Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2024/13036 K.2025/4403
10. Hukuk Dairesi 2024/13036 E. , 2025/4403 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı ... San. Tic. Ltd. Şti ne ait iş yerinde 20.04.1994 - 01.05.2004 tarihleri arasında kesintisiz çalıştığı ancak davalı şirketin 680 günlük çalışmasını davalı Kuruma bildirmediği iddiasıyla 680 günlük hizmet süresinin tespitine kıdem ve ihbar tazminatının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş işçilik alacaklarına ilişkin davacı istemi tefrik edilerek ayrı esasa kaydedilmiştir.
II.CEVAP
1.Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının davacı şirket işyerinden bildirimleri yanında ... işyerinden bildirimleri olduğu ve ... işyerinden bildirimlerinin iptal edildiği, 09.06.1999 tarihinde yapılan teftiş sonucunda maden sahasının imtiyazının ...'a ait olduğu ve davalı şirketin rodövans sözleşmesi ile sahanın başka ağızlarında iş yaptığı, davalı şirketin aracı konumunda olduğu ve şirket adına tescilli iş yerinden yapılan bildirimlerin iptali ile ... işyeri dosyasına aktarılması gerektiğinin tespit edildiği, şirket adına tescilli işyerinden Kanun kapsamında anılan raporla çıkarıldığı, eksik bildirim iddiasının da davalı ... açısından incelenmesi gerektiği, bu dönemdeki bordro tanıklarının dinlenmesi ve yöntemine uygun araştırma yapılması gerektiği savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Yargılamanın devamı sırasında vefat edilen davalı ... cevap dilekçesinde özetle; davalı ... şirketi faaliyete başladığında kendi adına işyeri sicil numarası ile başladığı, ancak dava sonra şirketin adına kayıtlı saha kapsamında faaliyet göstermesi nedeniyle iptal edildiği, tüm kayıt ve belgelerde davalı şirketin taşeron olarak göründüğü bu nedenle kendisine husumet yöneltilemeyeceği savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
3.Davalı şirket yetkilini cevap dilekçesinde özetle; davacının şirkette 18.08.1995 tarihinde işe girdiği, çalışmanın devamsız ve verimsiz olduğu, 2000 yılına karar kimi aylarda muhtelif günlerde çalıştığı ve 2003 yılı Aralık sonlarında diğer işçilerle birlikte mazeretsiz olarak işten ayrıldığı, buna rağmen 2004 yılı Ocak, Şubat, Mart, Nisan ve Mayıs aylarında birer gün sigortalı olarak gösterildiği savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III.MAHKEME İLK KARARI
Mahkeme tarafından 21.04.2011 tarihli ve 2005/60 Esas, 2011/51 Karar sayılı kararla; toplanan deliller kapsamından davacının eksik prim bildiriminin bulunduğunu iddia ettiği talebe konu 1999-2004 tarihleri arasında davacının iş yeri bildirimlerinin dahili davalı ...' a ait iş yerinden verildiği, asıl davalı ... Tic. Ltd. Şti nin dahili davalı ...'un alt işvereni bulunduğu, Kurumca asıl işverenin kanun kapsamı dışına alınarak önceden yapılmış tüm bildirimlerin dahili davalı ...'a ait iş yeri dosyasına aktarıldığı, davanın ... aleyhine açılması gerekirken ...Tic. Ltd. Şti aleyhine açıldığı gerekçesiyle davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1. Mahkemenin 21.04.2011 tarihli ve 2005/60 Esas, 2011/51 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 10.09.2012 tarihli ve 2011/10022 Esas, 2012/14428 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur:
"...1-)5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun'un 79/10. maddesidir. Anılan Kanun'un 6. maddesinde ifade edildiği üzere, 'sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.' Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
506 sayılı Kanunun 87. maddesinde ise, 'aracı', 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/6. maddesinde ise 'asıl işveren-alt işveren' ilişkisinin tanımına yer verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, 'aracı' olarak nitelenen üçüncü kişi, gerek mevzuatta, gerekse öğreti ve yargı kararlarında; alt işveren, taşeron, tali işveren, alt müteahhit, alt ısmarlanan vb. adlarla anılmaktadır. Bunlardan; asıl işverenin yanında 'taşeron' olarak adlandırılan başka işverenlerin de işyerinden iş almaları ve kendi sigortalılarını çalıştırmaları ile uygulama kazanmış olan 'asıl işveren-alt işveren' ilişkisini Sosyal Sigortalar Kanunu açısından ele alan 506 sayılı Kanun'un 87. maddesi hükmü, tıpkı mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun 1/son, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/6. maddelerinde olduğu gibi, aracının yanında asıl işvereni de sorumlu tutan bir içerik taşımaktadır.
