Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2025/514 K.2025/5411
1. Hukuk Dairesi 2025/514 E. , 2025/5411 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/333 E., 2024/2690 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 12. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/191 E., 2022/313 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının uzun süre Almanya’da yaşamış olduğunu, orada ticaretle uğraştığını, elde ettiği gelirlerini ve ekonomik birikimlerini Türkiye’de çok sayıda gayrimenkul satın almak suretiyle değerlendirdiğini, gayrimenkullerin kiraya verilmesi, emlak ve kira vergilerinin ödeniyor olması, belediye ve tapu işlemlerinin yapılıyor olması ve benzeri konulardaki hukuki işlemlerinin yapılmasında güçlük ve zorluk yaşaması üzerine ekonomik sebeplerle formalite olarak bazı gayrimenkullerini çocuklarına devrettiğini, her ne kadar resmi olarak çocukları üzerine kayıtlı ise de bu gayrimenkullerin gerçek sahibinin davacı olduğunu, taraflar arasında imzalanan sözleşme kapsamında davacının dava konusu “İstanbul ili, .../2 ilçesi, ... Mahallesi, ... Mevkii, 92 pafta, 802 ada, 7 parsel, Arsa Niteliğindeki 67... ” gayrimenkulü 29.04.2002 tarihinde, 1.650.000.000 TL bedelle davalı ...’a devir ettiğini, yine dava konusu “İstanbul ili, ... ilçesi, ... Mahallesi ..., 122 pafta, 521 ada, 15 parsel, 20/100 Arsa Paylı, Dükkân Niteliğindeki, 2 Nolu Bağımsız Bölümü” ise davacının ilk olarak torunu ...’a kısa süreliğine devir ettiğini, daha sonra torunu ... tarafından 21.08.2015 tarihinde 205.000,00 TL bedelle davalı ...’a devir edildiğini, bu devir işleminde davacının torunu ...'ın aracı ve emanetçi olarak kullandığını, davalının dava konusu taşınmazları satın alabilecek ekonomik birikiminin hiçbir zaman olmadığını, tapuda devir işlemlerinin gerçekleştirildiği tarihler dikkate alındığında resmi sözleşmelerde gösterilen taşınmazların satış bedeli ile gerçek bedeli arasında fahiş oranda fark olduğunu, davacının, davalı da dâhil tüm çocukları adına gayrimenkul satın alırken, gayrimenkul yatırımları gerçekleştirirken, gayrimenkul yatırımlarına kendisi yön vermekte olduğundan ve gayrimenkullerin gerçek sahibi kendisi olması nedeniyle bu gayrimenkuller üzerindeki tüm hukuki tasarruf yetkisinin yine kendisinde kalmasını istediğini, davacının çocuklarının da müvekkilinin bu talebine onay ve muvafakat göstererek bu gayrimenkullerin “devri, intikali, satışı ve/veya 3. şahıslara satılması, kiraya verilmesi, kira sözleşmesinin düzenlenmesi gibi önemli tasarruflar da dâhil olmak üzere pek çok konuda müvekkilini yetkili kıldıklarını ve müvekkiline vekâletname” verdiklerini, davalının Kartal 7. Noterliğinin 04.07.2018 tarihli ve ... nolu Azilnamesi ile davacıyı vekillikten azlettiğini, daha sonra ise davalının, davacıya dava konusu taşınmazlara ilişkin olarak “... 22. Noterliğinin 02.10.2018 tarihli ... yevmiye Nolu İhtarnamesini, ... 22. Noterliğinin 28.03.2019 tarihli ... yevmiye Nolu İhtarnamesini ve yine ... 22. Noterliğinin 28.03.2019 tarihli ... yevmiye Nolu İhtarnamesini” göndererek kira/ecrimisil, men'i müdahale, eski hale getirme ve tahliye talebinde bulunduğunu, davacının davalı ...'a yaptığı devirlerin gerçek bir satış olmayıp bağış niteliğinde olduğunu, bu nedenle taraf muvazaasının bulunduğunu, tapuda davalı adına yapılan devir işlemlerinin muvazaa nedeniyle geçersiz olduğunu belirterek dava konusu taşınmazlara ilişkin tapu kaydının iptali ile önceki malik olan davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının davalı da dahil olmak üzere tüm çocukları üzerine kayıtlı para ve malvarlığının tek gerçek sahibinin kendisi olduğu iddiasının gerçek dışı olduğunu, davalının ve davacının diğer çocuklarının yurt dışında ikamet ettiklerinden dolayı Türkiye'deki resmi işlerin yürütülebilmesi için zorunlu olarak zaman zaman babaları olan davacıya vekaletname verdiklerini, davacının bu vekaletnameyi kötüye kullandığından bahisle hakkında davalı ve diğer çocukları tarafından davacı aleyhine açılan pek çok dava ve icra takibinin bulunduğunu, davacı tarafından ileri sürülen iddaaların ispatı olarak dosyaya sunduğu 1994 tarihli vasiyetnamenin hukuki geçerliliğinin bulunmadığını, davalının bu vasiyetnamede sadece adının geçtiğini, imzasının bulunmadığını, el yazılı vasiyetnamenin tamamen mirasbırakanın el yazısıyla yazılmış