Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi E.2024/981 K.2025/17
T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ....
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : ....
KARAR NO : ....
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : .... (.......)
ÜYE : .... (.......)
ÜYE : .... (.......)
KATİP : .... (.......)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 25/02/2020
NUMARASI : ...... Esas - .... Karar
İSTİNAF EDEN
DAVACILAR : 1- .......
: 2- .......
VEKİLLERİ : Av..... Av. ....
İSTİNAF EDEN DAVALI : 1- .......
VEKİLLERİ : Av.....& Av.....
DAVALI/MÜTEVEFFA : 2- .......
TASFİYE MEMURU : .......
DAVA : Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak
İSTİNAF KARARININ
KARAR TARİHİ : 08/01/2025
YAZIM TARİHİ : 10/01/2025
Davacılar tarafından, davalılar aleyhine Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ....... Esas sayılı dosyası ile açılan şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak davasında 25/02/2020 tarihinde tesis edilen karara karşı davacılar ile davalı şirketin istinaf kanun yoluna başvurması üzerine dairemizce yapılan inceleme sonucunda verilen 19/11/2021 tarih ....... Esas - ....... Karar sayılı kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 12/09/2022 tarih ....... Esas - ....... Karar sayılı ilamıyla onandığı, davacının Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu bireysel başvurusu sonucu, yeniden yargılama yapılmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı gereğince dosya incelendi;
DAVA: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin yüksek faiz getireceği ve istendiği an geri ödeneceği garantisi ile davalı tarafa para verdiğini, bu parasının müvekkiline iadesinin gerektiğini, ancak müvekkili davacı tarafın verdiği paraları geri istemesine rağmen, davalı tarafça paranın iade edilmediğini, davalı tarafın Bankacılık Kanunu 'na aykırı şekilde mevduat topladığını, SPK 'na aykırı olarak aracılık faaliyetinde bulunup hisse senetlerini halka arz ettiğini, davalı şirket veya şirketlerin ticari defterlerinin de usulüne uygun tutulmadığını, diğer davalı gerçek kişi .......'ın da şirket veya şirketlerin yöneticisi olması nedeniyle müvekkili davacı tarafı, zarara uğrattıklarından ve müvekkili davacı tarafa karşı, sorumlu olduklarından bahisle müvekkili davacı taraf ile davalı taraf arasında, geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığının tespitine ve ayrıca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik davalı tarafa verilen para nedeniyle şimdilik 1.000,00 Euro'nun fiili ödeme günündeki rayici üzerinden, 27/04/2019 tarihinden başlamak üzere, devlet bankalarının 1 yıl vadeli döviz mevduatına ödedikleri en yüksek faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak müvekkili .......'ya verilmesine, 1.000,00 Euro'nun fiili ödeme günündeki rayici üzerinden, 27/04/2019 tarihinden başlamak üzere, devlet bankalarının 1 yıl vadeli döviz mevduatına ödedikleri en yüksek faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak müvekkili .......'ya verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:Davalı şirketvekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddia ettiğinin aksine taraflar arasında müvekkillerini borç altına sokacak biz sözleşme, haksız fiil yada sebepsiz zenginleşmenin mevcut olmadığını, ortaklık durum belgesinin fotokopiden ibaret olup, davalı şirket yetkililerince imzalanmadığını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin nasıl tanımlanırsa tanımlansın davacının tüm taleplerinin BK ve Ticaret Kanunu hükümlerine aykırı olduğunu, davacının oyalama iddiasının basmakalıp olduğu, makul ve inandırıcı delillerle ispatının gerektiği, 23 yıl boyunca oyalanmış olabileceğinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacı taleplerinin zamanaşımına uğradığını, belirtilen basın açıklamalarından da anlaşılacağı üzere dava açılmasına engel bir vaatte bulunulmadığını, davacının elindeki hisse senetlerini 13/05/2016 tarihinde İMKB'ye kote ettirdiğini, buda ortaklık iradesini gösterdiğini, müvekkili şirket yöneticileri aleyhine açılan ceza davalarının bir kısmının zamanaşımına uğradığını, bir kısmında ise beraat ettiklerini, gerek mülga 818 sayılı BK'nın 60 ve gerekse merri 6089 sayılı TBK'nun 82/f.1 maddesi gereğince zamanaşımı talebinde bulunarak davanın reddini talep ettiği görülmüştür.