506 sayılı Kanunun 'üçüncü kişinin aracılığı' başlıklı 87. maddesi; 'sigortalılar üçüncü bir kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bununla sözleşme yapmış olsalar bile, bu kanunun işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işveren de sorumludur. Bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişiye aracı denir' hükmünü içermektedir.
Bu hüküm ile asıl işvereni bu Kanun bakımından söz konusu çalışma ilişkisi çerçevesinde, alt işverenin işçilerine karşı olan bütün ödevlerinden sorumlu tutulmasındaki gaye, gerek sigortalıların, gerekse sigortalılara verilecek sosyal güvenlik haklarını uygulayan davalı Kurumun hak ve alacaklarını güvenceye almaktır.
506 ve 5510 sayılı Kanunlara göre, aracıdan söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından ötürü sorumlu tutabilmek için, maddenin tanımından ortaya çıkan bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır. Aracı kavramı her şeyden önce “asıl işveren”in varlığını, bir başka işverenin asıl işverene ait işin bir bölümünü yapmayı üstlenmesini ve nihayet, asıl işverene ait işyerinde veya işyerinin bir bölümünde iş alanın kendi adına sigortalı çalıştırmasını gerektirir. Asıl işverenle, aracı arasındaki sözleşmenin hukuki niteliğinin önemi yoktur. Önemli olan yön, asıl işverene ait işin aracı tarafından yapımının sağlanmasıdır.
Aracının asıl işverenden bir bölüm iş alması ve bu işte kendi adına sigortalı çalıştırması, aracı kavramının belirleyici özelliğini oluşturmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/6. maddesinde, asıl işveren - alt işveren ilişkisi 'bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren - alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.' şeklinde tanımlanmıştır.
Asıl işveren - alt işveren ilişkisinde yasa koyucu konuyu işçi yararı yönünden ele almıştır. Asıl işveren - alt işveren ilişkisinin en önemli sonucu her iki işverenin, alt işverenin işçilerine karşı birlikte sorumlu olmaları ise de, 4857 sayılı İş Kanunu ile yapılan düzenleme bu ilişkiyi daraltıcı niteliktedir.Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulu'nun 02.06.2004 gün ve 2004/21-326 E., 2004/328 K.; 20.12.2006 gün ve 2006/21-796 E., 2006/812 K. sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.
Dava konusu somut olayda, davalı Kurumun cevabi dilekçesi ile, ... Grup Başkanlığı’nın 16.06.1999 tarih ve 32 sayılı teftiş raporu ile, davalı ... Madencilik şirketinin dava dışı ...’a ait maden sahası içerisinde rödovans sözleşmesi ile faaliyette bulunduğu, ancak, davacının çalıştığı davalı şirket adına kayıtlı 1011120.09 sayılı işyerinin, aslen, dava dışı ... tarafından işletildiği, bu nedenle, davalı şirketin aracı konumunda olup, asıl işverenin ... olduğunun, davalı şirketin ise, aynı sahanın başka kısımlarında faaliyette bulunduğunun tespit edildiğinin, bu nedenle, davacının davalı şirket üzerinden bildirilen çalışmalarının işyerinin yasa kapsamına alındığı tarih itibari ile, ...’a ait 711.20.09 sicil numaralı işyeri üzerine aktarılması gerektiğinin tespit edilmesi üzerine, davacının çalışmalarının bir kısmının iptal edilerek, ...’a ait işyerine aktarıldığını belirtmiştir. Dosya arasında anılan rapor ve rödovans sözleşmesi, ayrıca dinlenen davacı tanıklarının beyanları itibari ile Mahkemece davalı şirket ile ... arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, bir başka ifade ile, asıl işveren-taşeron (aracı) ilişkisi olup olmadığı saptanmalı, bu kapsamda asıl işveren- alt işveren ilişkisinin bulunduğu kabul edilirse 506 sayılı Kanunun 87. maddesi kapsamında her iki işveren de sorumlu olduğundan, hizmet tespit davalarına ilişkin olarak inceleme yapıldıktan sonra, ... hakkında, son celse, davacı vekilinin dava açmayacağına dair beyanı esas alınarak davalı şirket yönünden husumet bulunmaması gerekçesi ile, davanın reddine dair verilen karar isabetli bulunmamıştır.
