Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2025/299 K.2025/3297
1. Hukuk Dairesi 2025/299 E. , 2025/3297 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/550 E., 2024/2104 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2017/297 E., 2019/569 K.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı Vakıf vekili; çekişme konusu 221 ada 6 parsel sayılı taşınmazın 02.10.1950 tarihli kadastro tespiti ile ... kızı ... adına kayıtlı olduğunu, tapu kaydında ... ... Kilisesi Vakfından icareli olduğunun belirtildiğini, taşınmazın 01.11.1978 tarihinde ... adına tescil edildiğini ileri sürerek Vakıflar Kanunu’nun 17. maddesi uyarınca taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; dava konusu taşınmazın maliki olan ...'in ülkeyi izinsiz terk ettiğini ve tasfiye yasalarına göre hakkında işlem yapılmış olduğunu, Lozan Antlaşması'nın yürürlüğe girdiği 06.08.1340 (1924) tarihine kadar malının başında bulunmayan yani bulunduğu yeri terk etmiş olanların mallarına el konulmasının yasal zorunluluk olduğunu, vakıf kökeninden gelen taşınmazların .... Genel Müdürlüğüne intikalinin esas olduğunu, 5737 sayılı Kanun’un geçici 11. maddesi uyarınca Vakfın müracaatı bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince; dava konusu taşınmazın tamamının mutasarrıfı ...'in firari eşhastan olması nedeniyle 13 Eylül 331 ve 15 Nisan 339 tarihli Kanunlar ve 17 Temmuz 1927 tarihli Talimatname hükmüne göre 26.10.1978 tarih ve 171 sayılı vaziyet kararı ile "metruken" davalı idare adına tapuya tesciline karar verildiği, metruken tescillerde "mahlulen tescilin" aksine ... adına tescil işlemi aynı Yasa gereği ise de 5737 sayılı Yasa ile bu ayrımın kaldırıldığı, Vakıflar Kanunu'nun 17. maddesinin şartları açısından dava konusu taşınmazın davacı vakfın mülk arazisi olduğu ve vakıf türünün sahih vakıf olduğu, taşınmazın tasarruf edenlerin veya maliklerin mirasçı bakımından ölümleri, kaybolmaları, terk veya mübadil gibi durumlara düşmeleri şartı açısından ise dosya kapsamına göre bir sonuca ulaşılamadığı, bu hususta somut bir delil de ileri sürülmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 29.12.2021 tarihli, 2020/596 Esas ve 2021/1880 Karar sayılı kararı ile; geçerli bulunan vaziyet kararının dava konusu taşınmaza ait olduğu için davalı ... adına tescilin yolsuz olduğundan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılması ile davanın reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunması üzerine Dairenin 16.11.2022 tarihli ve 2022/2260 Esas, 2022/7533 Karar sayılı kararı ile; yolsuz tescil sebebiyle oluşan tescilin iptali için açılan davada tescilin yolsuz olup olmadığına bakmakla görevli mahkemeler genel mahkemeler olduğundan ayrıca İdare Mahkemelerinden vaziyet kararının iptali için bir karar alınmasına gerek bulunmadığı, Vakıflar İdaresinin kendilerince düzenlenen 26.10.1978 tarihli vaziyet kararına istinaden mülkiyet hakkını kazanmadığı, ... ... kızı ... kaçak ya da yitik kişi ise o duruma düştüğü andan itibaren davalı ... İdaresinin taşınmazın mülkiyetini kazanmış olduğu, 26.10.1978 tarihli vaziyet kararının dava konusu taşınmazın maliki hakkında İdarece yapılan bir tespitten ibaret olduğu, bu tespit kararının da yeterli araştırmalar yapılmadan başlı başına bir kişinin kaçak ve yitik kişi olduğuna yeterli sayılamayacağı, kayıt malikinin Emvali Metruke Kanunları uyarınca kaçak ve yitik kişilerden olduğunun saptanması ve tescilin yolsuz olmadığının tespiti halinde de, aslı Vakıf olan taşınmaz için 5737 sayılı Vakıflar Kanunu′nun 17. