Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2024/6538 K.2025/7140
10. Hukuk Dairesi 2024/6538 E. , 2025/7140 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/320 E., 2024/507 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin 5. İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/8 E., 2023/342 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince asıl dava dosyasının kısmen kabulüne, birleşen dava dosyasının kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmek ve de duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 29.04.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü murafaalı temyiz eden davalı adına Av. ... ile davacı adına Av. ... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü;
I. DAVA
Davacı vekili özetle; asıl dava dosyasında 210.403,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, birleşen dava dosyasında 1.346.662,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle davacının asıl ve birleşen dava dosyasındaki maddi tazminat istemlerinin kabulüne, asıl dava dosyasında davacı lehine 45.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, kusur oranlarının hatalı hesaplandığını, müvekkili tarafından inşaat alanında sorumluluğu içinde ve dışında kalacak şekilde tüm önlemlerin alındığını, savcılık dosyasında yer alan bilirkişi raporundan da kazanın tamamen davacının kendi kusuru ile meydana geldiğinin açıkça anlaşıldığını, Yerel Mahkemece dosya kapsamında aldırılan ve ilk rapordan dört yıl sonra düzenlenen ikinci bilirkişi raporunda, işçinin düştüğü katta asansör boşluğu önünde duvar bulunmadığı ve bu nedenle gerekli korkuluk önleminin alınmadığı iddia edilmişse de bu iddiaya dayanak gösterilen 06.08.2012 tarihli olay ve görgü tespit tutanağının dosyada bulunmadığını, ayrıca bu raporda müvekkili ile... şirketi arasındaki iş ilişkisinin ve kazadaki sorumluluğun değerlendirilmediğini, bu husustaki itirazlar dikkate alınmaksızın haksız şekilde %20 oranında kusur isnadında bulunulduğunu, müvekkilinin profesyonel bir iş sağlığı ve güvenliği firmasıyla anlaşma sağladığını, bu firma tarafından alt işverenlerin faaliyetlerini de kapsayacak şekilde gerekli kontrol ve denetimin yapıldığını, yapı alanında etkin ve işleyen bir denetim mekanizması kurulduğunu, risk değerlendirmesi ve planlaması yapıldığını ve kazalı işçiye uygun ve yeterli düzeyde iş güvenliği eğitimi verildiğini, dolayısıyla bilirkişi raporunda müvekkili hakkında işi iş güvenliği kurallarına uygun yürütmediği, denetleme yapmadığı, risk değerlendirmesi yapmadığı yönündeki değerlendirmelerin gerçeği yansıtmadığını, kazanın gerçekleşme nedeninin tüm bu gerekçelerden bağımsız olarak, işçinin Ramazan Ayı dolayısıyla gündüz yerine gece çalışmayı tercih etmesi, aydınlatılmış ana geçiş yolları mevcutken kullanılmaması gereken, karanlık ve bu nedenle aydınlatılması gerekmeyen bir güzergâhtan şantiye alanına giriş yapması ve bu sırada el feneri ya da benzeri bir aydınlatma kullanmaması olduğunu, ceza yargılaması sırasında alınan bilirkişi raporunda işçi kusurunun %40 olarak belirlendiği hâlde, daha sonra hukuk davası kapsamında alınan raporlarda bu oranın %20’ye düşürüldüğünü ve aradaki farkın müvekkiline haksız şekilde yüklendiğini, iş sağlığı ve güvenliğinden büyük ölçüde bağımsız olan bu olayda, işçinin geçiş yolu olmayan bir şantiyeden gece vakti el feneri olmadan geçmeye çalışması nedeniyle meydana gelen bu kazada yalnızca %20 kusur yüklenmesinin adil olmadığını, sürekli iş göremezlik oranı açısından bir sorun olmamakla birlikte müvekkilinin %20 kusurlu bulunmasına rağmen diğer davalının kusurunun da eklenerek %80 kusur oranından sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu, TRH 2010 yaşam tablosunun esas alınmasının yerinde olmadığını, davacı lehine hükmedilen manevi tazminatın fazla olduğunu, müvekkili ile ihbar olunan şirket arasındaki sözleşmenin 10.2, 14 ve 14.1 maddelerine göre inşaat sahasında gerekli tüm önlemleri almak ve bu önlemler alınmadığı takdirde doğacak zararlardan sorumlu olanın... şirketi olduğu dikkate alındığında davacının... şirketi işçisi olması nedeniyle müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, müvekkilinin asıl işveren sıfatının bulunmadığını, birleşen davanın zamanaşımına uğradığını, tazminat hesabının güncel ücretler esas alınarak yapılmasından sonra faizin kaza tarihinden itibaren işletilmesinin hatalı olduğunu, güncellenmiş asgari ücret verileriyle yapılan yeni hesaplamanın daha önce hesaplara itiraz edilmemesiyle oluşan usuli kazanılmış hakkı ihlal ettiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C.Değerlendirme ve Gerekçe
a.Davalı vekilinin davacının asıl dava dosyasındaki manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde,
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
Dosya içeriğine göre davacı vekilinin asıl dava dosyasında 210.403,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, birleşen dava dosyasında 1.346.662,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsilini talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince maddi tazminat istemlerinin kabulüne, asıl dava dosyasında davacı lehine 45.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedildiği, Bölge Adliye Mahkemesinin 21.03.2024 tarihli Kararı ile istinaf yoluna başvuran davalı vekilinin istinaf istemlerinin esastan reddine karar verildiği gözetildiğinde, kısmen kabulüne karar verilen manevi tazminat miktarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davalı vekilinin bu kısma yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir.