Mahkemenin, bu maddi ve hukuki olguları gözetmeksizin, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar vermiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..."
2.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak 12.12.2013 tarihli ve 2013/14 Esas, 2013/154 Karar sayılı kararla; bilirkişi raporunda söz konusu işyerinin dava dışı ...'a ait olduğu, davalı şirket ... Maden'in rödovanscı olarak çalıştığı ancak davacının çalıştığı davalı şirket adına kayıtlı 1011120.09 sayılı iş yerinin aslen dava dışı ... tarafından işletildiği bu nedenle davalı şirketin aracı konumunda olup asıl işverinin dava dışı ... olduğu, yukarıda sayılan alt işveren asıl işveren arasındaki ilişkinin unsurlarından iki ayrı iş yerinin bulunması, mamul üretimi, işçilerin sadece asıl verenden alınan iş yerinde çalıştıkları ayrıca ... Grup Başkanlığının 16.09.1999 tarih 32 sayılı teftiş raporu ile sabit olduğu, asıl işveren alt iş veren ilişkisinde asıl işveren alt işverenin işçilerine karşı o iş yeri ile ilgili 4857 sayılı İş Kanunundan anlaşıldığı üzere iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerden alt işveren ile birlikte sorumlu olduğu, bu durumda alt işveren ile asıl işverenin birlikte sorumlu olduğu, ancak dava açılırken sadece ...Limited Şirketine karşı açıldığı, asıl işveren ...'a husumet yöneltilmediği, bu durumda davacıya karşı alt işveren ile asıl işveren birlikte sorumlu olduğu görüldüğü, ancak sadece dava ... Madene açıldığı, 17.07.2009 hakim havale tarihli bilirkişi raporunda 636 günlük çalışmanın Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmediği anlaşıldığı gerekçesiyle tahsisle davanın kısmen kabul kısmen reddine, davacının Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmeyen 636 günlük çalışmasının olduğunun tespitine, geriye kalan kısmın reddine karar verilmiştir.
3.Mahkemenin 12.12.2013 tarihli ve 2013/14 Esas, 2013/154 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Kurum Avukatı ve ... Ltd. Şti. temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 02.06.2014 tarihli ve 2014/11316 Esas, 2014/13540 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur:
"...Eldeki davada; önceki bozma kararına uyulmuş ise de, bozma gereğinin yerine getirilmediği anlaşılmakta olup, davalı Kurum tarafından yapılan inceleme ile ... Ltd. Şti. adına açılan ... sicil numaralı işyerinin aracı konumunda olduğunun belirlendiği ve bu nedenle davacının hizmetlerinin de Kurumca asıl işveren olarak kabul edilen ...’a ait 711.20 sayılı işyerine aktarıldığı, ...’un ise 22.12.2005 tarihli celsede, davaya dâhil edilmesine karar verilmesine ve sonraki işlemler de yerine getirilerek 18.01.2006 tarihinde dava dilekçesinin tebliği ile davaya dâhil olan ...’in cevap verdiği; buna rağmen, mahkemece, davalı ...’in dâhili davalı olarak kabul edilmediği ve hakkında herhangi bir karar verilmediği, bozma sonrasında da önceki karar ortadan kalkmış olmasına rağmen aynı şekilde dâhili davalı olan ... hakkında, olumlu veya olumsuz bir karar verilmediği, ayrıca, bozma kararımızda 506 sayılı Yasanın 87. maddesi gereğince asıl işveren alt işveren araştırması yapılması gerektiği belirtilmesine rağmen, mahkemece, yeterli araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Bu kapsamda öncelikle, ...’un 20.04.2010 tarihinde öldüğü anlaşılmakla, 6100 sayılı HMK’nın 114 ve 55.maddeleri gereğince, ... mirasçılarına usulüne uygun olarak tebligat yapılmalı, mirası reddetmeyen mirasçıların mecburi dava arkadaşı olarak davada yer almaları sağlanmalı ve mirasçılar davayı birlikte takip etmekten kaçınırlarsa, miras şirketine kayyım tayin ettirilmelidir.
