Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2024/7400 K.2025/5575

🏛️ 10. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/7400 📋 K. 2025/5575 📅 10.04.2025

10. Hukuk Dairesi         2024/7400 E.  ,  2025/5575 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/402 E., 2024/774 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Zonguldak 2. İş Mahkemesi
SAYISI : 2015/1009 E., 2023/506 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacılar vekilinin istinaf talebinin esastan reddi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında asıl davanın kabulü ile birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir .
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin murisi (... eşi, ...'un babası) ...'nin davalıya ait işyerinde çalışmakta iken 20.09.2013 tarihinde iş kazasına maruz kaldığı, tedavilerine rağmen iyileşmeyerek 08.09.2015 tarihinde vefat ettiğini, kazanın meydana gelmesinde davalının iş yerinde iş emniyetini sağlayıcı gerekli önlemleri almaması, denetim ve gözetim görevini yerine getirmemesi, iş emniyeti ile ilgili yasa, tüzük ve yönetmelik hükümlerine uymaması ve özellikle istihdam ettiği 3. kişilerin kusurlu olması sebebiyle etken olduğunu, kaza nedeniyle müvekkilinin destekten yoksun kaldıklarını, ayrıca büyük elem ve acı duyarak maddi ve manevi zarara uğradıklarını belirterek murisin iş kazası nedeniyle ölümü sonucu ölümünün tespiti ile destekten yoksun kalan davacı için fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile 1.000,00 TL maddi tazminatın ( davacı vekili 1.000,00 TL talep ettikleri maddi tazminatı 18.02.2016 tarihli ön inceleme duruşmasında 500,00 TL ..., 500,00 TL ... Yağmur Yağmur için açtıklarını belirtmiştir.) olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, manevi tazminatı talep etme hakları saklı kalmak kaydı ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacılar vekili birleşen dava dilekçesinde özetle; aynı iş kazası nedeniyle madden ve manen zarara uğrayan davacı müvekkilleri lehine fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile ... için 200.000,00 TL, ... için 175.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ayrıca Mahkememize ait 2023/311 Esas sayılı ek sayılı dosyada anne ... için 150.000,00 TL, baba ... için 150.000,00 TL, kardeşler ... ve ... için 50.000,00'er TL manevi tazminatların olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, aralarındaki hukuki ve fiili irtibat nedeniyle iş bu dava dosyasının Mahkememizde yargılaması devam eden asıl dava dosyamızla birleştirilmesine karar verilmiş olup her iki dosyanın yargılamasına Mahkememizin asıl dosyası üzerinden devamla davanın neticelendirilmesi cihetine gidilmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; iş kazasının oluşumunda davalı Kurumun kusurunun bulunmadığını, Kurumun iş yerinde kazaların önlenmesi için her türlü tedbiri aldığını, kusurun tamamının ... işçide olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle asıl davanın ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-Asıl davanın kabulü ile davacı eş ... için 2.772.511,66 TL ve çocuk ... için 1.011.477,15 TL için toplam maddi tazminat yönünden 315.519,66 TL, asıl dava ile birleşen 2023/131 Esas sayılı davacı eş ... için 200.000,00 TL manevi tazminat ve davacı çocuk ... için 175.000,00 TL olmak üzere toplam manevi tazminat yönünden 58.250,00 TL, asıl dava ile birleşen 2. İş 2023/311 Esas sayılı dava yönünden anne anne ... için 100.000,00 TL baba ... için 100.00,00 TL, kardeşler ... için 30.000,00 TL, kardeş ... için 30.000,00 TL için toplam manevi tazminat yönünden 41.000,00 TL olmak üzere toplam tazminat meblağlara göre bu vekalet ücretlerine hükmedildiğini,
-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 57., 58. maddesinde düzenlenmiş ihtiyari dava arkadaşlığında, davalar birbirinden bağımsız olduğunu, dava arkadaşlarından her biri diğerinden bağımsız hareket edeceğini,