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kayıt malikinin kaçak veya yitik olduğuna ilişkin yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle Vakıflar Kanunu'nun 17. maddesi şartları davacı Vakıf lehine oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 07.11.2024 tarihli 7531 sayılı Kanun gereğince harçtan muaf olduğunu, yatırdığı harçların iadesi gerektiğini, davacı Vakfın 1936 beyannamesi ile kurulduğunu, taşınmazda yer alan vakıf şerhinde belirtilen vakfın ise dayanak tapu kaydı itibariyle öncesinde kurulu mazbut vakıf olduğunu, davacının Vakıflar Kanunu geçici 7. ve 11. maddesine göre başvurusu olmadığını, taşınmazın 1936 beyannamesinde kayıtlı olmadığını, bilirkişi raporlarına itirazların değerlendirilmediğini, yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilememesi gerektiğini, karar verilecek ise de maktu ücret olması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriğinden; dava konusu 221 ada 6 parsel sayılı 300 m2 miktarlı ahşap ev nitelikli “ ... ... Kilisesi Vakfından İcareli” şerhi bulunan taşınmazın kadastro çalışmalarında 4748 umum 148 sayfa 1252 tarihli tapu kaydına istinaden ... kızı ... adına tespit edildiği, tespit tutanağında ...’in 1280 yılında vefat ettiği kızı ...’in kaldığı, onun da 1325 yılında ölümü ile ...’in kardeşi ... oğlu...’in mirasçı olarak kaldığı, onun da 1945 yılında ölümü ile karısı ... ile kızlarının mirasçı olarak kaldığı belirtilmekle birlikte kayıt maliki adına tespit edildiği, 02.10.1950 tarihinde kadastro işlemi ile adına tescil edildiği, 1252 tarih 4748 nolu tapu kaydında aynı şekilde vakıf şerhinin yer aldığı icarei müeccele ile ... binti ... ...’nin tasarrufunda olduğunun belirtildiği, dava konusu taşınmazın tamamının mutasarrıfı ... kızı ...'in firari eşhastan olması nedeniyle 13 Eylül 331 ve 15 Nisan 339 tarihli Kanunlar ve 17 Temmuz 1927 tarihli Talimatname hükmüne istinaden ... Başmüdürlüğünce düzenlenen 26.10.1978 tarihli ve 171 numaralı vaziyet kararı uyarınca taşınmazın davalı ... adına 01.11.1978 tarihinde metruken tescil edildiği anlaşılmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.06.2012 tarihli 2011/20-889 Esas, 2012/3784721 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; Türk Medenî Kanunu'nun 101. maddesinde tanımlandığı gibi, vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır. Bu tanımdan anlaşılacağı üzere vakıflar, sosyal ve siyasal yaşam içinde bir sivil toplum örgütü olarak öngörülmüştür.
... Vakıfları ise, tümü padişah fermanı (buyruğu) ile diğer bir deyişle emri mahsusa ile kurulmuş olup vakfiyeleri bulunmamaktadır. Bu fermanlar genel bir içerik taşımamış, belli ve muayyen yer ya da yerlere hasredilmiştir. Söz konusu irade, cemaatlerin kuruluş zamanı itibariyle dini ve hayri işlevlerini özgürce yerine getirmelerine olanak tanıma şeklinde anlaşılmıştır. Esasen Osmanlı Hukukunda şirket ve derneklere önceleri tüzel kişilik tanınmamış, 18 ... 1286 (1879) tarihinde şirketlere tüzel kişilik tanınmış, 16 Şubat 1328 (1912) Tarihli Eşhası Hükmiyenin Gayrimenkullere Tasarrufuna Mahsus Kanunu'nun geçici fıkrasında; “... ve ... tarafından şimdiye kadar nam-ı müstear ile ...tasarruf olunagelen gayrimenkullerin bu kanunun neşir ve ilamından itibaren 6 ay zarfında müracaatları halinde müesseseler namına kaydının tashih olunacağı...” hükmü kabul edilmiştir. 13.06.1935 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 2762 sayılı Vakıflar Kanun’un kabul edilmesiyle mülhak vakıf olarak ayrı birer tüzel kişilik kazanmıştır (2762 s.yasa 6.madde).
