Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2023/3903 K.2025/3082

🏛️ 1. Hukuk Dairesi 📁 E. 2023/3903 📋 K. 2025/3082 📅 17.06.2025

1. Hukuk Dairesi         2023/3903 E.  ,  2025/3082 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istekli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 17.06.2025 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde, davetiye tebliğine rağmen temyiz eden davacı ... vekili ve temyiz edilen davalı vekili gelmediler. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin 719 ada 47 parsel sayılı taşınmazdaki 6 nolu bağımsız bölümünü, işlerinin kötü gittiği bir dönemde maddi sıkıntılarını çözmek amacıyla aldığı borç paraya karşılık olarak 10.12.2010 tarihinde davalıya devrettiğini, müvekkilinin borcunu ödemesine rağmen davalının taşınmazı iade etmediğini; davalının ağabeyi ... hakkında yaptıkları şikayet sonucunda ... 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/278 Esas, 2017/286 Karar sayılı ve 13.07.2017 tarihli kararı ile tefecilik suçundan yapılan yargılama sonucunda ... hakkında mahkumiyet kararı verildiğini, kararın içeriği ve gerekçeleri de incelendiği vakit, müşteki ve tanık beyanları ile de sabit olacak şekilde müvekkilinin adına kayıtlı olan dava konusu taşınmazın müvekkilinin almış olduğu borç paraya teminat olması amacıyla davalı taraf adına satış gösterildiğinin anlaşıldığını, davalının da ağabeyi ... ile birlikte hareket ettiğini ileri sürerek davaya konu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline, olmadığı takdirde taşınmazın tespit edilecek değerinin işlemiş faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; taraflar arasındaki satışın bedeli ödenerek yapılmış gerçek bir satış olduğunu, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte davanın zamanaşımına uğradığını, hiç kimsenin taraf olduğu bir hukuki muamelede muvazaa iddiasında bulunma hakkına sahip olmadığını, davacı ve davalı arasında davacının iddia ettiği gibi bir borç ilişkisine dayalı teminat amacı ile yapılan bir satış işlemi olsa idi tarafların satış işlemi değil gayrimenkul üzerinde borcun teminatı olarak ipotek tesis edebileceklerini, müvekkilinin dava konusu gayrimenkulün bedelini ödemek için ... Bankası Vize Şubesinden kredi kullandığını ve kullandığı kredi ile birlikte diğer birikimleri ile gayrimenkulü bedelini ödeyerek satın aldığını, davacının satış yapıldıktan sonra 300.000,00 TL nakit para aldığını, daha sonra da ''satış bedeli ile ilgili anlaşmamız 420.000,00 TL idi, siz yanlış anladınız sizden 120.000,00 TL daha para almamız lazım'' diyerek müvekkilinden satıştan sonra 120.000,00 TL daha aldıklarını ve toplamda satış bedeli ile ilgili 420.000,00 TL'nin davacıya ödendiğini, müvekkilinin kardeşi ... hakkındaki tefecilik iddiaları ve bu konudaki mahkeme kararının huzurdaki dava ile hiçbir ilgisi olmadığını, davacının ... ile arasında bir alışveriş var ise de bu alışverişin anılanları ilgilendireceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla
; her ne kadar ... 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/278 Esas, 2017/286 Karar sayılı dosyasında davalının ağabeyi olan ... hakkında tefecilik suçundan ceza verilmiş ise de dosyadaki davalının ceza mahkemesi dosyasında müşteki ya da sanık olarak bulunmadığı, tanık olarak beyanında da taşınmazı ... Bankası Vize Şubesinden kredi çekerek adına satın aldığını, bu parayı da ağabeyi olan ...'e verdiğini, satışla ağabeyinin ilgilendiğini beyan ettiği, tapu kaydı ve ... Bankası Vize Şubesinden gelen kayıtlardan taşınmazın davacıya vekaleten ... tarafından 10.12.2010 tarihinde davalıya 60.000,00 TL bedel göstererek satıldığı, ancak söz konusu satış işlemi sırasında davalının ... Bankası Vize Şubesinden 300.000,00 TL kredi çektiği ve söz konusu kredi nedeniyle ... Bankasının taşınmaza ipotek koyduğu, çekilen kredi tutarının banka tarafından bizzat davacının imzasına 13.10.2010 tarihinde 300.000,00 TL olarak ödendiği, buna ilişkin dekontun banka tarafından dosyaya ibraz edildiği, davacı tarafından hata, hile veya tehdit iddiasının ileri sürülmediği, muvazaa iddiasına