Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2024/10811 K.2025/8329
10. Hukuk Dairesi 2024/10811 E. , 2025/8329 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1342 E., 2024/1374 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Düzce 2. İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/40 E., 2022/152 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında davanın reddine dair hüküm kurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı şirkette 10.05.2016 tarihinde üretimde sarıcı personeli olarak çalışmaya başladığını, 12.10.2020 tarihinde çalışma düzenini sağlamak amacıyla makinenin daha kolay temizlenmesi için makineyi çalıştırdığını ve temizlediği sırada parmağını makineye kaptırdığını ve bu şekilde sol başparmağının ilk boğumunun koptuğunu, hastaneye gittiğini ancak kesilen yerin dikiminde sorun yaşanması ihtimali bulunduğundan diktirmediğini, psikolojik ve sosyolojik olarak çöküntü yaşıyor olduğunu, davalı şirketin 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun'u kapsamında kusursuz dahi olsa sorumluluğunun devam ettiğini belirterek dava değerinin kesin olarak belirlendiği anda arttırılmak üzere şimdilik 1.000-TL maddi tazminata hükmedilmesine, hükmedilen maddi tazminatın kaza tarihi olan 12.10.2020'den itibaren uygulanacak avans faizi ile birlikte ödenmesini, davacıda oluşan manevi çöküntü nedeniyle 20.000-TL manevi tazminata hükmedilmesini, hükmedilen manevi tazminatın kaza tarihi olan 12.10.2020'den itibaren uygulanacak avans faizi ile birlikte ödenmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı şirkete yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; “davacının 10.05.2016 tarihinde işe girip o tarihten bu yana üretim personeli olarak aynı görevde çalıştığını, 12.10.2020 tarihinde kapalı durumda olan durumdayken temizlemesi gereken makineyi yetkisi olmaması ve kendisine böyle bir talimat verilmemesine rağmen işini hızlı bir şekilde gerçekleştirebilmek adına makinayı çalıştırdığını ve kazanın meydana geldiğini, kazanın gerçekleşir gerçekleşmez davalı firma yetkililerince .... Atatürk Devlet Hastanesine götürüldüğünü, hastanede plastik cerrahi olmaması sebebiyle yine davalı müvekkil firma yetkililerinin eşliğinde özel ambulans ile ... .. .. Hastanesine sevkinin sağlandığını, davacının önce parmağının dikilmesini onayladığını, davalı işverenin gerekli operasyon bedelini hastaneye ödediğini, ancak doktorun davacıya yapmış olduğu bilgilendirme sonucu parmağının tutmama riskinden dolayı parmağının dikilmemesini talep ettiğini ve bunun üzerine gerekli kapama operasyonunun gerçekleştiğini, bu husustaki yazılı beyanların dosyaya sunulduğunu, özel ambulans ücretinin, .. .. .. Hastanesi'ne ödenen operasyon ve kontrollerde ödenen tüm tedavi giderlerinin davalı firma tarafından ödendiğini ve hiç bir şekilde davacıya yükletilmediğini, davacının halen davalı şirkette çalıştığını, davacının işe giriş tarihinden itibaren, davalı firmanın iş sağlığı güvenliği uzmanı tarafından farklı zamanlarda toplam 11 adet eğitim aldığını, davalı şirketin kazadan kısa bir süre önce, iş sağlığı ve güvenliği hakkında çalışanların sorumluluklarına ilişkin bilgilendirme yaptığını ve bu bilgilendirmeye ilişkin yazılı metin yayınladığını, davacının okuduğuna dair imzalamış olduğu metnin de bulunduğunu, şirketin sorumlu tutulabilmesi için kazanın oluşumunda kusurunun bulunması gerektiğini ve alınması gereken her türlü önlemi alarak ve gerekli eğitimleri vererek görevlerini yerine getirdiğini beyan ederek açılan davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle,
"Davanın kısmen kabulü ile
