İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi E.2021/1963 K.2025/628
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1963
KARAR NO: 2025/628
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 27/01/2021
NUMARASI: 2020/225 Esas - 2021/82 Karar
DAVA: Tanıma Ve Tenfiz
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 08/05/2025
Taraflar arasındaki Tanıma Ve Tenfiz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Sivil Havacılık Komitesi tarafından Riyadda bulunan, Melik Halit Havalimanının 5 nolu salonunun yapım ve tasarım projesi, ortak bir çalışma ile gerçekleştirilmesi için ... İnşaat Şirketi ile ... Şirketine (ana yüklenici) verildiğini, 11.06.2014 tarihinde ana yükleniciler proje kapsamındaki bazı işlerin yapımı için alt yüklenici olan davalı şirketle anlaşmaya varıldığını, davalı alt yüklenici ise müvekkili şirketin dahil olduğu bir grup şirket ile proje kapsamında malların nakliye hizmetini yapmak, eşya donanım ve cihazların sevkiyatı için gümrük vergilerini ödemek vb. hususlarda anlaşmaya varıldığını, davalı tarafından müvekkili şirkete yapılması gereken ödemelerin tamamlandığını, müvekkili şirketin 345.557,00 SR tutarında bakiye alacağın kaldığını, müvekkili şirket tarafından Riyad 4. Ticaret Mahkemesi nezdinde davanın açıldığını, yargılama esnasında müvekkili şirket tarafından sunulan bilgi, belge ve deliller değerlendirilerek mahkemece 08.10.2018 tarihinde davanın kabulü ile 345.557,00 SR tutarında alacağın davalıdan tahsili ile müvekkili şirkete ödenmesine karar verildiğini, Riyad 4. Ticaret Mahkemesinin 08.10.2018 tarih ve 4596 nolu kararının tenfizi ile davanın kabulüne, yargılama giderleriyle vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirkete İstanbul Anadolu 4.Sulh Ceza Hakimliği’nin 2016/4400 D.İş sayılı kararı ile Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında 674 sayılı Kanunun Hükmünde Kararname’nin 13. ve 19. maddeleri ile CMK 133/I maddesi kapsamında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (“TMSF”) yetkilileri kayyum olarak tayin edildiğini, müvekkili şirket hali hazırda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun gözetiminde, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu yetkililerinin/ ilgililerinin de aralarında bulunduğu yönetim kurulu/kayyum heyeti tarafından yönetildiğini, ayrıca Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında 29.10.2016 tarihli ve 29872 sayılı Resmi Gazete yayımlanarak yürürlüğe giren 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin "Dava ve Takip Usulü" başlıklı 16. Maddesi uyarınca Olağanüstü Hal Kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler ile ilişkili kurum ve kuruluşlar ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler aleyhine 17/8/2016 tarihinden sonra açılan davalar ile icra ve iflas takipleri hakkında 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5. maddesi gereğince dava veya takip şartının bulunmaması nedeniyle davanın reddine veya takibin düşmesine karar verilmesi gerektiğinin düzenlendiğini, bununla birlikte 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'de nitelikleri "devralınan varlıklarla ilgili olup kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle tevsik edilen, asıl borçlu ve diğer kefiller hakkında kesin aciz vesikası bulunan haller hariç olmak üzere kefaletten doğmayan ve Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY)'ne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmayan kişilerle gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanan" şeklinde belirtilen alacaklara ilişkin olarak, bir başka deyişle "kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle tevsik edilemeyen, Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY)'ne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olan kişilerle gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanmayan" nitelikteki