Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2025/2052 K.2025/3339

🏛️ 1. Hukuk Dairesi 📁 E. 2025/2052 📋 K. 2025/3339 📅 26.06.2025

1. Hukuk Dairesi         2025/2052 E.  ,  2025/3339 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/128 E., 2025/205 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı dava dilekçesinde özetle; Kahramanmaraş ili, ... ilçesi, ... Mahallesinde bulunan 158 ada 17 parsel nolu taşınmazın yıllardır kendisi tarafından ekilip biçildiğini ve kendi zilyetliğinde olduğunu, kadastro tespitinde her nasılsa davalı adına tespit gördüğünü beyan ederek dava konusu taşınmazın kendi adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu taşınmazın kadastro tutanaklarının kesinleşmesinin üzerinden 10 yıl geçtikten sonra dava açıldığından davanın reddi gerektiğini, ayrıca davaya konu taşınmazın, müvekkilinin dedesi ... tarafından müvekkilinin babası ...'e bağışlandığını, ... tarafından da müvekkiline bağışlanarak bırakıldığını, müvekkilinin, kök murislerinden kendisine intikal eden taşınmazda uzun yıllardır zilyet olduğunu, davacının dava konusu taşınmazda herhangi bir hak ve hissesinin bulunmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; keşifte dinlenen mahalli bilirkişiler tarafından dava konusu taşınmazın davacı ...'nin babası muris ... tarafından kullanıldığının ifade edildiği, ayrıca mahalli bilirkişi ...tarafından muris ...'nin ölümünden sonra taşınmazın ... tarafından kullanılmaya devam edildiğinin beyan edildiği, davacının da dava konusu yeri uzun süredir kendi zilyetliğinde olduğunu iddia ettiği, mahalli bilirkişi beyanları ve davacı iddiası bir arada değerlendirildiğinde dava konusu taşınmazın davacının babasından kaldığının kabulü gerektiği, keşifte bulunan her iki mahalli bilirkişi tarafından da muris ...'nin ölümünden sonra dava konusu taşınmazın mirasçılar arasında fiilen taksim edilmediğinin belirtildiği, bu kapsamda; muris ...'nin veraset ilamının alınması için davacı vekiline yetki ve kesin süre verildiği, veraset belgesi sunulduğunda muris ...'nin davacı ...'den başka mirasçılarının da olduğunun görüldüğü, dava konusu taşınmazın mahalli bilirkişi beyanlarından murisin ölümünden sonra tüm mirasçıların katılımı ile paylaşıma tabi tutulmadığı, davacı tarafından da dava konusu taşınmaza ilişkin herhangi bir paylaşım, bağış, satış veya miras payının devri şeklinde bir olgunun ortaya konulamadığı, paylaşım, bağış, satış veya miras payının devri gibi hususların ispatı için davacı tarafından tanık listesi sunulmadığı ve keşif esnasında tanık hazır edilmediği, taşınmazın halen terekeye dahil olduğu, muris ...'nin mirasçılarının belirlenmiş paylarının olmadığı, terekenin el birliği mülkiyeti hükümlerine tabi olduğu, davanın tasarrufi bir işlem olması nedeniyle tasarruf işlemlerinde oy birliği arandığı, tüm mirasçıların davayı birlikte açması gerektiği, hâl böyle olunca TMK'nın 701 ve 702. maddeleri gereği davacının tek başına, üçüncü kişi konumunda bulunan davalıya karşı aktif dava ehliyetinin bulunmadığı, sadece ... tarafından açılan davaya, diğer mirasçıların muvafakatleri sağlanarak da devam edilemeyeceği gerekçesiyle davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının davaya konu taşınmazın kendi adına tescil edilmesi talebinde bulunduğu, dosya kapsamında beyanları alınan mahalli bilirkişilerce taşınmazın davacının babasından geldiği babası öldükten sonra davacı tarafından kullanılmaya başlandığının beyan edildiği, davacının taşınmazın kendisine bırakıldığına ilişkin bir iddiada bulunmadığı, bu konuda bir delil sunmadığı, TMK'nın 640/2 ve 702/2. maddelerine göre; kural olarak, murisin terekesi el birliği mülkiyeti hükümlerine tabi olup mirasçılar terekeye el birliği ile sahip olduklarından, bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf etmeleri gerektiği, tereke üzerinde mirasçıların TMK'nın 701 ve 702. maddelerine göre belirlenmiş payları olmayıp her birinin payı taşınmazın tamamı üzerinde söz konusu olduğundan, tasarrufi işlemlerde mirasçıların oy birliğinin aranacağı, dava da bir tasarrufi işlem olduğundan üçüncü kişi durumunda bulunan davalılara karşı tüm mirasçıların birlikte dava açmalarının zorunlu olduğu, murisin terekesinin el birliği mülkiyeti hükümlerine tabi bulunduğu, el birliği mülkiyetinde mirasçılardan birinin veya birkaçının terekedeki mallar üzerinde belli pay veya payları olmadığı için taşınmazın tamamının, bölünebilir bir bölümünün veya payının adına tescilini isteyemeyeceği, davanın da miras ortaklığı adına açılmamış bulunmasına göre, diğer mirasçıların adlarına davetiye çıkarılmak suretiyle davaya dahil edilmeleri ile TMK'nın 640. maddesinde belirtilen dava koşulunun yerine getirilebileceği de kabul edilemeyeceğinden, başka bir anlatımla, diğer mirasçıların katılımının sağlanması suretiyle miras ortaklığı adına davanın sürdürülmesinin de mümkün bulunmadığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yerel Mahkemece dava devam ederken diğer mirasçıların muvafakatinin olup olmadığı araştırılmadan ve terekeyi temsile ilişkin müvekkiline herhangi bir yetki alınması için süre verilmeden karar verildiğini, mahalli bilirkişilerin beyanlarından dava konusu taşınmazın sadece müvekkili tarafından kullanıldığının sabit olduğunu, kaldı ki Yerel Mahkeme keşif esnasında mahalli bilirkişiler ve diğer dinlenen tanıklara dava konusu taşınmazı müvekkil haricinde herhangi bir kardeşinin kullanıp kullanmadığını da sormadığını, davalı vekilinin de aşamada taşınmazın davacının babasından geldiğini beyan ettiğini, dolayısıyla taşınmazın 30-40 yıldır davacının zilyetliğinde olduğunun davalı tarafın beyanıyla sabit olduğunu, tespit bilirkişisinin de davalıyı taşınmazı kullanırken görmediğini beyan ettiğini, bilirkişi raporlarından da taşınmazı uzun süredir kullandıklarının anlaşıldığını, kadastro tespitinin hatalı olduğunu ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali-tescil istemine ilişkindir.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Kadastro sonucunda; Kahramanmaraş ili, Andrın ilçesi, ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 158 ada 17 parsel sayılı, 2.588,76 metrekare yüz ölçümlü ve tarla vasıflı taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle senetsizden davalı ... adına tespit edildiği, askı ilanlarının 14.02.2012-14.03.2012 tarihleri arasında yapıldığı, itiraz edilmeksizin kadastro tutanaklarının 15.03.2012 tarihinde kesinleştiği ve taşınmazın davalı adına tescil edildiği, eldeki davanın 28.09.2021 tarihinde 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı, taşınmazın halen davalı adına kayıtlı olduğu anlaşılmıştır.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Alınması gereken harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.06.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.