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; 07/12/2019 gün ve 30971 s. Resmi Gazete'de yayınlanarak aynı gün yürürlüğe giren ve 7194 s. Kanun'un 41. maddesi ile "25/03/1987 tarihli ve 3332 s. Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler ile 3182 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve 3182 sayılı Bankalar Kanunun da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'a" eklenen Geçici 4/2. maddesi gereğince, davacının davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; 7194 sayılı yasanın 41. maddesiyle; 3332 sayılı yasaya eklenen geçici 4. maddenin anayasaya aykırı olduğunu, Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca bu maddenin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurma taleplerinin ilk derece mahkemesince gerekçesiz olarak reddedilmesinin kabul edilemez nitelikte olduğunu, talepleri olmasına rağmen ihtarname giderlerinin yargılama giderlerine eklenmemesinin hukuka aykırı olduğunu, ayrıca her bir davacı lehine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, gerekçeli karada üye .......'ın e-imzasının varmış gibi görünse de uyap üzerinden e-imza sorgusu yapıldığında belirtilen hakimin imzasının bulunmadığını, bu nedenle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden yargılama yapılması için dosyanın karar veren mahkemeye gönderilmesini talep etmiştir.
Davalı şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince 7194 sayılı yasanın 41. maddesiyle; 3332 sayılı yasaya eklenen geçici 4. madde uyarınca açılan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği halde gerekçe kısmında zamanaşımı ve hak düşürücü itirazlarının reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dairemizin 19/11/2021 tarih, ....... Esas ....... Karar sayılı kararının özeti: Dairemizce yapılan istinaf incelemesi sonucunda; "...Yukarıda yapılan tespit ve açıklamalar doğrultusunda yapılan değerlendirme sonucunda; davacıların 05/12/2019 tarihinde 3332 sayılı yasaya eklenen geçici 4. maddesinin Anayasaya aykırı olduğuna ilişkin iddialarının Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 152. maddesi ile 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesi gereğince gerek ilk derece mahkemesince ve gerekse dairemizce ciddi bulunmaması, görülmekte olan davanın 05/12/2019 tarihinde 3332 sayılı yasaya eklenen geçici 4. madde kapsamında olması, davacıların ihtarname masrafına yönelik iddialarını ispata ilişkin kabul edilebilir geçerli bir delil sunmamaları, TMK 50., TTK'nın 7/1 ve 371/5., TBK'nın 166/2. maddelerindeki düzenlemeler ve davacıların davalı gerçek kişilerin sorumluluğuna ilişkin iddiaları nazara alındığında; davacılar lehine tek vekalet ücretine hükmetmesinin, dava açılırken ayrı ayrı harç yatırıldığı ve davacılara ait hesabın ortak olduğuna dair dosyada bilgi ve belge bulunmaması nedeniyle ayrı ayrı vekalet ücretine hükmetmesi gerekirken, tek ücreti vekalete hükmetmesinin usul ve yasaya uygun olmadığı, davacı vekilinin sadece bu nedenle dile getirdiği istinafının sebebinin hukuka uygun bulunduğu, sistem üzerinde yapılan kontrolde ilk derece mahkemesi kararının imzalı olarak onaylanmasında bir eksiklik bulunmadığı, davalı tarafın zamanaşımı def’i ile hak düşürücü süreye ilişkin itirazlarının incelenmesinin ise sonuca etkili olmayacağı, kanaatiyle davalı şirketin istinaf taleplerinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine, davacılar vekilinin vekalet ücreti yönünden istinaflarının kabulü ile sadece vekalet ücreti yönünden ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak HMK 353/1-b.2 maddesi gereğince yeniden karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatiyle..." şeklinde karar verilmiştir.