Diğer taraftan, mahkemece, davalı şirket ile ... arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, bir başka ifade ile asıl işveren-taşeron (aracı) ilişkisi olup olmadığı saptanmalı, bu kapsamda ... adına açılmış işyerinden sigortalı bildirimi yapılıp yapılmadığı belirlenmeli, var ise bu işyerinde çalışanlardan davacının çalışmalarını bilebilecek konumda olan bordrolu tanıklar dinlenilmeli, ayrıca ... Ltd. Şti çalışanları da dinlenilmeli, ...’in de bu maden sahası içerisinde faaliyet gösterip göstermediği, işyerinde kendi adına araç kaydı olup olmadığı araştırılmalı, toplanacak deliller sonrasında davacının hangi işyerinde çalışmalarının gerçekleştiği net olarak belirlenmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemenin, bu maddi ve hukuki olguları gözetmeksizin, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar vermiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..."
4.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak 07.11.2017 tarihli ve 2014/126 Esas, 2017/126 Karar sayılı kararla; dava konusu olayda da davalı ... Madencilik Şirketinin dava dışı ...'a ait maden sahası içinde rödovans sözleşmesi ile faaliyette bulunduğu, davacının çalıştığı davalı şirket adına kayıtlı işyerinin ... tarafından işletildiği, asıl işverenin ... olduğu, dolayısıyla aradaki ilişkinin asıl işveren-alt işveren ilişkisi olduğu, yazılan müzekkere cevabındaki tanıklar ..., ..., ... dinlenildiği, ...'un maden sahası içerisinde faaliyet gösterip göstermediği, işyerinde kendi adına araç kaydı olup olmadığı araştırılmış, araç kaydı olmadığı, ...isimli işyerinde faaliyet gösterdiği, davacının da bu işyerinde çalıştığı anlaşılmakla 06.07.2009 tarihli bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere ... iş yeri sicil numarasıyla işlem gören sicil dosyasının ... sicil numaralı işlem dosyasına aktarıldığı, davalı işyerinde hükümde belirtilen tarihler arasında sigortalı çalıştığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile ... TC kimlik numaralı ...'ın 20.04.1994 - 01.05.2004 tarihleri arasında 636 günlük hizmet süresinin tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
5.Mahkemenin 07.11.2017 tarihli ve 2014/126 Esas, 2017/126 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 09.02.2021 tarihli ve 2019/2297 Esas, 2021/1351 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur:
"...Eldeki davada, mahkemece verilen 12.12.2013 tarihli karar, Dairemizin ikinci bozma ilamı ile '…davalı Kurum tarafından yapılan inceleme ile ... Ltd. Şti. adına açılan ... sicil numaralı işyerinin aracı konumunda olduğunun belirlendiği ve bu nedenle davacının hizmetlerinin de Kurumca asıl işveren olarak kabul edilen ...’a ait 711.20 sayılı işyerine aktarıldığı, ...’un ise 22.12.2005 tarihli celsede, davaya dâhil edilmesine karar verilmesine ve sonraki işlemler de yerine getirilerek 18.01.2006 tarihinde dava dilekçesinin tebliği ile davaya dâhil olan ...’in cevap verdiği; buna rağmen, mahkemece, davalı ...’in dâhili davalı olarak kabul edilmediği ve hakkında herhangi bir karar verilmediği, bozma sonrasında da önceki karar ortadan kalkmış olmasına rağmen aynı şekilde dâhili davalı olan ... hakkında, olumlu veya olumsuz bir karar verilmediği, ayrıca, bozma kararımızda 506 sayılı Kanun'un 87. maddesi gereğince asıl işveren alt işveren araştırması yapılması gerektiği belirtilmesine rağmen, mahkemece, yeterli araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda öncelikle, ...’un 20.04.2010 tarihinde öldüğü anlaşılmakla, mirasçılarına usulüne uygun olarak tebligat yapılmalı, mirası reddetmeyen mirasçıların mecburi dava arkadaşı olarak davada yer almaları sağlanmalı ve mirasçılar davayı birlikte takip etmekten kaçınırlarsa, miras şirketine kayyım tayin ettirilmelidir.