1-) 2.500,00 TL manevi tazminatın 12.10.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat ve maddi tazminat istemlerinin reddine," şeklinde karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf sebepleri olarak; yargılama konusu olaya ilişkin detaylı açıklamalar dava dilekçesinde belirtilmiş olmakla, davalı iş yerinde gerçekleşen elim kaza neticesinde Müvekkilin sol işaret parmağının ilk boğumu koptuğunu, hastaneye gittiğini, parmağını diktirmek istediğini ancak kesilen yerin dikiminde sorun yaşanması ihtimali bulunduğundan diktirmediğini, müvekkil yaşamış olduğu kaza neticesinde maddi ve manevi olarak çok yıprandığını, bu zararların tazmini amacı ile de huzurdaki dava ikame edildiğini, ancak Mahkeme tarafından verilmiş olan karar müvekkilin acılarının karşılığı olmadığını, hakkaniyetten uzak olan yerel mahkeme kararının bozulması gerektiğini, itiraza uğramış bilirkişi raporu esas alınarak, eksik incelemeyle karar verilmesinin usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, çözümü özel teknik ve bilgiyi gerektiren durumlarda bilirkişi incelemesine başvurulduğu göz önüne alınarak, dosya iş sağlığı ve güvenliği alanında bilirkişiye tevdi edildiğini ve yine iş sağlığı ve güvenliği hususlarında tarafımızca itiraz edildiğini, bu halde, tarafımızca itiraz edilen hususların da çözümü hukuk dışı konular olup, inceleme gerektirmekteyken, Mahkeme tarafından bu husus göz ardı edildiğnii ve gerekçeli kararda bu noktada somut gerekçelere yer verilmediğini,
Müvekkile maluliyet sebebi ile maddi tazminat ödenmesi gerektiğini, bahsi geçen olay sebebi ile müvekkilinin günlük yaşantısında zorluklar yaşadığını, öyle ki yazı yazmak dahi zor gelmeye başladığını, bu haseple maddi tazminat talebinde bulunulmuşsa da Mahkemece kusurun müvekkilde olduğu gerekçesi ile işbu talebin reddedildiğini, öncelikle belirtmek gerekir ki müvekkilinin iş kazasına uğradığını ve bu noktada işverenin kusursuz sorumluluğu bulunduğunu, zira, Türk Borçlar Kanunu’nun 66. maddesi “Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.” şeklinde olup, işveren dava konusu elim kaza sebebi ile kusursuz sorumlu olduğunu, bununla birlikte, davalı şirket 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun'u kapsamında da, kusursuz dahi olsa, sorumluluğu devam etmekte olup müvekkilin maddi zararını gidermekle yükümlü olduğunu, ancak buna rağmen, Mahkemece tüm bu hükümlerin göz ardı edildiğini ve maddi tazminat talebinin kusurun müvekkilde olduğu gerekçesi ile reddedildiğini,
Müvekkilin yaşadığı ruhsal çöküntü sebebiyle hükmedilen manevi tazminat miktarı oldukça az olup; makul bir tutar belirlenmesi gerektiğini, ülkenin ekonomik koşullarının da 2.500-TL gibi bir tutar, günümüz Türkiyesi şartlarında, tazmin niteliği dahi maalesef ki, taşıyamadığını, öyle ki, iş kazasına uğramış müvekkil, hükmedilen tazminat tutarından daha fazla karşı vekalet ücreti ödeyeceğinden daha çok zarara uğrayacağını, müvekkil başparmağını kaybetmiş olup, dışardan herkesçe görülebilir bir yer olduğunu, bu sebeple insanların dikkatini çekmekte olup, “ne oldu” sorusuna her cevap verişinde kaza anını kendi zihninde tekrar tekrar yaşamakta olduğunu, neticeten söz konusu kaza Müvekkilimi yalnızca fiziksel olarak zarara uğratmadığını, aynı zamanda psikolojik ve sosyolojik olarak da çöküntüye uğrattığını, istihdam edenin, manevi tazminattan sorumlu tutulabilmesi için, çalışanın kusuru dahi aranmadığını, tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde, hükmedilen 2.500-TL'nin yeterli olmadığı açık olup, hükmün bozulması gerektiğini belirterek; Mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir.
Davalı vekili istinaf sebepleri olarak; yargılamada alınan bilirkişi raporunda meydana gelen olayda davalı işverenin kusurunun bulunmadığı, davacı işçinin ise yüzde yüz kusurlu olduğu belirlenmiş ve Mahkemece de bu raporun hükme esas alınabilir nitelikte olduğunu değerlendirilerek hüküm kurulmuş ise de, davalı işverenin kendi işçisine karşı maddi ve manevi tazminatla ilgili sorumluluğunun kusur sorumluluğu olduğunu, kusursuz sorumluluk işverenin çalışanlarının üçüncü kişilere verdiği zararlarla ilgili sorumluluk olduğunu, oysaki olayda böyle bir durum söz konusu olmayıp davalı işveren kendi işçisine karşı kusur sorumluluğu altında olduğunu, davalı işveren kusursuz olduğuna göre aleyhine tazminata hükmedilmesinin de mümkün olmadığını, hal böyle olunca davalı işveren aleyhine tazminata hükmedilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu belirterek; Mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir.