-Somut davalarda, ihtiyari dava arkadaşlığı mevcut olup, vekalet ücretlerinin, 21.09.2023 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre ayrı ayrı takdir edilmesini,
-Asıl dava ile birleşen 2. İş Mahkemesi 2023/311 Esas sayılı davada, davacı anne ... için 150.000,00 TL, baba ... için 150.00,00 TL, kardeş ... için 50.000,00 TL, kardeş ... için 50.000,00 TL manevi tazminat talep edildiğini, taleplerinin kısmen kabulü ile anne ve baba için 100.000,00'er TL, kardeşler için 30.000,00'er TL manevi tazminatlara hükmedildiğini,
-Olay nedeniyle duyduğu elem, davacıların üzüntüsü, karşısında manevi zararlarını bir nebze giderecek mahiyette manevi tazminat taleplerinin ılımlı talepler olduğunu, paranın alım gücü göz önüne alındığında ne davacıları zenginleştireceğini ne de davacı ... müzayaka haline getirecek meblağlar olmadığını,
-Manevi tazminat taleplerinin kabul edilebilirliğini düşündüklerini,
-Hatalı ve hukuka aykırı mahkeme kararının kaldırılmasına ve vekillik ücretlerinin her bir davacı için ayrı ayrı hükmedilmesine, anne ..., baba ..., kardeş ..., kardeş ...'nin manevi tazminat taleplerinin tümüyle kabulüne karar verilmesini belirterek istinaf talebinde bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-Dava konusu kazada işveren kusurunun olmadığını, dosyada aldırılan kusur raporu farazı verilere dayandığını, iş kazasının oluşmaması için Kurumun alması gerektiği önlemler somut olarak açıklanmadığını, yetersiz kusur raporunun hükme esas alınmasının hatalı olduğunu,
-Müvekkili Kuruma atfedilen kusur oranını kabul etmelerinin mümkün olmadığını, dava konusu olay kazalı işçinin kusuru sonucu meydana geldiğini, bu nedenle de dava konusu olayda kusurun tamamı dikkatsiz ve tedbirsiz çalışan kazalıya ait olduğunu,
-İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m. 19/1 e göre “Çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşürmemekle yükümlüdür.' aynı şekilde Maden İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği m 6/1 uyarınca Çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği bakımından, ilgili mevzuatın öngördüğü esaslara ve işverenin bunlara uygun olarak vereceği emir ve talimata uymak zorundadırlar.'
-Kurum ilgili birimince hazırlanan 02.03.2022 tarihli Teknik Savunma Raporunda kazalı işçinin göreviyle ilgili gerekli eğitimleri aldığı; kullanacağı malzeme, alet, takım ve koruyucu donanımlarının eksiksiz olarak tedarik edildiği ve bunların kullanımları ile ilgili teorik ve pratik eğitimlerin verildiğinin belirtildiğini, işveren işçi sağlığı ve iş güvenliği bakımından gerekli önlemleri aldığını, denetimlerini yaptığını, ayrıca işyerinde güvenli bir çalışma ortamı oluşturulabilmesi için iş organizasyonu kurulduğu, bu amaçla nezaretçi görevlendirildiği, dava konusu kazanın meydana geldiği sırada nezaretçinin işyerinde bulunduğunun ifade edildiğini, bu hususlar dikkate alındığında dava konusu kazada bilirkişinin işvereni %60 oranında kusurlu bulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu,
-Maddi tazminattan BK 52 gereğince hakkaniyet indiriminin yapılması gerektiğini, iş kazasının oluşumunda davacının da kusurunun bulunduğunu,
-Hesap raporunun hatalı olduğunu,
-Zarardan, ilk peşin sermaye değerinin tamamı düşülmediği takdirde ... murisi hak sahiplerinin aynı zarar için hem işverenden tazminatın tümünü almak hem de Kurumdan gelir almak yoluyla mükerrer yararlanma durumuna geleceğini, bu durumda davacı açısından sebepsiz zenginleşmeye sebep olacağını,
-Maddi zarar müteveffanın zararlandırıcı sigorta olayından önce ve sonraki durumu arasında oluşan farktan ibaret olduğunu, maddi zararın saptanmasında hüküm gününün dayanak alınması ve hüküm günündeki dunuma göre zarar tutarının hesaplanması gerektiğini, zarar tazminatın tavan noktası olduğunu, hüküm altına alınacak tazmınat zararı aşamayacağını, zarara neden olan olay nedeniyle olaydan zarar gören ... murisleri ölüm halinde bir fayda da sağlamışsa zararı doğuran olayla bağlantılı faydaların zarardan indiriminin gerektiğini, buna zararın denkleştirilmesi dendiğini, aksi halde zararlandırıcı olay zarar gören tarafı zenginleştirdiğini,
