Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2024/8271 K.2025/5927
10. Hukuk Dairesi 2024/8271 E. , 2025/5927 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/442 E., 2024/848 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 4. İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/930 E., 2023/976 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; ... ...'ün davalı şirkette TIR şoförü olarak 2011 yılı temmuz ayında çalışmaya başladığını, 08.07.2019 günü davalı şirket merkezinde öğle yemeği yediği sırada fenalaşarak yere yığıldığını ve kaldırıldığı ... Şehit Prof. Dr.... Eğt. Arş. Hastanesinde 13:30'da vefat ettiğini, işyerinde bulunması gereken işyeri hekiminin olay anında işyerinde bulunmadığından davalı şirketin ölümlü iş kazasında kusurunun bulunduğunu, müvekkilinin olay günü aniden ve daha önceden ihbar edilmeden işten kovulduğunu, müteveffanın eline ilişki kesme formu tutuşturulduğunu, bu görüşme esnasında şirket yetkilileri ile müvekkili arasında tartışma yaşandığını, müteveffanın eşinin, müteveffanın üzerinden ilişik kesme formunun çıktığını daha sonra öğrenince, eşinin fenalaşma ve ölüm sebebini ancak sonradan anlayabildiğini belirterek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
II. CEVAP
Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; müteveffanın eşi ile müvekkili şirket arasında arabuluculuk anlaşması yapıldığını, müteveffanın ..., ... ve ...'ün babaları olmadığını bu nedenle bu kişilerin tazminata hak kazanmadıklarını, davacının ölümünün iş kazası olarak değil de doğal ölüm olarak nitelendirilmesinin gerektiğini, söz konusu davanın görülebilmesi için iş kazasının tespitinin yapılmasının gerektiğini, müvekkili şirkette işe alımların yapılmadan önce işçilerin tüm sağlık testlerinden geçtiğini ve işyerinde işyeri hekiminin de bulunduğunu, müteveffanın da her yıl sağlık kontrollerinin yaptırıldığını, davacı tarafça iddia edilen müteveffanın işten çıkarıldığının doğru olmadığını, müteveffanın Özbekistan'da bir bayanla gönül ilişkisi kurduğunu, kendisinin Özbekistan'da görevlendirilmemesi üzerine ilişik kesme formunu isteyerek işten çıkmak istediğini belirttiğini, davacı tarafça iddia edildiği gibi işten kovulan işçinin hiçbir şey olmamış gibi işyerinde oturup yemek yemesinin hayatın olağan akışına ters olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "..Maddi tazminat yönünden davanın kabulüne,
Net 1.343.400,16 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı ...'e ödenmesine,
Net 230.840,77 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı ...'e ödenmesine,
Net 177.642,10 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı ...'e ödenmesine,
Net 111.143,76 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı ...'e ödenmesine,
Manevi tazminat yönünden davanın kabulüne,
Net 50.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı ...'e ödenmesine,
Net 25.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı ...'e ödenmesine,
Net 25.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı ...'e ödenmesine,
Net 25.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı ...'e ödenmesine,.." şeklinde karar vermiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; "..davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine...
" karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesince kaçınılmazlık faktörü üzerinden davalı işverenin %60 oranında kusurlu bulunarak hüküm kurulduğunu, iş yerinde düzenli olarak sağlık kontrollerinin yapıldığını, davacının kalp damar hastalığı olduğunu iş yerine bildirmediğini, murisin vefatının kaçınılmazlık ilkesi olarak değerlendirilmesinin hukuka aykırı olduğunu, hesap bilirkişi raporunun hatalı ve hakkaniyete aykırı olarak düzenlendiğini, karar gerekçesinin yeterli olmadığını belirterek temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.
1.Bilindiği üzere geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.
2.İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.
3.Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.
4.İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.
5.İş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında zararlandırıcı olaya neden oldukları ileri sürülen kişi veya kişilerin kusur oranlarının kesin olarak tespiti hem maddi hem de manevi tazminat miktarını doğrudan etkilemesi bakımından önem taşımaktadır. Maddi tazminat davalarında sigortalının kazanç kaybının hesaplanmasında sigortalının kusuru oranında tespit olunan kazanç kaybından indirim yapılacağı gibi manevi tazminat davalarında hükmedilecek manevi tazminat miktarının takdirinde tarafların kusur durumu Mahkemece öncelikle dikkate alınacaktır.
