Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2024/3028 K.2025/3163

🏛️ 1. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/3028 📋 K. 2025/3163 📅 19.06.2025

1. Hukuk Dairesi         2024/3028 E.  ,  2025/3163 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1098 E., 2024/432 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Küçükçekmece 12. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/62 E., 2022/2 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vasisi ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının ileri boyutta psikolojik rahatsızlıklarının bulunduğunu, bu nedenle sağlıklı kararlar veremediğini, davalının bu süreçte davacının içerisinde bulunduğu ruh halinden faydalanarak İstanbul ili Başakşehir ilçesi ... mahallesi 142 ada 7 parsel sayılı taşınmazdaki payını bedelsiz bir şekilde kendi adına devraldığını, söz konusu temlikin davalının davacıyı eşinin boşanma davası açıp onu terkedeceği, boşanma davası sonucunda adına olan taşınmazın satılacağı, borçları nedeniyle taşınmazın satışa konu olabileceği gibi söylemlerle yönlendirmesi sonucunda gerçekleştirildiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline, mümkün olmaması halinde bedelinin tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılama sırasında davacının vesayet altına alınmasına ve vasi olarak eşi ...'ın atanmasına karar verilmiştir.
II.CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın öncelikle hak düşürücü süre ve zamanaşımı nedeniyle reddinin gerektiğini, temlikin satış senedinde de belirtildiği üzere bedeli karşılığında yapıldığını, davacının satış bedelini almadığına ilişkin iddiasının yersiz olduğunu, davacının resmi satış senedinin aksine yönelik iddiasını aynı güçte başka bir delille ispat etmesi gerektiğini, temlik tarihinde davacının fiil ehliyetini kısıtlayacak bir rahatsızlığının bulunmadığını, davalının yaklaşık 30 yıldır yurt dışında çalıştığını ve bu süre boyunca gerek davacıya gerekse ailesine destek olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesinin 30.04.2021 tarihli raporuyla davacının işlem tarihi olan 26.04.2012 tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğunun tespit edildiği, bu kapsamda ehliyetsizlik iddiası yönünden davacının iddiasının yerinde olmadığı, hile yönünden ise işlem 26.04.2012 tarihinde yapılmasına karşılık eldeki davanın 16.07.2018 tarihinde yapıldığı, eldeki davanın bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesince, Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesinin raporu kapsamında davacının temlik tarihinde fiil ehliyetinin bulunduğu saptanmak suretiyle ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı tapu iptal-tescil, olmadığı takdirde tazminat isteğinin reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, hile iddiası yönünden yapılan incelemede ise temlikin 26.04.2012 tarihinde yapıldığı davanın ise 16.07.2018 tarihinde açıldığı, temlikin bizzat davacı tarafından yapıldığı, davalının ise temlik işleminde bizzat değil vekili ... tarafından temsil edildiği, davacının hileyi dava tarihinden önceki 1 yıl içerisinde öğrendiğine dair bir iddiasının bulunmadığı, hile iddiası yönünden davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı belirtilerek davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
2.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; hile iddiası yönünden davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddedilmesinin isabetsiz olduğunu, hak düşürücü sürenin temlik tarihinden değil tapu malikinin tapuyu geri alamayacağını veya hileye maruz kaldığını anladığı tarihten başlaması gerektiğini, bu tarihin de dava tarihi olduğunu, bu kapsamda Bölge Adliye Mahkemesince dava dilekçesinde hilenin dava tarihinden önceki bir yıl içerisinde öğrenildiğine dair bir iddiada bulunulmamasına dayanılmasının isabetsiz olduğunu, davanın hilenin öğrenildiği tarih itibariyle açıldığını, davalının bunun aksini ortaya koyamadığını, davacının psikolojik yapısı itibariyle aldatılmaya açık olduğunu, bu hususun dosya kapsamında mevcut raporlar ile de sabit olduğunu ancak bu raporlara itibar edilmemesinin hatalı olduğunu, devir için satış bedeli ödenmediğini, bu kapsamda terditli alacak talebi yönünden bir karar verilmemiş olmasının da isabetsiz olduğunu ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava; ehliyetsizlik ve hile hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa alacak isteğine ilişkindir.
Dosya kapsamı ve delillerden; davacının kayden maliki olduğu İstanbul ili Başakşehir ilçesi ... mahallesinde bulunan 147 ada 2 parsel sayılı taşınmazdaki 1/2 payını 26.04.2012 tarihinde davalıya satış suretiyle temlik ettiği, eldeki davanın hile ve ehliyetsizlik hukuki nedenlerine dayanılarak 16.07.2018 tarihinde açıldığı, Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulunun 30.04.2021 tarihli raporuna göre davacının işlem tarihi olan 26.04.2012 itibariyle fiil ehliyetini haiz olduğunun bildirildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; ehliyetsizlik iddiası bakımından davanın reddine ilişkin verilen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Davacı tarafın hile hukuki nedenine dayalı davası bakımından temyiz itirazlarına gelince; bilindiği üzere hile, genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hilede yanıltma söz konusudur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 36. maddesinin 1. fıkrasında açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf, hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan; hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Bu durumda; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 39/1. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin öğrenme tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı, davacının öğrenme tarihi olarak ileri sürdüğü tarihin esas alınacağı belirgin olup diğer tarafın öğrenmenin daha önce olduğunu iddia etmesi durumunda bu iddiasını ispat zorunluluğunda olduğunda da kuşku bulunmamaktadır. Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 20.04.1983 gün ve 1980/1-1846-397 sayılı kararında da aynı hususa işaret edilmiştir.
Somut olaya gelince; her ne kadar hile hukuki sebebi yönünden İlk Derece Mahkemesince temlik tarihi esas alınarak davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince ise davacının dava dilekçesinde hileyi dava tarihinden önceki 1 yıl içerisinde öğrendiğine dair bir iddiasının bulunmadığı belirtilerek davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Şöyle ki, dosya kapsamında dinlenen davacı tanıklarınca dava konusu taşınmazın davalıya temlik edildiğinin vergi borcunun ödenmesi sürecinde farkına varıldığı, bu hususu davacıya sorduklarında davacının temliki hatırlamadığını ve neden temlik ettiğini bilmediğini ifade ettiği, sonrasında davalı ile görüşmeye çalışıldığında davalının kendilerini kovduğunu ve bunun üzerine eldeki davanın açıldığını beyan ettikleri, öte yandan davalı tarafça davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı ileri sürülmüş ise de dava tarihinden önceki bir yıllık süreden önce öğrenmenin gerçekleştiğinin açıkça ortaya konulamadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, eldeki davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığının kabulü gerekir.
Hal böyle olunca; davacı tarafından hile hukuki nedenine dayanılarak açılan davada hak düşürücü sürenin geçmediği gözetilerek yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılması, toplanan ve toplanacak tüm deliller değerlendirilerek temlikin hile ile gerçekleşip gerçekleşmediğinin duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vasisi ... vekilinin temyiz itirazlarının değinilen yönden kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı tarafa iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.