Diğer taraftan, mahkemece, davalı şirket ile ... arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, bir başka ifade ile asıl işveren-taşeron (aracı) ilişkisi olup olmadığı saptanmalı, bu kapsamda ... adına açılmış işyerinden sigortalı bildirimi yapılıp yapılmadığı belirlenmeli, var ise bu işyerinde çalışanlardan davacının çalışmalarını bilebilecek konumda olan bordrolu tanıklar dinlenilmeli, ayrıca ... Ltd. Şti çalışanları da dinlenilmeli, ...’in de bu maden sahası içerisinde faaliyet gösterip göstermediği, işyerinde kendi adına araç kaydı olup olmadığı araştırılmalı, toplanacak deliller sonrasında davacının hangi işyerinde çalışmalarının gerçekleştiği net olarak belirlenmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir.' şeklindeki ifadelerle araştırma ve değerlendirme yapmak üzere bozulmuştur.
Ne var ki, Mahkemece bozma gereklerinin halen dahi yerine getirilmediği anlaşılmaktadır.
Eldeki davada, toplanan deliller ve alınan beyanlar birlikte değerlendirildiğine kabule konu sürelerde davacının fiili çalışmasının varlığına dair mahkemece ulaşılan kanaat ve bu yöndeki kabul yerindedir. Ne var ki, Dairemizin hükmüne uyulan bozma ilamı ve oluşan usuli kazanılmış hak çerçevesinde, davalılar arasında asıl-alt işverenlik ilişkisinin yeterli ve anlaşılır şekilde irdelendiği ve davacının çalışmalarının hangi davalı nezdinde ve işverenlik sıfatlarının ne şekilde gerçekleştiği hususunda infaza uygun bir karar tesis edildiğinden bahsedilmesi mümkün değildir.
O halde, Mahkemece davalılar arasında 506 sayılı Kanun'un 87. maddesi hükümlerine göre asıl alt işveren ilişkisinin olup olmadığına dair belirleme yapılmak ve davacının çalışmalarının geçtiği işverenlik dikkate alınarak hüküm tesisi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Kabule göre de, hizmet tespiti davalarında Kurumun feri müdahilliğine ilişkin hükmün geçmişe yürütüleceği yönündeki düzenlemenin kanun koyucu tarafından benimsenmemiş olması, ayrıca ve özellikle Kurum bakımından taraf oluşumu gerçekleştiğinden tamamlanmamış işlemden söz edilemeyeceğinin de belirgin bulunması karşısında 5521 sayılı Kanun'un 7. maddesine eklenen 4. fıkranın 11.09.2014 tarihinden önce açılan davalarda uygulanamayacağı, bu tarih sonrası açılan davalarda ise kurumun sıfatının feri müdahil olduğu açık olmasına rağmen yazılı şekilde kuruma feri müdahil olarak davada yer verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..."