Dairemizce verilen karar taraflarca temyiz edilmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 12/09/2022 tarih ....... Esas ....... Karar sayılı Onama ilamıyla: "...1- İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığının tespiti ve ödenen paranın iadesi istemine ilişkindir. Davacılar vekili tarafından davacılar adına dava birlikte açılmış ve ilk derece mahkemesince 7194 sayılı Yasa kapsamında dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Davaların birlikte açılmış olması ve karar gerekçesinin her iki davacı için 7194 sayılı Yasa olduğu dikkate alındığında ilk derece mahkemesince davacılar lehine yasa kapsamında tek vekalet ücreti verilmesinde bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Bu itibarla bölge adliye mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesi gerekirken vekalet ücreti yönünden hatalı olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davacılar için ayrı ayrı vekalet ücreti takdiri hatalı ise de bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden bölge adliye mahkemesi kararının hüküm kısmının aşağıdaki şekilde düzeltilerek kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir..." gerekçesiyle, dairemizce verilen kararın HMK'nın 370/2. maddesi uyarınca düzeltilerek ONANMASINA şeklinde karar verilmiştir.
ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI:
Anayasa Mahkemesi'nin 18.05.2023 tarih ....... E. .... K. sayılı iptal kararı ile 7194 sayılı Kanun'un 41.maddesinin Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edildiği, bu kararın 12/09/2023 tarihli Resmi Gazetede yayınlandığı,
Davacı tarafın; şirkete yatırılan paranın iadesi talebiyle açılan dava sırasında yapılan kanuni düzenleme sonucu, alacağın tahsil imkanının ortadan kaldırılması nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına dayalı başvurusu üzerine;
Anayasa Mahkemesince; "...3 Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Turgay Kılıç (B. No: 2020/21022, 14/12/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede alacağın tahsili için uygun hukuki yollara başvurmasına rağmen yargılama sırasında yapılan kanuni düzenleme nedeniyle hukuki mekanizmaları işletme imkânından mahrum bırakılan başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Somut başvuruda, anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Bu doğrultuda başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
4. Başvurucular ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması, maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100). İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir." gerekçesiyle başvurucu yönünden mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
-Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
-Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (F) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE, şeklinde karar verilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava; davalı şirkete ortak olmadığının tespiti, kâr payı alınması maksadıyla verilen paranın iadesi istemiyle açılan davada yargılamanın yenilenmesi istemine ilişkindir.
Hukuk yargılamasında kural olarak kesin hükme bağlanmış bir davaya yeniden bakılamaz ise de, bunun en önemli istisnasını yargılamanın yenilenmesi oluşturmaktadır. Bazı ağır yargılama hatalarından ve eksikliklerinden dolayı maddi anlamda kesin hükmün ortadan kaldırılmasını ve daha önce kesin hükme bağlanmış bir dava hakkında yeniden yargılama ve inceleme yapılmasını sağlayan olağanüstü bir yasa yolu niteliğindeki yargılamanın yenilenmesi nedenleri, 6100 sayılı Kanun'un 374 ilâ 381 inci maddelerinde düzenlenmiş olup, Kanun'un 375 inci maddesinde sınırlı olarak sayılmış olup kıyas yolu ile bunların genişletilmesi olanaksızdır. Diğer taraftan 1982 Anayasasının 148 inci maddesinde, Anayasa Mahkemesinin görevleri arasında bireysel başvuruları kararı bağlayacağı düzenlenmiş, aynı maddenin 3 ve 4. fıkralarında;
(Ek fıkra: 7/5/2010-5982/18 md.) Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.
