Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2024/14554 K.2025/4108

🏛️ 10. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/14554 📋 K. 2025/4108 📅 13.03.2025

10. Hukuk Dairesi         2024/14554 E.  ,  2025/4108 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/472 E., 2024/1441 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 13. İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/724 E., 2022/532 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının, davalıya ait...plaka sayılı araçta 01.05.2000-25.11.2010 tarihleri arasında çalıştığını ancak çalışmalarının kayıt altına alınmadığını ileri sürerek anılan tarihler arasında davalı iş yerinde kesintisiz olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın yasal hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, davacı ile arasında herhangi bir işçi-işveren ilişkisinin bulunmadığını, davacının ara sıra davalıya ait takside çalıştığını ancak düzenli bir çalışmasının olmadığını, davacının en son 2008 yılında söz konusu aracı çalıştırdığını beyanla davanın reddini talep etmiştir.
2.Feri müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde özete; davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığını, davacının iddiasını yazılı belgelerle ispatlamak zorunda olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile gerek kamu tanıklarının beyanları gerekse dosya kapsamda celp edilen ... Büyükşehir Belediyesi ... Genel Kurulunun 17.12.2008 tarihli kararı ve ... Şoförler ve Otomobilciler Odasının 07.05.2021 tarihli yazı cevabı dikkate alındığında, 2009 yılı Şubat ayından itibaren ... taksi durağındaki taksilerin terminal taksi durağında faaliyet gösterdiğinin anlaşıldığı, kamu tanıklarının birbiriyle örtüşen şekilde davacının ... terminal taksi durağına geçildiğinde davalının aracında çalışmadığına ilişkin beyanları göz önüne alındığında davacının işten ayrılış yılının 2009 olarak kabul edilmesi gerektiği ve bu kapsamda davanın hizmetin geçtiği yılın sonundan yani 31.12.2009 tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde açılması gerektiği, 5 yıllık sürenin 31.12.2014 tarihinde dolduğu, bu sürenin hak düşürücü süre olduğu ve davanın 30.12.2015 tarihinde açıldığı anlaşılmakla davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda; dinlenilen tanık beyanları ile ... Büyükşehir Belediyesi ... Genel Müdürlüğünün yazı cevabından; ... taksi durağında faaliyet gösteren taksilerin 2009 yılında terminal taksi durağında çalışmaya başladığının ve tanıkların birbiriyle örtüşen beyanlarından davacının terminal taksi durağında faaliyet göstermeye başlanılan tarihten sonra davalıya ait takside çalışmadığının anlaşılması, davacının anılan dönemden sonra da çalıştığı iddiasını hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde somut, yeterli ve inandırıcı deliller ile kanıtlayamaması ve dolayısıyla eldeki davanın Kanunda öngörülen hak düşürücü süre içerisinde açılmadığının anlaşılması karşısında davanın reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; tanık Cumhur'un beyanları irdelenmeksizin sonuca gidildiğini, tanık ... ve ...'ün tekrar dinlenilmeleri gerektiğini, ...'nun taksiyi kullandığını kastettiği oğulları... ve...'nun ve ... Bankası müdürü ...'ın da dinlenilmeleri gerektiğini, eksik incelemeye dayalı kararın bozulması gerektiğini beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davacının 01.05.2000-25.11.2010 tarihleri arasında davalıya ait iş yerinde çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden ilgiliye yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ... ile Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla,
13.03.2025 tarihinde karar verildi.
(M)
615,40-Onama
427,60-Peşin
187,80-Kalan
K.Şefi: S. ŞEKER
KARŞI OY
1.Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık, hak düşürücü süre içinde işçilik alacakları istemi ile dava açan ve açılan işçilik alacaklarında çalışma süresi tespit edilen sigortalının hizmet tespitini hak düşürücü süre içinde açmaması halinde, hizmet tespiti isteminin hak düşürücü süreye uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır.
2. Somut uyuşmazlıkta davacı sigortalı davalı 01.05.2000 iş yerinde 01.05.2000-25.11.2010 tarihleri arasında hizmet akdi ile çalıştığının tespiti istemi ile 2012 yılında açtığı işçilik alacakları davası sonrası kesinleştikten sonra 30.12.2015 tarihinde dava açmıştır.
3. Davacı davalı işveren karşı aynı süre için işçilik alacaklarının tespiti istemi ile hak düşürücü süre içinde dava açmış ve kesinleşen ... 6. İş Mahkemesinin bozma sonrası kesinleşen 2019/24 Esas 2019/130 Karar sayılı ilamı ile 01.05.2000-30.09.2003 ve 01.11.2003-20.06.2005 tarihleri arasında çalıştığı kabul edilerek kıdem ve ihbar tazminatının kabulüne karar verilmiştir.
4. Çoğunluk kararı ile ayrılma tarihini takip eden yılın bitiminden itibaren dava açma tarihine göre hak düşürücü süre içinde açılmadığı gerekçesi ile bu yöndeki Mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir.
