ettikleri, 390 parselin de yine sağlığında ... tarafından kullanıldığı, 20 yıl önce ...’ün şoför olan Mustafa Akbulut’a sattığını, davalılarca ...’dan alınıp alınmadığı konusunda bilgi sahibi olmadıklarını bildirmişlerdir.
Davalı taraf tanıkları ise 390 parselin ...’e ait olduğunu, komşusu olan ...un kendisine burayı ...’den satın aldığını, daha sonra da tekrar onun çocukları olan davalılara sattığını söylediğini; 5-6 parsellerin ise 1972-73 yıllarında davalılarca ...tan satın alındını açıklamışlardır.
Görüldüğü üzere anlatımlar arasına farklılık bulunup, çelişki giderilmemiş, hangi anlatıma hangi nedenle itibar edildiği de anlaşılamamıştır.
Mahkemece tespit dayanağı tapu kayıtlarının çekişmeli 106/5-6 parselleri kapsadığı, bu nedenle davacılarla ilgisi bulunmadığı kabul edilmiş ve keşifte uygulanmışsa da dosya arasında bulunamamıştır. Ayrıca muris ... tarafından davalılar lehine düzenlenen 13/11/1993 tarihli bağış senedinin de bu parsellere ait olduğu kabul edilmekle birlikte senet tanıkları dinlenmemiştir." gerekçeleriyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davacı Hazinenin dava konusu Kırklareli ili Vize ilçesi ... köyü 101 ada 390 sayılı parsel yönünden davalı ... ve ... aleyhine açtığı davanın esastan reddine, davacı ..., ..., ...’ın dava kanusu Kırklareli ili Vize ilçesi ... köyü 101 ada 390, 106 ada 5, 106 ada 6 sayılı parseller yönünden davalı ... ve ... aleyhine açtığı davanın feragat nedeniyle reddine, davacı ...’in dava konusu Kırklareli ili Vize ilçesi ... köyü 101 ada 390, 106 ada 5, 106 ada 6 sayılı parseller yönünden davalı ... ve ... aleyhine açtığı davanın esastan reddine, dava konusu Kırklareli ili Vize ilçesi ... köyü 101 ada 390 sayılı parselin tespit gibi tapuya tesciline, dava konusu Kırklareli ili Vize ilçesi ... köyü 106 ada 5 sayılı parselin tespit gibi tapuya tesciline, dava konusu Kırklareli ili Vize ilçesi ... köyü 106 ada 6 sayılı parselin tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm, davacı Hazine vekili tarafından 101 ada 390 parsele yönelik olarak temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup, davacı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
S O N U Ç : Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,
Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
17.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.