olması gerekirken davacının el yazısıyla yazılmadığını, dava konusu taşınmazların hiçbir zaman davacının adına kayıtlı olmadığını, davalının ekonomik gücünün iyi olduğunu, uzun yıllar Almanya'da inşaat ve ticaret sektöründe çalıştığını ve gitmeden öncesinde de Türkiye'de de çalışma hayatının olduğunu ve kendisine ait işyerlerinin bulunduğunu, İmar Bankasında yüklü miktarda mevduatının bulunduğunu, yine davacının bu paraları da elindeki vekaletnameyle çektiğini, dava konusu taşınmazların davalıya ait olduğunu gösteren resmi senedin aksini ispat edecek yeterlilikte hukuken geçerli bir yazılı delil sunulamadığını savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
İstanbul Anadolu 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen tarih ve sayılı kararıyla; tapuya kayıtlı taşınmazların devrinin resmi şekle tabi olduğu, resmi şeklin aksinin en azından yazılı delil ile ispat edilmesi gerektiği, davacı tarafından delil olarak dayanılan, ''Vasiyetname'' başlıklı ''Duisburg, 12/03/1994'' tarihli belgede, muris ... ile ..., ... ve ...'ın imzalarının bulunduğu, vasiyetnamenin ... adına yazıldığı ve ''... Şuanda ..., ... ve ...'nin üstüne kayıtlı olan para veya mülk formalite icabı yapılmıştır... kardeşler arasında eşitlik vardır, hiçbirinin birisinden fazla hakkı yoktur...'' ibarelerinin bulunduğunun anlaşıldığı ancak dava konusu bağımsız bölümlerin bu tarihten çok sonra edinildiği, diğer belgede ise davalının imzasının bulunmadığı bu itibarla tanık beyanına itibar edilemeyeceği değerlendirilerek davacı tarafından yemin deliline dayanılmayacağı beyan edilmiş olmakla taraf muvazaasına dayalı ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararının davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen tarih ve sayılı kararıyla; taraflar arasında 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında benimsenen yazılı bir inanç sözleşmesi bulunmadığı gibi, yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir delil de olmadığı, delil olarak dayanılan, ''Vasiyetname'' başlıklı ''Duisburg, 12/03/1994'' tarihli belgede, muris ... ile ..., ... ve ...'ın imzalarının bulunduğu, vasiyetnamenin ... adına yazıldığı ve ''... şuanda ..., ... ve ...'nin üstüne kayıtlı olan para veya mülk formalite icabı yapılmıştır...kardeşler arasında eşitlik vardır, hiçbirinin birisinden fazla hakkı yoktur...'' ibarelerinin bulunduğu anlaşılmış ancak dava konusu bağımsız bölümlerin bu tarihten çok sonra edinildiği, diğer belgede ise davalının imzasının bulunmadığının görüldüğü, bu itibarla tanık beyanına itibar edilemeyeceği değerlendirilerek davacı tarafından yemin deliline dayanılmayacağı beyan edilmiş olmakla ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesinin usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu belirtilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava ve istinaf dilekçelerini tekrarla davalının dava konusu taşınmazları muvazaalı elde etmiş olduğunu ve muvazaalı işlemin bizzat tarafı olduğunu, bu nedenle davalının, dava konusu taşınmazı muvazaalı temlik ile edinmesi karşısında tapuda yapılan tescil işleminin yolsuz tescil olduğunu, yargısal içtihatlarda ve yasal düzenlemelerde muvazaalı işlem ile kazanılmış bir durumun hukuken korunamayacağının açıkça vurgulandığını, 12.03.1994 tarihli "Vasiyetname" başlıklı belge bulunmasına rağmen tanık beyanlarının hiçbir surette değerlendirilmeden karar verilmesi ve yemin deliline dayanılmadığından davanın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, taraf muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Bölge Adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dosyanın incelenmesinden; İstanbul ... ... Mahallesi 802 ada, 7 nolu parseldeki 2 nolu bağımsız bölümün davacı adına kayıtlı iken 29.04.2002 tarihinde 1.650.000.000 ETL bedelle davalıya temlik edildiği; ... ilçesi, ... Mahallesi 521 ada, 15 nolu parseldeki 2 nolu bağımsız bölümün ise davacı adına kayıtlı iken önce dava dışı ...'a satış suretiyle temlik edildiği, 21.08.2015 tarihinde de davacı tarafından ...'a vekaleten 205.000,00 TL bedel ile davalıya temlik edildiği anlaşılmıştır.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK’nın 370. maddesi uyarınca ONANMASINA,
Alınması gereken harç peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.11.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.