Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2024/4841 K.2025/3475
1. Hukuk Dairesi 2024/4841 E. , 2025/3475 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2024/126 E., 2024/401 K.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar, davacılar vekili ve davalılar vekili tarafından duruşma istekli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 01.07.2025 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde, temyiz eden davalılar vekili Avukat ... ile temyiz eden davacılar vekili Avukat ... geldi. Davetiye tebliğine rağmen başka gelen olmadı. Yokluklarında duruşmaya başlandı. Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; ... ada 68 parsel sayılı taşınmazın yarı hissesinin murisleri ...'ya, kök muris ...'den irsen intikal ve taksim yolu ile kaldığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile ... mirasçıları adına tapuya tescili istemiyle dava açmıştır.
Yargılama sırasında ..., ..., ..., ... ile ..., ..., ..., ...; dava konusu taşınmazın ... , ... ve ... adlarına tescili talebiyle davaya katılmışlardır.
II. CEVAP
Davalı ... ... , davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davaya dahil edilen ..., ..., ... ; dava konusu taşınmaz üzerindeki binanın dedeleri ... tarafından yapıldığını ve taksim sonucu ... ve ... 'na intikal ettiğini, açılan davanın haklı olduğunu beyan etmişlerdir.
Dahili davalı ...; mirasçılar arasında yapılan taksim sözleşmesi gereği taşınmazda ... ailesi ile ... ailesinin herhangi bir hakkı olmadığını, sadece taşınmaz üzerindeki konağın kullanılmasına izin verildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Pazar Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.02.2014 tarihli 2012/217 Esas 2014/217 Karar sayılı kararıyla; davalı tarafça taksim olgusunun ispatlandığı gerekçesiyle davalılar ... ve müşterekleri adlarına açılan davanın reddine, yargılama sırasında davaya dahili davalı olarak dahil edilen kök muris ... mirasçıları aleyhine açılan davanın husumet nedeni ile reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Kararın, davacılar vekili, müdahil davacılar ... ve müşterekleri, müdahil davacılar ..., ..., ..., ... ile davaya dahil edilen ..., ..., ..., ... ve müşterekleri, ... ve müşterekleri, ... ve müşterekleri, ..., ... ve müşterekleri, ... ve müşterekleri , ... ve müşterekleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 09.03.2022 tarih 2021/9375 Esas ve 2022/1913 Karar sayılı kararıyla; “Mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm için yeterli olmadığı, öncelikle müdahillik talepleri değerlendirilerek olumlu olumsuz bir karar verilmesi, mahallinde yeniden yerel bilirkişiler, taraf tanıkları huzurunda keşif yapılması, yerel bilirkişi ve tanıklardan çekişmeli taşınmaza kadastro tespitinin yapıldığı 1999 yılına kadar kimin ya da kimlerin zilyet olduğu, zilyetliğin kimden kime geçtiği, zilyetliğin nasıl sürdürüldüğü, zilyetliğin asli mi yoksa fer'i zilyetlik mi olduğu hususları sorularak maddi olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınması, uyuşmazlığın zilyetlik hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği belirtilerek” karar bozulmuştur.