(Ek fıkra: 7/5/2010-5982/18 md.) Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz. denilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un
Esas hakkındaki inceleme kenar başlıklı 49/6 maddesinin ilgili bölümü: ... bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin inceleme... bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.
Kararlar kenar başlıklı 50/1. maddesi: Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez
Kararlar kenar başlıklı 50/2. maddesi: Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.
Mahkeme kararları kenar başlıklı 66/1. maddesi; Mahkeme kararları kesindir. Mahkeme kararları Devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.
Mahkeme kararları kenar başlıklı 66/2. maddesi; İptal kararları geriye yürümez,
Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50 inci maddesinde, Anayasa Mahkemesince tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderileceği belirtildiğinden ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama nitelik olarak "yeniden yargılama”dır. Yeniden yargılama sebepleri 6100 sayılı Kanun'un 375 inci maddesinde sayılmış, birinci fıkranın (i) bendinde "Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi” yargılamanın iadesi sebebi olarak sayılmıştır. Bu maddede Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru sonucu verdiği kararlar sayılmamış ise de 6216 sayılı Kanun'da yeniden yargılama yapılacağı açıkça düzenlenmiştir.
Yeniden yargılama, önceki yargılamadan bağımsız yeni bir davadır. Yeniden yargılamaya sebep olan mahkeme kararı, Anayasa Mahkemesinin kararı ile kısmen veya tamamen ortadan kaldırılmıştır. İhlale neden olan yerel mahkeme kararı temyiz incelemesinden geçmiş ise yerel mahkemenin verdiği ve ihlale neden olan karar kaldırıldığı için, kaldırılan kararın temyizine ilişkin Yargıtay kararı da hükümsüz kaldığından artık Yargıtay’ın onama veya bozma kararının varlığından da söz edilemez. (Yargıtay 11. HD'nin 23.02.2023 tarih, 2022/4855 E. 2023/1071 K.)
Anayasa Mahkemesinin 2022/101494 başvuru numaralı 19/12/2023 tarihli kararı gereğince; yeniden yapılan yargılamada; Dairemizce 06/11/2024 tarihli duruşma ara kararı ile, davacılar vekiline HMK'nın 114/g maddesi gereğince 500,00 TL gider avansı yatırması için duruşma zaptının tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre verildiği, verilen kesin süre içerisinde gider avansının yatırılmaması halinde; HMK'nın 115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddine karar verileceği hususunun da ihtar edildiği, ihtarat gösteren duruşma tutanağının usulüne uygun olarak 13/11/2024 tarihinde davacılar vekiline tebliğ edildiği, ancak davacılar tarafından 500,00 TL gider avansının yatırılmadığı anlaşılmıştır.
HMK'nın 114/1-g maddesi gereğince davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması dava şartıdır. HMK'nın 115/2.maddesinde de:''Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.'' düzenlemesi bulunmaktadır.
Tüm bu nedenlerle davacılar verilen iki haftalık kesin süre içerisinde gider avansını yatırmadıklarından davanın usulden reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın USULDEN REDDİNE,
2-Davacılar tarafından peşin harç olarak yatırıldığı anlaşılan 1.238,62 TL tamamlama harcından alınması gereken 615,40 TL harcın mahsubu ile fazla yatırıldığı anlaşılan 623,22 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine,
3-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,
4-Davalı şirket davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan A.A.Ü.T' nin 7/2. maddesi gereğince 2.118,37 TL nispi vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı şirkete verilmesine,
5-HMK'nın 333 ve HMKGAT'nin 5/1. maddeleri gereğince yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının gider avansını yatıran tarafa iadesine,
6-Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince kararın tebliği işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına,
7-Kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
Dair; davalı vekilinin yüzünde, davacı tarafın yokluğunda verilen kararın HMK'nın 361/1 maddesi gereğince; taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde dairemize, temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi'ne veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçe ile temyiz kanun yoluna başvurma talebinde bulunulabileceğine 08/01/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan ....... Üye ....... Üye ....... Katip .......
e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır
....