Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2024/5804 K.2025/627
8. Hukuk Dairesi 2024/5804 E. , 2025/627 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2012/451 E., 2014/993 K.
KARAR : Davanın reddine
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin ... 'un mirasçıları olduğunu, Mersin ili ... ilçesi ... köyünde bulunan Hazine adına orman vasfıyla tapuya kayıtlı 103 ada 174 parsel sayılı taşınmazın bir kısmının maliki olduklarını, dava konusu taşınmazın doğusu ... oğlu ..., batısı mera, kuzeyi ... kızı ..., güneyi ... oğlu ... tarlaları ile çevrili olduğunu, taşınmazın 2005 yılında yapılan tapulama çalışmalarında Hazine adına tespit edildiğini, yapılan işlemin hatalı olduğunu, müvekkillerinin murisinin taşınmazı 1975 yılında... isimli şahıstan satın aldığını, o yıldan bu güne kadar kesintisiz olarak zirai faaliyette bulunarak kullandıklarını belirterek, 103 ada 174 parsel sayılı taşınmazın dava dilekçesi ekindeki krokide taralı olarak gösterilen kısmının tapu kaydının iptali ile müvekkilleri adına hisseleri oranında tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi, taşınmazın tamamının orman sınır çizgisinin kuzeyinde kaldığı ve tamamı ile orman sayılan yerlerden olduğu, fiilen de orman içi açıklık niteliğinde olduğundan tarım yapılabilen alanlarının da özel mülkiyete konu edilemeyeceği, davacı tarafın tapulu olan arazilerinin sonradan orman sayılması nedeniyle tapularının geçersizliği dolayısı ile oluşan zararlarının bu davanın konusu olmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar vermiştir. Hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermek için yeterli olmadığı anlaşılmaktadır.
Şöyle ki; İlk Derece Mahkemesince dava konusu taşınmaz bölümlerinin orman sınırları içinde kaldığı ve orman içi açıklık niteliğinde olduğu belirtilerek davanın reddine karar verilmiş ise de, dosya kapsamında alınan orman bilirkişi kök ve ek raporları arasında çelişki bulunduğu, yapılan keşif sonrasında fen bilirkişisi tarafından düzenlenen bilirkişi raporu ekindeki krokide (A), (B), (C) ve (D) harfleriyle gösterilen bölümlerin 3116 sayılı Kanun uyarınca yapılan tahdit ve daha sonra 6831 sayılı Kanun'un 3302 sayılı Kanun ile değişik 2/B madde uygulama, aplikasyon ve orman kadastro çalışmaları sonucunda düzenlenen orman kadastro haritasındaki yerlerinin hüküm vermeye yeterli olacak şekilde gösterilmediği gibi raporlar arasındaki farklılıklar üzerinde durulmadığı, bu nedenle bilirkişi raporlarının denetime elverişli bulunmadığı, öte yandan davacı tarafından dayanılan 21.07.1975 tarih ve 6 sıra sayılı tapu kaydının keşifte uygulanmadığı anlaşılmıştır.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için İlk Derece Mahkemesince, taşınmazın bulunduğu yörede 3116 sayılı Kanuna göre 1946 yılında yapılan orman tahdidi ve sonrasında yapılan tüm orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B uygulama çalışmalarına ait işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örneği ayrı ayrı dosyaya getirtilmeli; davacıların dayandığı 21.07.1975 tarih ve 6 sıra numaralı tapu kaydının ilk tesis tarihinden itibaren tüm geldi ve gittileri ile birlikte dosya arasına celp edilmeli, söz konusu tapu kaydının kadastro sırasında revizyon görüp görmediği araştırılmalı ve revizyon görmüş ise revizyon gördüğü kadastro parsellerine ait kadastro tespit tutanakları getirtilmeli; yine yöreye ait en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğraflarının tamamı ile varsa amenajman planı ve komşu parsellere ait kadastro tutanakları, tutanaklar kesinleşmiş ise tapu kayıt örnekleri ve tapu kayıtları mahkeme kararı sonucu oluşmuş ise ilgili mahkeme karar örnekleri getirtilerek dosya ikmal edildikten sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan aynı köyde ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek ayrı ayrı 3’er kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi bilirkişisi, bir ziraat mühendisi bilirkişisi, bir fen elemanı ve bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalıdır.
Yapılacak bu keşifte, orman sınır noktaları tutanak ve haritalarda yazılı mevki, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6 - 7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, orman kadastrosu ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeğe çevrilerek, çekişmeli taşınmazın orman kadastro haritasına göre konumu genel kadastro paftası üzerinde ve aynı ya da yakın orman sınır hatlarında dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilmeli; tutanaklardaki anlatımlar değerlendirilmeli; tutanaklarla tahdit haritası arasında çelişki bulunup bulunmadığı belirlenmeli; çelişki bulunmakta ise çekişmeli parsel yönünden tahdit tutanakları ile haritalar arasındaki çelişki tahdit tutanaklarına değer verilmek suretiyle giderilecek şekilde müşterek imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak, açıklamalı, krokili rapor alınmalıdır.
