Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2022/7224 K.2025/897
8. Hukuk Dairesi 2022/7224 E. , 2025/897 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2015/444 E., 2022/557 K.
KARAR : Davanın kabulüne
Taraflar arasındaki tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş, bu kararın temyiz edilmesi üzerine (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı ... Başkanlığı vekili, dahili davalı ... vekili, davalı Hazine vekili, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Yörede, 1943 yılında 3116 Kanun uyarınca orman kadastro çalışması yapılmıştır. Daha sonra 1975 yılında 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan tahdidin aplikasyonu ve 6831 sayılı Kanun'un 1744 sayılı Kanun'la değişik 2 nci madde uygulaması çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalar 29.11.1976 tarihinde kesinleşmiştir. 6831 sayılı Orman Kanun'un 3302 sayılı Kanunla değişik 2/B maddesi uygulama çalışmaları 25.05.1987-27.05.1987 tarihleri arasında yapılmış, 29.06.1987 tarihinde sonuçlandırılarak 23.12.1988 tarihinde ilan edilerek; 25.06.1989 tarihinde kesinleşmiştir. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu alanda, arazi kadastrosu 1963 yılında yapılmış, çekişmeli taşınmaz çalılık olarak tespit harici bırakılmıştır.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Döşemealtı ilçesi Yeşilbayır köyünde bulunan 2.500 m² taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kadastro sırasında tespit harici bırakıldığını, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 14 ve 17 nci maddelerinde yazılı şartların davacı yararına gerçekleştiğini iddia ederek, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 713 üncü maddesine göre davacı adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, taşınmazın orman sınırı içinde kaldığı gerekçesiyle davanın reddine, 27.03.2013 tarihli krokide taralı 1568,80 m² taşınmazın orman niteliğiyle Hazine adına tesciline karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 2014/10241 Esas ve 2015/5799 Karar sayılı ilamıyla "...öncelikle, 1943 ve 1974 yıllarında yapılıp kesinleşen orman kadastro ve aplikasyon çalışmalarına ilişkin tüm tutanaklar ve haritalar getirtilip, önceki bilirkişiler dışında; bu konuda uzman serbest orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi, bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, sağlıklı bir biçimde zemine uygulanıp, değişik açı ve uzaklıklarda olan en az 15-20 adet orman tahdit sınır (OTS) noktası görülecek biçimde çekişmeli taşınmazın bu haritalardaki konumunun ayrı ayrı gösterildiği, tutanaklarda tarif edilen beton su kanalı ve ... kuyusunun da birlikte görüldüğü rapor alınmalı; aplikasyonla önceki orman sınırlarının daraltılamayacağı, sonraki yıllarda yeni bir orman kadastrosu yetkisinin de bulunmadığı gözönünde bulundurulmalı, ilk orman kadastrosundaki ölçü teknikleri ile tutanaklarda yazılı sabit noktalar eski tarihli memleket haritasında ve zeminde tespit edilip, orman sınır noktaları birer birer işaretlenmeli ve orman sınır noktalarının izledikleri tahdit hattı belirlenmeli, orman sınır noktalarının bazılarının zeminde bulunmaması halinde ise, nedeni üzerinde durularak yerlerinden sökülerek yok edilip edilmedikleri saptanmalı, zeminde bulunamayan noktaların yerleri, halen var olan ve en yakın sabit orman sınır noktası esas alınarak ve bu noktalardan hareketle yine orman kadastro tutanaklarındaki açı ve mesafeler okunup ölçülerek birer birer arazide bulunup röperlenmeli, memleket haritası örneği üzerinde gösterilmelidir. 