Ayrıca, ... vakıflarının 1936 beyannamelerinde belirtilen ve vasiyet, bağış, satın alma yolu ile elde edilen taşınmazlar dışında zilyetlikle taşınmaz edinmesi de olanaklı değildir. Bu husus Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.05.2002 tarih, 2002/16-159 Esas, 2002/355 Karar sayılı ilamında da açıkça belirtilmiştir.
Bunun yanı sıra, ... vakıflarının kendilerine ait taşınmazları adlarına tescil ettirme yöntemi ilk olarak mülga 2762 sayılı Vakıflar Kanun’un 44. maddesi ve Geçici 1-A maddesinde düzenlenmiştir.
2762 sayılı Kanun'un 44. maddesine göre; kanunun neşri tarihinden en az on beş yıl evvelinden beri vakıf olarak tasarruf edildikleri vergi kayıtları, icar kontratları ve eşhası hükmiyenin gayrimenkule tasarruflarına dair olan 16 Şubat 1328 tarihli kanunun neşrinden sonra tapuya verilmiş defterler ve müesseselerin hesap defterleri ve buna benzer vesikalarla anlaşılacak olan yerler o suretle vakıf kütüğüne kaydolunurlar. Bu kayıt vakıflar idaresinin istemesi üzerine tapuca o gayrimenkullerin kayıtlarına işaret ve keyfiyet münasip vasıtalarla ilan olunur. İlan tarihinden itibaren iki yıl içinde dava yolu ile bir güna itiraz olunmadığı takdirde o malların vakıf olarak kati tescilleri yapılır ve tapuları verilir.
Geçici 1-A maddesinde ise; “Şimdiye kadar vakıflar idaresine hesap vermemiş olan bütün mütevelliler veya mütevelli heyetleri bu kanunun hükümleri yürümeğe başladığı günden itibaren üç ay içinde idare ettikleri vakıfların mahiyetlerini, varidat menbalarını ve bunların sarf ve tahsis mahallerini, geçmiş son senenin varidat ve masraflarının miktar ve nevilerinin ve mütevelliliği hangi selahiyetli merciin intihap veya kararına müsteniden ve hangi tarihten beri yaptıklarını gösterir bir beyanname tanzimine ve mensup oldukları vakıflar dairesine vermeğe mecburdurlar.... -Beyannameler muhteviyatının vesika ve teamüllere müstenit olması ve bu vesika veya taamüllerin bu kanunun neşrinden evvel mevcut ve mer'i bulunması şarttır.” hükümlerini içermektedir.
