Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E.2025/3528 K.2025/5407
9. Hukuk Dairesi 2025/3528 E. , 2025/5407 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/3353 E., 2024/4286 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara Batı 4. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/450 E., 2023/206 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin fiilen 24.08.2017 tarihinden iş sözleşmesinin haksız feshedildiği 21.10.2018 tarihine kadar davalı Şirket bünyesinde gerek yurt içinde gerekse yurt dışında çeşitli ülkelerde 5.000,00 USD net ücret ile proje müdürü olarak çalıştığını, müvekkilinin çalıştığı dönem boyunca ödemelerin düzenli yapılmadığını, aylık net ücreti 5.000,00 USD olmasına rağmen resmî bordro bedelleri düşük değer üzerinden gösterilerek bankaya yatırıldığını, geri kalan kısımların elden ödeme veya şahsi avans olarak gösterilerek ödemeler yapıldığını, ödemelerdeki düzensizliklerin telefon görüşmeleri ve whatsapp görüşmelerinde müvekkili tarafından dile getirilmesine karşın ödemelerin yapılmadığını müvekkilinin çalıştığı dönemde sigorta primlerinin hep davalı Şirket tarafından yapıldığını ancak kasıtlı olarak işten çıkış gösterildiği gibi sigortasız çalıştırıldığı dönemler mevcut olup primlerinin de eksik ödendiğini, müvekkilin fazla çalışma yaptığı, hafta tatillerinde ve genel tatillerde çalıştığı hâlde karşılığı ücretlerin ödenmediğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatı, ücret, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı Şirketin yurt içi ve yurt dışında çeşitli özel şirketler ve kamu kuruluşları tarafından projeler aldığını, proje kapsamında aldığı işleri hizmetin talep edildiği yerde kurulan şantiye alanlarında yerine getirildiğini, davacının davalı Şirkette 24.08.2017- 23.01.2018 tarihleri arasında ...'daki şantiyede çalıştığını, 23.01.2018 tarihinden sonrada davalı Şirketin birlikte iş yaptığı başka bir şirkette Suudi Arabistan'da çalıştığını, ücret ödemelerinin bir kısmının bu şirket tarafından yapıldığını, davacının buradaki çalışmasının ardından, tekrardan 11.07.2018 tarihinde ...daki şantiyede çalıştığını, davacının çalışma süresi içindeki ücretlerinin ödendiğini, davacı alacaklarının zamanaşımına uğradığını, davacının 24.08.2017-23.01.2018 tarihleri arasındaki çalışmasında aylık net 3.247,31TL ödendiğini, davacının 23.01.2018 tarihinden sonra Suudi Arabistan'da çalıştığını, davacının bu dönemdeki ücretinin 18.750 SAR (Suudi Arabistan Riyali) olduğunun öğrenildiğini bakiye yapılması gereken ödemenin 32.000 SAR olduğunu, davacının 11.07.2018 tarihinden sonra tekrar ...daki şantiyede çalışmaya başladığını ve 3.402,21 TL ücret ödendiğini, davacıya çalışma süresi içinde avans ödemeleri yapıldığını, davacının 1 tam yılı dolduran çalışması bulunmadığını, davacının isteği üzerine iş sözleşmesine son verildiğini, davacının hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacak hakkı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 07.09.2021 tarihli kararı ile; davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğinin ispat edilemediği, davacının ödenmeyen ücret alacağı ve tanık beyanlarına göre ispat edildiği hâlde karşılığı ödenmeyen hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hükmün davalı tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 13.10.2022 tarihli kararı ile; somut olayda 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27. maddesi uyarınca taraflar arasında bağıtlanmış bir yurt dışı iş sözleşmesi bulunmadığı ancak bağıtlanan iş sözleşmesinde genel olarak 4857 sayılı İş Kanunu'na atıf yapıldığı, talep konusu çalışma döneminin Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarında mevcut olduğu ancak davacının ilk dönem ..., ikinci dönem ise Suudi Arabistan ülkesinde çalıştığının anlaşıldığı, bu nedenle öncelikle taraflar arasında seçilmiş bir hukuk bulunup bulunmadığının irdelenmesi, akabinde davacının birden fazla ülkede çalışması nedeniyle çalışmalarının geçici nitelikte olup olmadığı üzerinde durulması, daha sıkı ilişkili bir hukuk bulunmaması hâlinde mutad işyeri hukukunun tespiti, daha sıkı ilişkili bir hukuk bulunması hâlinde bunun tespiti ile yetkili hukukun somut olaya uygulanması gerektiği, bu noktada yetkili hukuka ilişkin Türk hukukunun doğrudan uygulanan kuralları ile kamu düzenine ilişkin Kanun'un 5 ve 6. maddelerindeki sınırlamaların da dikkate alınması gerekirken bu hususlar gözetilmeden Türk hukukuna göre sonuca gidilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle gerekli inceleme ve araştırma yapılarak hüküm kurulması için dosyanın Mahkemeye