dayanıldığı, kimsenin kendi muvazaasına dayanarak hukukça korunan bir hak elde edemeyeceği, dava konusu taşınmazın dava tarihi itibariyle değerine ilişkin alınan bilirkişi raporunda da taşınmazın dava tarihi olan 20.07.2018 tarihindeki değerinin 410.000,00 TL olarak tespit edildiği, satış tarihi olan 2010 yılında taşınmazın değerinin 300.000,00 TL civarında olmasının makul olduğu, davacı tarafın talebinin haklı ve yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; somut olayda her ne kadar davacı taraf davalının kardeşi olan ...'ten borç para alındığını ve teminat amaçlı olarak taşınmazın ... kardeşi davalı ...'e inançlı işlemle temlik edildiğini, ... üzerine atılı tefecilik suçundan mahkumiyetine hükmedildiğini ileri sürerek ... bu davayı açmış ise de banka kaydı ile davalı tarafından çekilen kredinin davacı tarafa 13.12.2010 tarihinde elden teslim edilmiş olduğu sabit olup satışın gerçek satış niteliğinde bulunduğu, davacı ile davalı arasında inançlı işlem bulunduğunun ispat edilemediği, Mahkemece verilen kararda isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesi ile; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı tarafın kardeşinin tefecilik yaptığının yargılama sonucunda kesinleşen karar ile sübut bulduğunu, bu sebeple müvekkili ile davalının kardeşi arasındaki borç ilişkisinin net olduğunu, dava konusu taşınmazın da davalı tarafa borca karşılık teminat olarak verildiğinin açık olduğunu, her ne kadar istinaf mahkemesinin gerekçesinde yapılan satışın gerçek bir satış olduğu yazılmış ise de ortada gerçek ve geçerli bir satış işleminin bulunmadığını, müvekkili davacının ekonomik olarak zor bir dönemden geçtiği sırada davalının kardeşinden tefe yöntemi ile borç para aldığını ve bu borca karşılık teminat olmak üzere dava konusu taşınmazın devredildiğini, akabinde davacı borcunu ödemesine rağmen taşınmazını geri alamadığını, davalı tarafın ceza mahkemesinde tanık olarak verdiği beyanında taşınmazı satın alırken kredi kullandığını ve kredi tutarını abisine verdiğini beyan ettiğinin gerekçeli kararda yazıldığını, bu durumun dahi başlı başına davalı taraf ile müvekkili arasında gerçek bir satış işleminin olmadığının, davalı taraf ile ceza davasının sanığı olan abisi arasından maddi bir bağ olduğunun, işleri sanık abinin yürüttüğünün, ancak işlemlerin kendi adına yapıldığının, birlikte hareket ettiklerinin ve suça iştirak halinde olduklarının en net delili olduğunu, satış işleminde müvekkili adına vekalet ile hareket eden ...’in ceza yargılamasındaki tanık beyanının da açık olduğunu, bu kişinin de davalının abisinin tefecilik yaptığını, kendilerinin de bu duruma düştüklerini, borç sebebiyle evlerini davalının abisine verdiklerini açıkça beyan ettiğini, İlk Derece Mahkemesince ve İstinaf Mahkemesince ceza dosyasının yeterince incelenmediğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali - tescil, olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu 719 ada 47 parsel sayılı taşınmazdaki asma katlı dükkan niteliğindeki 6 nolu bağımsız bölüm davacı ... adına kayıtlı iken davacıya vekaleten dava dışı ... isimli şahıs tarafından 10.12.2010 tarihli satış işlemi ile 60.000,00 TL bedelle davalı ...'e devredildiği, aynı resmi senette dava konusu taşınmaz üzerine ... Bankası lehine 450.000,00 TL bedelli ipotek tesis edildiği, davacının dava konusu taşınmazı aldığı borca karşılık olarak davalıya devrettiğini, borcunu ödemesine rağmen taşınmazın iade edilmediğini ileri sürmek suretiyle eldeki temyize konu davayı açtığı, ... 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/278 Esas, 2017/286 Karar sayılı dosyasında davacının müşteki, davalının abisi ...'in sanık olarak yer aldığı, diğer müştekinin ise ... isimli şahıs olduğu, dava konusu olayla da ilgili olarak tefecilik yapmak ve tehdit suçlarından dolayı yapılan yargılama neticesinde tefecilik suçundan ...'in mahkumiyetine hükmedildiği ve kararın istinaf incelemesinden geçmek suretiyle 29.11.2017 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi, inananla - inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir.
Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.
Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işleme genellikle, teminat teşkil etmek ve iade edilmek üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır.
Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin değinilen bu özellikleri nedeniyle taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazının kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır.
İnanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. Anılan sözleşmelerde taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini, devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. Buna dair akit hükümleri de TBK'nın 26 ve 27. maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır.
Uygulamada mesele, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir. İçtihadı Birleştirme kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatı, şekle bağlı olmayan yazılı delildir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan bu belgenin sözleşmeye taraf olanların veya inanılanın imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi, hem de taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz.
05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir.
Somut olayda, ... 4. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davalının abisi olan ...'in aynen " ... Yine mağdur ...'in müşteki ...'den alacağı varmış. Bana işlerinin kötü gittiğini paraya ihtiyaçları olduğunu ...'in dükkanını satacaklarını söyledi. Ben de dükkanı benim üzerime yapmalarını bankadan kredi çekip onlara verebileceğimi söyledim. Onlarda kabul ettiler. Bunun üzerine ...'in dükkanını kardeşimin üzerine yaptılar biz de bankadan kredi çekerek şahıslara verdik. Aramızdaki anlaşma gereğince kredi borcu ödenince dükkanı iade edecektik....", davalı ...'in ise tanık olarak alınan beyanında ; " .. Ben, ... ve ... isimli kişileri birer defa ancak görmüşümdür, kendilerini tanımamam, ... ise abim olur. ... ve ... ile bir ticari ilişkim yoktur, sadece ...'e ait ...'daki ... yerini abimin adına kredi çıkmaması nedeniyle ben Vize ilçesi ... Bankası şubesinden bedelini hatırlamadığım krediyi kullanarak ... yerini adıma satın aldım. Kredi tutarını bankadan kendim imza karışlığı aldım, daha sonra bu parayı abime verdim, abim ile birlikte ... yerini adıma satın alma işlemlerini yaptık. Bu işlerle abim ilgilendi, ben sadece imza atma işlemini yaptım. Benim, ... ve ... ile bir ilgim olmadığı için abimin faiz karşılığı borç para verip vermediğini ya da komisyon karşılığı çek kırıp kırmadığını bilmiyorum... " şeklinde beyanda bulunarak taraflar arasındaki inanç sözleşmenin varlığını ikrar ettikleri hususunda bir tereddüt bulunmadığı gibi, ceza mahkemesi kararının gerekçesinde de; "...Katılan ...'in sanığı mağdur ... aracılığı ile tanıdığı, 2014 yılında iflas etmesi üzerine Kızı tarafından maddi sıkıntıları nedeni ile 600.000,00 TL'lik çek yazıldığı, Katılanın kredi limitim olmadığı ve çekin karşılığı da bulunmadığı için...'in yönlendirmesi ile ... yanına gittiği. Kendisine bu çeki kırdırmak istediğini, sanığın katılana bu işin teminatsız olmayacağını söylediği, Bunun üzerine katılanın kendisine ait bir dükkanı sanığın üzerine devrettiği, sanığın kredi çektiği, Sanığın bu çekin parasını %6 oranında kendisine komisyon kestikten sonra katılana verdiği böylece sanığın katılan ve mağdurdan aldığı çekleri bozdurma karşılığı % 6 oranında komisyon alarak tefecilik suçunu işlediğinin anlaşıldığı .." ifadelerine yer verildiği, böylece taraflar arasındaki inançlı işlem iddiasının ceza davasında verilen mahkumiyet kararı ve eylemin "hukuka aykırılığını" ve "illiyet bağının varlığını" saptayan maddi olgular ile ispatlandığı anlaşılmış olup bu durumda uyuşmazlık davacının borcunun net bir şekilde tespit edilmesi noktasında toplanmaktadır.
Hâl böyle olunca; yukarıdaki ilkeler doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılmak suretiyle ve davacının karşılıklı edimler içeren inanç sözleşmesine dayanarak dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tescilini isteyebilmesi için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 97. maddesi uyarınca öncelikle kendi edimini yerine getirmesi gerektiği hususu göz önünde bulundurularak taraflar arasındaki borç-alacak ilişkisinin değerlendirilmesi, davacının davalıya borcu var ise miktarı saptanarak Mahkeme veznesine depo ettirilmesi, ondan sonra varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden davacıya iadesine,
Temyiz eden davacı vekili duruşmaya gelmediğinden lehine duruşma vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.