1947 yılı orman kadastro tutanak ve haritası zemine bu şekilde uygulandıktan sonra aynı yöntemle 1744 sayılı Kanuna göre yapılan aplikasyon ve 2 nci madde uygulamasına ilişkin çalışma tutanakları ve haritası uygulanmalı, memleket haritası üzerinde gösterilmeli, çelişki varsa nedenleri açıklattırılmalı, 2 Eylül 1986 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan 6831 sayılı Orman Kanunu'na Göre Orman Kadastrosu ve Aynı Kanun'un 2/B maddesinin Uygulanması Hakkındaki Yönetmeliğin 54 üncü maddesi uyarınca hazırlanan Orman Kadastrosu Teknik İzahnamesinin 49 uncu maddesinde yazılı “Orman sınır noktası ve hatların uygulanmasında tutanaklardan, orman kadastro haritasından, hava fotoğraflarından, varsa ölçü karnelerinden, nirengi, poligon, röper noktalarından yararlanılır. Sınırlama tutanakları ile orman kadastro haritaları arasında çekişme olduğunda ölçü değerleri ve tutanaktaki ifadeler arazinin durumuna göre incelenir, hangisi daha çok uyum gösteriyorsa ve gerçek duruma uygun ise o esas alınır.” hükmü ile 15.07.2004 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin “Teknik İşler” başlıklı 9 uncu Bölümünde yazılı esaslar gözönünde bulundurularak uygulama yapılmalı, yerel bilirkişi beyanlarına başvurularak yerinde bulunmayan orman sınır noktaları, bulunanlardan hareketle tutanak ve haritalarda yazılı mevki, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre ve anlatılan yöntemle gösterilip keşfi izleme olanağı sağlanmalı, ilk orman kadastro harita ve tutanakları ile aplikasyon haritası ve tutanaklarının uyumsuz olması halinde, yukarıda yazılı yönetmelikler ile teknik izahnamelerde yazılı, tutanakların düzenlenmesine esas alınan hava fotoğrafı ve memleket haritası ile desteklenen ve gerçek duruma uygun düşen tutanaklara değer verileceği düşünülmelidir. Kural olarak, bir yerde kesinleşen orman kadastro çalışması varsa, o yerin orman olup olmadığı, kesinleşen orman kadastro haritasının uygulanması sonucu belirlenir ise de; bu sınırlandırmada 4785 sayılı Kanun hükümlerinin nazara alınmış olması halinde sağlıklı çözüme ulaşılır. Zira, 3116 sayılı Kanun sadece Devlet Ormanlarını belirlemiş olup, bu kanuna göre, 13.07.1945 tarihinden önce yapılan sınırlandırmalar sonucu oluşup kesinleşen tahdit haritaları, orman olarak sınırlandırılan alanların bu niteliğini kesinleştirmekle birlikte orman sınırları dışında kalan taşınmazların orman niteliğini ve hukuki durumunu saptamakta yetersiz kalır. Bu şekildeki taşınmazların orman olup olmadığının 4785 ve 5658 sayılı Kanun hükümlerine göre çözümlenmesi ve ilk orman kadastrosunun yapıldığı sırada taşınmazın hukuken orman olup olmadığının tespiti önemlidir ki; bu da 1945 yılından daha öncesini gösteren, yöreye ait en eski tarihli memleket haritasının incelenmesiyle mümkün olacaktır. O halde; yukarıda tarif edildiği şekilde yapılacak uygulama sonucunda taşınmazın 1943 yılında yapılan orman kadastro sınırı dışında kaldığı anlaşıldığı takdirde, yöreye ait en eski tarihli memleket haritası ve bu haritanın yapımına esas alınan hava fotoğrafları bulunduğu yerlerden istenerek, bu belgeler dava konusu taşınmaz ile çevresine uygulanıp, hava fotoğrafları ve dayanağı haritalar stereoskop aletiyle, üç boyutlu olarak incelettirilip taşınmazın niteliğinin ne şekilde görüldüğü belirlenmeli, 3402 sayılı Kanun'un 14/1 inci maddesinde yazılı 40 ve 100 dönüm kısıtlama araştırmasının aynı maddenin 03.07.2005 tarih ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanma Kanunu ile değiştirilen 2 nci fıkrası hükümlerine göre yapılacağı düşünülerek, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları yönünden aynı çalışma alanı içerisinde belgesizden zilyetliğe dayalı olarak tespit ve tescil edilen taşınmaz olup olmadığı, varsa cinsi, parsel numaraları ve miktarı, Tapu Sicil ve Kadastro Müdürlüklerinden ve yine, aynı kişiler tarafından açılan tescil davası olup olmadığı Hukuk Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüklerinden ayrı ayrı sorularak, gerektiğinde tespit tutanak örnekleri ve tapu kayıtları ya da tescil dava dosyaları getirtilip incelenmeli, dava konusu taşınmazın sulu ya da