Yine bu keşifte, getirtilen belgeler çekişmeli taşınmazla birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanun'lar karşısındaki durumu saptanmalı; zilyetlikle veya hukuki değeri kalmamış olan tapu kayıtlarıyla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; yukarıda değinilen diğer belgeler fen, jeodezi ve fotogrametri ile uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp, orijinal-renkli (renkli fotokopi) hava fotoğrafları ve memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ve memleket haritası ölçeğine (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak) denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle çekişmeli taşınmaz, çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli; taşınmazın gerçek eğimi, klizimetre aletiyle ölçülerek memleket haritalarındaki münhanilerden (yükseklik eğrilerinden) de faydalanılmak suretiyle tespit edilmeli; hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle üç boyutlu incelemesi yapılarak, temyize konu taşınmazın niteliği ve kullanım durumu ile tasarruf sınırlarının belirgin olarak görünüp görünmediği tespit edilmeli; taşınmazın üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranı ile taşınmazın imar-ihyaya konu olup olmadığı, olmuş ise imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığı ve imar-ihyanın hangi tarihte tamamlandığı, taşınmazın ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığı ve dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17/2. maddesinde belirtilen orman içi açıklık vasfında olup olmadığı hususlarında müşterek imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak şekilde, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli ve dosyadaki belgeler ile karşılaştırıldığında denetime elverişli rapor alınmalıdır.
Yapılacak araştırma sonucu çekişmeli taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu belirlendiği takdirde, davacının dayandığı tapu kaydının 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar karşısında hukuki kıymetinin olup olmadığı tartışılmalı; taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı ve kesinleşmiş orman sınırları dışında kaldığı belirlendiği takdirde ise, bu kez taşınmazın davacının dayandığı tapu kaydının kapsamında kalıp kalmadığı belirlenmeli, bu cümleden hareketle; 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 20. maddesi hükmü uyarınca öncelikle davacı tarafın dayanağını oluşturan tapu kaydı, tescile esas Ermenek Asliye Hukuk Mahkemesinin 1973/375 Esas, 1974/109 Karar sayılı ilamı ve ekindeki kroki yerel bilirkişiler yardımı ve fen bilirkişi eliyle yöntemince zemine uygulanmalı, uygulamada öncelikle tapu kaydının haritası, bulunmaması halinde ise tapu kaydında tarif edilen sınır yerleri esas alınmalı, yerel bilirkişice bilinemeyen sınırlar yönünden taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, uzman bilirkişiye tapu kaydında tarif edilen sınır yerleri düzenleyeceği haritada ayrı ayrı işaret ettirilmeli, söz konusu tapu kaydının sabit sınırlı sayılıp sayılmayacağı değerlendirilerek tapu kaydının kapsamı kesin olarak belirlenmelidir.
Ayrıca; dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazın öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, imar-ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı; komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanmak suretiyle dava konusu taşınmazları sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı ve ayrıca bu yolla yerel bilirkişiler ve tanıkların sözleri denetlenmeli; yerel bilirkişi ve tanıkların beyanları arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı; ziraat bilirkişisinden, taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, taşınmazın değişik yönlerinden çekilmiş fotoğraflarını da içeren, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; fen bilirkişisinden ise, keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir rapor ve kroki düzenlemesi istenilmeli; tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli; 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesi uyarınca, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tesbit ya da tescil edilip edilmediği ilgili tapu müdürlüğü ve kadastro müdürlüğü ile hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulup, aynı Kanunun 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip Kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanmalı, taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 17/2. maddesi uyarınca orman içi açıklık vasfında olup olmadığı belirlenmeli ve taşınmazın hangi çalışma sonucu tapuya tescil edildiği tespit edilerek hak düşürücü sürenin geçip geçmediği de gözetilerek, tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.
İlk Derece Mahkemesince, bu hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi; kabule göre de, 6100 sayılı Kanun'un 297. maddesinde gerekçeli kararın neleri ihtiva edeceği etraflı bir şekilde belirtilmiş olup anılan Kanun maddesine göre karar başlığında, tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerinin mutlaka yer alması gerektiği halde, bir kısım davacıların davacı sıfatıyla gerekçeli karar başlığında gösterilmemesi de usul ve Kanuna uygun bulunmadığından hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Peşin harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
03.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.