Bozma sonrası yapılan yargılama sonunda Mahkemenin yukarıda belirtilen tarih ve sayılı kararıyla; asli müdahiller ... ve ... yönünden talebin aktif husumet yokluğu sebebiyle reddine; davacı tanığı ..., davalı tanığı ... ile yerel bilirkişilerin beyanına ve bozma öncesinde dinlenen yerel bilirkişi ve taraf tanıklarına göre, tarafların murislerinin kadastronun yapıldığı 1999 yılına kadar konakta beraberce yaşadıkları, tüm murislerin konağı ortak bir şekilde kullandıkları, muris ...'ın konakta yaşadığı, ispat külfeti taksimen kendisine kaldığını iddia eden davalı tarafa ait olacağı, herhangi bir taksim yapıldığının ispat edilemediği, bu haliyle konağın üzerindeki zilyetliğin eşit hisselerle davacılar, davalılar ve asli müdahillerde olduğu gerekçesiyle 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca tapunun beyanlar hanesinde gösterilmesine; taşınmazın bahçe kısmı yönünden dinlenen davacı tanığının herhangi bir bilgisinin olmadığını beyan etmesi, taraflarca getirilme ilkesi uyarınca davacı tarafın iddiasını kendi delilleriyle ispat etmesi gerektiği, yerel bilirkişi beyanlarının yalnızca tarafların tanıklarının beyanlarını destekleyici olarak dikkate alınabileceği, yoksa başlı başına yerel bilirkişi beyanlarıyla ispat yapılmasının taraflarca getirilme ilkesine aykırı olacağı, kaldı ki bozma öncesine ve sonra dinlenen yerel bilirkişilerin bahçe kısmına ilişkin davacı yanın ve diğer mirasçıların zilyetliğini görmediklerini, bahçede sadece davalı yanın zilyet olduğunu beyan ettikleri, bu haliyle ispat külfeti üzerinde olan davacının taşınmazın yarı hissesinin taksimen kendisine kaldığını ve davalı tarafın zilyetliğinin asli olmadığını ispat edemediği gerekçesiyle taşınmazın bahçe kısmı yönünden ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1- Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın davacıların kök murisi ... ile davalıların kök murisi ... 'ye ait olduğunu belirterek dava açtıkları halde Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesine rağmen taşınmazın aidiyetinin kök murisleri ve onların mirasçılarına miras payları oranında karar verilmesi gerekirken taşınmaz üzerindeki ahşap iki katlı binanın davacılar ve davalılara ait olduğuna dair tapunun beyanlar hanesinde gösterilmesine karar verildiğini, taşınmazın tamamı hakkında dava açtıklarını bahçe ve konak olarak ayrım yapılmasının hatalı olduğunu, davacı tarafından yapılan masrafların eksik hesaplandığını, iddialarını ispatladıklarını belirterek ve re'sen göz önünde bulundurulacak nedenlerle kararın düzeltilerek onanmasını talep etmiştir.
2- Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle, kısmen kabul kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafın kendisinden 4 kuşak önceki murisinden gelen miras payına dayanarak dava açtığını, Mahkemece 1930 tarihli taksim senedinin süresinde sunulmaması ve aslının bulunmaması nedeniyle değer verilmediği belirtilmiş ise de senedin uyuşmazlığa son verecek nitelikte olması ve kadastro tespitinin dayanağı olması nedeniyle her zaman ileri sürülebileceğini, kendi yaptıkları araştırmada onaylı örneğinin bulunduğunu, yevmiye numarasının hatalı yazılmış olması nedeniyle ulaşılamadığını, ancak 1960 yılında çöken arşiv nedeniyle noter senedinin sunulamadığını, 1930 yılında yapılan taksim senedine uygun kadastroda işlem yapıldığını, Noter senedine göre konak ve bahçenin nısıf hissesi ... oğlu ...’a, diğer nısıf hissenin ... oğlu ... düştüğünü, ... efendi mirasçılarının daha sonra hisselerini davalıların murisine devir ettiğini, davacı tarafın taksim olgusunu kabul ettiğini ancak taksim sonucu kök murisine kaldığını ispatlayamadığını, Mahkemece taşınmazın zilyetliğinin bahçe ve konak olarak ayırmasının hatalı olduğunu, dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklarca konakta farklı isimlerin yaşadığı belirtilmiş ise de kadastro tespitinin bu kişilerin konakta yaşamaya devam ederken yapıldığını ve hiç kimsenin kadastro tespitine itiraz etmediğini, bu durumun da konağa malik sıfatıyla zilyedinin davalıların murisi ... oğlu ... olduğunu gösterdiğini, konağın vergisinin ... tarafından ödendiği, konağın tadilat işlerinin ... tarafından yapıldığını, davacıların babaannesi .../..., oğlu ... ve torunları tarafından bakılmaması nedeniyle davalılar tarafından bakıldığını, bu sebeple 1978 yılında konakta öldüğünü, ...’a ait aile mezarlığına defnedildiğini, tanıkların bahçeye ilişkin kullanımı bilmemesine rağmen konağın içindeki kullanımı bilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olacağını, davalı tanığının komşu parsel maliki olması nedeniyle konuyu bilmesine rağmen bu tanık beyanına değer verilmediğini, yörenin geleneklerine göre konakların birden fazla ailenin yaşayabileceği şekilde inşa edildiği ve büyükşehirlere göç nedeniyle köyde kalan akrabaların bir arada yaşamasının olağan olduğunu, taşınmaz içerisinden yaşayan her sahsın malik sıfatıyla zilyetliğinin bulunmadığını belirterek ve re'sen göz önünde bulundurulacak nedenlerle kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu kaydının iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Kadastro sonucu ... ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan ... ada 68 parsel sayılı 1.397,56 m2 yüz ölçümündeki taşınmaz, ahşap iki katlı bina ve bahçe vasfıyla irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle ..., ... ... ve ... adlarına tespit ve tescil edilmiştir. Daha sonra yargılama sırasında taşınmazın beyanlar hanesine "korunması gerekli II.grup taşınmaz kültür varlığı" olduğuna dair şerh konulmuştur.