6.İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işveren, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu olay tarihinde yürürlükte bulunan İş Kanununun 77. maddesinin açık buyruğudur. Oysa hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda; bilirkişiler, İş Kanununun 77. maddesinin öngördüğü koşulları göz önünde tutarak ve özellikle işyerinin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken işçi sağlığı ve iş güvenliği tüzüğünün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin, işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiç bir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde, saptamadıkları anlaşılmaktadır.
7. Hal böyle olunca, hükme esas alınan kusur raporunun, İş Kanunu'nun 77. maddesinin öngördüğü koşulları içerdiği hükme dayanak alınacak nitelikte olduğu söylenemez. Öte yandan olayın iş kazası olduğu tartışmasız olup, kalp krizinde kişinin yaşının, beslenme şekli ve kültürünün, genetik özelliklerinin ve bünyevi yapısının da bedensel faktörler olarak etkili olduğu, sağlığının çeşitli faktörlerinin bir araya gelmesiyle bozulabileceği ve bu durumun olayın uygun illiyet bağını oluşturabileceği veya kısmi sebebi olabileceği gözetilerek kusurun ağırlığının değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiği ortadadır. Hal böyle olunca, kusur raporunun, İş Kanunu'nun 77. maddesinin öngördüğü koşulları içerdiği, hükme dayanak alınacak nitelikte olduğu söylenemez.
8. Öte yandan kaçınılmazlık; hukuksal ve teknik anlamda; fennen önlenmesi mümkün bulunmayan başka bir anlatımla, işverence mevzuatın öngördüğü tüm önlemlerin alınmış olduğu koşullarda dahi önlenmesi mümkün bulunmayan durum ve sonuçları ifade eder. Olayın önlenemezliği hususunu açmak gerekirse; buradaki önlenemezlik olayla ilgili değildir. Önlenemezlik unsuru, tamamen davranış normu ve borca aykırılıkla ilgili olup alınabilinecek tüm tedbirler alınmış olunsa dahi bir davranış normunun veya sözleşmeden doğan bir borcun ihlalinin ifadesidir. Yani olay önlenemez olmasına rağmen bir davranış kuralına ya da sözleşmeden doğan borca aykırılık önlenebiliyorsa artık kaçınılmazlıktan söz etme imkanı yoktur.
9. Kalp krizi sonucu gerçekleşen iş kazalarında kaçınılmazlığın söz konusu olmayacağı dikkate alınarak işveren kusuru ile bünyesel faktör arasındaki dağılımın ne miktarda olduğunun tespiti gerekmektedir. Zira, kaçınılmazlıktan farklı olarak bünyesel faktörden davalı işverenin sorumlu tutulması mümkün değildir.
10. Bu açıklamalar doğrultusunda; somut olayda, yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, 09.03.2022 tarihli kök ve 30.06.2022 tarihli ek kusur raporunda "..Somut olay açısından, bahse konu kalp krizinin, ... işçide, her türlü tedbirin alınması durumunda da gerçeklemesi olasılığı bulunmaktadır. Mevcut bulgular çerçevesinde, bu durumun her türlü şüpheden uzak bir şekilde tespit imkanı ise bulunmamaktadır. Bu durumda, olayın meydana gelmesinde, bünyesel faktörlerin ve/veya kaçınılmazlık faktör etkisinin bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır..." gerekçesi ile davalı işverenin dava konusu kaza olayının gelişinde herhangi bir kusuru olmadığı, davalı işçinin %40 kusurlu olduğu ve %60 kaçınılmazlık faktörü olacağı yönünde rapor düzenlenmiş ise de; Mahkemece %60 kaçınılmazlık faktörünün işveren kusuru olarak değerlendirip hüküm kurulmuştur. Dava konusu olayda bilirkişi kök ve ve ek raporda belirtildiği gibi kalp krizi nedeniyle sigortalının ölümünde kaçınılmazlık unsuru olmadığı, kalp krizinin bünyesel faktör ve sigortalının kusurundan kaynaklanmış olup işverenin herhangi bir kusuru bulunmadığından davanın reddi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur.
11.Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
12.O halde, davalı vekilinin bu duruma yönelik temyiz itirazlarının kabulüyle davalı vekilinin istinaf başvurusunu esastan reddeden Bölge Adliye Mahkemesin kararı ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen karar bozulmalıdır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3.Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.