iadesine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı üzerine; İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı işçinin alacaklarının yurt dışında çalıştığı ülke hukukuna göre ... ve Suudi Arabistan hukuklarına göre hak kazanabileceği işçilik alacaklarına ilişkin bilirkişiden rapor alındığı, taraflar arasında herhangi bir hukuk seçimi yapıldığının taraflarca ortaya konulamadığı, davacı işçinin Türk vatandaşı olduğu birden fazla ülkede işini yaptığı, davalı şirketin de Türk kanunlarına göre kurulmuş şirket olup şirket merkezinin Türkiye'de bulunduğu, davalı Türk şirketin Türk işçiyi Türkiye'den götürerek yurt dışı işlerde çalıştırdığı, ayrıca SGK primlerinin Türkiye'de bildirildiği, davacı işçiye yapılan bir kısım ödemelerin Türk bankalarına yapılmış olduğu anlaşılmakla davacı ve davalı arasındaki hukuki ilişkinin Türk hukunun iş sözleşmesi ile daha sıkı ilişki içerisinde olduğu, işyerinde mutad hukukun yabancı hukuk olduğunun ispatlanamadığı, buna göre taraflar arasındaki iş ilişkisine Türk hukukunun uygulanması gerektiği sonucuna varılarak önceki karardaki gibi davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 24.08.2017-21.10.2018 tarihleri arasında davalı nezdinde ... ve Suudi Arabistan ülkelerinde çalıştığı, her ne kadar çalışma yurt dışında olmuş ise de, gerek cevap dilekçesinde ve gerekse de en son ön inceleme duruşmasında davalı tarafından uygulanacak hukuka yönelik bir itiraz ileri sürülmemesi ve gerekse de ibraz edilen iş sözleşmesi ile dayanak belgeler ve mahkeme gerekçesi gözetildiğinde somut olayda Türk Hukuku uygulanarak sonuca gidilmesinin isabetli olduğu, iş sözleşmesinin feshi yönünden işten ayrılış bildirgelerinde ilk dönem “18”, ikinci dönem ise “4” çıkış kodla gösterilmesinin yanında davalı işverence tazminatsız olarak iş sözleşmesinin sona erdiğinin ispat edilememesi nedeniyle davacı kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazandığının ve davalı tanığı .........’nın beyanı ile dâhi davacının hafta tatili ve genel tatillerde çalıştığı anlaşılmakla bu alacaklarının hüküm altına alınmasının da yerinde olduğu ancak arabuluculuk tutanağı ve ekleri dikkate alındığında ücret alacağı arabuluculuğa konu edilmediğinden bu alacak yönünden davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece ücret alacağının esasına girilerek kabulünün hatalı olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile; İlk Derece Mahkemesi hükmü ortadan kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; arabuluculuğa başvuru belgesinde ücret alacağının da yer aldığını, reddinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
2. Davalı vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde;
a. Davacı ... ve Suudi Arabistan'da çalıştığından mutad işyeri hukukunun uygulanması gerektiğini,
b. Suudi Arabistan'da ...Şirketinde çalıştığını, dava dışı .............. AŞ tarafından yapılan ödemelerin mahsubunun gerektiğini, bu dönem yönünden kıdem ve ihbar tazminatından sorumlu tutulmalarının hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, uygulanacak hukuk, iş sözleşmesinin feshi, ücret bakımından arabuluculuk dava şartı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti noktasındadır.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
5718 sayılı Kanun'un 24/1 hükmüne göre hukuk seçimi, taraflarca açıkça yapılabileceği gibi zımni olarak da yapılabilir. Yabancılık unsuru taşıyan bir iş sözleşmesinin varlığı karşısında, Türk hukukuna göre açılmış bir davada davalı tarafça en geç cevap dilekçesi ile yabancı hukukun uygulanması gerektiği yönünde itirazda bulunulmaması yahut en geç ön inceleme duruşmasında tarafların hukuk seçimi konusunda anlaşmamış olmaları durumunda uyuşmazlığa uygulanacak olan hukukun Türk Hukuku olarak zımnen seçilmiş olduğunun kabulü gerekir. Buna göre somut uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun "Beyan ve belgelerin kullanılması" kenar başlıklı 5. maddesi ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3/21 hükmü göz önünde bulundurulduğunda; arabuluculuk faaliyeti kapsamında düzenlenen belgelerden sadece son tutanağın kullanılmasına izin verilmiştir. Buna göre arabuluculuk dava şartının gerçekleşip gerçekleşmediği hususu, yalnızca son tutanak esas alınarak belirlenebileceğinden, başvuru formunda yer alan alacak kalemlerinin müzakere edilip edilmediği ancak son tutanak ile anlaşılabilir. Müzakere edilmemiş bir alacak için dava şartının gerçekleştiğinden söz edilemez.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlerden davalı tarafa yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.