alacaklar için şüpheli alacak karşılığı ayrılması veya değersiz alacak uygulanması mümkün bulunduğunu, davanın yetkili mahkeme'de açılmadığını, taraflar arasındaki mevcut uyuşmazlıkta yetkili mahkemenin İstanbul Anadolu Mahkemeleri olduğunu, davacının dava dilekçesinde de belirtildiği üzere müvekkili şirketin merkezinin Ümraniye/İstanbul olduğunu, bu doğrultuda davanın yetkili mahkemenin İstanbul Anadolu Mahkemesi olduğunu, esasa girilmeksizin dava dilekçesinin öncelikle yetkisizlik nedeniyle reddine, davacı tarafından dosyaya usulüne uygun gerekçeli karar sunulması için kesin süre verildiğini fakat davacı bu süre zarfında apostil şerhini haiz karar aslını sunamadığını, dosyada yer alan kararın herhangi bir tasdik işleminin olmadığı, apostil şerhi ve/veya usulünce verilmiş bir onay yer almadığının anlaşılacağını, 21.08.2019 tarihli heyet tensip tutanağı ile davacıya usulüne uygun onaylanmış gerekçeli karar sunması içinde kesin süre verildiğini, ancak davacı apostil şerhini haiz bir karar aslı sunamadığını, bu doğrultuda davanın esasa girmeden usulden reddedilmesi gerektiğini, müvekkili şirkete tebliğ edilen dava evrakında dava dilekçesinin eklerinin yer almadığını, davaya konu edilen ar kayyuma yapıldığını, kesinleştiği iddia edilen davaya ilişkin hiçbir bildirim ve/veya tebligat müvekkili şirkete ulaşmadığı gibi davacı tarafından yapılan bu işlem ile müvekkili şirketin savunma hakkının ihlal edildiğini, davacı müvekkili şirketin yönetimini üstlenen kayyuma usulüne uygun tebligat yapıldığını ispatlaması gerektiğini, müvekkili şirket cari hesapları incelendiğinde davacının müvekkili şirkete borçlu göründüğünü, davacı tarafından dava açıldığı ifade edilen tarihte müvekkili şirketin yönetim kurulu/kayyum heyetine konuya ilişkin tebliğ edilen herhangi bir tebligata rastlanmadığından davacının alacak yaratma gayreti ile hareket ettiği sonucunu ortaya çıkardığını, usulüne uygun tebligatın yapılmadığı ve müvekkili şirketin haklarının korunması hakkının elinden alındığı ve kesinleştiği iddia edilen kararın kabulünün mümkün olmadığını ileri sürerek davacı yana usulüne uygun gerekçeli karar aslı sunması için kesin süre verildiği halde apostil şerhini haiz gerekçeli karar aslını sunmadığı için davanın usulden reddine, dava dilekçesinin yetkisiz olması nedeniyle reddine, Mahkemece görev itirazları kabul görmez ise davacı yana Harçlar Kanunu gereğince eksik harcı ikmal etmesi için kesin süre verilmesine, davacı tarafından haksız ve mesnetsiz olarak açılan davanın tümüyle reddine, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Davacı şirket tarafından dosyaya sunulan ve noter tasdikli Türkçe tercümesinde dava konusu ilamın kesinleştiğine ilişkin şerh bulunmadığı, sadece "mühür:ilgili tüm devlet daireleri ve kurumları, polisin zorunlu güç kullanılmasına yol açsa bile, bu karara kesinlikle uygulamak için çalışmak zorundadır." açıklamasının kararda yer aldığı belirtilmiş olup, kararın ilk derece mahkemesi tarafından verilmiş bulunmasına rağmen taraflara tebliğ edildiği ve kararda işbu kararın daha üst bir yargı yolu tarafından denetlenmesi konusunda bir açıklama içermediği anlaşılmaktadır. Mahkememize sunulmuş karar 5718 Sayılı MÖHUK 53.maddesine göre yabancı mahkeme ilamının o ülke makamlarınca onanmış aslı veya ilamı verilmiş yargı organları tarafından onanmış örneği ve onanmış tercümesi ile ilamın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca onanmış yazı ve belge ile onanmış tercümesini apostil şerhi ile birlikte dosyaya sunulması ve kararın aynı yasanın 54/c maddesi gereğince kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması gerekir. Dava konusu ilam kesinleşme şerhini açıkça içermediği gibi kararın tebliği ve bir üst dereceli mahkeme tarafından incelebileceğine ilişkin bir hüküm de içermemiş bulunması karşısında, kararın taraflara tebliği ve kesinleşmesi ve üst