Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2025/174 K.2025/11524
10. Hukuk Dairesi 2025/174 E. , 2025/11524 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/3578 E., 2024/1576 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Çatalca 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2022/557 E., 2022/521 K.
Taraflar arasındaki ölüm aylığının yeniden bağlanması gerektiğinin ve borçlu olmadığının tespiti davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davalı Kurum vekili ile davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacı dava dilekçesinde özetle; eşi ... ile 01.04.2016 tarihinde boşanmış olduğu, eşinin uyuşturucu bağımlısı olup, zamanın çoğunu cezaevinde geçirmekte, cezaevinde bulunmadığı sürelerde de marmaris'te bulunmakta olduğu, kendisi ile ilişkisinin sadece müşterek çocukları olduğu, eşinin 1,5 yıl evvel gece vardiyası çıkışında önünü kesmesi sonucu, çocukları için ilaçlarını kendi üzerine yazdırdığı, bu olaydan sonra her nasılsa muvazzalı olarak boşandığı iddia edilerek maaşının kesildiği ve tarafına borç çıkarıldığı iddiasıyla ödeme emrinin iptali ile maaşının yeniden bağlanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II.CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dilekçesinde boşandığı eşi ile ilgili çelişkili beyanlarda bulunduğu, davacının eşi ile boşanmasının muvazaalı olduğu açık olup 5510 sayılı Kanun'un 56 ve 96. maddesi ve Medeni Kanun'un 2. maddesi huzurdaki davanın yasal dayanağı olup bunlara dayanılarak gerçekleştirilen Kurum işlemi hukuka uygun olduğu savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III.İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesi tarafından yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararla; davacının kendisine zarar verdiği ve genelde Marmaris'de yaşadığını beyan ettiği eski eşi ile aynı sokakta ve birkaç bina mesafede ikamet ettiği tespit olunmuş olup bu durum davacı asilinde kabulünde olduğu, davacının ikamet ettiği "... Mah,. ... Sk. No:111 .../İstanbul" adresine ilişkin 01.07.2017 tarihli kira sözleşmesinde konutu kiraya veren kişinin davacının eski eşi ..., kiralayanın ise davacı ... olduğu, söz konusu sözleşmeye göre konutun kira bedeli 300,00 TL olup, konut kirası için herhangi bir depozito ya da kira peşinatı ödenmediği, davacının boşandığı ve kendisine kötü davrandığını belirttiği eşinden kiraladığı konutta ikamete ettiği anlaşılmakta olup bu durum hayatın olağan akışına aykırılık teşkil ettiği, bu noktada aksi sabit oluncaya kadar geçerli olan Kurum denetmen raporu içeriği ve yapılan tespitler ile bunların aksinin somut ve inandırıcı deliller ile kanıtlanamaması hep birlikte değerlendirildiğinde; davacı ile eşinin gerçek iradelerinin boşanma olmadığı, davacının asıl amacının ölen murisinden ötürü ölüm aylığı almak olduğu, tarafların boşanmadan sonra da fiilen birlikte yaşamaya devam ettikleri gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV.İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A.Temyiz Sebepleri
Davacı temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi tespitinin yerinde olmadığı, eski eş ... yaklaşık bir senedir cezaevinde bulunmakta, ayrıca ...resmi nikahlı olmayıp gayri resmi olarak ... İsminde bir bayanla evlendiği, yine bu kadından iki tane çocuğu olduğu ve onlarla birlikte yaşadığı, davanın ispat edildiği, birlikte yaşamaya ilişkin somut delil bulunmadığı iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı gerekçesiyle kesilen ölüm aylığının yeniden bağlanması gerektiğinin ve borçlu olmadığının tespitine ilişkindir.
1.Davanın, yasal dayanağını oluşturan 5510 sayılı Kanun'un 2. fıkrasında eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkların kesileceği ve bu kişilere ödenmiş olan tutarların, 96'ncı madde hükümlerine göre geri alınacağı düzenlenmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Anayasa Mahkemesinin 28.04.2011 tarihli ve 2009/86 Esas, 2011/70 Karar sayılı kararı ile 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin anılan 2. fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle yapılan itiraz isteminin reddine karar verilmiştir.
2. 5510 sayılı Kanununun 56. maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir / aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir / aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun / durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan / olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir / aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan / yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır.
3. Anılan 56. maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma / irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek / samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin / aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
4. Gelirin / aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme-başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir-aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun-yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanunun 96. maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56'ncı maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir.
5. Sonuç olarak 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasa'nın 20., 5510 sayılı Kanunun 59., 100., 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 28., 45., 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 3., 45 – 53., 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6., 24 – 33., 189., 190., 191., 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğü’nden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi / özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge-bölgeler yönünden kapsamlı Emniyet Müdürlüğü / Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, anılan mahalle / köy muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.
6. Somut olayda; 15.01.2016 tarihinde boşanan davacıya, 31.12.1983 tarihinde ölen babası nedeniyle ölüm aylığı bağlandığı ancak 25.10.2018 tarihi Kurum denetmen raporu ile davacının boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının tespit edildiğinin belirtilmesi üzerine aylığının kesildiği ve ödenen aylıkların da borç tahakkuk ettirilerek davacıdan istendiği, davacının 14.10.2019 tarihli Kurum başvurusunun reddedildiği anlaşılmaktadır. Davacı ölüm aylığının kesilmesine ilişkin Kurum işleminin iptali ile aylığın kesildiği tarihten itibaren yeniden bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiş ise de verilen karar eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır.
7. Mahkemece, öncelikle davacı ile eski eşinin adrese dayalı kayıt sistemindeki adres bilgileri temin edilmeli ve hangi tarihlerden itibaren hangi adreslerde ikamet ettikleri açıkça tespit edilmelidir. Davacının, eski eşinin farklı bir adreste yaşadığı yönünde iddiası bulunduğundan, belirtilen adreste eski eşin fiilen ikamet edip etmediği ve hangi tarihten itibaren bu adreste oturduğu ayrıntılı biçimde araştırılmalıdır. Ayrıca, 24.11.2016 tarihli uzaklaştırma kararına ilişkin dosya getirtilerek, dosya kapsamındaki dilekçeler ve varsa beyanlar incelenmelidir. Bu kapsamda, davacı ile eski eşinin anılan adreste birlikte yaşayıp yaşamadıkları; birlikte yaşamıyorlarsa nüfus kayıt sisteminde bildirilen adres dışında hangi adreslerde ikamet ettikleri belirlenmelidir. Bunun yanı sıra, tespit edilen adreslerdeki komşular, apartman görevlileri, muhtar ve azalar gibi kişiler tanık olarak dinlenmeli; tarafların birlikte yaşama durumuna ilişkin olgular, ilgili düzenlemeler ışığında değerlendirilmelidir. Tüm bu araştırmalar sonucunda elde edilen bulgular birlikte incelenerek, somut olaya uygun ve hakkaniyete dayalı bir karar verilmelidir.
8. Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme neticesinde yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,09.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.