Mahkemece dosyaya toplanan deliller incelenmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... Mahkemece işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı makine mühendislerinden oluşan 3 kişilik bilirkişi kurulundan aldırılan 12.04.2022 tarihli heyet raporunda iş kazasının oluşumunda davalı işveren kusurunun bulunmadığı, kazalı işçinin %100 oranında kusurunun bulunduğu bildirilmiştir. Kusur raporunda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere, davacının dava dilekçesinde de kabul ettiği üzere olay günü makinelerin kapalı şekilde bakımının yapıldığı sırada davacının daha kolay olacağını düşünerek makineyi çalıştırdığı, bu nedenle de parmağını makineye kaptırdığı, davalı işverenin iş yerinde gerekli eğitimleri verdiğinin tespit edildiği, davacı ve davalı tanık beyanlarında da eğitimlerin verildiğinin anlaşıldığı, yine tanık beyanlarından kaza günü makinelerin kapalı şekilde temizliğinin yapıldığı, diğer işçilerin kapalı şekilde temizlerken davacının makineyi çalıştırması nedeniyle kazanın meydana geldiği, davacının 4 yıldan fazladır davalı iş yerinde operatör olarak çalıştığı, makinenin bir kısmını kapalıyken temizlediği, ancak kolay olacağını düşünerek makineyi çalıştırmasının tedbirsiz ve dikkatsiz davrandığı, işverene yüklenebilecek kusur bulunmadığı anlaşılmakla verilen hükme esas alınan kusur raporunun yerinde olduğu anlaşılmıştır.
Bir olayın iş kazası olarak nitelendirilmesi, işverenin her durumda bu kazadan sorumlu tutulmasını gerektirmez. Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamında iş kazasından işverenin sorumlu olması için, işverenin iş güvenliği önlemlerini alma ve özen gösterme yükümlülüğüne aykırı davranışı veya ihmal göstermesi sonucu kaza meydana gelmiş olmalıdır. Diğer bir deyişle, oluşan kazadan sorumlu olabilmesi için işverenin kusurunun kanıtlanmış olması gerekir.
İşyerinde meydana gelen iş kazaları nedeniyle işverenin hukuki sorumluluğunun niteliği Yargıtay kararlarında da benimsendiği görüşe göre, kusura dayanmaktadır. (Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 19.02.2013 günlü 2012/10014 Esas 2013/2860 Karar sayılı kararı) İsviçre ve Türk Hukuk Sistemi'nde özel bir düzenleme söz konusu olmadıkça asıl olan kusur sorumluluğudur. İşverenin kusurlu eylemi ile zarar arasında uygun bir illiyet bağı yoksa, işverenin sorumluluğundan söz edilemez.( Yargıtay 21. Hukuk Dairesi nin 03.03.2009 günlü 2008/20034 Esas 2009/3026 Karar sayılı kararı)
Yargıtay uygulamalarına göre de, kusur sorumluluğunda illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Bu gibi hallerde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu nun 18.03.1987 tarih ve 1986/9-722 Esas ve 203 Karar sayılı kararı da aynı doğrultudadır. İş kazasının meydana gelmesinde işçi tamamen kusurlu ise, illiyet bağı kesileceği için işveren sorumlu olmayacaktır.
Somut olayda; davacının davalı işyerinde geçirdiği iş kazasında dosyada yapılan bilirkişi incelemesinde yer alan tespitlere göre davalı işverenin iş kazasında kusurlu olmadığı, Mahkemenin bu yöndeki tespit ve değerlendirmelerinin dosya içeriğine uygun olduğu ve Mahkemenin maddi tazminat davasının reddine dair kararında bir isabetsizlik bulunmadığı, davacı vekilini istinaf itirazının yerinde olmadığı anlaşılmıştır .
Davalı vekilinin istinaf dilekçesinde; davalı işverenin hiç bir kusuru bulunmadığı halde manevi tazminata hükmedilmesinin doğru olmadığını ileri sürmüştür.