Gerek ... uygulamasında, gerekse Yargıtay içtihatlarında ... vakıflarının vakfiyeleri olmadığından, bunların verdiği 1936 beyannameleri vakfiye olarak (yani vakfiye yerine geçen belge) kabul edilmekte ve 2762 sayılı Vakıflar Yasası'nın 44. maddesindeki belli koşulların varlığı halinde vakıf mallarının vakıf kütüğüne kaydedilmesi ve tescilleri yapılarak tapu verilmesi mümkün bulunmaktadır. Ancak, bu hükmün işlerlik kazanması için beyanname verilmesi gerekmektedir. ... Vakıflarının beyanname verme yükümlülüğü yukarıda bahsedilen 2762 sayılı Vakıflar Kanunu’nun Geçici 1. maddesindeki özel hükümden kaynaklanmaktadır. Beyanname tek taraflı irade açıklaması olup Vakıfların taşınmazlarını beyannamede bildirmiş olmaları yasal bir zorunluluktur. Süresinde verilen beyannameler vakfın vakfiye yerine geçen belgesi olarak kabul edilmiş olup bu taşınmazların ilgili vakıf tüzel kişiliği adına kanun hükmü uyarınca tescil olunacağı ihtilafsızdır. Bu hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.05.1974 tarih, 1971/2-820 Esas, 1974/505 Karar sayılı ilamında da değinilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 17.06.2010 tarih 2008/22 Esas, 2010/82 Karar sayılı 5737 sayılı Vakıflar Yasası'nın 12. maddesi vs maddelerinin iptali için açılan dava sonucunda verilen ilamının gerekçesinde de belirtildiği gibi, ... vakıflarından beyanname istenmesinin temel gerekçesinin bu vakıfların Devlet tarafından denetlenmesini sağlamak ve denetlemenin yapılabilmesi için de söz konusu vakıfların o ana kadar fiilen tasarrufu altında tuttukları ancak muvazaa ya da gizli bir takım işlemlerle kayıt altında bulunmayan tüm mal varlıklarının bir envanterinin ortaya çıkarılması amacına yöneliktir. Dolayısıyla bu beyannamenin ... vakıflarının taşınmaz edinmesinin önüne geçilmesi amacıyla istendiği de düşünülemez. Öyle olsa, 2762 sayılı Kanun'a bu konuda açıkça hüküm konulacağı göz ardı edilmemelidir.
Yargısal uygulamada da uzun süre söz konusu beyannamelerin bulunup bulunmadığı ve varsa içeriği gözetilmek suretiyle ... vakfının mal edinip edinemeyeceği geçici 1. madde hükmü gözetilerek sonuca bağlanmakta iken, Avrupa Birliğine uyum süreci içerisinde yapılan çalışmalarla 4771, 4778 ve 4928 sayılı Yasalarla bir takım düzenlemeler getirilerek anılan beyannamelerde yer almayan malların da edinilebilmesi yolu açılarak, bu olanak bazı kurallara ve koşullara bağlanmıştır.
2762 sayılı Vakıflar Yasası'nın 1. maddesinde 03.08.2002 tarihinde 4771 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle; bu vakıfların dini, hayri, sosyal, eğitsel, sıhhi ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere, her ne suretle olursa olsun, tasarrufları altında bulunduğu vergi kayıtları, kira sözleşmeleri ve diğer belgelerle belirlenen taşınmaz mallar, bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde başvurulması halinde vakıf adına tescil olunur. ... vakıfları adına bağışlanan veya vasiyet olunan taşınmaz malların da bu madde hükümlerine tabi olacağı ve yine 02.01.2003 tarihinde 4778 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle de ... vakıfları, vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın ... Genel Müdürlüğünün izniyle dini, hayri, sosyal, eğitsel, sıhhi ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere taşınmaz mal edinebilirler ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta bulunabilirler hükümleri eklenmiştir.
2762 sayılı Vakıflar Kanunu'nun değişik 1. maddesi kapsamında hazırlanan 24.1.2003 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan ... Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri, Bunlar Üzerinde Tasarrufta Bulunmaları ve Tasarrufları Altında Bulunan Taşınmaz Malların Bu Vakıflar Adına Tescil Edilmesi Hakkında Yönetmelik'in edinilebilecek taşınmaz malların kapsamını düzenleyen 4. maddesinde ise ... vakıflarının .... Genel Müdürlüğünün izni ile dini, hayri, sosyal, eğitsel, sıhhi ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere satın alma, vasiyet, hibe vs. yollarla mal edinebileceği düzenlenmiştir.
Ancak 2762 sayılı Vakıflar Yasası'nın yürürlükten kaldırılmasından sonra 27.02.2008 tarihinde 5737 sayılı Vakıflar Yasası yürürlüğe girmiştir.
