Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2024/4058 K.2025/3878
1. Hukuk Dairesi 2024/4058 E. , 2025/3878 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/569 E., 2024/935 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 14. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/40 E., 2021/189 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; muris babası ...'in oğlu olan davalı ...'i vekil tayin ettiğini, davalı vekil ... murisin maliki olduğu dava konusu 23 55... parsel sayılı taşınmazlarını kendi oğulları olan diğer davalılar.... ve .., 1403 parselini ise davalı ...'e satış göstermek suretiyle devrettiğini, murisin taşınmazlarını satma nedeni bulunmadığı gibi alzheimer hastalığı nedeniyle akli melekelerinin de yerinde olmadığını, hastalığından faydalanılarak hile ile vekaletname alındığını öğrenince vesayet davası açtığını, davalı vekil ... çocukları olan diğer davalılara menfaat sağlama amacıyla çocukları ile el ve iş birliği içerisinde hareket ederek vekalet görevini kötüye kullandığını, muris ve davalı ile küs olduğunu, görüşmediklerini, muris ile davalının ise beraber yaşadıklarını, mal kaçırma kastıyla temliklerin gerçekleştiğini, murisin, kendisini miras hakkından yoksun bırakma amacıyla hareket ettiğini ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile terekeye iadesine, olmadığı takdirde tazminata karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalılar; davacının murisle ilgilenmediğini, küs durumda iken anne ve babasının öldüklerini, muris ... ve eşine kendilerinin baktığını, birlikte yaşadıklarını, örf, adet gereği davalı ...'in kazanımlarını muris babasından ayrı değerlendirmediğini, 23 55... parsel sayılı taşınmazları ... .... 1981 yılında bedeli karşılığında satın aldığını, ancak taşınmazın muris ... adına tescil edildiğini, taşınmaz üzerindeki binayı kendilerinin yaptırdığını, murisin ise taşınmazları emaneti iade amacıyla devretmek istediğini, verdiği vekaletname ile davalı ...'in kendisine ait olan bu taşınmazları çocuklarına sattığını, dava konusu 1403 parsel sayılı taşınmazı ise davalılardan ... bedeli karşılığında satın aldığını, vekalet görevine aykırı bir durum bulunmadığını, murisin 9 parça taşınmazı daha olduğunu, vekil ... yönünden husumet ehliyeti bulunmadığını, murisin temlik tarihinde ehliyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Adli Tıp Kurumu 1. Üst Kurulunun raporunda murisin 01.03.20 11... .03.2011 tarihlerinde fiil ehliyetini haiz olduğunun bildirildiği gerekçesiyle ehliyetsizlik hukuki nedenine dayalı davanın reddine; vekalet görevinin kötüye kullanıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; murisin davacıdan mal kaçırma kastı ile vekaleten uyuşmazlığa konu taşınmazları temlik ettiği, davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsiz bulunmadığı, ne var ki, hükmün kuruluş şekli itibariyle infaz kabiliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davalıların istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle ehliyetsizlik hukuki nedenine dayalı davanın reddine; tapu iptali-tescil hükmü düzeltilerek muris muvazaasına dayalı davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile, istinaf nedenleri incelenmeksizin usul ve yasaya aykırı karar verildiğini, ön inceleme tutanağının HMK'nın 140. maddesine uygun olarak düzenlenmediğini, delillerin toplanmadığını, tanık deliline de dayanılmasına rağmen tanık dinlenmediğini, bilirkişi raporuna karşı somut gerekçelere dayalı itirazların değerlendirilmediğini, davacının iddiasını kanıtlayamamasına, delil sunmamasına rağmen davanın kabul edildiğini, davacının vekalet görevinin kötüye kullanılması ve muvazaa iddiasının kanıtı olarak dosyada hiçbir delil bulunmadığını, ispat yükünün davacıda olduğunu bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçiminden, dava; ehliyetsizlik, vekalet görevinin kötüye kullanılması, muris muvazaası hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1938 doğumlu muris ...'in 06.03.2015 tarihinde ölümü ile geride mirasçıları olarak davacı kızı ve davalı oğlu ... kaldığı, davalılar ..., ... ve ... diğer davalı ...'in oğulları olduğu, murisin ....Noterliğinin 01.03.2011 tarihli ve 2905 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile oğlu olan davalı ...'i vekil tayin ettiği, vekil ... tarafından 25.03.2011 tarihinde muris adına kayıtlı dava konusu 23 55... parsel sayılı taşınmazların 1/3'er paylarla davalılar ..., ... ve ..., 1403 parsel sayılı taşınmazın ise davalı ...'e satış suretiyle devredildiği, Adli Tıp Kurumu Birinci Üst Kurulundan alınan raporda muris ...'in 01.03.20 11... .03.2011 tarihlerinde fiil ehliyetini haiz olduğunun bildirildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu'nun 390.) maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK 504/1). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil, değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'da daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'da benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve iş birliği içerisinde ise veya kötüniyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötüniyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötüniyet korunmamış, daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Diğer taraftan; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere, görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup-bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup-olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; Mahkemece usulüne uygun bir ön inceleme duruşması yapılmadığı gibi, taraflar dava ve cevap dilekçelerinde tanık deliline dayandıkları halde tanık dinlenmeden sonuca gidildiği, hüküm kurmaya elverişli bir araştırma yapıldığından da söz edebilme olanağı bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Hâl böyle olunca; Mahkemece, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda süresinde usulüne uygun olarak bildirilen tüm delillerin toplanması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, toplanan ve toplanacak delillerin yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalılar vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden davalılara iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.