-İş kazası ölüm sonucu oluşan zararın giderilmesi istemine ilişkin olarak açılan tazminat davaları nitelikçe sigortaca karşılanmayan zararın giderilmesi istemini amaçladığını,
-Zarar hesabının, Sosyal Güvenlik Kurumunca bağlanan gelirin hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan artışlar nazara alınarak hesaplanan tüm peşin sermaye değeri düşülmek suretiyle yapılması gerektiğinin kabulü gerektiğini, aksi takdirde; zarardan, bağlanan gelirin hüküm tarihine en yakın tarihteki artışlar nazara alınarak hesaplanan peşin sermaye değeri düşülmediği takdirdemüteveffa murisleri aynı zarar için hem işverenden tazminatın tümünü almak hem de Kurumdan gelir almak yoluyla mükerrer yararlanma durumuna geleceğini, buna engel olmak için hüküm tarihine en yakın tarihteki artışlar gözetilerek hesaplanan peşin sermaye değerinin düşülmesi zorunlu olduğunu,
-Sosyal Güvenlik Kurumunun işverene yalnızca bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin kusuru oranında rücu edebilmesi, davacı zararının hüküm tarihine en yakın tarihteki verilere göre hesaplanan en son peşin sermaye değeri miktarı kadar karşılandığı gerçeğini değiştirmeyeceğini,
-Zarardan tüm peşin sermaye değerinin düşülmemesi davacıların sebepsiz zenginleşmesine neden olacağını, olayda işverenin kusuru bulunmaması halinde SGK ca rücu edilemeyeceğinden zarardan peşin sermaye değeri hiç düşülmemekte, davacı maluliyeti nedeniyle hem SGK den aylık ya da iş göremezlik ödemesi almakta hem de işverenden zararının tamamını tahsil ettiğini, bu durum tazminat kavramının sigortaca karşılanmayan zararın giderilmesi amacına aykırılık oluşturduğunu, işverenin olayda kusurlu bulunmaması ya da az kusurlu bulunması aleyhine sonuç doğurduğunu, bu da adalet anlayışına ters olduğunu,
-Hesaplanan maddi zarardan mütevaffa sigortalıya bağlanan tüm peşin sermaye değeri ve ödenen geçici iş göremezlik ödeneğinin tümünün düşülerek hüküm kurulması gerekirken; ilk peşin sermaye değerine ve geçici iş göremezlik ödeneğine kusur uygulanarak, zarardan kusursuz miktarın düşümü suretiyle yapılan hesabın yanlış ve bozmayı gerektirdiğini,
-Pasif dönem için zarar hesabı yapılmasının hatalı olduğunu,
-Bilirkişinin davacının 60 yaşından sonraki pasif dönem (çalışma yaşının bittiği dönem) için hesap yapmasının hatalı, yanlış olduğunu,
-Sigortalının 50 - 60 yaş arası dönemde yılın tamamını çalışarak geçireceği varsayımına göre hesap yapılmasının hatalı olduğunu,
-Davacının 50- 60 yaş arası yılın tamamını düzenli olarak asgari ücretli işte çalışarak geçireceği varsayımı ülke gerçeklerine uygun olmadığını, genç nüfusun yoğunluğu ve işsizlik oranının her yıl azalmayıp, hızla arttığı bir ortamda 50- 60 yaşındaki kişinin düzenli, sabit bir işte ücretli olarak çalışabileceğinin kabulü ve bu dönem için bu şekilde hesap yapılmasının hatalı olduğunu,
-Hükmedilen manevi tazminat miktarı fazla olup bozulmasının gerektiğini, faiz dava tarihinden itibaren işletilmesi gerektiğini, müvekkili Kurum aleyhine faizin davacılar murisinin ölüm tarihi olan 20.09.2013 tarihinden itibaren başlatılmasının hakkaniyete aykırı olduğunu,
-635.000,00 TL manevi tazminata hükmetmek hak ve nefaset kurallarıyla bağdaşmadığı gibi manevi tazminatın amaç ve niteliğine de aykırı olduğunu,