Dosya içeriği ile davalı işverenin iş kazasında kusurunun olmadığı belirlenmiştir. Manevi tazminat talebi yönünden de meydana gelen iş kazasında kusuru bulunmayan işveren aleyhine hüküm kurulmasının usul ve kanuna dosya içeriğine uygun olmadığı, Mahkemenin aksi yöndeki değerlendirmesinin dosya kapsamına uygun olmadığı, davalının kusurunun tespit edilemediği, bu yönden davalı vekilinin istinaf itirazının yerinde olduğu anlaşılmıştır. Dairemizce manevi tazminat davası yönünden karar kaldırılarak davanın reddine karar verilerek yeniden karar verilmiştir. " gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında davanın reddine dair karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçeleri ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi
3. Değerlendirme
Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davacı kazalının davalıya ait iş yerinde çalışmakta iken 12.10.2020 tarihinde makinelerin kapalı konumdayken temizliğinin yapıldığı esnada makinenin daha kolay temizlenmesi için makineyi çalıştırdığını ve temizlediği sırada parmağını makineye kaptırılması sonucu yaralandığı, Mahkemece kusur oranının tespiti amacıyla aldırılan 13.04.2022 tarihli kusur bilirkişi raporunda;"davacı işçinin kusurlu olduğu, davalı şirketin ise kusurunun bulunmadığının belirtildiği, kusur durumuna ilişkin bu raporun dosya kapsamına ve olayın gelişimine daha uygun olduğu gibi kapsamlı, gerekçeli ve denetime elverişli olduğu görülmüştür. Her ne kadar rapora itiraz edilmişse de davacının işyerinde makine operatörü olarak 4 yıllık tecrübesinin bulunduğu, iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerini aldığı, kaza anında işyerindeki makinelerin kapalı olarak temizliğinin yapıldığı, davacının makinenin bir kısmını temizledikten sonra rutin dışına çıkarak makineyi çalıştırarak temizlik yapmak istediği, bunun yanlış ve tehlikeli olduğunu diğer tanıklar gibi davacının bildiği, ancak kolay olacağını düşünerek makine çalışırken temizlik yapmak istediği, dolayıyla işinde kıdemli tecrübeli olan davacının emir, talimat ve iş güvenliği kurallarına aykırı davranarak kazaya bizzat kendisinin sebebiyet verdiği, yaşanan kazada işverene atfedilecek kusur bulunmadığı" tespitinin yapıldığı, Mahkemece anılan raporun hükme esas alınması suretiyle maddi tazminat yönünden davanın reddi ile manevi tazminat yönünden davacı lehine 2.500,00 TL manevi tazminata karar verildiği, taraf vekillerinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında davanın tümden reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Taraflar arasında kusur oranlarının tespiti noktasında uyuşmazlık bulunduğu gözetilerek kusur oranının belirlenmesine ilişkin ilkelere de değinmek faydalı olacaktır.
İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun'u, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde:
"İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;
a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.
d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
a)Risklerden kaçınmak,
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,
c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,
ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,
d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,
e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,
f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır.
Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı).
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.
Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2013 tarih 2012/21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.
İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır.
Somut olayda davaya konu kazanın meydana gelmesinde davacı kazalının %100 oranında kusurlu olduğu tespitine yer veren bilirkişi raporuna itibarla hüküm tesis edilmiş ise de hükme esas alınan raporda yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve teknolojik gelişmeler gereğince işverence makinelerin temizlenmesi esnasında iş organizasyonunun tam olarak sağlanıp sağlanmadığı, iş güvenliği önlemlerinin alınıp alınmadığı, alınan önlemlerin denetiminin yeterince sağlanıp sağlanmadığı, temizlik esnasında insan eli yerine alet veya başkaca bir malzemenin kullanılmasının mümkün olup olmadığı, makine çalışır vaziyette iken elle müdahale halinde makineyi durduracak bir sistemin bulunup bulunamayacağı veya makinede koruyucu kapak sisteminin bulunmasının gerekli olup olmadığı yönünde değerlendirme yapılmadığı anlaşılmakla somut olaya uygun görülmeyen rapora itibarla hüküm tesisi hatalı olmuştur. Öte yandan manevi tazminatın takdirinde TBK 49 vd devamı hükümlerinde kusurun varlığı şart olarak düzenlenmeyip kusur yalnızca manevi tazminatın takdirinde bir unsur olarak düzenlenmekle manevi tazminatın işverenin kusuru bulunmadığı gerekçesiyle reddi de hatalı olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş; var ise rücu ve ceza dosyası da getirtilerek hüküm altına alınacak tazminat miktarlarına etkisi bakımından yukarıda bahsedilen kusur raporlarını düzenleyen heyetlerden farklı, A sınıfı İş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetine; davacı itirazlarını karşılar şekilde var ise rücu ve ceza dosyasındaki raporları da değerlendirir ve çelişki olur ise giderecek mahiyette tarafların somut verilere dayalı iş güvenliği açısından alması gereken önlemlerin neler olduğu, hangi önlemlerin alınıp; hangi önlemlerin alınmadığı, iş kazası olayının gerçekleşmesindeki kusur oranlarını her türlü şüpheden uzak şekilde oransal olarak tespit ettirmek ve sonucuna göre usulünce bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin, Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmalıdır .
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.