kuru tarım arazisi olup olmadığı konusunda (5403 sayılı Kanun'un 3/j maddesi ile Taşınmaz Malların Sınırlandırma Tespit ve Kontrol İşleri Hakkındaki Yönetmeliğin değişik 10. maddesinin ikinci fıkrası hükümlerine göre, sulu tarım arazisi: tarım yapılan bitkilerin büyüme devresinde ihtiyaç duyduğu suyun, su kaynağından alınarak yeterli miktarda ve kontrollü bir şekilde karşılandığı araziler olarak açıklandığından) ziraat mühendisinden yasanın amacına uygun; taşınmazın bitki örtüsü, toprak yapısı, üzerindeki ağaçların sayısı, yaşı, taşınmazdaki dağılımı, kapalılık oranını ve gerçek eğim durumunu gösteren bilimsel verilere dayalı rapor alınmalı, bundan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmelidir. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır..." gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda Mahkemece; " dava konusu talep edilen yerin (A) harfi ile gösterilen 1279,46 m²'si ve (B) harfi ile gösterilen 404,08 m²'lik bölümü devlet ormanı sınırları dışına çıkarılan alanda kaldığı, her iki alanın da orman sayılmayan yerlerden olduğu anlaşılmış, bu aşamadan sonra taşınmazın imar, ihya ve kullanım durumunun tespitine geçilmiş, bu hususta ilk yargılamada alınan raporlar esas alınmış, taşınmazın öncesinin taşlık alan niteliğinde olduğu, tarım arazisi vasfında olmadığı, ancak para ve emek harcanarak imar ihya edildiği ve mevcut durumdaki kültür arazisine dönüştürüldüğü, taşınmazda bulunan ağaçların 20-25 yıllık olduğu, imar ihyanın dava tarihinden en az 29-30 yıl öncesinde tamamlanmış olduğu, dosyadaki mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarına göre taşınmazın davacıya anne ve babasından kaldığı, taşınmazın kullanımının diğer kardeşleri tarafından davacıya bırakıldığı, davacının da buranın zilyedliğini annesinden devraldığından bu yana davasız ve aralıksız olarak dava tarihine kadar kullandığı, yapılan araştırmada davacının senetsizden adına tescil edilen taşınmaz da bulunmadığı, tüm bu sebeplerle" davacının tapusuz taşınmaz tescili istemi yerinde görülerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı ... Başkanlığı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmaz ile ilgili Antalya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/444 Esas sayılı gerekçeli kararında fen bilirkişisi ... ’ın 10.09.2018 tarihli raporuna ekli haritada (A) harfi gösterilen 1279,46 m² ve (B) harfi ile gösterilen 404,08 m²’lik kısımlara yönelik davacının adına tesciline karar verilen alan ile imar uygulaması için Antalya Kadastro Müdürlüğünden temin edilen resmi evrak ve verilere göre dava konusu (A) ve (B) no’lu taşınmazların diğer parseller ile (2401, 2841, 2956, 1/8 no’lu uygulama öncesi taşınmazlar) mükerrer olduğu, mahkeme tarafından kayıt ve tesciline karar verilen dava konusu alanın infazının yapılması ile ilgili yetki ve sorumluluk kadastro müdürlüklerinde olup, Kadastro Müdürlüğünce de oluşan mükerrerlikten ve imar uygulama işleminin tamamlanmasından dolayı infaz işleminin gerçekleştirilemeyeceği, bu nedenle söz konusu taşınmazlarda mükerrer durum oluşmaması için dava konusu alanın yeniden değerlendirilmesi, dava konusu alan ve çevresinde imar uygulaması tamamlandığından dolayı dava konusu taşınmazların uygulama içerisindeki tescil ve dağıtımına göre değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle mahkeme kararırının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Hazine temyiz dilekçesinde özetle; (B) harfiyle gösterilen kısmının 1943 yılında yapılan orman tahditinde orman sınırları içerinde kalmış olduğu anlaşıldığına göre, bozma ilamı uyarınca taşınmazın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713 üncü madde uyarınca davacı adına tescili mümkün olmadığını, (A) ile gösterilen alanın ise imar ve ihya edilmediğinden bahisle usul ve yasaya aykırı mahkeme kararının incelenerek bozulmasını talep etmiştir.