5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 3. maddesinde ayrı ayrı tanımlar yapılarak ... vakıflarını mülhak vakıf statüsünden çıkartarak müstakil vakıf olarak değerlendirmiştir. Buna göre; ... vakfı, vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış, mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye'deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıfları ifade ettiği; Vakfiye tanımının da mazbut, mülhak ve ... vakıflarının malvarlığını, vakıf şartlarını ve vakfedenin isteklerini içeren belgeleri belirttiği; 1936 beyannamesinin tanımının ise ... vakıflarının 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince verdikleri beyannameyi ifade ettiği açıkça düzenlenmiştir. 5737 sayılı Kanun’un 12. maddesinde vakıfların mal edinebilecekleri, malları üzerinde her türlü tasarrufta bulunabilecekleri belirtilmiştir. 12. maddenin gerekçesinde de vakfın devamlılığının sağlanması açısından mülhak, ... ve yeni vakıflara başlangıçta özgülenen mal ve hakların değiştirilebilmesi imkanı sağlandığı, vakıfların sonradan edindikleri malları izin almaksızın yönetim organlarının kararıyla değiştirebileceklerine ilişkin hüküm getirildiği belirtilmiştir.
Anılan Kanun'un Geçici 7. maddesinde ise; “ ... vakıflarının;
a) 1936 Beyannamelerinde kayıtlı olup halen tasarruflarında bulunan .... veya ... adına tapuda kayıtlı olan taşınmazlar,
b) 1936 Beyannamesinden sonra ... vakıfları tarafından satın alınmış veya ... vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı halde, mal edinememe gerekçesiyle halen; Hazine veya Genel Müdürlük ya da vasiyet edenler veya bağışlayanlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazlar tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onsekiz ay içinde müracaat edilmesi halinde Meclisin olumlu kararından sonra, ilgili tapu sicil müdürlüklerince ... vakıfları adına tescilleri yapılır.” hükmü ile yeni düzenlemeler getirilmiştir.
Bundan başka 5737 sayılı Kanun'a 22.08.2011 tarih 651 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 17. maddesi ile eklenen Geçici 11. maddesinde ise; “ ... vakıflarının
a) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup ... hanesi açık olan taşınmazları,
b) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup kamulaştırma, satış ve trampa dışındaki nedenlerle Hazine, ..., belediye ve il özel idaresi adına kayıtlı taşınmazları,
c) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup kamu kurumları adına tescilli olan mezarlıkları ve çeşmeleri, tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren oniki ay içinde müracaat edilmesi halinde, Meclisin olumlu kararından sonra, ilgili tapu sicil müdürlüklerince ... vakıfları adına tescil edilir.
... vakıfları tarafından satın alınmış veya ... vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı halde, mal edinememe gerekçesiyle Hazine veya Genel Müdürlük adına tapuda kayıt edilen taşınmazlardan üçüncü şahıslar adına kayıtlı olanların Maliye Bakanlığınca tespit edilen rayiç değeri Hazine veya Genel Müdürlük tarafından ödenir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.” hükümleri de düzenlenmiştir.
Öte yandan; 5737 sayılı Vakıflar Kanunu′nun 17. maddesi; “Tasarruf edenlerin veya maliklerin mirasçı bırakmadan ölümleri, kaybolmaları, terk veya mübadil gibi durumlara düşmeleri halinde icareteynli ve mukataalı taşınmaz malların mülkiyeti vakfı adına tescil edilir.” şeklindedir.
Ne var ki, Mahkemece hükme yeterli araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme imkanı bulunmamaktadır.