mahkeme tarafından denetlenmesi Anayasamızın öngördüğü ve Tebligat Kanunu ile Usul Hukukumuza yansıyan kamu düzenine ilişkin düzenlemelere uygun olarak kararın kesinleştiğinin kabulünün mümkün olmadığı Mahkememizce benimsenmiştir. Bu nedenle Türk Hukukunun temel değer ve kurumlarına, adalet anlayışına ve hukuk sistemine, Anayasanın temel hak ve özgürlüklere yönelik milletlerarası alanda geçerli prensiplere özel hukuka ilişkin kurallara ve Türk Devletinin siyasi rejimine Temel İnsan haklarına ve adalet anlayışına aykırılıklar kamu düzenine aykırılık olarak kabul edileceğinden, yabancı mahkeme kararının, herhangi bir pozitif hukuk düzenlenmesine göre tebliğ ve davanın kapsam ve miktarı itibariyle daha üst derecede mahkeme önünde tartışma ve inceleme yolunun açık olup olmadığı kararda belirtilmeksizin verilmiş bulunması karşısında, kararın Türk Kamu düzenine aykırı olduğu, Suudi Arabistan ile ülkemiz arasında mahkemelerce verilen kararların tanıma ve tenfizi konusunda ikili bir anlaşma bulunmadığı gibi, her iki ülkenin tarafı olduğu adli yardım konusunda uluslararası bir anlaşmanın da bulunmadığı, Türk Mahkemesi kararlarının tanıma ve tenfiz edildiğine dair taraflarca ve Mahkememizce bir delile ulaşılamadığı, mütekabiliyet koşulunun da gerçekleşmemiş bulunması nedeniyle davacı yan tarafından açılan davanın reddine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Tenfiz davasının esasen bir tespit davası olması sebebiyle, dava açılırken ödenmesi gereken peşin harcın nispi olarak değil maktu harç olarak hesaplanması gerektiğini, mahkemece harcın nispi olarak hesaplanmasının hatalı olduğunu, Riyad 4. Ticaret Mahkemesi'nin 08.10.2018 ve 4596 nolu kararı Türk Hukuku bakımından gerekli tenfiz şartlarını barındırmakta olup, kararın kesin olduğuna ilişkin açık hüküm mühürün dosyada yer aldığını, kabul anlamında gelmemek kaydıyla, bir an için yabancı mahkeme tarafından verilen hükmün kesin olduğuna ve tebliğ yapıldığına ilişkin dosyada bir ibare bulunmasa dahi bu durum mahkemece araştırılmalı, gerekirse ilgili makam aracılığı ile yabancı mahkemeye sorulması gerektiğini, davalı şirkete Suudi Arabistan Krallığı'na uygun olarak elektronik tebligat yapılmış olup buna ilişkin şerh de noterli onaylı tercümesi dosyada bulunan apostilli yabancı mahkeme kararında yer aldığını, mahkemece bu kararın taraflara tebliğ edildiğine ilişkin açıklama olmadığına ilişkin hükmün yerinde olmadığını, Suudi Arabistan Krallığı ile Türkiye Cumhuriyeti arasında tanıma ve tenfize ilişkin ikili bir anlaşma bulunmasa da karşılılık ilkesi gereğince mütekabiliyet koşulları oluştuğunu, mahkemece gerekli araştırma yapılmadan ve dosyaya sunulan belgeler incelemeden verilen kararın kaldırılması gerektiğini, Usul ve maddi hukuk kurallarına açıkça aykırılık teşkil eden, delillerin incelenmesi ve değerlendirilmesinde hataya düşülmek suretiyle tesis edilen mezkûr mahkeme kararının aleyhe kısımlarının bozularak ortadan kaldırılmasına, bu uğurda sarf olunacak yargılama masrafı ile vekâlet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:Dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, yabancı mahkeme kararının tenfizi şartlarının bulunup bulunmadığı noktasındadır. Davacı tarafça, Riyad 4. Ticaret Mahkemesinin 08.10.2018 tarih ve 4596 nolu kararının tenfizi istemiyle eldeki dava açılmıştır. Riyad 4. Ticaret Mahkemesinin 08.10.2018 tarih ve 4596 nolu karar sayılı dosyasında davacı tarafından davalı aleyhine açılan davada davanın kabulü ile 345.557,00 SR tutarında alacağın davalıdan tahsiline karar verilmiştir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk Ve Usul Hukuku Hakkında Kanun(MÖHUK)'un 54. Maddesine göre, Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir: a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması. b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması.c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması.ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması. Bir yabancı mahkeme kararına karşı tenfiz isteminde bulunulduğu takdirde MÖHUK'un 55/2. Maddesine göre, karşı taraf ancak tenfiz şartlarının bulunmadığını veya yabancı mahkeme ilâmının kısmen veya tamamen yerine getirilmiş yahut yerine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıkmış olduğunu öne sürerek itiraz edebilir. Eldeki dosyada tenfize konu olan yabancı mahkeme kararının Suudi Arabistan Devletine ait olduğu ve Suudi Arabistan Devletinin Lahey sözleşmesine taraf olmaması nedeniyle apostil şerhi işlenmesinin mümkün değil ise de Suudi Arabistan makamlarınca hazırlanan resmi belgelerin Türkiye'de bu vasfı taşıması, Suudi Arabistan yetkili makamı veya ilgili Türk Konsolosluk makamı tarafından onaylanmasına bağlıdır. Böyle bir durumda tenfizi ve tanınması istenen yabancı mahkeme kararının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilamı veren Yargı organı tarafından onanmış örneğinin ve onanmış tercümesinin sunulması yasal olarak zorunludur.(MÖHÜK madde 53/1) Somut olayda davacı tarafça, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının o ülke makamlarınca ve Türkiye Cumhuriyeti Riyad Büyükelçiliğince onaylanmış Türkçe tercümesi dosyaya sunulmuştur. Taraf devletler arasında fiili uygulamanın bulunup bulunmadığı yönünden yapılan incelemede ilgili devletle Türkiye arasında tenfizde karşılıklığın sağlanmasına dair bir anlaşma bulunmasa da ilgili devletin kanunları Türk Mahkeme kararlarının o ülkede tenfizini sağlıyorsa ya da bu konuda fiili bir uygulama varsa karşılıklılık sağlanmış demektir (Yargıtay HGK'nın 1990/13-3, 1990/347 sayılı kararı). Eldeki uyuşmazlıkta Adalet Bakanlığı'na yazılan müzekkere cevabında Suudi Arabistanla Ülkemiz arasında mahkeme kararlarının tenfizini mümkün kılan bir anlaşma mevcut değilse de Suudi Arabistan özel mahkemesinin, yabancı ülkede verilen mahkeme kararının şeriat hukukuna uygun olup olmadığını tespit ettiği, uygun olduğuna dair karar vermesi halinde ilgili mahkemenin söz konusu kararı tenfiz edebildiği, dolayısıyla herhangi bir anlaşma olmaması durumunda karşılıklılık ilkesine göre işlem yapıldığı belirtilmiştir. Suudi Arabistan Devleti ile ülkemiz arasında yabancı ilamların tenfizine ilişkin iki veya çok taraflı bir milletlerarası anlaşma mevcut değil ise de Suudi Arabistan Mahkemeleri tarafından verilen kararların Türkiye Mahkemelerinde tenfiz edildiğine, dolayısıyla fiili uygulamanın bulunduğuna ilişkin kararlar bulunduğu tespit edilmiştir. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi'nin 2025/60 Esas ve 2025/304 Karar sayılı kararı, Adana BAM 6. Hukuk Dairesinin 2024/1755 Esas - 2024/1315 Karar sayılı kararı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 2022/1256 Esas ve 2024/2004 Karar sayılı kararı) Dolayısıyla Suudi Arabistan ile Türkiye Cumhuriyeti arasında fiili mütekabiliyetin varlığının bulunduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle mahkemesinin aksi yöndeki kabulü yerinde görülmemiştir. Kamu düzeni kavramı zamana ve yere göre değişen, içeriği ve sınırları kesin olarak çizilemeyen bir kavramdır. Kamu düzenini bir toplumun siyasi, sosyal, ekonomik ve hukukî açıdan temel yapısını ve temel menfaatlerini ilgilendiren kurallar teşkil etmektedir. Devletlerin vazgeçemeyeceği temel ilkeler, kamu düzenini ilgilendiren kurallar olup, genel olarak, kamu menfaat ve düzenini koruma amacını güden emredici kanun hükümlerine aykırılık, ahlaka ve temel hak ve özgürlüklere aykırılık, kamu düzeninin müdahalesini gerektiren hususlardır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.11.1973 tarihli ve 1973/609 E., 1973/959 K. sayılı kararı). Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 10.02.2012 tarihli ve 2010/1 E. 2012/1 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere; her emredici hükmün ihlali hâlinde veya her emredici hükmü ihlal eden bir yabancı kararın Türk kamu düzenine aykırı bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Zira iç hukuktaki kamu düzeni kavramı ile milletlerarası özel hukuk alanındaki kamu düzeni kavramı birbirinden farklıdır. Yabancı mahkeme kararının Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığının denetlenmesi sırasında kararın içeriğinin kamu düzenine aykırı olup olmadığı değil, kararın Türkiye’de icra edilmesinin ve kararın icrasının sonuçlarının Türk kamu düzenine “açıkça” aykırı olup olmadığı incelenmelidir. Yabancı bir kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı sayılabilmesi için kararda yer alan hüküm fıkrasının Anayasanın veya hukuk sisteminin temel ilkelerine , Türk toplumunun genel örf-adet ve ahlak telakkilerine aykırı olması gerekir (Şanlı, Cemal: Milletlerarası Özel Hukuk, İstanbul 2013, s. 486). Tanıma ve tenfiz talebine konu yabancı kararın Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığının tespiti, esas itibariyle hâkimin takdirine bırakılmıştır. Ancak hakim, takdir yetkisini kullanırken milletlerarası özel hukukun varlık sebebini ve bu hukukun genel prensiplerini dikkate almak durumundadır. Bu itibarla, sırf Türk hukukundakinden farklı maddi ve usul kuralları uygulanarak verildiği için yabancı bir kararı kamu düzenine aykırı sayılamayacağı gibi kararın gerekçesiz olması bile tek başına kararın tenfizine engel değildir (YİBK, 10.02.2012 gün ve 2010/1 E., 2012/1 K). Yabancı mahkemenin maddi vakıaları doğru uygulayıp uygulamadığı, yabancı mahkemenin uyguladığı usul kurallarının veya maddi hukuk kurallarının Türk Hukuku ile uyumlu olup olmadığı tenfiz davası kapsamı dışında kalmaktadır. Somut olayda tenfizi istenen kararın havalimanı salonunun yapım ve tasarım projesine ilişkin alacağına ilişkin olması itibariyle Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuya ilişkin olmadığı, içerik itibariyle kamu düzenine aykırı bir husus ihtiva etmediği açıktır. Tenfize konu kararın, yabancı ilamın verildiği ülke kanunları uyarınca kesinleşip kesinleşmediğinin tereddüte yer vermeyecek şekilde saptanması, karar üzerindeki şerhin kesinleşmeye ilişkin olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Somut olayda, davacı vekilince sunulan yabancı mahkeme kararının aslı üzerinde kesinleşme şerhi bulunmadığı gibi kararın mühür kısmında yer alan "ilgili tüm devlet daireleri ve kurumları, polisin zorunlu güç kullanılmasına yol açsa bile, bu karara kesinlikle uygulamak için çalışmak zorundadır." açıklaması da kesinleşme şerhi mahiyetinde değildir. Dosya kapsamından tenfizi istenen karara karşı kanun yolu bulunup bulunmadığı, kararın taraflara tebliğ edilip edilmediği, kesinleşmenin usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığı anlaşılamamaktadır. Bu durumda öncelikle davacı vekiline karar tebliğine dair belgeleri sunmak üzere süre verilmesi, davacı vekilince bu belgelerin sunulma imkanı yoksa davacının nezaretindeki bir belge olmadığı da gözetilerek mahkemece resmi makamlardan araştırılması mümkün bulunan dava konusu kararın tebliğine ve kesinleşmesine ilişkin belgelerin Adalet Bakanlığı’ndan ya da uluslararası usul kuralları gereği tenfizi istenen kararı veren yabancı mahkemeden getirtilerek (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 02.04.2018 tarih, 2016/12408 E. ve 2018/2272 K.-09.10.2024 tarih 2023/5332 E. Ve 2024/7263 K.sayılı kararları) sonucuna göre karar verilmesi gerekirken mahkemece eksik inceleme ile karar verilmesi isabetli olmamıştır . Diğer yandan dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkin olup, tenfiz davalarının eda davası değil, tespit davası niteliğinde olduğundan yargılama harcının maktu olarak belirlenmesi gerekir. Mahkemece bu hususa dikkat edilmemesi de doğru olmamıştır. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 08/05/2025