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; yargılama sırasında taraflardan özellikle davalı ... imar uygulaması konusunda mahkemeye beyanda bulunmaması nedeniyle karar infazı namümkün ... geldiğini, dolayısıyla mahkemenin esas verdiği kararın mevcut durum itibariyle tapuda tescili mümkün olmadığını, kararın usulen ve bu yönüyle bozulması, bozma gerekçesi olarak da mahkemeye mevcut durumun ilgili kurumlardan celbiyle dosyanın bilirkişiye tevdii ve tescil edilen kısımların yeni parsel numaraları ve hisse miktarı belirlenerek tapuya tescil edilecek şekilde yeni bir bilirkişi raporu alınması yönünden usulen bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; 6360 sayılı Kanun'un 6360 sayılı Kanun'un geçici 1/13 maddesine göre tüzel kişiliği kaldırılan belediye ve köylerin mahkemelerde süren davalarında katıldıkları ilçe belediyesi taraf olur. Bu nedenle tarafarına açılan haksız ve mesnetsiz,hukuki dayanaktan yoksun davanın reddi gerekirken kabulü usul ve yasaya aykırı olduğun, ayrıca keşif sonucu elde edilen bilirkişinin rapor ve krokisine göre‘’ mahkemece gazeteyle bir defa ve ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa ilân olunması, yasal üç aylık sürenin dolmasının beklenilmesi ve ilanın yapıldığı gazete ile ilan tutanaklarının dosya arasına konulması, son ilândan başlayarak üç ay içinde tescil koşullarının gerçekleşmediğini ileri sürerek itiraz eden bulunmaz ya da itiraz yerinde görülmez ve davacının iddiası ispatlanmış olursa, hâkim tescile karar verir. Bu ilanlar yapılmadan yargılamanın yapılmış olması usul yönünden hukuka aykırı olduğunu, zilyetlik şartlarının oluşmadığı gerekçeleriyle, yerel mahkemede davalı kurum aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretini hükmedilmemesi gereği bakımından, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, yazılı şekilde karar verilmiş ise de; bu karar usul ve Kanuna uygun bulunmamaktadır.
Dava konusu Antalya ili Döşemealtı ilçesi Yeşilbayır Mahallesinde bulunan fen bilirkişisi ... 'ın 10.09.2018 tarihli raporuna ekli haritada (A) harfi ile gösterilen 1279,46 m² yüzölçümlü taşınmaz hakkında yargılama devam ederken, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18 ve 19 uncu maddeleri uyarınca imar çalışmaları yapıldığı, tescil harici alanların ... adına ihdas edildiği ve dava konusu taşınmazın bulunduğu alan 1/7 alan adıyla uygulamaya dahil edildiği, daha sonra bu alanın parsellere dağıtımının yapıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece ... 'ın 10.09.2018 tarihli raporuna ekli haritada (A) harfi ile gösterilen 1.279,46 m² yüzölçümlü taşınmazın güncel olarak hangi taşınmazlara isabet ettiği sorularak, ilgili tapu kayıtlar istenilmeli, belge ve tutanaklar ile haritalar temin edilerek dosya içerisine alınmalı, isabet ettiği parsel maliklerinin eldeki davada taraf olup olmadıkları araştırılarak taraf değiller ise bu parsel maliklerinin davaya dahil edilmesi için davacı vekiline süre ve imkan tanınmalıdır. Daha sonra taşınmazın zilyetlikle kazanmaya elverişli olup olmadığı, zilyetlikle kazanmaya elverişli ise davacı yönünden zilyetlik şartlarının oluşup oluşmadığı incelenmelidir. Tüm bu açıklananlar ışığında, dava tarihinde 15-20-25 yıl öncesine ait hava fotoğrafları ve uydu fotoğrafları Harita Genel Komutanlığından getirilerek dosya arasına konulmalı, dosya bu şekilde ikmal edildikten sonra, mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, jeodezi ve fotogrametri mühendisi, 3 kişilik ziraat mühendisi bilirkişi kurulu ve teknik bilirkişi katılımı ile yeniden keşif yapılmalıdır. Mahallinde yapılacak keşif sırasında yerel bilirkişi ve tanıklardan; dava konusu taşınmazların geçmişte ne durumda bulunduğu, ilk olarak ne zaman ve nasıl kullanılmaya başlandığı, kime ait olduğu, kimden nasıl intikal ettiği, taşınmazların