Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2024/1264 K.2025/1695

🏛️ 3. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/1264 📋 K. 2025/1695 📅 18.03.2025

3. Hukuk Dairesi         2024/1264 E.  ,  2025/1695 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/151 E., 2024/258 K.
DAVA TARİHİ : 21.11.2011
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/219 E., 2023/372 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 18.03.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat ... ile davalı ... vekili Avukat ...'un sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin 06.08.2009 tarihinde sağ ayağındaki ağrı nedeni ile davalı şirketin işlettiği ...Özel Cerrahi Hastanesine gittiğini, davalı doktora muayene olduğunu, 13.08.2009 tarihinde beline platin vidalar takıldığını, 18.08.2009 tarihinde ve daha sonraki tarihlerde ağrıları dinmediğinden davalı doktorlara başvurduklarını, davalının her şeyin normal olduğunu söyleyerek sürekli ağrı kesici ilaçlar verdiğini, ağrıları geçmediğinde davalının bu durumun psikolojik olduğunu söylediğini, daha sonra 01.04.2011 tarihinde müvekkilinin omirilik kanallarında daralma nedeni ile ikinci ameliyatı olduğunu, ağrıların kısa bir süre geçtiğini ancak daha sonra artarak yeniden başladığını, daha sonra dava dışı Prof. Dr. ... tarafından 30.05.2011 tarihinde 3. ameliyatı olduğunu, beline takılan vidaların çıkarıldığını, ağrılar sebebiyle psikolojisinin bozularak iki kez intihara teşebbüs ettiğini beyanla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ... vekili; davacının kendisinden önce 06.08.2009 tarihinde ilk olarak nöroloji bölümünde muayene olup, ilaç tedavisi ile ağrıları geçmeyince 11.08.2009 tarihinde kendisine muayene olduğunu, ameliyata davacının MR ve dinamik fonksiyonel röntgeni sonuçları doğrultusunda karar verildiğini, hastaya bilgilendirme yapıldığını, tüm risklerin anlatıldığını ve bunun üzerine onay formu imzalanarak ameliyat yapıldığını, davacının ağrıları nedeni ile 1 yıl sonra başvuruda bulunduğunu, o zamana kadar herhangi bir şikayetinin bulunmadığını, kusuru olmadığını beyanla davanın reddini talep etmiştir.
2. Davalı ... Cerrahi Sağlık Hiz. A.Ş. vekili; davacının bel fıtığı ameliyatının doğru olduğunu, hastaya tüm bilgilendirmenin yapıldığı ve risklerin anlatıldığını, onay formunun imzalandığını, sorumluluğunun bulunmadığını beyanla, davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ... Üniversitesi .... Fakültesinden oluşan 1 genel cerrah, 3 ortopedi ve 1 psikiyatri konusunda uzman bilirkişilerin 15.08.2023 tarihli raporunda özetle; davacıya yapılan cerrahi tedavilerin, hastanın onamı ile yapılmış olduğu, yapılan tedavi süreçlerinde gelişen sonuçların, literatürde de belirtildiği üzere cerrahi komplikasyon sınırları içinde değerlendirildiği, genel cerrahi ile omurga cerrahisi, omurilik ve bel fıtığı cerrahisi ile ilgili düstur ile alakalı herhangi bir sorun görülmediği, cerrahi tedaviyi yapan hekimin alanında yetkin ve branşlaşmış bir hekim olduğu şeklinde görüş ve tespitlerine yer verilmiş olup, hastaneye ve hekime atfedilecek kusur tespit edilmediğinden, açılan davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 17.12.2018 tarihli 2. Adli Tıp İhtisas Kurulunun düzenlediği rapor ile Üniversite Öğretim Üyelerinden alınan bilirkişi raporlarına göre davalı doktor tarafından yapılan tedavi işlemlerinin tıp kurallarına uygun olduğunun tespit edildiği, somut olayda meydana gelen neticede davalı doktorun kusurunun bulunmadığı dikkate alındığında, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre davacının istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz başvurusunda bulunulmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; davalı doktor tarafından gerçekleştirilen tıbbi uygulamaların beyin ve sinir cerrahisi (nöroşirürji) branşı ile ilgili olduğu halde, içerisinde bu alanda uzmanlığı bulunan tek bir doktorun dahi bulunmadığı bilirkişi heyeti raporuna itibar edildiğini, ameliyat sonrası süreçte gerekli kontrol ve tetkikleri yaptırmaması ve ağrıların sebebini uzun süre teşhis edemeyerek psikiyatrik tedaviye yönlendirmesi üzerine müvekkilinin fiziksel ve psikiyatrik sağlığının bozulduğunu, davalının dosyaya yansıyan davranış ve beyanlarından da kusurunu kabullendiğinin açıkça anlaşılmasına rağmen yerel mahkemece önceki istinaf bozma ilamı doğrultusunda hiçbir inceleme ve araştırma yapmayan, operasyon öncesi ve sonrası süreçleri, tedavide uzun süreli gecikmeyi göz ardı eden, eksik incelemeye dayalı ve objektiflikten uzak 15.08.2023 tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alındığını, alternatif tedavi yöntemlerinin denenmediğini ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, hekim hatası sebebiyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin bel fıtığı şikayetiyle ameliyat olduğunu, ağrılarının hafiflemediğini, iki kez daha ameliyat olmak zorunda kaldığını, sürecin iyi yönetilmediği ve davalıların kusurlu olduğundan bahisle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
Mahkemece aldırılan Adli Tıp Kurumunun 22.03.2017 tarihli raporunda, "dava konusu olayda kişinin tedavisine katılan ... görevlilerinin uygulamalarının tıp bilimince genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun olduğu, dolayısıyla ilgili sağlık çalışanlarına atfı-kabil kusur bulunmadığı"na ilişkin görüş ve tespitlerine yer verildiği anlaşılmaktadır.
Davalıların kusuru neticesinde oluşan var ise davacının maluliyet oranının belirlenmesi için dosya Adli Tıp Kurumuna yeniden tevdi edilmiş, Adli Tıp Kurumu 17.12.2018 tarihli raporunda "davalı ... çalışanlarına atff-ı kabil kusur bulunmadığı cihetle maluliyet tayinine mahal olmadığı"na ilişkin görüş bildirmişlerdir.
Mahkemenin 08.04.2018 tarihli kararıyla; bilirkişi raporları hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmişse de, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19.H.D'nin 05.07.2021 tarihli ilamı ile "Tanık olarak dinlenen ... duruşmadaki beyanlarında kontrol filmi çekilmiş olması halinde şikayetlere neden olan vida gevşemesinin tespit edilebileceğini, vida gevşemesi olasılığının şeker hastalarında daha yüksek olduğunu beyan etmiştir. Davacıya uygulanan ilk ameliyat ile son ameliyat arasında 1 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen davacının şikayetlerinin devam etmiş olduğu, şikayetlere neden olan vida gevşemesini 30.05.2011 tarihinde başka bir hastanede hekim tarafından gerçekleştiren ameliyatla son bulduğu tanık beyanlarıyla birlikte dikkate alındığında ameliyatın usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığı hususunun yanı sıra ameliyat sonrası gelişen komplikasyona süresinde usulüne uygun olarak müdahale edilip edilmediği hususu da önem arz etmektedir. Alınan bilirkişi raporunda bu hususlar değerlendirilmemiş olduğundan mahkemece üniversitelerin alanında uzman bilirkişilerden heyet oluşturularak gerek ameliyatın gerçekleştirilmesinde hastanenin veya hekimin kusurunun bulunup bulunmadığı gerekse de ameliyat sonrası oluşan komplikasyona süresi içerisinde usulüne uygun olarak müdahale edilip edilmediği hususlarında rapor alınarak sonucuna göre hüküm kurulması" gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak, Mahkemesine iadesine karar verilmiştir.
