Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2024/15782 K.2025/4587

🏛️ 10. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/15782 📋 K. 2025/4587 📅 20.03.2025

10. Hukuk Dairesi         2024/15782 E.  ,  2025/4587 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
Bölge Adliye Mahkemesinin kararı davalı/birleşen davada davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 01.08.2018 tarihinden itibaren babası...üzerinden ölüm aylığı aldığını, iki buçuk yıl boyunca düzenli olarak aylık aldığını, Şubat/2021 yılında Kurumdan gönderilen bir yazı ile aylığının kesildiğini öğrendiğini, SGK'ya itiraz ettiğini, itirazının reddedildiğini, davacının eski eşi ...'dan yaklaşık 11 yıl önce boşandığını, boşandığında, davacının babası ...'ın hayatta ve sağlıklı olup boşanmadan 8 sene sonra 04.07.2018 tarihinde vefat ettiğini, eski eşinin boşanmalarından yaklaşık 5-6 ay sonra cezaevine girdiğini, 6 yıl kapalı cezaevinde kalıp denetimli serbestlik ile cezaevinden çıktığını ve daha sonra tekrar cezaevine girdiğini, ikinci kez cezaevine girmesi sonucu burada beyin kanaması geçirdiğini ve o tarihten beri de (yaklaşık iki yıldır) yatalak hasta olduğunu, ...'un geçirdiği hastalık nedeni ile cezaevinden tahliye edildiğini ve tüm bakımınının davacının oğlu ve gelini tarafından yapıldığını, davacının oğlu ve gelininin yaklaşık 1,5 yıl boyunca babaları ...'a baktıktan sonra ... Merkez İlçesine taşınmak zorunda kaldıklarını, babaları ...'u davacının kızı ...'un gözetim ve bakımına bıraktıklarını, ...'un aynı zamanda babasının vasisi olduğunu; davalı Kurumun, davacının boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadığı tespitinde bulunmuş olsa da bu hususun gerçeği yansıtmadığını, boşanma sonrasında bir daha bir araya gelmediklerini beyan ederek davalı Kurumun 15.03.2021 - tarihli E-...-205.02.01-22009831 sayılı yazısına dayanak olan işlemin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili özetle, davacının boşanmış olduğu eşi ... ile birlikte yaşayıp yaşamadıkları hususunda araştırma ve inceleme başlatıldığını, bu araştırma ve inceleme neticesinde 27.11.2020 tarih ve 2020-413777-66 sayılı raporun tanzim edildiğini, bu rapor ile davacının boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadıklarının tespit edildiğini, bu sebeple davacının aylığının 01.08.2018 tarihinden itibaren kesildiğini, Kurumun 15.03.2021 tarih ve 22009831 sayılı yazısı ile davacıya 27.11.2020 tarih ve 2020-413777-66 sayılı denetmen raporuna istinaden yetim aylığının kesildiğinin bildirildiğini, davacı tarafça dosyaya bu raporun aksini ortaya koyabilecek mahiyette herhangi bir delil sunulamadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, birleşen davanın reddine, asıl davanın kabulü ile davalı Kurumun 15.03.2021 tarihli E-34616994-205.02.01-22009831 sayılı yazısına dayanak olan işlemin iptaline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı/birleşen davada davacı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı/birleşen davada davacı Kurum vekili özetle, dava konusu olan işlemin, müvekkili Kurumun 27/11/2020 tarih ve 2020-413777-66 sayılı raporuna dayandığını, 5510 sayılı Kanun'un 59. maddesinin "Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarının görevleri sırasında tespit ettikleri Kurum alacağını doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemler, yemin hariç her türlü delile dayandırılabilir. Bunlar tarafından düzenlenen tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir." hükmünü içerdiğini, dosya kapsamında dinlenen tüm tanık beyanlarına ve toplanan delillere bakıldığında Kurumun denetmen raporunun aksini ortaya koyabilecek mahiyette olmadığını, bu durumda rapor doğrultusunda yapılan Kurum işlemlerinin yerinde olduğunu, bu nedenle asıl davanın reddine karar verilmesi gerektiğini; asıl davanın davacısına /birleşen dosyanın davalısına yersiz olarak ödenen 52.387,00 TL yetim aylığı ile 2.000,00 TL bayram ikramiyesi olmak üzere toplam 54.387,00 TL Kurum zararının her bir ödeme için ayrı ayrı ödeme-sarf tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıdan-birleşen dosya davalısından tahsiline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, boşandığı eşiyle birlikte yaşamadığını belirterek aylığının kesilmesine yönelik tesis edilen Kurum işleminin iptali ile borçtan sorumlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Davanın, yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 56. maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
5510 sayılı Kanunun 56. maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir-aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir-aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan-olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir-aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan-yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır.
Anılan 56. maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Gelirin-aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme-başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir-aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun-yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanunun 96. maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56. maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir.
Sonuç olarak; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 56. maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasa'nın 20, 5510 sayılı Kanun'un 59, 100, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 28, 45, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 3, 45 – 53, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32, 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6, 24 – 33, 189, 190, 191, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6, 19, 20. maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğünden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi-özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge-bölgeler yönünden ... Emniyet Müdürlüğü-Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, anılan ... muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.
Eldeki davada, davacının babasının ölüm tarihi 04.07.2018 olup, sonrasında davacıya ölüm aylığı bağlandığı, boşanmanın ise çok önceki bir tarihte olduğu açık ise de boşanılan eşin boşanmadan sonraki dönemin çoğunda cezaevinde olması nedeniyle birlikte yaşama olgusunun gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi hatalıdır. Mahkemece davacının boşanma sonrasında, boşandığı eşini cezaevinde ziyaret edip etmediği hususu araştırılmaksızın eksik inceleme ile sonuca gidilmesi yerinde değildir.
Diğer taraftan, köy muhtarının soruşturma kapsamında denetmene verdiği "...'un felçli olduğu, hastalığı nedeniyle cezaevinden tahliye edildiği, bakacak başka kimse olmadığı için eski eşi ...'ın ona baktığı, ... Köyü'nde fiilen birlikte yaşadıkları" yönündeki ayrıntılı beyanları ile diğer iki tanığın denetmene olan beyanları ile Mahkeme önündeki beyanlarının açık çelişki içermesi hususlarının dikkate alınmaması isabetsizdir.
Mahkemece davacının boşanma sonrasında, boşandığı eşini cezaevinde ziyaret edip etmediği hususu araştırılmalı; sonucuna göre ve dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirilerek boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği toplanan kanıtlar ışığında şüphe bırakmayacak şekilde ortaya konularak hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.