b.Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesinde,
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamından, davacı tarafından 2013 yılında açılan asıl davanın dava dilekçesinde 10.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminat talep edildiği, 13.02.2017 tarihli hesap raporunda %47,00 sürekli iş göremezlik oranı ve %20 oranında müterafik kusur dikkate alınarak 210.403,00 TL maddi zarar belirlendiği, bu rapora davacı tarafından süresinde itiraz edilmediği, yalnızca davalı tarafça itiraz edildiği, takip eden celsede davacı vekilinin rapora itiraz etmeksizin ıslah için süre talep ettiği, akabinde 07.04.2017 tarihli dilekçe ile maddi tazminat talebini 210.403,00 TL’ye ıslah ettiği, 2017 tarihli ilk kararda maddi tazminat isteminin tamamının kabulüne, davacı lehine 10.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedildiği, bu karara karşı taraflarca istinaf yoluna gidildiği, ancak davacılar tarafından istinaf dilekçesinde maddi tazminat miktarına dair bir itiraz ileri sürülmediği, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kusur oranları ile sürekli iş göremezlik oranı kontrol kaydının sonucunun değerlendirilmemesi gerekçesiyle kararın kaldırıldığı, yeniden alınan kusur raporunda oranların değişmediği, SGK Sağlık Kurulunun 08.08.2018 tarihli Kararıyla kontrol kaydını kaldırarak oranı %53,00 olarak güncellediği, davacı tarafından önceki %47,00 oranına itiraz edilmediği hâlde Mahkemece resen dosyanın hesaba gönderildiği, 24.03.2019 tarihli Raporda yeni oranlar dikkate alınarak 241.274,00 TL maddi zarar hesaplandığı, ikinci kararın bu hesaplamaya ve %20 müterafik kusura göre verildiği, manevi tazminatın 30.000,00 TL olarak takdir edildiği, bu karara karşı da taraf vekillerince istinaf yoluna gidildiği, davacılar tarafından yalnızca faiz başlangıcı ve manevi tazminat yönünden istinaf sebepleri ileri sürüldüğü, bu istinaf üzerine Bölge Adliye Mahkemesince sürekli iş göremezlik oranının tespiti noktasında prosedürün işletilmesi gerektiği, kabule göre; faiz başlangıç tarihinin hatalı olduğu, 30.000,00 TL manevi tazminatın az olduğu gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verildiği, Yüksek Sağlık Kurulu, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi ve Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulundan raporlar alındığı, nihayetinde ATK ve Üst Kurul tarafından davacının sürekli iş göremezlik oranının sürekli iş göremezliğe girdiği tarihten itibaren %47,00 oranında olduğunun tespit edildiği, davalı tarafın oran değişikliği nedeniyle yeni hesap raporu alınması yönündeki talebi üzerine 17.07.2023 tarihli hesap raporunun alındığı, bu raporda bilinen dönemin değişmesi ve TRH 2010 yaşam tablosu kullanılması sonucu davacının maddi zararının 1.557.065,17 TL olarak hesaplandığı, bunun üzerine davacı tarafından aynı davalıya karşı açılan ve sonradan birleştirilen 2023 tarihli ek davada 1.346.662,00 TL maddi tazminat talep edildiği, davalı vekilinin ek davaya karşı zamanaşımı def'i ileri sürdüğü, Mahkemece davalının ek davaya karşı zamanaşımı def'i değerlendirilmeden asıl dava dosyasında maddi tazminatın tamamının, birleşen davada ise ek maddi tazminat talebinin tamamen kabul edildiği, asıl dava dosyasındaki manevi tazminatın 45.000,00 TL olarak takdir edildiği, bu karara karşı yalnızca davalı tarafın istinaf yoluna başvurduğu, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay Uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan Mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Yargıtay İçtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay İçtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir Kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya Mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (HGK'nın 12.07.2006 T., 2006/4-519 E., 2006/527 K., 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı)
Somut olayda, Mahkemece her ne kadar davalının birleşen dava dosyasına yönelik zamanaşımı def'i değerlendirilmeksizin karar verilmiş ise de davacı vekilince maddi zararı 210.403,00 TL olarak hesaplayan 13.02.2017 tarihli hesap raporuna itiraz edilmemesi, İlk Derece Mahkemesinin bu hesap raporuna göre verilen ilk kararına karşı istinaf yoluna başvururken maddi tazminat miktarı yönünden bir istinaf nedeni ileri sürülmemesi nedenleriyle davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu dikkate alınarak birleşen dava dosyasının reddine karar verilmesi gerekirken bu husus göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Davalı vekilinin davacının asıl dava dosyasındaki manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının MİKTARDAN REDDİNE,
2.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
4.Davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
5.Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalıya iadesine,
6.Davalı avukatı yararına takdir edilen 28.000,00 TL duruşma avukatı parasının davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
29.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.