-Hakimin özel halleri göz önünde tutarak, manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği tutar adalete uygun olması gerektiğini, bu para tutarı, aslında ne tazminat ne de ceza olduğunu, çünkü mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi, kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de olmadığını, aksine, zarara uğrayanda bir huzur duygusu uyandırmayı, aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden, tazminata benzer bir fonksiyonu da olduğunu, o halde bu tazminatın sınırı, onun amacına göre belirlenmesi gerektiğini, takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olması gerektiğini, manevi tazminat, duyulan elem ve ızdırabın kısmen ve imkan nisbetinde iadesini amaçladığından hakim, hak ve nesafete göre takdir hakkını kullanarak, manevi tazminat miktarını tespit etmesi gerektiğini, hakim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, maluliyet oranını, beden gücü kaybı nedeniyle duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmesi gerektiğini,
-Manevi tazminatın miktarı konusunda yasaya kesin bir ölçü konulmadığını, hakimin takdir yetkisinin kullanılması değişkenlik gösterdiğini, ancak hakimin taktir yetkisi bu davaların yasal dayanağı olan BK.nın 56. maddesi gereğince adalet ile sınırlandırıldığını, hakimin adalete uygun tazminata karar vermesi yine anılan maddenin açıklığı gereği olarak 26.06.1966 tarih ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararıyla mahiyeti ve kapsamı aydınlığa kavuşturulmuş olup, özel durumların göz önünde tutulmasının mümkün olduğunu,
-Yine Dairemizin son içtihatlarında Mahkemece takdir edilerek manevi tazminatın zenginleştirmeye ve ozendırmeye imkan vermeyecek ölçüler içinde kalması gerektiğinin belirtildiğini,
-Manevi tazminat takdirinde etken özellikler dikkate alındığında 635.000,00 TL olarak hükmedilen miktar fazla olup bozulmasının gerektiğini,
-İstinaf talebinin esastan kabulüne karar verilmesini belirterek istinaf talebinde bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... Bu ilkeler ışığında, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu ve dosya kapsamı dikkate alındığında Mahkemece; davacı eş için 200.000.00 TL, davacı çocuk için 175.000,00 TL, davacı anne ... ve davacı baba ... için 100.000,00'er TL ve kardeşler için 30.000,00'er TL olarak hükmedilen manevi tazminatların olayın oluş şekli ve kusur dağılımı dikkate alındığında fazla olduğu anlaşılmakla somut olayda davacı eş için 175.000.00 TL, davacı çocuk için 150.000,00 TL, davacı anne için 60.000,00 TL, davacı baba için 60.000,00 TL, davacı kardeş ... için 20.000,00 TL ve davacı kardeş ... için 20.000,00 TL manevi tazminat takdir edilmesinin dosya kapsamına uygun düşeceği kanaatine varıldığı..." gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında asıl davanın kabulü ile birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi
3. Değerlendirme
A) Davalı vekilinin davacılar yararına hükmedilen manevi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden;
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366.maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
Dosya içeriğine göre Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda anılan kararı ile davacı eş için 175.000.00 TL, davacı çocuk için 150.000,00 TL, davacı anne için 60.000,00 TL, davacı baba için 60.000,00 TL, davacı kardeş ... için 20.000,00 TL ve davacı kardeş ... için 20.000,00 TL manevi tazminata karar verildiği gözetildiğinde kabulüne karar verilen tazminat miktarlarının ayrı ayrı Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davalı vekilinin temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir.
B)Davalı vekilinin davacılar yararına hükmedilen maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden;
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR:
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin davacılar yararına hükmedilen manevi tazminat alacağına yönelik temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Davalı vekilinin davacılar yararına hükmedilen maddi tazminat alacağı yönünden yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının ilgiliden alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.