Kaldırma kararı sonrasında Mahkemece İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp
Fakültesinden oluşan 1 genel cerrah, 3 ortopedi ve 1 psikiyatri konusunda uzman bilirkişilerden (doktorlar) oluşan heyete dosyanın rapor tanzimi için tevdi edildiği, buna göre "hastanın ikinci ameliyatından sonra psikiyatrik sorunlar yaşamaya başladığı, ameliyatlar sonrasında ağrılarının artması, yoğun stres ve işlev kaybıyla birlikte depresyon, könversiyon bozukluğu ve öbsesif kompulsif bozukluk belirtilerinin tetiklenmiş olduğu, üçüncü ameliyatın ardından düzelemeyeceğini düşünen hastanın ilaçla intihar girişiminde bulunduğu, antidepresan ve ikinci kuşak antipsikotik ilaçlarla yapılan tedavi sonrasında zamanla yakınmalarının kaybolduğu, dosyadan hastanın birinci ameliyatından 4 yıl önce depresyon geçirdiği ve iki yıl süreyle antidepresan kullandığı yönünde bilgiler elde edildiği, eşinin aktardıklarına dayanılarak hastada uzun yıllardır obsesif kompulsif bozukluğun mevcut olduğunun düşünüldüğü, hastanın ameliyat öncesindeki psikiyatrik durumuna ilişkin, eşinden elde edilen geçmişe dönük bilgiter dışında herhangi bir muayene bulgusu ya da tedavi bilgisinin dosyada mevcut olmadığı, yapılan cerrahiye ait ortopedi ve travmatoloji branışı ile ilgili düsturla alakalı olumsuz bir görüş oluşmadığı, literatür kaynaklarıda dikkate alındığında belirtildiği gibi bel cerrahisi sonrası ağrının devam etmesinin mümkün olabileceğinin tıbbi literatürde de bildirildiği, Ortopedi ve Travmatoloji ile ilgili olarak davalı doktorun yapılan cerrahi ve sonrasındaki gözlem sürecinde kusurlu olmadığı, yapılan ameliyatların omurga - sinir cerrahisiyle branşlaşmış bir ortopedi ve/veya nöroşiruji hekimi tarafından yapılmış olması gerekliliği, Genel Cerrahi ile ilgili bir komplikasyon olmadığı, cerrahiye ait dustur ile ilgili bir olumsuz görüş olmadığı, Genel cerrahi değerlendirmede davalı doktorun ve hastanenin kusurlu olmadığı" kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
Ne var ki İlk Derece Mahkemesi kaldırma kararı sonrası oluşturulan bilirkişi heyetinde, Beyin ve Sinir Cerrahisi (nöroşirürji) branşında uzman doktor bulunmadığı gibi ayrıca kontrol filmi çekilmiş olması halinde şikayetlere neden olan vida gevşemesinin tespit edilip edilemeyeceği, vida gevşemesi olasılığının şeker hastalarında daha yüksek olduğunun beyan edildiği, davacıya uygulanan ilk ameliyat ile son ameliyat arasında 1 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen davacının şikayetlerinin devam etmiş olduğu, şikayetlere neden olan vida gevşemesini 30.05.2011 tarihinde başka bir hastanede hekim tarafından gerçekleştiren ameliyatla son bulduğu tanık beyanlarıyla birlikte dikkate alındığında ameliyatın usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığı, bunun yanı sıra ameliyat sonrası gelişen komplikasyona süresinde usulüne uygun olarak müdahale edilip edilmediği hususları yeterince değerlendirilmemiş olduğundan, bu itibarla bilirkişi raporunun eksik ve yetersiz olduğu anlaşılmıştır.
Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince üniversitelerin alanında uzman bilirkişilerden (Beyin ve Sinir Cerrahisi - Nöroşirürji alanında uzman doktor dahil) heyet oluşturularak, yukarıda açıklanan hususlar da değerlendirilmek suretiyle, gerek ameliyatın gerçekleştirilmesinde hastanenin veya hekimin kusurunun bulunup bulunmadığı, gerekse de ameliyat sonrası oluşan komplikasyona süresi içerisinde usulüne uygun olarak müdahale edilip edilmediği hususlarında taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA,
28.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalı ...'dan alınıp davacıya verilmesine
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.