6.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararla; dava konusu olayda davalı ... Madencilik Şirketinin davalı ...'a ait maden sahası içinde rödovans sözleşmesi ile faaliyette bulunduğu, 03.08.2023 tarihli ek rapor ile davalılar arasında alt-üst iş verenlik ilişkisinin bulunmadığı, davacının da bu işyerinde çalıştığı anlaşılmakla 06.07.2009 tarihli bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere ... iş yeri sicil numarasıyla işlem gören sicil dosyasının ... sicil numaralı işlem dosyasına aktarıldığı, davalı işyerinde hükümde belirtilen tarihler arasında sigortalı çalıştığı ve bildirimi yapılmış tarihler kapsam dışında bırakılarak hüküm kurulduğu gerekçesiyle dahili davalılar ... ve ... aleyhine açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, ... Ltd. Şirketi aleyhine açılan davanın Kısmen Kabulü ile; ... TC kimlik numaralı ...'ın 20.04.1994 - 01.05.2004 tarihleri arasında 636 günlük hizmet süresinin tespitine fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı tarafın iddialarını şüphe götürmez bir şekilde ispatladığı, Kurum işlemi hukuka ve mevzuata uygun olup, düzeltilmesini gerektirecek bir husus bulunmadığı, davacının davasını kesin delillerle ispatlayamadığı, Kurumun davacının hizmet sürelerini iptal işlemi keyfi bir uygulama olmayıp, Kurumun Denetmenleri tarafından yapılan denetimler sonucu tutanağa bağlanan raporlara istinaden gerçekleştiği, Kurum’un hukuka aykırı herhangi bir işlemi olmadığından yapılan işlemin iptalini gerektiren herhangi bir husus da olmadığı, tanık beyanları incelendiğinde kendi içinde tutarsız ve çelişkili olduğu, eksik araştırma ile karar verildiği iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davacının 20.04.1994 - 01.05.2004 tarihleri arasında davalılara ait işyerinde kesintisiz ve tam çalıştığının tespitine ilişkindir.
1.506 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık niteliği, anılan Kanun'un 2. maddesine göre hizmet akdinin kurulması ve 6 ıncı maddesi gereğince çalışmaya başlanması ile edinilir. Anayasa'nın 60. maddesinde yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır.
2. Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK).
3.Somut olayda, davacının hizmet bildirimleri; 20.04.1994 - 05.08.1995 tarihleri arasında ... işyerinden kısmi olarak, 18.08.1995 - 1995/2. dönemde 5 gün süreyle ...Limited Şirketi'nden ve 1995/3 dönemi ile 01.05.2004 tarihleri arasında muris ... adına kayıtlı işyerinden olmak üzere kısmi şekilde yapılmıştır. Ancak davalı Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan denetim sonucu; söz konusu maden işyerinin işletme ruhsatının yalnızca muris ... adına düzenlendiği, ...’in bağımsız bir işveren sıfatı taşımadığı, şirket ile muris arasında herhangi bir alt işverenlik ilişkisi bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu gerekçeyle, Kurum davacının ... ve ...Limited Şirketi adına yapılan bildirimlerini geçersiz sayarak, tüm çalışmaları muris ... adına kayıtlı işyeri dosyasına aktarmıştır.
4.Denetimle belirlenen duruma göre, ... Şirketi aktif faaliyet göstermemekte olup, adına kayıtlı herhangi bir maden ruhsatı da bulunmamaktadır. Mahkemece, davacının 20.04.1994 - 01.05.2004 tarihleri arasında, talepte belirtilen şekilde ... işyerinde çalıştığının tespitine karar verilmiş; ancak muris ...’un mirasçıları yönünden husumet yokluğu gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Bu durumda, maden ruhsatı sahibi ve fiili işverenin kim olduğu yönünde Kurum tespitleri ile Mahkeme kararı arasında çelişki oluştuğu, ayrıca gerçek işverenin kim olduğuna ilişkin yeterli ve gerekli araştırma yapılmamıştır.
5. Mahkemece, davaya konu çalışmaların geçtiği maden işyerine ilişkin olarak hem davalı şirkete hem de davalılar murisine ait işyeri tescil dosyaları, ilgili vergi kayıtları, vergi dairesi yoklama tutanakları ile dava dönemine ait bordroların eksiksiz şekilde dosya arasına getirtilmesi gerekmektedir. Ayrıca, maden satışına ilişkin kayıtlar ile birlikte, gerçek işverenin kim olduğunun belirlenmesi açısından önemli olan makina parkı, demirbaş kayıtları ve muhasebe belgeleri de değerlendirme kapsamına alınmalıdır. Bu belgeler üzerinde uzman bilirkişi incelemesi yapılarak, işyerinin fiilen kim tarafından işletildiği konusunda gerekli ve yeterli araştırma sağlanmalıdır. Toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek, varılacak sonuca göre hukuka uygun bir karar verilmesi gerekir.
6. Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme neticesinde yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine,
18.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.