Şöyle ki; 15.06.2012 tarihli ... yazısında ... ... ... Hastanesi Vakfı ile ... ... Hastanesi Vakfının aynı vakıf olduğu belirtilmekle ekinde yer alan faaliyette bulunan ... vakıflarına ilişkin listenin 119. sırada kayıtlı olduğunun belirtildiği gözetildiğinde davacı vakfın ... vakfı olduğu kuşkusuzdur. Yine dosya arasında yer alan kayıtlarda ... Meclisi 28.12.2005 tarihli kararı ile davacı Vakfın 13.01.2005 tarihinde 4928 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi kapsamında 27 adet taşınmaz için başvuruda bulunduğu, aynı kararda ... Türk ... Hastanesi ve ... ... ... Hastanesi-... ... Hastanesi, ... ... ... Kilise ve Hastane-... ... Hastanesi vs değişik isim ve unvanların aynı vakfa ait olduğu ve taşınmazlarının adına tescili gerektiğinin belirtildiği, ... Harici ... ile ... ... Kilisesi ve... ile ... ... Hastanesi ve Mezarlığı Vakfına ilişkin 1936 beyannamesinin de dosyaya kazandırıldığı, İstanbul ... Patrikliğinin yazı cevabında davacı Vakfın bir çok farklı isim ile anıldığının belirtildiği, davalı ... Müdürlüğünün taşınmazın mazbut vakfa ait olduğunu savunduğu, bozma ilamı sonrası dosya arasına alınan 22.11.2023 tarihli yazısında taşınmazdaki şerhte yer alan “ ... ... Kilisesi Vakfı” adında vakfa rastlanmadığı, 1936 beyannamesinde belirtilen vakıf ile davacı Vakfın aynı vakıf olduğuna ilişkin bilgi veya belgeye rastlanmadığı belirtilmekle birlikte ekinde İstanbul Müftlüğü bünyesinde bulunan ... Hastanesi Vakfı 17 muharrem 1323 tarihli vakfiyesinin gönderildiği, 20.05.2024 tarihli bilirkişi ...’ün raporunda da “ ... ... Kilisesi Vakfı” ile davacı Vakfın aynı vakıf olduğunun bildirildiği, bu bilgiler ışığında davacı Vakıf ile dava konusundaki şerhte yer alan vakfın aynı vakıf olup olmadığı hususunda her türlü şüpheden uzak olacak şekilde bir kanaat edinilemediği anlaşılmakla; dava konusu taşınmazda yer alan “ ... ... Kilisesi Vakfından icareli” şerhinde yazılı vakıf ile davacı Vakfın aynı vakıf olup olmadığının duraksama oluşturmayacak şekilde saptanması gerektiği açıktır.
Kaldı ki; davacı ... vakfının mülk edinmesine ilişkin 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’un geçici 7. ve 11. madde şartları araştırılmadığı gibi kayıt maliki .../... kızı ... hakkında kadastro evraklarında kayıt malikinin soyadı ile mirasçılarına ilişkin bilgiler bulunduğu, bozma ilamı sonrası ... tarafından gönderilen 29.12.1951 tarihli yazıda “.... kızının ...hanında yazıhanesi bulunan mühendis ... ailesi olduğuna..” ilişkin bilgiler de değerlendirilip irdelenmeksizin Vakıflar Kanunu'nun 17. maddesi gereğince de yeterli araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; konusunda uzman bilirkişiler marifetiyle inceleme yapılarak çekişmeli taşınmazın hangi vakıf adına icareli olduğu tespit edilip davacı Vakıf ile kadastro tutanağında ve tapu kaydında adı geçen vakfın aynı vakıf olup olmadığının tereddüte yer vermeyecek şekilde tespit edilmesi, yukarıdaki yasal düzenlemeler uyarınca araştırma ve inceleme yapılmak suretiyle taşınmazın davacı ... Vakfı adına tescil edilip edilemeyeceğinin değerlendirilmesi ile toplanan ve toplanacak delillere göre bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının değinilen yön itibariyle kabulü ile; Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 371/1 maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Temyiz eden davalı ... harçtan muaf bulunduğundan bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Dosyanın kararı veren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
25.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.