Mahkemece; çekişmeli taşınmazı bahçe kısmının davalı tarafından kullanıldığı, konağın hem davacıların murisi ... hem de davalılar tarafından kullanıldığı, konak ile bahçe kullanıcılarının farklı olduğu gerekçesiyle tapu iptal-tescil talebinin reddi ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca konak muhdesat olarak kabul edilerek kullanıcılarının tapunun beyanlar hanesinde gösterilmesine karar verilmiştir. Ne var ki varılan sonuç dosya kapsamına uygun değildir.
Bozma kararından sonra yapılan keşifte dinlenilen taraf tanıkları ve yerel bilirkişi beyanlarına göre çekişmeli taşınmazın zilyedinin kadastro tespit tarihine kadar ..., ... ve dava dışı ... olduğu, davacıların ... mirasçılarından olduğu, ...'nun davacılardan başka mirasçılarının da olduğu, davalıların ise ... mirasçıları olduğu anlaşılmaktadır. Taşınmazın zilyetliği davacı tarafın iddiası gibi ...'nun babası kök muris ...’ya kadar çıkarılamamıştır. Ancak tarafların da kabulünde olduğu üzere davacılar ve davalıların aynı kök muris ...'nin mirasçıları olması nedeni ile davacıların kendi miras payını isteyebileceğinin kabulü gerekir.
4721 sayılı Medeni Kanunu'nun 683. maddesinde, bir şeye malik olan kimsenin, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahip olacağı, 684. maddesinde ise bir şeye malik olan kimsenin, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacağı, bütünleyici parçanın, yerel adetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parça olduğu düzenlenmiştir. Kural olarak, taşınmaz mal üzerindeki muhdesatların mülkiyeti arza tabi olup, arzın mülkiyeti kime ait ise muhdesatın mülkiyetinin de o kişiye ait olduğu, tapu kütüğüne mülkiyeti kısıtlayıcı her türlü şerh ve beyanların ancak kanun hükümlerince düzenlenen sınırlar çerçevesinde konulabileceği tartışmasızdır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 19/2. maddesinde ise, kadastro çalışmalarından önce taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterileceği belirtilmiştir. Buna göre çekişmeli taşınmazın kadastrodan önce bahçeli konak vasfı ile davacıların murisi ..., davalıların murisi ... ve dava dışı ...'a ait olduğu anlaşılmakla konağın zeminden ayrılarak beyanlar hanesinde muhdesat şerhi olarak gösterilmesine yönelik kurulan karar doğru olmamıştır.
Hal böyle olunca; davacıların miras yoluyla gelen hakka dayalı olarak açtığı davada, davcıların murisi ...'nun çekişmeli taşınmazdaki payının 1/3 olduğu gözetilip davacıların 1/3 pay üzerinden miras payı hesaplanarak bu oran üzerinden tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne, kalan payların ise dava konusu olmaması nedeni ile davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi de isabetsiz olmuştur.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin ve davalılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün, açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın temyiz eden taraflara iadesine,
03.10.2024 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz eden davacılar ve davalılar vekilleri için 28.000,00'er TL duruşma vekalet ücretinin taraflardan karşılıklı olarak alınıp birbirlerine verilmesine,
Dosyanın Pazar (Rize) 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
01.07.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.