Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2024/1359 K.2025/5812

🏛️ 1. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/1359 📋 K. 2025/5812 📅 09.12.2025

1. Hukuk Dairesi         2024/1359 E.  ,  2025/5812 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1862 E., 2024/20 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Akçaabat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/173 E., 2023/410 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı Şirket vekili tarafından duruşma istekli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 09.12.2025 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde, temyiz eden davacı Şirket vekili Avukat ... geldi. Davetiye tebliğine rağmen başka gelen olmadı. Yokluğunda duruşmaya başlandı. Gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı Şirket vekili; davacı Şirketin 29.02.20 16... .12.2016 tarihli satışlar ile 1 62... parsel sayılı taşınmazdaki dava konusu 1, 2, 3 ve 4 numaralı bağımsız bölümleri .... Bankası lehine 27.08.2010 tarihli ipotek şerhi ile birlikte 4.000.000,00 TL bedelle davalıya devrettiğini, davalının davacı Şirket sahibi ...'in gelini olduğunu, taşınmazların satış bedeline tekabül eden miktarın, Şirket adına çekilen ve bahsedilen kredinin taksitlerinin bir kısmının davalı tarafından ödenmesi suretiyle davacı Şirkete ödeneceğine ilişkin aralarında anlaşma yapıldığını, davalının kredi bedellerinin kendisi tarafından ödeneceğini beyan ederek taşınmazların devri hususunda ikna ettiğini, akrabalıktan kaynaklanan güven ilişkisi nedeniyle Şirket sahibi ve gelini olan davalı arasında yazılı bir sözleşme yapılmadığını, şifahi görüşmelerle evin bedeli oranında kredi tutarlarının davalı tarafından ödeneceğine ilişkin mutabakat sağlandığını, ancak davalının edimini yerine getirmediğini, kredi taksitlerinin davacı Şirket tarafından ödendiğini ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile adına tesciline, olmadığı takdirde davacı Şirket tarafından ödenen kredi bedellerinden, taşınmazların satış bedeline tekabül eden ve davalının ödeme yükümlülüğü altında olup da ifa etmediği borcun faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı; dava konusu taşınmazların bedeli karşılığında satın alındığını, satış bedellerinin bir kısmının banka yoluyla, bir kısmının elden nakit olarak ödendiğini, davacı tarafın taşınmaz üzerindeki ipoteğin kaldıracağını her iki satış tarihinde de beyan ve taahhüt ettiğini, ancak halen yerine getirmediğini, taşınmazların bedelini ödediğini, ayrıca taşınmazlar üzerindeki ipotek borcunu üstlendiğini veya bu borç nedeniyle ödeme yapması gerektiğini düşünmenin hayatın olağan akışı ile bağdaşmayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafça dava konusu bağımsız bölümlerin davalıya inançlı temlik suretiyle devredildiği iddiası ile tapu iptali ile tescilinin talep edildiği, delil başlangıcı sayılabilecek bir belge sunulmadığından tanık anlatımlarına itibar edilmediği, inançlı işlemin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Şirket vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın hile hukuksal nedenine dayalı olduğu, satış bedelinin, kredi tutarlarının davalı tarafça ödenmesi suretiyle karşılanacağına dair mutabakata varıldığı, davalının anlaşma gereği edimini yerine getirmediği ve taksitlerini ödemediğinin ileri sürüldüğü, kredi sözleşmesinin ödeme planlarına dair evrakın ilgili bankadan istenmesi suretiyle dosyaya eklendiği, taşınmazın devir tarihini müteakip ilk kredi taksitinin 26.10.2018 tarihinde davacı Şirket tarafından ödendiği, davanın en geç 1. taksitin ödenmesi tarihinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerektiği, ancak bu süreden sonra 12.04.2021 tarihinde dava açıldığı, davacının öğrenme tarihinin sonraki bir tarih olduğunu ileri sürmediği, hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca, davacının sair istinaf itirazlarının esastan reddine; yeniden hüküm kurulmak suretiyle hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı Şirket vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararın hukuka ve maddi gerçeğe aykırı olduğunu, 26.10.2018 tarihinde taksit davacı Şirket tarafından ödenmiş olsa da, davalının akrabalık ilişkilerini de kullanarak bu tutarların tamamını ödeyeceğini belirttiğini, hilenin etkisinin ihtar tarihine kadar devam ettiğini, ihtar tarihinde davalının bu bedelleri ödemeyeceğini beyan etmesi üzerine hilenin ancak öğrenilebildiğini, kabul anlamına gelmemek kaydı ile bir an için hak düşürücü sürenin dolduğu düşünülse dahi alacak davası yönünden dayanılan husus anlaşma bedellerinin ödenmemesi olup zamanaşımının dolmadığını, davacı Şirketin diğer taşınmazları da ipotekli olduğu için taşınmazların satılma tehlikesine karşı ödeme yaptığını, davalı tarafından yapılan 25.01.2017 tarihli ödemenin "daire ücreti taksit" şeklindeki açıklamasının mahkeme dışı ikrar niteliğinde olup bu bağlamda davacı Şirketin ödeme yapılacağına olan güveninin devam etmesinin hayatın olağan akışına uygun olduğunu, davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığını, taraflar arasında inançlı işlemin söz konusu olmadığını, davalı tanıklarının tamamının davacı taraf ile husumetli ve kendi aralarında çelişkili olmaları nedeniyle beyanların şüpheden uzak, hükme esas alınacak mahiyette olmadığını, bilirkişi raporlarına itibar edilmediği gibi bunun sebebinin de açıklanmadığını, satış tarihindeki değeri yaklaşık 4.000.000,00 TL olan bir taşınmazın 1.500.000,00 TL gibi tutara satılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, tapu iptali ve tescile karar verilmesi, aksi durumda ise her halükarda devir anında taşınmazın rayiç bedelinin ödendiğine dair kanıt sunulamadığından bedelin ödenmesine karar verilmesi gerektiğini bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, hile (aldatma) hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı Şirket adına kayıtlı dava konusu 1 ve 3 numaralı bağımsız bölümlerin 29.02.2016 tarihinde, 2 ve 4 numaralı bağımsız bölümlerin 20.12.2016 tarihinde satış suretiyle davalıya devredildiği anlaşılmaktadır.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı Şirket vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Temyiz edilen davalı vekili duruşmaya katılmadığından lehine duruşma vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Aşağıda yazılı 187,80 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,09.12.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.