imar-ihyaya konu edilecek yerlerden olması halinde imar-ihyaya konu edilip edilmediği, imar-ihyaya konu edilmiş ise ihyanın ne zaman başlayıp bitirildiği etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, komşu taşınmazların varsa dayanak kayıtlarının dava konusu taşınmazların yönünü ne okuduğu belirlenmeli, bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsel tutanak ve dayanakları ile denetlenmeli, dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarının çelişmesi halinde gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle çelişki giderilmeye çalışılmalı, (özellikle mahalli bilirkişi ve davacı tanıklarının dava konusu taşınmazın taksim yapılıp yapılmadığı beyanları arasındaki çelişki de giderilmeli), teknik bilirkişiden keşfi takibe elverişli, krokili rapor alınmalı, ziraat mühendisi bilirkişi kurulundan dava taşınmazın toprak yapısı ve niteliğini, zirai durumunu, üzerinde sürdürülen zilyetliğin şekli ve süresini, taşınmazlar üzerindeki bitki örtüsü, taşınmazların imar-ihyaya konu olabilecek yerlerden olması halinde imar-ihyaya konu olmaya başladığı ve imar-ihyanın tamamlandığı tarihi bildirir ve komşu parsellerle karşılaştırmalı değerlendirmeyi ve taşınmazın değişik yönlerden çekilmiş fotoğraflarını da içerir ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişiden stereoskopik hava fotoğrafının stereoskop aletiyle incelenmesi neticesinde taşınmazın sınırlarını ve niteliğini açıklar, taşınmazda sürdürülen zilyetliğin başlangıcı, şekli ve süresini belirtir şekilde rapor alınmalı, temin edilebilen en eski tarihli uydu fotoğrafları değerlendirilmeli, bundan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek davacı lehine zilyetlikle iktisap şartlarının oluşup oluşmadığı tereddütsüz olarak belirlenmeli; (A) harfi ile gösterilen 1.279,46 m² yüzölçümlü taşınmaz hakkında zilyetlikle kazanma koşulları oluştuğu anlaşılması halinde taşınmaz imar parseli üzerinde gösterilerek tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmelidir.
Dava konusu ... 'ın 10.09.2018 tarihli raporuna ekli haritada (B) harfi ile gösterilen 404,08 m²'lik taşınmazın ise; 1943 yılında 3116 sayılı Orman Kanunu uyarınca yapılan orman kadastrosunda "... 3877-3878-3879 ..." nolu OTS noktalarından geçen orman tahdit hattının güneyinde, devlet ormanı olarak sınırlandırılan alan içerisinde kaldığı, 1975 yılında 6831 sayılı Kanunu'nda 1744 sayılı Kanun ile değişik 2 nci madde çalışmaları kapsamında kapalı poligon P.III nolu blok parseli olarak orman sınırları dışına çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Devlet ormanları tapu ve zilyetlik yoluyla kazanılamaz. Hangi yasa döneminde olursa olsun nitelik kaybı nedeniyle orman rejimi dışına çıkarılan taşınmazlar 6831 sayılı Kanun'un 6527 Kanun'la değişik 11 inci maddesi gereği Hazine adına çıkartılmış olduğundan, Hukuk Genel Kurulunun 13.02.2002 tarihli ve 2002/16-48-91 sayılı kararında kabul edildiği gibi, orman rejimi dışına çıkartılan yerlerin de 3402 Sayılı Kanun'un 18/2 maddesi anlamında özel yasası uyarınca Hazineye kalan yerlerden olduğu ve dolayısıyla tapuda kayıtlı olsun olmasın kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemeyeceğinin kabulü gerekir. Bu nedenlerle (B) harfi ile gösterilen 404,08 m² alanın zilyetlikle iktisabı mümkün değildir. Hal böyle olunca; (B) kısmı yönünden İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ile soyut yerel bilirkişi ve tanık beyanlarına dayalı olarak yanılgılı değerlendirme sonucu davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, bu hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davacı vekili, davalı ... Başkanlığı vekili, dahili davalı ... vekili, davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının, 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
10.02.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.