5. İş ve Sosyal Güvenlik Hukukunun temel ilkelerinden birisi de işçi-sigortalı lehine yorum ilkesidir. İş hukukunun temel prensipleri arasında yer alan işçinin korunması ilkesinin bir sonucu olan işçi lehine yorum ilkesi, sosyal güvenlik hukukunda kendini sigortalı lehine yorum şeklinde göstermektedir. Sosyal güvenlik hukukunda genel amaç, bu haktan olabildiğince fazla kesimin yararlanabilmesi yani kapsamının genişletilmesidir. Diğer bir ifadeyle bu hukukun uygulanmasında esas alınacak temel ilkelerden birisi de şartlar elverdiği ölçüde sigortalı lehine yorum yapılmasıdır.
6. Sosyal devlet; bireylere belirli bir sosyal güvenlik hakkı ve asgari gelir düzeyi öngören, sağlık ve refah hizmetlerinden serbestçe yararlanma ve belirli bir yaşa kadar eğitim olanağı sunan, bir takım sosyal riskleri önleyici tedbirler alan devlet anlayışıdır. Sosyal devlet olmanın bir gereği ve sonucu da sosyal güvenlik hakkının tüm bireylere sağlanması ve güvence altına alınmasıdır. Dolayısıyla, hukuk kuralı uygulanırken anayasada güvence altına alınan en temel haklardan biri olan sosyal güvenliğin esas ilkelerinden (sosyal güvenliğinin kapsamının ve uygulama alanının kişiler ve riskler açısından genişletilmesi) hareket ederek sigortalı lehine yoruma başvurulması yanlış olmayacaktır. Bu kapsamda, yorum yöntemi seçilirken tek bir yorum yönteminden hareket etmek yerine; bu hukuk dalının genel niteliği ve amacı da göz önüne alınarak yoruma başvurmak daha sağlıklı sonuçlar verecektir. Değişik tarihlerde verilen yargı kararlarına bakıldığında; sigortalı lehine yorum ilkesinin uygulamaya geçirildiği görülmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 1990 yılında verdiği bir kararda (Y.H.G.K 14.2.1990 E. 1989/10-391 K. 1990/83); "Kanunun çok açık olmasına karşın yine de kuşkulu bir durumun varlığı iddia edildiği taktirde şüphenin sigortalının lehine yorumlanacağı ise iş ve sosyal güvenlik hukukunun temel ilkelerindendir" diyerek bunu vurgulamıştır(Prof. Dr. ... ..., Türk Sosyal Güvenlik Hukuku’nda Sigortalı Lehine Yorum İlkesi. ... 2016 s: 236 vd).
7. Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanun'un “Prim Belgeleri” başlığını taşıyan 79. maddesinin onuncu fıkrasında, yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak (5) yıl içerisinde Mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların Mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının göz önünde bulundurulacağı açıklanmıştır. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez.
8. Öncelikle temel ve vazgeçilmez hak olan sosyal güvenlik hakkı sınırlanırken hak düşürücü sürenin kesilmesi yönünde, Anayasa’nın 13. maddesinin göz ardı edilmemesi gerekir. Anayasanın 13. maddesinde temel hakların özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı açıkça belirtilmiştir. Sosyal güvenlik hakkının hak düşürücü süre açısından önem taşıyan belgelerin yönetmeliğe bırakılması ve yönetmelikte sınırlandırılması, Anayasa düzenlemesine uygun olmadığı gibi Kurumun tespit ettiği çalışmaların da bu kapsamda değerlendirilmesi, takdir hakkının kötüye kullanılması açısından da doğru olmayacaktır. Kurumun kayıtlar ve bir mahkeme kararı var ise hiç tereddütsüz tüm sigortalılar için çalışmayı saptaması anayasal ve yasal görevidir.
9. Hak düşürücü sürenin dikkate alınmaması gereken bir olgu da kesinleşen Mahkeme ilamıdır. Zira kesinleşen Mahkeme ilamı bir kuvvetli belgedir. Bu belge bağımsız mahkemelerce verilmiştir. Bu ilamın varlığı karşısında Kurum bu çalışmayı saptayabilir. Kesinleşen Mahkeme kararının varlığı halinde hak düşürücü süre aranmamalıdır.
10. Somut uyuşmazlıkta davacının hizmet süresi açılan işçilik alacakları dosyasında tespit edilmiş, ilama bağlanmıştır. Bu ilam kuvvetli delil niteliğinde olup Kuruma intikal eden belgelerden daha önemlidir. Hak düşürücü sürenin kesinleşmiş ve kuvvetli delil olan Mahkeme ilamının varlığı halinde aranmaması gerekir.
11. Sonuç itibari ile bozma görüşünde olduğumdan çoğunluğun onama gerekçesine katılınmamıştır.